ASKERÎ DÜŞÜNÜŞ > Harp Sanayii

Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları

(1/3) > >>

YörükEfe:
SİHA’ların etkisi nasıl artırılır?


Aybars Meriç

Bu sefer çok daha farklı bir yazı dizisi ile karşınızdayım. Bildiğiniz gibi bilgi fikir sahibi kılar. Fikir analiz yeteneğinizin temel taşıdır. Analiz yeteneği ise çözüm üretmenin ilk ve onulmaz gerekliliğidir. Bundan sonra üretmiş olduğum çözümlerden bazılarını halka açık biçimde yayınlayacağım. Değerlendirip değerlendirmemek ilgili makamlara kalmış bir husustur. Fakat bu çözümlerin siz uzman okuyucularımızın da bilgi ve deneyim süzgecinden geçmesi, görüş ve katkılarınızla daha da iyi hale gelmesi öncelikli arzumuzdur.

En basit ve temel çözüm önerilerinden başlayarak projelerimizi sıralayalım:

Proje 1 – Daha hesaplı SİHA mühimmatı                                                                                                          

Bildiğiniz gibi TSK envanterinde ANKA ve Bayraktar serisi SİHA’lar bulunmaktadır. Bunlar şu an için MAM-C ve MAM-L mühimmat tiplerini kullanmaktadırlar. Bu iki mühimmatın da sevk yakıtı yoktur ve serbest düşümlüdür. Lazer algılayıcıya sahiptir ve SİHA tarafında lazerle işaretlenen hedefe yönelir. Akıllı mühimmatlar olup hata düzeltme ve rota tespiti gibi hususları kendi başlarına hesaplarlar.



Problem : Mühimmat maliyetini nasıl düşürebiliriz?

Çözüm  : Söz konusu mühimmat tipleriyle ilgili komple teknik veri paketi ve tüm detaylar ilgili kurumlarca bilinmektedir. Bu mühimmatların uçuş ve seyir profilleri bellidir. Meteorolojik koşullardan etkilenmeleri de hesaplanabilir niteliktedir. Bir SİHA’nın bu serbest düşümlü mühimmatları kullanmak için girmesi gereken atış paterni de gerekli bir ön şarttır. Öyleyse bu her zerresine hâkim olduğumuz mühimmatın bilgilerini, daha hesaplı ve düşük maliyetli bir güdüm sistemine geçiş yapmak için kullanabiliriz.

Şimdi var sayalım ki… Bu mühimmat üzerindeki lazer algılayıcı başlık ve karmaşık bilgi işlem elemanlarını tamamen çıkardık. Çok ciddi bir maliyet düşüşü sağlarız. Mühimmatın arkasına belirli bir frekansta titreşen IR Led koyalım. Böylece mühimmatın havadaki seyrini ve her türlü sapmasını takip edebiliriz. SİHA üzerindeki gözlem ekipmanı bu sayede hem hedefi hem mühimmatı takip edebilir hale gelir. Mühimmatın üstünde bir güvenli ve frekans atlamalı RF anten olsun. Bu RF anten ile SİHA mühimmata gerekli yönlendirme ve hata düzeltmeyi iletebilir. Böylece SİHA bu ucuz tip mühimmatı aynı başarıyla hedefine ulaştırabilir.

Burada can alıcı nokta şudur. Biz mühimmatın üzerindeki tek kullanımlık aklı ve onu desteklemesi (batarya dâhil) gereken sayısız alt elemanı çıkaracak; bu aklı SİHA sistemi üzerinde bir program haline getirecek, birden çok sefer kullanılabilir bir yapıya kavuşturabileceğiz. Böylece yarı akıllı ve ciddi biçimde hesaplı yeni bir SİHA mühimmatı doğmuş olacaktır.

Yorumlar: Çok gelişmiş EH kabiliyetine sahip olan unsurlar tarafından, frekans atlamalı ve dayanıklı bile olsa RF karıştırılabilir. Düşman EH açısından farklı teknik ve taktikler de deneyebilir. Fakat anti-terör operasyonları ve birçok komşu ülke bu kabiliyetten mahrumdur. Gelişmiş ülkeler için gerekli olan lazer güdümlü mühimmatlarımız ise zaten stoklardaki yerini koruyacaktır.

Haklar  : Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.



Proje 2 – Daha etkili SİHA demet mühimmatı                                                                                                      :

Bildiğiniz gibi askeri intikaller, bir arada yapılmaz. Personel belirli bir aralıkta birbirini takip ederek intikal eder. Bu sürede de arazideki boşlukları, doğal sızma yollarını ve askeri zirveleri kullanırlar. Dolayısıyla gerek teröristleri gerekse düşman askerlerini bir araya gelmiş vaziyette yakalamak ve topluca imha etmek oldukça zordur. Aynı şekilde kırsalda ya da şehirde mevzi almış düşman için de aynı husus geçerlidir. Özellikle sayılı mühimmat taşıyan SİHA unsurlarımız için bu durum oldukça karmaşıktır. Bu çözüm bu zorluğu aşmak üzere şekillendirilmiştir.

Problem: Dağınık ya da intikaldeki düşman kuvvetleri, SİHA ile imha etmenin etkili bir yolunu bulabilir miyiz?

Çözüm : Proje 1 ile mühimmat maliyetlerini epeyce düşürmüştük hatırlarsanız. Şimdi 25 kg. ağırlığında tek bir mühimmat yerine, 5 kg. ağırlığında, 5 adet seri salınacak, salvo mühimmat hayal ediniz. Her biri, havan mermisi misali aerodinamik şekle sahip olsun. Hatta bunu aerodinamik bir kanat podu içine sıralı biçimde de yerleştirebilirsiniz. Her mühimmat kaç numaralı kimliğe sahip olduğunu bilecek. Arkalarında bir önceki projedeki gibi IR Led ve RF anten olacak. Tek farkı operatör bunlara istediği bir açı ve paternde düşüş emri verebilecek. Böylece dağınık düşman kuvvetleri tek salvoda hedef alınabilecektir.

