17 Kasım 2019, Pazar - 06:17

Gönderen Konu: Adalar Denizi  (Okunma sayısı 938 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Adalar Denizi
« : 27 Ekim 2018, Cumartesi - 20:45 »
Advertisement
Başlıca Ege Denizi Sorunları

Ege Denizi’ndeki başlıca sorunlar esas olarak 5 kategori altında toplanmaktadır:

1. Bunlardan ilki karasuları ve kıta sahanlığı ile bu alanların sınırlandırmalarını da kapsayan deniz yetki alanlarıyla ilişkilidir.

a)Karasuları
Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz sınırı henüz bir anlaşmayla belirlenmemiştir.

Şu anda, hem Türkiye hem de Yunanistan karasularının Ege Denizi’ndeki genişliği 6 deniz milidir. Türkiye’nin ve Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki sahillerinin coğrafi konumu birbirine yan yana ve aynı zamanda karşı karşıyadır, bu da bir sınırlandırmayı gerekli kılmaktadır.

Deniz alanlarının kesiştiği ya da bir noktada birleştiği yerlerdeki yakın ya da karşıt konumlar arasında bulunan deniz alanları sınırlarının anlaşmayla belirlenmesi gerekliliği uluslararası hukukun temel bir kuralıdır.

Bununla birlikte, Ege Denizi örneğinde, sahillerin karşıt olduğu alanların yanı sıra sahillerin bitişik olduğu bölgelerde de karasuları çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan arasında herhangi bir deniz sınırı mevcut değildir.

Karasularının 12 deniz miline çıkarılması, Ege Denizi’ndeki çıkar dengelerini Türkiye’nin aleyhine orantısız bir şekilde değiştirecektir. Şu anda, sahip olduğu birçok ada sebebiyle, Yunanistan’ın karasuları Ege Denizi’nin %40’ını oluşturmaktadır. Karasularının 12 deniz miline çıkarılması durumunda bu oran %70’e yükselmektedir. Bu durumda açık deniz büyüklüğü %51’den %19’a düşerken, Türkiye’nin karasuları da Ege Denizi’nin %10’undan daha az kalmaktadır.

b)Kıta Sahanlığı
Ege’deki deniz yetki alanları ile ilgili bir başka temel sorun Türkiye ve Yunanistan arasındaki kıta sahanlığı sınırının belirlenmesi konusudur.

Ege’de Türkiye ve Yunanistan’a ait kıta sahanlığının sınırları henüz belirlenmemiştir. Şu anda ne Türkiye ne de Yunanistan Ege’de 6 deniz mili mesafesindeki karasularınının ötesinde, sınırlandırılmış bir deniz yetki alanına sahip değildir.

Tartışmanın esas konusu, “Ege Denizi kıta sahanlığının Türkiye ve Yunanistan arasında, iki kıyı devletinin 6 deniz mili olan karasularının ötesindeki alanların da sınırlandırılmasıdır”.

2. Ege sorunlarının bir diğeri 1923 Lozan Antlaşması, 1947 Paris Antlaşması ve konuya ilişkin diğer uluslararası belgeler çerçevesinde Doğu Ege Adaları’nın silahsızlandırılmış statüsüdür.
Doğu Ege Adaları, 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması da dahil olmak üzere birtakım uluslararası antlaşmalarla silahsızlandırılmıştır.

Halen yürürlükte olan ve dolayısıyla Yunanistan’ı yasal olarak bağlayan bu uluslararası anlaşmalar, Doğu Ege Adalarının silahlandırılmasını yasaklamakta ve bu maksatla Yunanistan’a yasal yükümlülükler ve sorumluklar da getirmektedir.

Bununla birlikte, Yunanistan Türkiye’nin itirazlarına rağmen uluslararası hukuk çerçevesinde ahdi taahhütlerini ve antlaşmalardan doğan yükümlülüklerini ihlal ederek 1960’lardan beri adaları silahlandırarak Doğu Ege Adalarının silahsızlandırılmış statüsüne aykırı hareket etmektedir.

Diğer taraftan Yunanistan, 1993’te Uluslararası Adalet Divanının zorunlu yargı yetkisini kabul ederken, “ulusal güvenlik çıkarları” ile ilgili askeri önlemlerden kaynaklı hususlara ilişkin olarak Divanın zorunlu yargı yetkisine çekince koymuştur. Yunanistan bu şekilde adaların silahlandırılmasına ilişkin bir tartışmanın Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini engellemeyi hedeflemiştir. Bu durum, Yunanistan’ın anlaşma yükümlülüklerini ihlal ettiğinin Yunanistan tarafından zımnen kabul edilmesidir.

3. Ege’ye ilişkin bir başka temel sorun, bazı coğrafi formasyonların yasal statüsüne ilişkindir.
Ege’deki bazı coğrafi formasyonların hukuki statüsüyle ilgili anlaşmazlık konusu esas itibariyle, antlaşma yorumuna ilişkin bir uyuşmazlıktır.

Bu uyuşmazlık, belli coğrafi formasyonların hukuki statüsü ve Ege’deki statükoyu belirleyen antlaşma hükümleri çerçevesinde bu formasyonların üzerindeki egemenliğin aidiyeti ile ilgilidir.

Böylelikle tartışma, ilgili ve geçerli uluslararası enstrümanların egemenlik ile ilgili hükümlerinin anlamı, kapsamı ve hukuki sonucuyla ilişkili, tarafların birbirinden farklı yorumlarından doğan iddiaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Türkiye, uluslararası alanda geçerliliği olan enstrümanlarla açık bir biçimde Yunanistan’a bırakılmış olan adalar, adacıklar ya da bu tür formasyonlar üzerinde herhangi bir hak iddia etmemektedir. Ancak Ege Denizi’nde egemenliği açık olarak Yunanistan’a bırakılmayan birçok adacık ve coğrafi formasyon olduğu da tartışmasız bir gerçektir.

Bu tartışmalı coğrafi formasyonlardan bazıları Türkiye’nin Ege Denizi sahillerine çok yakındır. Aslında bu mesele, iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesinin önündeki engellerden biridir.

4. Ege sorunlarının dördüncüsü, Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı olarak ulusal hava sahasının 10 deniz mili genişliğinde olduğunu iddia etmesi ve Uçuş Bilgi Bölgesi (FIR) sorumluluğunu istismar etmesidir.
Yunanistan’ın 10 deniz mili genişliğinde ulusal hava sahası iddiası Ege hava sahası anlaşmazlığının temelini oluşturmaktadır. Bu ihtilafın ana nedenleri Uçuş Bilgi Bölgesi (FIR) sorumluluğunun Yunanistan tarafından ısrarla istismar edilmesi ve Yunanistan’ın karasuları genişliğinin 6 deniz mili olmasına karşın, ulusal hava sahası genişliğinin 10 deniz mili olduğuna yönelik Yunan iddiasıdır. Uluslararası hukuka göre, bir ülkenin karasuları genişliği aynı zamanda o ülkenin ulusal hava sahasının genişliğini de belirler. Yunanistan 1931 yılında o tarihte karasularının genişliği 3 deniz mili olmasına karşın, ulusal hava sahasını 10 deniz mili olarak deklare etmiştir. Yunanistan daha sonra 1936 yılında karasularını günümüzde uyguladığı 6 deniz miline çıkartmıştır. Bu nedenle Yunanistan’ın ulusal hava sahasının 10 deniz mili olduğu iddiası uluslararası hukuk çerçevesinde savunulabilir bir yanı bulunmamaktadır. Yunanistan’ın 6 deniz mili genişliğinde olan karasuları ile 10 deniz mili olarak deklare ettiği ulusal hava sahası arasında kalan saha uluslararası hava sahasıdır. Yunanistan’ın 10 deniz mili genişliğindeki hava sahası iddiası ne uluslararası alanda ne de Türkiye tarafından tanınmaktadır.

5. Ege sorunlarının beşinci kategorisi Arama Kurtarma (SAR) Faaliyetleriyle ilgilidir.
Denizde Arama Kurtarma faaliyetleri 1979 tarihli Denizde Arama Kurtarmaya ilişkin Uluslararası Sözleşme (Hamburg Sözleşmesi) ile düzenlenmiştir.