Örneğin bu beş adet mühimmata, 360 derecelik her hangi bir yön doğrultusunda, 5 metre aralıkla çizgisel bir düşme emri verilebilir. Bu çizgisel düşme emri 10, 20, 30, 40, 50 vb. her hangi bir açı çizecek şekilde, saat yönü ya da tersine, dairesel bir yay çizmek üzere, 3, 5, 8 m. vs. aralıklarla verilebilir. Belli biz sanal çizginin sağ ve sol taraflarına, misalen 2 metre aralıklarla, zikzak biçimli bir düşme paterni ön görülebilir. Ya da düşmanın toparlandığı ender anlardan birinde, veya önemli bir düşmanın ölümünü kesinleştirmek amacıyla, 4,5,6 metre kenar uzunluğuna sahip sanal bir karenin, bir merkezine ve dört köşesine düşecek şekilde atış grubu toparlanabilir.

Böylece yine beynini çok kullanımlı olarak SİHA üzerinde barındıran, hala daha hesaplı, fakat aynı zamanda bu hesaplılıktan etkinlik adına ufak bir taviz vermiş, ilave bir silah sistemi devreye sokulmuş olacaktır.

Yorumlar : Düşme paterni alternatifleri SİHA ve SİHA operatör konsolunda yazılımsal olarak yüklü olacaktır. Operatör sistem tarafından, akıllı imaj tarama yazılımı vasıtasıyla kendisine önerilen bir paterni seçebileceği gibi, daha uygun bir zamanı bekleme veya farklı bir patern seçme şansına da sahip olacaktır. Örneğin çizgisel bir paternde ilerleyen düşmana karşı sistem çizgisel bir vuruş önerebilir. Fakat bu düşmanlardan ikisi ağır makineli tüfek ya da MANPADS / ATGM gibi değerli bir hedef taşıyor ise, operatör bunların imhasını kesinleştirmek için, merkez nokta etrafına dağılmış toplu bir imha paterni seçebilir. Bu nedenle inisiyatif daima İHA personelinde ve askeri makamlarda kalmış olacaktır.

Haklar : Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Yarın da iki yeni proje ile karşınızda olacağım. Bu diğer projeler aynı çerçevede yer alsa bile, beklediğinizden daha farklı ve nitelikli olacaklar. Yorum ve önerileriniz bizim için oldukça değerli.

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

http://www.kokpit.aero/sihalarin-etkisi-nasil-artirilir-1

YörükEfe:
SİHA’lar için hibrit projeler


Aybars Meriç

Artık topçu sistemleri ile SİHA sistemlerini buluşturduğumuza göre, çok daha ciddi, çeşitli önerle, sürü İHA kavramını da ortaya çıkararak, daha nitelikli bir vizyon oluşturmanın zamanı gelmiş demektir. Gelin birlikte konuya sert bir dalış yapalım…

Proje 6 – Bayraktar TB2 Fırtına Saldırısı Projesi                                                                                                   :

Bu konuya girmeden önce anti-dron silahları hakkında bir bilgi aktarmak isterim. Anti İHA silahlarının belirli bir irtifa limiti mevcuttur. Bunun başlıca sebebi normal savaş uçaklarını ve sivil hava taşımacılığını karıştırmamak gerekliliğidir. Bu silahlar genellikle İHA’nın komuta ve kontrolünü önleyecek white noise yayma ve GPS alıcılarını karıştırma yöntemini kullanırlar. Lazer kullanan aktif versiyonları da az da olsa görülmeye başlanmıştır. Peki, bir TB2 gibi bir SİHA’nın kalabalık ve korunan bir düşman üssüne saldırı başarısı ne kadar olabilir? İşte bu proje ilk aşamada lazer hedef belirlemenin zor karıştırılabilme özelliğini, sürü İHA mantığıyla birleştirerek bu başarımı sağlamak üzerine kurulmuştur.



Sorun: Düşmanın çoklu hedef barındıran önemli ve korunan tesislerine ve arazide toplu durumdaki birliklerine etkili SİHA saldırısı nasıl düzenlenebilir?

Çözüm: Alpagu Aybars ve Alpagu Hızır yüküne sahip 40 kadar 122’lik roketin düşman bölgesi üzerine aynı anda ateşlendiğini hayal ediniz. Roketlerin her biri kendi sırasını bilmektedir ve sürü mantığıyla ve beyaz gürültü ve GPS karıştırmaya kulak tıkayarak, yalnızca TB2 üzerinde gelen lazer işaretlemelerine göre en kritik hedeflere otomatik olarak yönelmektedir. Hedef düşman bölgesinde tam bir kaos ve nitelikli bir kayıp yaşanacaktır.

122 mm.lik bir roket tek bir Alpagu özel versiyon taşırken, kasırga sınıfı tek bir başka yerli roketimiz, bunu 100 km. ötesi menzillere ve çok yüksek adette ulaştırabilir. Burada önemli olan yüklü davranış modeli ile hedef türü ve öncelikleri arasında doğru ilişkiyi kurmaktır. Örneğin bir düşman hava alanı hedef alınabilir ve uçakların çoğu yerde etkisiz hale getirilebilir. Bir düşman liman tesisi hedef alınabilir ve gerek gemi gerekse kara üzerine konuşlu tüm anten yapıları öncelikli olarak imha edilebilir. Burada ana amaç düşman için yaratılacak kaostan mümkün olduğunca nitelikli bir tahribatı en kısa sürede yaratmaktır.

Bu çalışma modelinde illa ki topçu roketini kargo mühimmatına dönüştürmek de şart değildir. Örneğin, düşmanın birçok mevzi ve silahla güçlendirdiği adalara askeri harekat düzenlemek için, söz konusu sürü dronları yakın bir mesafede bırakacak, insansız yada insanlı deniz araçları, havadan dökecek kargo uçakları, vb. alternatif yöntemlerin kullanımı da gayet ciddiye alınması gereken alternatiflerdir.