Hamburg Sözleşmesi’ne göre, ilgili taraflar arasında anlaşma yoluyla arama ve kurtarma sahaları belirlenemediği takdirde taraflar, böyle bir anlaşma yapılana kadar arama ve kurtarma hizmetlerinin kapsamlı koordinasyonu için çaba sarfedeceklerdir. Türkiye’nin bu hedefe yönelik müteaddit çağrılarına rağmen Ege’de böyle bir koordinasyon kurulamamıştır.

Ayrıca arama ve kurtarma sahalarında varılacak anlaşmanın uygulanabilir olması gerektiğinden açık denizlerdeki arama kurtarma sahalarıyla uyumlu olmalıdır. Uluslararası Sivil Havacılığa ilişkin Şikago Sözleşmesi’nin 12. Eki, deniz ve hava arama kurtarma sahalarının arasında net bir ayrım yapmakta ve açık denizlerde yürütülen arama kurtarma faaliyetleri çerçevesinde konunun deniz boyutu önceliğine vurgu yapmaktadır.

Türkiye kendi arama kurtarma sahasını (Search and Rescue Region–SRR) deklare etmiş, ilgili IMO Küresel SAR Planına kaydettirmiştir. Türkiye kendi bölgesinde, insan hayatını kurtarmaya yönelik arama ve kurtarma faaliyetlerini etkin biçimde sürdürmektedir.

Türk ve Yunan Arama Kurtarma Bölgeleri çakıştığından bu çakışan alanlarda gerçekleştirilen tüm arama kurtarma operasyonlarının 1979 Hamburg Sözleşmesi Madde 2.1.5’e uygun olarak eşgüdüm halinde düzenlenmesi gerekmektedir.

Yunanistan ile Türkiye arasında arama kurtarma bölgeleri hakkındaki uyuşmazlık temel olarak Yunanistan’ın konuya egemenlik meselesi olarak yaklaşmasından kaynaklanmaktadır. İnsan hayatını kurtarmaya yönelik olarak belirlenen arama kurtarma bölgeleri egemenlik alanları değil hizmet sahalarıdır.

http://www.mfa.gov.tr/baslica-ege-denizi-sorunlari.tr.mfa
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2018, Pazartesi - 01:27 Gönderen: Caner Çetin »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalar Denizi
« Yanıtla #1 : 27 Ekim 2018, Cumartesi - 20:57 »
ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN EGE HAVA SAHASINDA TÜRKİYE VE YUNANİSTAN ARASINDAKİ SORUNLAR

  Özet: 1973’ten bu yana Ege Denizi’nde yaşanan gerilimler Türkiye ve Yunanistan’ı üç defa savaşın eşiğine getirmiştir. Bunun sonucunda birbiriyle zincirleme bağı olan karasularının genişliği, kıtasahanlığı,hava sahası, egemen topraklar üzerinde uçuş, antlaşmalara aykırı olarak adaların silahlandırılması, münhasır ekonomik bölge ile ilgili çok sayıda hukuki sorun ortaya çıkmıştır Bununla birlikte günümüzde iki devlet arasında daha sık gerçekleştirilen ikili görüşmeler neticesinde bir normalleşme süreci yaşanmaktadır. Bu görüşmeler sayesinde Temmuz 2013’ten bu yana Ege hava sahasında iki ülke arasında herhangi bir çatışma meydana gelmemiştir.Ege’deki hava sorunları ile bağlantılı uyuşmazlıkların esasında hukuki ve teknik yönleri bulunmaktadır. İlgili uyuşmazlıklar üç grup altında toplanabilir:
1) Yunanistan’ın 6 mil karasularına sahip olmasına rağmen 10 millik hava sahası iddiası;
2) FIR (uçuş bilgi bölgesi) sorunları ve 3) NATO hava kontrol sorunları. Bu makalenin de amacı,
bu hava sahası sorunlarını anılan iki devletin ulusal düzenlemeleri ve uluslararası hukuk kuralları açısından değerlendirmektir.

Devamı

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-109-1329
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalar Denizi
« Yanıtla #2 : 27 Ekim 2018, Cumartesi - 21:01 »
Ege Adaları Meselesinin Geçmişi Nasıl Şekillendi?