Yorum: Bayraktar TB2 ve üst versiyonları üzerinde, tek bir mühimmat noktasında taşınması gereken hafif POD sisteminden tutun, gerekli olacak tüm ekstra aparat ve program rutinlerine kadar, konu son derece ciddi biçimde teknik açıdan konsept ve gereklilikler bazında detaylandırılmış olup, istenildiği takdirde ilgili kurumlarla gerekli paylaşımlar yapılabilir.

Haklar: Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.



Proje 7 – Programlı Fırtına Projesi                                                                                                                          

Birçok güçlü ve sabit, askeri açıdan değer taşıyan hedef bölgeler, barış zamanında istihbarat kuruluşları tarafından takibe alınırlar. Gerek açık kaynaklardan, gerek elektronik yada insan kaynaklarından gerekse hava ve uzay keşfi noktalarına kadar incelenir ve arşivlenirler. Bu projenin amacı bir TB2, yardımı ve operatör müdahalesi olmadan, imaj tanıma özellikle sürü İHA kullanımıyla, kritik düşman tesisleri üzerinde gerekli otomatik baskıyı kurmaktır.

Sorun: Düşmanın sabit askeri ve endüstriyel hedeflerine SİHA kullanmadan hasar vermek?

Çözüm : Programlı Fırtına projesi ile topçu kargo mühimmatları kullanarak bunu gerçekleştirmek mümkündür.

Yorum : Yazılım temelli bir geliştirme ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle, Alpagu serisi üzerinden üretilmesi mümkün olan bir çözümdür. Konu son derece ciddi biçimde teknik açıdan konsept ve gereklilikler bazında detaylandırılmış olup, istenildiği takdirde ilgili kurumlarla gerekli paylaşımlar yapılabilir.

Haklar : Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Şimdilik seriyi burada bitiriyorum. Aslında tam olarak gerçekten anlam ifade eden projelere gelmişken neden durdunuz diye sorabilirsiniz? Maalesef bundan sonrası probono kavramının dışında kalıyor. 

Kendimi bildim bileli askerliğin ve teknolojinin içinde yetiştim. Sürekli kendimi güncellemeye çalışarak zihnimi zinde tutmaya gayret ettim. 2002 yılından beri ise kara, deniz, hava, uzay alanında, hedefimi ABD gibi bir süper güce dahi karşı koyabilecek şekilde yüksek koyarak, teknolojiye bağımlı olmayan ama teknoloji destekli biçimde ciddi başarıları yakalayabilecek, askeri konseptler geliştirmek amacıyla da kullanıyorum. Bu yazı dizisiyle bu ülkede yani kendi vatanımda faydalı olmak adına bazı doneleri sizlerin bilgisine sunuyorum. Eh sonuçta bir fıstıki yeşil kaldı ise onu da boyamak gerekir değil mi? Saygılarımla.

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

http://www.kokpit.aero/sihalarin-etkisi-nasil-artirilir-3

YörükEfe:
İngiltere "Tempest ile ben de varım" dedi, yeni nesil jetlerde rekabet arttı


Fatih Yılmaz

İngiltere’nin Tempest adını verdiği altıncı nesil savaş uçağı konseptini tanıtması bir anlamda sürpriz oldu. Zira askeri uzmanlar İngiltere’nin böyle bir projesi olduğunu bilmekle birlikte Londra yönetiminin bu projeyi dondurabileceğini düşünüyordu. Analistler, Almanya ve Fransa’nın yeni nesil savaş uçağı projesini açıklamasının İngiltere’yi ABD ile benzer bir adım atmaya zorlayabileceğini, gelecek nesil savaşçılar için Amerika ile yeni bir ortaklık düşünmesini neredeyse kaçınılmaz olarak görüyordu.

ALMANYA VE FRANSA’NIN ORTAKLIĞI ETKİLİ OLDU

İngiltere’nin, Brexit sonrası Almanya ile Fransa’nın (Almanya Airbus-Fransız Dassault ortaklığı ile) altıncı nesil savaş uçağı programına start vermesi üzerine kendi uçağını geliştirme kararı aldığı belirtiliyor. Zira Almanya ve Fransa’nın yeni nesil savaş uçağı projesine İngiltere’yi dahil etmemesi, Birleşik Krallığı ya kendi uçağını geliştirme ya da BAE Systems’in de üretim programında yer aldığı F-35 uçağı arasında tercihe zorlayacaktı.



Almanya-Fransa yeni nesil savaş uçağının ilk görüntüsü

İngiltere Typhoon modelinin yerini alacak olan yeni nesil savaşçıyı bizzat Savunma Bakanı Gavin Williamson aracılığı ile Farnborough Airshow’da tanıttı. Birleşik Krallık için yeni uçağı açıklamak için bundan daha iyi zamanlama olamazdı. Zira tüm dünyanın gözlerinin çevrildiği Farnborough Airshow milyar dolarlık uçak siparişleriyle her yıl dünya medyasının ilgi odağıydı. Bu nedenle bu tanıtım fırsatı kaçırılamazdı.

Brexit sonrası için iddialı konuşan Bakan Williamson, “İngiltere, yüzyıllardır savaş uçakları konusunda dünyanın kıskandığı yetenek ve teknoloji ile bir lider olmuştur.  Bugün aynı güçte olduğumuzu gösteriyoruz” ifadeleriyle net bir şekilde altıncı nesil savaş uçağı pazarında İngiltere’nin de olduğu mesajını verdi. 

İngiltere, BAE Systems, Rolls Royce, MBDA ve Leonardo ortaklığında geliştirilmesi ve 2035'te hizmete girmesi planlanan uçağın geliştirilmesi için $2.6 milyarlık bir bütçe ayırdı. İnsansız modeli de imal edilecek uçak 2003 yılından bu yana hizmette olan Typhoon uçaklarının yerini alacak.

İNGİLTERE ORTAKLIK İÇİN İSVEÇ VE JAPONYA İLE GÖRÜŞÜYOR

İngiltere, projeyi diğer ülkeleri de katmak istiyor. Direkt 18 bin kişinin istihdam edileceği proje için Gripen uçağı ile bu alandaki uzmanlığını kanıtlamış İsveç ve Asya pazarına açılmak için Japonya görüşülen ülkelerden ikisi.

Yeni savaş uçağı, İngiliz havacılık şirketleri ile Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin Gelecek Savaş Hava Stratejisi Teknolojisi Girişimi altındaki Hızlı Yetkinlik Ofisi arasında ortak bir operasyon olan “Team Tempest” tarafından geliştiriliyor.

İngiltere’nin de artık resmen üretim programına start vermesiyle altıncı nesil savaş uçağı pazarında ciddi bir rekabet yaşanacak. Halen bu pazarda üretimine çoktan başlanmış ve 300’den fazla teslimatı yapılmış Lockheed Martin imalatı F-35 büyük bir avantaja sahip.



İNGİLTERE, FRANSA VE ALMANYA’YA KARŞI

 İngiltere’nin altıncı nesil savaş uçağı, Fransa-Almanya’nın da üretim programına start verdiği 6’ıncı nesil savaş uçağı ile rekabet edecek. Geçtiğimiz hafta Fransa-Almanya ortaklığı ile geliştirilen yeni nesil savaş uçaklarının neye benzediğini gösteren görüntüler yayınlanmıştı. Dassault tarafından görüntüleri yayınlanan yeni nesil jetin aerodinamik açısından Boeing şirketi tarafından tasarlanan altıncı nesil F/A-XX uçağına benzediği yorumları yapılmıştı.

TÜRKİYE’DE TF-X PROJESİYLE YARIŞTA

Türkiye’nin İngiliz BAE Systems ve TAI ortaklığı ile geliştirilen TF-X Milli Muharip Uçak Projesi ile bu yarışın içinde olduğunu hatırlatalım. Türkiye’nin askeri havacılıktaki en büyük projesi olacak yerli savaş uçağı projesinde İngiliz savunma devi BAE Systems mühendislik desteği veriyor. Motor konusunda ise birkaç yıldır devam eden görüşmelerin ardından İngiliz Rolls Royce ile ön anlaşma imzalanmıştı. Türkiye’nin TF-X projesinde epey yol aldığını ve bu yarışın içinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. İngiltere’nin kendi savaş uçağı projesine resmen start vermesinin, TF-X Projesi’ni etkileyip etkilemeyeceğini ise bekleyip göreceğiz.



Türkiye'nin TF-X projesine İngiliz savunma devi BAE Systems ve Rolls Royce şirketleri destek veriyor.

 http://www.kokpit.aero/ingiltere-altinci-nesil-rekabet

YörükEfe:
Yeni olmayan ama yeniden yoğunlaşılan yönelim İnsansız ve Otonom; KMO

Fatih Mehmet Küçük
DefenceTurk



İnsansız sistemlere tarihsel açıdan bakıldığında pekte yeni sistemler sayılmazlar. Ancak 1900’lü yılların büyük bölümünde insansız sistem çalışmaları teknolojik yetersizlik veya yüksek maliyet engeline takıldı. Günümüzde, yani teknolojik gelişim ve asıl maliyetin “insan” olduğu dönemde insansız sistemler “otonom” terimi ile öne çıkmaya başladı. İnsansız sistemler hususunda özellikle hava araçlarında sağlanan büyük ilerleme karaya da yansımaya başladı. Günün konusu olarak insan faktörünün en çok yara aldığı sıcak çatışmanın olduğu ön/ ileri cephe unsurlarına yönelik kara araçları ilgiyi kendine çekiyor. Ancak şimdiden üzerine düşülmesi, günümüz ve gelecek noktalarının hesaplanıp düşünülmesi gereken diğer insansız sistem konusu ise muharebe destek unsurları. Bunun ilk yansıması olarak yaralı tahliyesi ve gerektiğinde mühimmat transferi için kullanılabilecek görece basit insansız kara araçları (İKA) ortaya çıktı. Ancak temelde bu araçlarda ön cephe için tasarlanmış araçlar olarak ortaya çıkıyor. Muharebe desteğini lojistik ve ateş desteği olarak ikiye ayırırsak. Lojistik kısmı görece daha basit ancak ateş desteğinde işler biraz daha karışıyor.

Ateş destek unsurları üzerine somutlaştırma; KMO


BAE Systems Archer 6×6 Obüs
Sahalarda en çok kullanılan ve kullanılmaya da devam edecek olan Kundağı Motorlu Obüs (KMO) sistemlerinin bu hususu değerlendirme konusunda en uygun seçenek olduğunu düşünüyorum. KMO’lar Asıl olarak çoklu atışlar ile hedefi baskı ateşi altına almak veya sabit/düşük süratli hedefleri yok etmek için kullanılıyorlar. KMO’ların hala yoğun kullanımındaki temel sebeplerden biri maliyet etkin olmaları. Bunun yanı sıra KMO’lar için de güdümlü ve daha komplike mühimmatlar geliştirildi ve geliştirilmeye devam ediyor. Öyle ki Norveç menşeli bir Nammo firması menzili 100 kilometreye kadar çıkabilen ramjet itki destekli güdümlü bir mühimmat üzerine çalışıyor. Tabii bu mühimmatların değerlendirmesi uzun olacağı için ayrı yapılması gerekiyor ki bir başka yazı dizisinde buna değineceğim. Ancak temel husus yine değişmiyor maliyet etkin olması sebebiyle roket ve füzelerin, ya da güdümlü roketlerin bile ortaya çıktığı piyasada KMO’lar kendilerine yer buluyor hatta sahada piyasadakinden daha çok yer tutuyor. Konuyu biraz dağıttım gibi ama hemen toparlayalım. Etkinliğini önemli ölçüde maliyet ve pratiklikten alan bu sistemlerin insansızlaşması günümüz/gelecekte ne gibi yarar sağlar? Ya da sağlayabilir mi?