19. yüzyılın başlarında Yunanistan devleti kurulurken bazı Batı Ege adaları bu devlete bağlanmıştı. Yunanistan diğer Ege adalarını da ele geçirmek için çalışmalar yapmış, Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye bırakılan Bozcaada, Gökçeada ve İtalya’nın sahip olduğu Meis ve On İki Ada dışında kalan diğer adalar Yunanistan’a bırakılmıştı. II. Dünya Savaşı sonunda galip gelen devletlerin İtalya’yla imzaladıkları Paris Antlaşması’yla Meis ve On İki Ada Yunanistan’a verildi (1947). Böylece Ege Denizi’nde bulunan Bozcaada ve Gökçeada dışındaki adalar Yunanistan’a bağlandı.

Yunanistan, Ege Denizi’nin doğusuna da yerleştikten sonra Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut haklarını ortadan kaldırarak bu denizin tümüne egemen olmak istemiştir. 1974’ten itibaren bu amaçla yaptığı girişimler Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde gerginliğin artmasına ve Ege Denizi sorununun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Bu sorunlar Ege adalarının silahlandırılması, kıta sahanlığı, kara sularının 12 mile çıkarılması ve Ege hava sahası şeklinde sıralanabilir.

Ege Adalarının Silahlandırılması

Yunanistan, özellikle 1963 Kıbrıs bunalımından itibaren Ege Denizi’nde Türkiye kıyılarına yakın olan adalarla birlikte 1947’de İtalya’dan aldığı Meis ve On İki Ada’yı, Lozan Antlaşması’na aykırı olarak gizlice silahlandırmaya başladı. Bunun üzerine Türkiye bu konuyla ilgili 1964’ten itibaren farklı zamanlarda Yunanistan’a nota vermiştir. 1974’ten itibaren Yunanistan, Ege adalarını açık olarak silahlandırmaya devam etti. Yunanistan adaları NATO tatbikatı kapsamına aldırtarak silahlanma faaliyetlerini meşrulaştırmak istemiştir.

kıta sahanlığı sorunu ile ilgili görsel sonucu

Kıta Sahanlığı Sorunu

Yunanistan 1961’den itibaren şirketlere Ege Denizi’nin kuzey ve batı kıyılarında petrol arama ruhsatı vermeye başladı. 1970 başlarında arama ruhsat alanını Doğu Ege’yi kapsayacak şekilde genişletti. Böylece Yunanistan Ege Denizi’nde Türkiye ile deniz sınırlarını kendisine göre belirlemeye çalışması iki ülke arasında anlaşmazlığa sebep oldu.

Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki bu faaliyetleri üzerine Türkiye de 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına Ege’nin açık deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama ruhsatı verdi. Yunanistan’ın bu duruma itirazı iki ülke arasında ”Kıta Sahanlığı Sorunu”nu ortaya çıkardı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı‘nın gerçekleştirilmesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi.

1976’da Türkiye’nin Sismik-I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde bir araştırma yapması üzerine Yunanistan BM Güvenlik Konseyi sorunun ikili müzakereler yoluyla çözümlenmesi kararı aldı. Uluslararası Adalet Divanı ise Yunanistan’ın Ege’nin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol arama girişimlerinin durdurulması isteğini reddetti. BM Güvenlik Konseyi’nin ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarından sonra iki ülke temsilcileri Bern’de bir araya geldi. Görüşmeler sonucunda imzalanan ‘Bern Deklarasyonu’ ile taraflar Ege Denizi’nde kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamayı kabul etti.

Kara Sularının 12 Mile Çıkarılması

Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’nde kara suları genişliği 3 mil olarak kabul edilmişti. Bu genişlik 1936’da Yunanistan 1964’te Türkiye tarafından 6 mile çıkarıldı. 1974’ten itibaren Yunanistan değişik dönemlerde kendi kara sularını 12 mile çıkaracağını ileri sürdü. Bu durum Türkiye tarafından tepkiyle karşılandı.

Ege Denizi’nin %49’unu tüm devletlerin kullanımına açık olan uluslararası sular, %43,6’sını Yunan kara suları, %7,4’ünü de Türk kara suları oluşturmaktaydı. Ege Denizi’nde kara sularının 6 milden 12 mile çıkması halinde uluslararası alan %27,3, Yunan kara suları %64,1,  Türk kara suları %8,5 şeklinde değişecekti. Böylece Yunanistan, Ege Denizi’nde -adaların çokluğu nedeniyle- büyük oranda egemenlik hakkına sahip olabilecek ve üstünlük sağlayabilecekti. Bu durum, Türk gemi ve uçaklarının Ege’den Akdeniz’e çıkışlarına büyük sınırlamalar getirecek, Batı Anadolu ve Boğazlar bölgesinin savunasını da olumsuz etkileyecekti.

Türkiye 1976’da Yunanistan’ın kara sularını 6 milin üzerine çıkarmasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini ve böyle bir uygulamanın savaş nedeni olacağını açıkladı.



Ege Hava Sahası (FIR Hattı – Uçuş Bilgi Bölgesi) Sorunu
1974’te kadar bir problem oluşturmayan FIR hattı, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etti. Türkiye 6 Ağustos’ta yayınladığı NOTAM(Havacılara İhtar Bildirimi) ile yeni bir FIR hattı oluşturdu. Bu hatta göre; Türkiye yönünde uçuş yapan her uçak Türk kıyılarına 50 mil kala durumunu ve uçuş planını Türk yetkililere bildirecekti.

Yunanistan ise Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra, 16 Ağustos’ta Ege Denizi’nin tümünü ”tehlikeli bölge” ilan ederek ve bölgede FIR hizmetlerini durdurarak Ege semalarını uluslararası hava trafiğine dolayısıyla da Türk sivil ve askeri uçaklarına kapattı. Türkiye’nin Ege’deki haklarını zedeleyen bu durum, özellikle sivil havacılık yönünden çeşitli zorluklarla karşılaşılmasına ve iki ülke arasında da yeni bir sorunun ortaya çıkmasına yol açtı.

1977’de Türkiye’nin, Ege hava sahasını Yunanistan ile ortaklaşa kontrolü konusundaki girişimleri Yunanistan tarafından kabul edilmedi. NATO‘nun Türkiye ve Yunanistan ile yaptığı temaslar sonucunda her iki tarafın da daha önceden almış olduğu Ege hava sahası ile ilgili kararları yürürlükten kaldırmaları ile sorun çözüldü. Ege Denizi tekrar sivil havacılığa açıldı.

https://www.stratejikortak.com/2018/01/ege-adalari.html
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalar Denizi
« Yanıtla #3 : 27 Ekim 2018, Cumartesi - 21:12 »
Yunanistan'ın 12 mil kararı savaş sebebi sayılır
Prof. Dr. Selami Kuran
Yunanistan’ın Ege Denizin’de karasuları genişliğini 12 mile çıkarmak istemesi, iki ülke arasındaki 'alarm' seviyesini 23 yıl sonra yeniden en üst düzeye çıkardı. Hatırlanacağı üzere 1995 yılında da Yunanistan kara sularını 12 mile çıkarmak istemiş ve Türkiye tüm dünyaya bu kararı 'savaş sebebi' sayacağını ilan etmişti.



Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemlerde Doğu Akdeniz ve Ege'de devam eden gerilim, son günlerde Yunan tarafının 12 mil çıkışı ile yeni bir boyut kazandı.
 
Türkiye'den gelen güçlü tepkilerin ardından, Yunanistan Başbakanı Çipras'ın 12 mile ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini durdurduğu, bu adımların yasa tasarısı olarak meclise getirilmesi yönünde karar verdiği öne sürülmüştü.
 
TBMM tüm dünyaya ilan etmişti
 
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selami Kuran, yenisafak.com’a yaptığı açıklamada Yunanistan’ın Ege denizinde karasuları genişliğini 12 mile çıkarmak istemesinin ilk kez yaşanmadığını vurguladı.
 
1995 yılında da Yunanistan ile Türkiye arasında benzer bir sürecin geçtiğini hatırlatan Prof. Dr. Kuran, "Yunanistan, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi onaylandıktan sonra bu konuda bir yasa çıkarmak istedi. Türkiye o zaman TBMM'den ortak bir karar çıkartarak Yunan karasularını 12 mile çıkarılması durumunda bunu bir savaş nedeni sayacağını tüm dünyaya ilan etti" dedi.
 