Ön cephede savaş sürerken görece daha güvenli noktalardan ateş desteği veren KMO’ların insansızlaşması ilk bakışta mantıksız gelebilir. Ancak en azından değerlendirilmeye alınmalı. İnsansızlaşmanın KMO’lar üzerinde getireceği en önemli iki dezavantaj, KMO’ların mevcut sahada ki en önemli iki avantajını elimine ediyor.

a. Maliyet

Belirttiğim üzere KMO’ların maliyet etkin çözüm olması tercih edilmelerinde ki önemli bir unsur. Tabii bu maliyet etkinlik elbette göreceli, çekili obüs sistemleri yine maliyet anlamında KMO’lardan daha etkin çözüm olabiliyor bazı durumlarda. Bu sebeple değerlendirmeler her şartta aynı sonucu vermiyor.

KMO’ların birçoğu 4-6 kişilik mürettebat tarafından kullanılıyor. Mürettebat husunda düşündüğümüzde, özellikle modern sistemler kullanılan ordularda mürettebat eğitim maliyetleri çok yüksek. Günümüzde İHA, drone ve ATGM tehditlerinin geldiği nokta değerlendirildiğinde muharebe destek unsurlarına yapılabilecek saldırı oran ve tehditleri ciddi bir biçimde artış gösteriyor. Nitekim Fırat Kalkanı Harekatı öncesinde sınırda T-155 Fırtına obüsümüz ATGM ile vurulmuştu. Olay üzerine değerlendirme yapıldığında belki farklı tespitlerde ortaya çıkabilir ancak olay sadece 5km menzilli ATGM tehdidinden ibaret değil. Drone’lar bu gün KMO gibi hedeflere saldırı amacıyla kullanılmıyor ancak teknoloji hızlı gelişiyor ve asimetrik unsurlar teknolojiye düzenli ordulardan dahi daha hızlı adapte oluyorlar. Spike NLOS tarzı menzili 25 kilometreye çıkabilen nokta atışı yapan sistemlerin getireceği tehlikelerde göz önüne alındığında KMO’ların günümüzde daha da çok tehlike altında olduğunu düşünmek pek hatalı olmayacaktır. Bu noktada personelin mali boyutu bir yana eğitildiği süreç ve insan olarak manevi değeri düşünüldüğünde dahi önem kazanan bir konu olarak karşımıza insansızlaşma çıkıyor. Tehlike boyutunun yanı sıra araçtan insan faktörünün çıkarılması ile insanın kapladığı alandan bir miktar tasarruf edilmesi veya o alanın insansızlaştırma ve otomasyon birimlerine ayrılması, uygun bir şekilde yapıldığında araçla alan tasarrufu ve ağırlık tasarrufu sağlanabilir. Ağırlık tasarrufu önemli ölçüde sağlanabilirse lojistik açıdan da ciddi tasarruf girdisi sağlanabilecektir.

Mühimmat ikmal ihtiyacını tamamen makineleşme ile sürücüyü de otonom bilgisayar sistemi sağlayabilir sonrasında tank komutan ve nişancısını bilgisayar desteği ile tek bir kişiye düşürdüğünüz takdirde. 4-6 mürettebatı olan KMO 1 kişilik mürettebat ile görevini gerçekleştirebilir. Tabii bu değerlendirmeler aslen bir konsept düşüncedir. Net bir düşünce olabilmesi için, mürettebat giderleri, teknolojik yeterlilik, teknoloji maliyeti, lojistik maliyet gibi bir çok parametrenin rakamlar ile bilinmesi gerekiyor.

b. Uygulama Konsepti



Burada yer olana otonom terimi ile aslında aracın şoförünün yerini yapay zekâ ile aracı belirtilen yere en uygun rotadan götürecek ya da belirlenen rota üzerinden gerekli hız, manevra gibi girdileri ayarlayabilecek bir bilgisayardan bahsediyoruz. Mühimmat yükleme ve barut hakkının ayarlanması gibi konular makineleşme ile çözümlenecektir. KMO komutan ve nişancısı otomasyona, yapay zekaya bırakılamayacak kadar önemli bir konumda. Bu noktada yapılabilecek şey, komutan ve nişancıyı tek kişide toplamak üzere çok gelişmiş atış kontrol sistemi, buna uygun hedefleme ve hedef takip yapabilen aynı zamanda sahada bulunan asker, drone, İHA gibi unsurlarla anlık iletişim kurma yeteneği bulunan KMO bilgisayarı tasarlamak. Bahsi geçen sahadan anlık iletişim hususu güncel insanlı obüs sistemleri için de çok büyük avantaj sağlayacaktır. Nitekim bu kabiliyet teorik olarak bulunuyor. TUSAŞ tarafından geliştirilen ANKA-S İHA sahadaki birliklere 50km menzilden anlık görüntü aktarımı yapabiliyor. Bu kabiliyet diğer insansız hava araçlarının da dahil edilmesi ile birlikte KMO’lara uygulandığında anlık takip ile yapılan atışlar çok ciddi bir kabiliyet kazanımı ve gerektiğinde aracın kendi güvenliği içinde durumsal farkındalık sağlanacaktır. KMO’ların birlik olarak intikal ve hedefe atışı halinde (ki genel olarak 2-3-4-5’erli takım olarak görev yapıyorlar) kontrol mekanizmalarının ortak bir alanda sağlanması ile canlı bir şekilde iletişim koordinasyonu arttıracaktır. Uygulama konsepti düşünüldüğünde aslında İnsansız KMO fikri, KMO’ların daha ulaşılabilir ve basit olması durumunu ciddi bir biçimde elimine ediyor ancak sağlayacağı kazanımlarda su götürmez bir gerçek.

Tüm bu değerlendirmeler ele alındığında aslında ortaya çıkan durum şu; İnsansız geliştirilecek KMO sistemlerin (şimdilik) doğrudan insanlı sistemlerin yerini alması mantık çerçevesinde pek mümkün değil. Ancak güncel teknoloji seviyesi ile birlikte getireceği ciddi yararlar mevcut. İnsansız KMO’lar için en azından fizibilite çalışmalarının yapılması, getiri ve götürülerinin konseptin ötesinde teknik detay ve somut veriler üzerine düşünüp değerlendirilmesi geleceğe göz kırpacak ve diğer fikirler için ayakları yere basan bir başlangıç olacaktır. Ya da bu tarz fizibilite çalışmaları ile eldeki ürünler üzerine inşa edilebilecek hibrit sistemler ortaya çıkartılabilecek ve bu sistemlerin rekabetçiliği daha yukarı taşınacaktır.

http://www.defenceturk.net/yeni-olmayan-ama-yeniden-yogunlasilan-yonelim-insansiz-ve-otonom-kmo

YörükEfe:
Yunanistan’ın F-16V Programı Ve Türk Hava Kuvvetleri’nin Kısa Vadede Geleceği

Abdullah BEKCİ



Biliyorsunuz Yunanistan yakın zamanda farklı blok modellerindeki yaklaşık 120 tane F-16 savaş uçağını F-16V seviyesinde modernize etmek için ABD ile anlaştı. Bu anlaşmanın ardından akla “Türkiye buna karşı ne yapacak ? ”, “ Yunanistan F-35 yerine F-16V’ ye mi yöneldi ?”, “S400 geldikten sonra Ege’yi dert etmeyi gerek yok mu ? ”, “ Yunanistan Dengeleri değiştirebilir mi ? ” ve buna benzer sorular geldi. Bu makalede sizlere bu ve daha fazlasının cevabını vermeye çalışacağım.

Öncelikle Yunanistan Hava Kuvvetleri’nin mevcut Muhrip uçak envanteri hakkında biraz bilgi sahibi olalım:



80+ adet F-16 Block 52+



35+ adet F-16 Block 50



30+ adet F-16 Block 30



40+ adet Mirage-2000



30+ adet F-4 PI-2



Türk Hava Kuvvetlerinin Muharip Uçak Envanteri ise şöyledir:



29 adet F-16 Block 50+



71 adet F-16 Block 50



101 adet F-16 Block 40



36 adet F-16 Block 30



(Yaklaşık) 40 adet F-4 Terminatör 2020



Görüldüğü üzere Envanter sayıları hemen hemen bizim envanterimize yakın sayılmakla birlikte özellikle ellerinde bulunan son model uçak sayısının bizim elimizdekilere oranla fazla olduğu dikkatinizi çekmiştir. Bizde en son model olan Block 50+ F-16 sayısı 29 dur. Yunanistan’da B52+ F-16’ lar Haricindeki uçaklar bizim için pek bir sorun yaşatmayacak olsa da yine de bu uçaklar öyle azımsanacak bir güç değildir. Özellikle şunu da kabul etmek gerekir ki Yunan pilotlarda öyle çok kolay lokma değildir. Rakibi asla küçümsememek de bizim için önemlidir. Evet Türk Hava Kuvvetleri’nin pilotaj kabiliyeti standartı çok yüksektir; fakat rakibimizde en ufak bir ciddiyetsizlikte bu hatayı affetmeyecek kalitededir.



An itibariyle kısaca durum böyleyken gelecek birkaç yıl içinde iki tarafında çeşitli hamleleri olacaktır. Daha doğrusu hamleler şimdiden yapılmakta, meyveler birkaç yıl içerisinde toplanmaya başlayacaktır. Türkiye F-35 uçaklarını ve S400 Hava Savunma Sistemini teslim almaya başlayacak, bu sıralarda Yunanistan tarafı ise elindeki yaklaşık 120 F-16 uçağını F-16V seviyesine modernize edecek. Yunanistan’ın bu modernizasyonu hangi block modeli uçaklara yapacağı henüz net bilgi değildir ancak eğer mantık çerçevesinde bir şeyler yapacaksa elinde bulunan eski Block 30 ve Block 50 F-16 lara öncelik vermek suretiyle elini fena sayılmayacak bir şekilde güçlendireceği aşikardır. 120 Uçağın tamamının modernize edilip teslim edilmesi yaklaşık 6-7 yıllık bir süreç olarak öngörülmektedir.



Türk Hava Kuvvetleri ise 6-7 yıl içinde işler planlandığı şekilde gittiği takdirde yaklaşık 20 F-35 uçağını teslim almış, F-35 filosu yeni yeni operasyonel hale gelmeye başlamış olacaktır. Keza S400 HSS ise tabir-i caizse henüz yerine oturmuş olacaktır. TF-X (Evdeki hesap çarşıya uymuşsa) İlk uçuşunu yapmış ancak envantere girmesine ve tam manasıyla operasyonel olmasına henüz 4-5 senelik bir zaman dilimi mevcut olacaktır.



Eğer ülkemiz tam bu zamanlarda devreye girecek bir başka hamle yapmazsa Türk Hava Kuvvetleri belli bir süre için (yaklaşık 4-5 sene) de olsa üstünlüğünü bir nebze kaybedecek, yaşanabilecek bir olay karşısında aktif olarak saldırı pozisyonunda olabilecek pozisyondan daha ziyade belki S400’e güvenerek belki eldeki imkanlar dolayısıyla daha çok savunma ağırlıklı bir doktrini kabul edecektir. Elinde yapabilecek güç olsa hepimizi bir kaşık suda boğmanın hayallerini kuran ve çoğu zaman Ege’de yaptığı hal ve hareketleriyle pekte güven vermeyen bir ülke olarak Yunanistan’ın böyle bir durumda ne yapacağının da bir garantisi yok maalesef. Ağa babalarından gazı alıp savaşa bile girişebilecek bir potansiyelleri var…



Peki biz buna karşı koymak veya Yunanistan’ın bu adımına karşılık bir hamle yapacaksak ne yapabiliriz? Bunun için kısa vadede ihtiyaç dolayısıyla mecburi dış alımlara yönelmemiz elzem gibi gözüküyor.

Öncelikle en başta “almayalım yapalım”  tayfası için önden belirteyim. Ha diyince yarına çok gelişmiş bir uçak yapabiliyorsanız tamam yapalım ama yok TF-X gibi 10 yıllar sürecek bir proje olacaksa (ki zaten bu işin normal süresi budur) o zaman adı üzerinde ‘ kısa vadede ‘, ‘ihtiyaç’ dolayısıyla dışarıdan alım yapmak şart. O yüzden yazının birazını okuyup “ama bu hazır alım diyor biz kendimiz yapmalıyız, kendimiz yapabiliriz, kendimiz yapalım” gibi yorumlar yapmayın veya öyle düşüncelere kapılmayın. Adı üzerinde bunun adı ‘ İhtiyaç ! ‘. Eğer bir şeye çabucak ihtiyacın varsa ve ha diyince kendi ihtiyacını kendin göremiyorsan maalesef bir başkasına muhtaçsındır !

Bu çerçevede bana göre en ekonomik ve kısa vadede en kolay çözüm benzer bir hamle yapmak olur. Bizde Elimizde bulunan eski model Block 30 F-16’ları V seviyesine çıkarmak için modernizasyon anlaşması yapabiliriz. Fakat tabii ki bu yeterince etkili olmayacaktır. Elimizdeki Block 40 ve Block 50 F-16 ların iyi kötü iş yaptıklarını da düşünürsek ve Block 50+ F-16 ların zaten yeterince güncel olduğunu düşünürsek modernizasyona ek olarak bir miktar doğrudan 0 km F-16V alımı bizim için en uygun tercih olacaktır. Eldeki 36 F-16 Block 30 Tipi uçağı modernize etsek, ayrıca ek olarak 36 tane daha F-16V alsak toplamda 72 adet F-16V uçağına sahip oluruz. Ayrıca eldeki Block 50+ F-16’ları da bunların yanına koyarsak toplamda 100 tane son model F-16 uçağına sahip olmuş oluruz ki daha eldeki 100 adet Block 40 ve 70 Adet Block 50 tipi F-16 ‘yı saymıyorum bile. Bunlarla birlikte envanterde toplam 270 F-16 sayısına erişebilir, F-35 uçaklarımız %100 operasyonel olana dek elimizi güçlü tutabilir, tüm bunların yanına S400 HSS’yi de eklediğimiz takdirde Yunanistan’a karşı çok yüksek seviyede bir üstünlük sağlayabiliriz.



Peki son günlerde ABD ile ülkemiz arasında gerilen ilişkiler sebebiyle F-16V modernizasyonu veya alımı gerçekleşmezse ne yapmalıyız ?

(Görüyorum şimdiden yorumlarda “Sana Tabanca satmayan adam uçak mı satacak” mavraları dönmeye başladı bile 🙂 )

Bunu açıklamadan önce ben neden doğrudan ilk olarak F-16’ya yöneldiğimi kısaca açıklamak istiyorum:

Bu konuyu daha önce farklı platformlarda defalarca anlatmama rağmen yine de (yılmadan) bir defa daha anlatayım. İlk olarak F-16 ya yöneliyorum çünkü mühendislik ve teknolojik altyapısı tamamen bu uçağa uyumlu olan ülkemizin kısa vadede uyum sorunu yaşamadan ve ekonomik anlamda en ucuza mal edeceği uçak F-16’dır.

F-16 haricinde herhangi bir başka uçak aldığımız takdirde bu yeni tip uçak için pilotlara ve bakım ekiplerine tip eğitimi vermekten tutun, bunlarla beraber haberleşme ağının değiştirmek hatta Aselsan, Roketsan ve TAI gibi firmalarımızın geliştirmiş olduğu teknolojileri bu yeni tip uçaklara entegre etmek için büyük uğraşlar vermek hatta ve hatta bir ton para döküp sıfırdan bu teknolojileri yapmak gibi çok geniş bir skalada çok farklı sonuçlar ortaya çıkması söz konusu. Bunu açacak olursak, örneğin ABD’den F-15 aldığımızı varsayalım. Bu durumda yalnızca pilotlara ve bakım ekibine tip eğitimi verilmesi yeterlidir. Ekstra olarak çok fazla bir şey yapmanıza gerek yoktur. Ama gidip bir Rus uçağı aldığımızı varsayarsak, pilotlara ve bakım ekibine tip eğitiminin verilmesi yanında dinamikler birbirinden farklı olduğu için bu durum ekstra olarak biraz daha fazla zaman alacaktır. Bunların yanında haberleşme ağı gibi çok çok önemli bir ağı standart olarak ABD altyapısına uyumlu olan ülkemizin Rus uçaklarını bu ağa dahil etmesi pek mümkün değildir.

Konunun önemini anlatmak için biraz daha detaylı bir örnek vermek gerekirse; bizim F-16 ‘larımız, F-4 ‘lerimiz, Awacs’lerimiz, İha’larımız, Siha’larımız vs. arasında Link-16 denilen bir sistem vardır. Bu sistem sayesinde bir F-16 kilitlendiği bir hedefi doğrudan yanındaki diğer F-16 ‘nın ekranına aktarabilir, bir awacs F-4 ‘lere aktarabilir, İHA ‘nın işaretlediği yere F-4 bomba atabilir veya F-16 ‘nın lazerle işaretlediği yere SİHA ile atış yapılabilir.

Bu haberleşme ağının dışında herhangi bir sistemi savaş anında maalesef %100 verimiyle kullanamazsınız. Üstelik tüm bunların yanında TAI’nin Aselsan’ın Roketsan’ın ve diğer muhtelif firmalarımızın geliştirdiği teknolojiler ABD mühendislik altyapısı ile geliştirildiği için bu teknolojileri Rus uçaklarına entegre edemeyiz. Entegre etmek için hem Ruslardan kaynak kodu dediğimiz kodlara erişim izni almamız lazım hem de bu teknolojilerin sil baştan Rus mühendisliğine göre yapmamız lazım. Bu da tahmin edeceğiniz üzere yazması veya söylemesi kadar kolay bir iş olmadığı gibi uzun süreli ve yüksek bütçeli bir iştir.

Tüm bunlara rağmen iki farklı ekolün ekipmanlarını kullanan ülkeler var mıdır? Evet vardır ama onlarda dediğim gibi bu ekipmanları %100 verimle kullanamaz. Elinde aynı anda F-16 ve Mig-29 olan bir ülke bu uçakları birbirine yazılımsal olarak bağlayamaz. Bu sebeple elinde yalnızca F-16 veya yalnızca Mig-29 olan bir ülke ilk bakışta çeşitlilik açısından dezavantajdaymış gibi gözükse de aslında bu yukarıda bahsettiğim tüm dinamiklerden dolayı avantajdadır. “Neticede uçak uçuyor mu uçuyor” gibi sığ bir yaklaşımla bu işe bakmamak gerekir çünkü adı üzerinde savaş uçağı olan bir uçak yalnızca uçmaz, aynı zamanda savaşması da gerekir. Verimli bir savaşçı olamadıktan sonra ya da bir başka deyişle kendi kapasitesinin altında bir uçak ise, yapabileceklerini yapamıyorsa bu uçak para israfından başka bir şey değildir. Uçaklara bu kabiliyeti kazandırmaya çalışsak, haberleşme ağına dahil etsek, mühimmatı, hedefleme podunu vs. uydursak bu defa ise hem uzun bir süreç hem de tonla para gereklidir.

Zaten halihazırda kendi 5. nesil Stealth Süpersonik Muharip Uçak Projesi son hız devam eden, aynı zamanda zaten F-35 gibi bir başka uçak siparişi vermiş, bu projelere milyarlarca dolarlık bir bütçe harcayacak bir ülkenin üçüncü bir platform açması ihtiyaç öncelikleri ve ekonomik güç göz önüne alındığında maalesef pek olası değildir. Kaldı ki F-35 in birkaç sene, TF-X in ise yaklaşık 10 sene sonra operasyonel olacağını düşünürsek zaten sistem dışı farklı bir ekipman alıp bunu var olan sisteme uydurmaya çalışmak için yeterli zamanda yok zira bunları sorunsuz hale getirene kadar zaten kendi uçağımızı göklerde göreceğiz.

Ben şahsen kendi uçağını yapmaya başlamış üstelik hali hazırda çok gelişmiş bir başka uçağı da envanterinden bulunduran bir ülkenin üstelik ekonomik durumu pekte iç açıcı değilken bu tarz harcamalar yapmasına bir anlam veremeyeceğim gibi aynı zamanda zaten böyle bir şey yapılma girişiminde bile bulunulmayacağını düşünüyorum. İşte ben tüm bu sebeplerden ötürü hem teknolojisini huyunu suyunu her şeyini bildiğimiz bir uçak olan hem de diğer seçeneklere göre çok daha ekonomik ve çok daha kısa sürede teslim alınabilecek olan F-16 yı tercih ederim.



Peki eğer F-16 olmazsa ?

O zaman yukarıda saydığım sorunları yaşamamak adına birbirine komşu / akraba olan sistemleri tercih ederim. Bunlar nedir? Eurofighter Typhoon, Dassault Rafale, Jas-39 Gripen. Bu sistemlerde ha keza elimizdeki mevcut sisteme en azından Rusya’nın veya Çin’in teknolojisine göre daha çok benzerlik arz ediyor. Peki ya bunlarda olmazsa? İşte o zaman aynı S400 HSS konusunda yaptığımız gibi ihtiyacımız olduğu için uyum muyum dinlemeden SU-35, MIG-35 vs. tercih ederim. Yukarıda altını özellikle defalarca çizdiğim gibi amaç yalnızca uçan bir uçak almak, onu güzel uçurmakla falan bitmiyor. Hava harbi dediğimiz olgu cidden birbirinden çok farklı birçok detaya, birçok dinamiğe, birçok parametreye bağlı olarak gelişen bir olgu. Bu yüzden bu konuları düşünürken yüzeysel şekilde değil derinlemesine şekilde düşünmeli, o şekilde bir fikre sahip olmalı, o şekilde bu fikri dile getirmeli, o şekilde hareket etmeliyiz. (Uyum göz önüne alındığında Pakistan-Çin Ortak üretimi JF-17 uçağı da bir ihtimal düşünülebilir lakin uçağın özellikleri bizim isterlerimizin altında olduğu için ben şahsen gerçek bir mecburiyet olmadan alınacağına pek ihtimal vermiyorum.)



İşte Türkiye’nin Yunanistan’ın yaptığı hamlelere karşı atabileceği ve bana göre atması gereken adımlarla ile ilgili kişisel düşüncelerim ve tespitlerim bu şekilde. Yakın zamanda Orta ve Uzun vadeli olarak Hava Kuvvetlerimizin geleceği ve ihtiyaçları hakkında da farklı bir çalışmam daha olacak.

http://savunmasanayi.org/yunanistanin-f-16v-programi-turk-hava-kuvvetlerinin-kisa-vadede-gelecegi/

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Beğenirken bir sorun oluştu
Beğeniliyor...
Tam sürüme git