"Yunanistan'ın alacağı kararın bağlayıcı bir hükmü yok"
 
Yunanistan’ın 1982 tarihli BM Deniz Hukuku sözleşmesine dayanarak bunu yapmak istediğine dikkati çeken Prof. Dr. Kuran, şöyle devam etti:
 
"Ancak bunu Türkiye ye karşı yapamaz. Çünkü bu sözleşmeye Türkiye taraf değildir, imzalamamıştır. Yani sözleşme bu konuda Türkiye için uluslararası hukuk açısından bağlayıcı değildir. Kaldı ki sözleşmenin 3.maddesi her durumda karasuları genişliği 12 mil ilan edilir demiyor. Sadece 12 mile kadar ilan edilebilir hükmünü öngörüyor. Yani 3, 6, 10 olabilir ama bunun en üst sınırı 12 mil. Yani 12 mil kuralı tüm alan için kesin kural değil."
 
"Türkiye bu adımı beka sorunu kabul eder"
 
"Karasuları genişliği bir devleti deniz ülkesi ile ilgili bir konudur. Yani bir devletin sınırlarını tespit etmek anlamına gelir" şeklinde konuşan Kuran, şunları kaydetti:
 
Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması demek Yunanistan’ın sınırlarının genişlemesi anlamına gelir. Bu adım çok net bir şekilde Türkiye’nin Ege denizinde hareket alanının ciddi anlamda sınırlaması anlamına gelir.
 
Türkiye’nin bunu stratejik ve güvenlik açısından kabul etmeyeceğini biliyoruz.
 
"6 mil'de kalınmalı"
 
Sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ya da Dışişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın sözleri değil, bu konunun Milli Güvenlik Kurulu'nda ele alınması ve kararlar arasında ilan edilmesi de son derece önemlidir.
 
Türkiye'nin bu konudaki tezi her iki ülkenin de 6 mil ile sınırlı kalması ve Ege denizinden eşit şekilde faydalanmasıdır. Mevcut uygulama da bu şekildedir."

https://www.star.com.tr/guncel/prof-dr-selami-kuran-yunanistanin-12-mil-karari-savas-sebebi-sayilir-haber-1400176/
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Adalar Denizi
« Yanıtla #4 : 12 Kasım 2018, Pazartesi - 14:23 »
Yunanistan’ın Lozan Antlaşması’na göre ağır silah bulundurulmasının yasak olduğu gayri askeri statüdeki Sakız Adası’nda ağır silah atışları yaptığı öne sürüldü. Eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, “İktidar ve yetkililer biliyor, sesini çıkarmıyor” dedi.

Sözcü’den Ali Ekber Ertürk’ün haberine göre, gayri askeri statüdeki Sakız Adası’nda ağır silah atışları yapıldı. Sözcü’ye konuşan eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, Yunanistan’ın mülkiyeti Türkiye’ye ait olan adalarda askeri tatbikat ve ağır silah atışları yaptığını açıkladı.

Yalım, “Yunanistan, gayri askeri statüdeki Sakız Adası’nda, 30-31 Ekim 2018’de top, ağır piyade silahları ve uçaksavar makineli tüfek atışları yaptı. İzmir Çeşme’nin tam karşısındaki Sakız Adası’nda yapılan ağır silah atışları Ege Denizi’ndeki seyir güvenliğini ve hava trafiğini tehlikeye attı. Sakız Adası, 13-14 Şubat 1914 tarihli 6 Büyük Devlet Kararı ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi’ne göre gayri askeri statüde. Sakız Adası’nın mülkiyeti ile deniz yetki alanları Türkiye’ye bırakıldı. Yunanistan adaya herhangi bir askeri birlik konuşlandıramaz, askeri tatbikat ve ağır silah atışı yapamaz. Yunanistan burnumuzun dibinde gümbür gümbür topçu atışı yaparken ve Türkiye’yi tehdit ederken iktidar, TSK ve yetkililer olanı biteni turist gibi izledi. Yunanistan’a nota bile verilmedi” diye konuştu.

Alıntı: Defence Limit.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun