14 Kasım 2019, Perşembe - 04:32

Gönderen Konu: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları  (Okunma sayısı 2328 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları
« : 17 Temmuz 2018, Salı - 02:01 »
Advertisement
SİHA’ların etkisi nasıl artırılır?


Aybars Meriç

Bu sefer çok daha farklı bir yazı dizisi ile karşınızdayım. Bildiğiniz gibi bilgi fikir sahibi kılar. Fikir analiz yeteneğinizin temel taşıdır. Analiz yeteneği ise çözüm üretmenin ilk ve onulmaz gerekliliğidir. Bundan sonra üretmiş olduğum çözümlerden bazılarını halka açık biçimde yayınlayacağım. Değerlendirip değerlendirmemek ilgili makamlara kalmış bir husustur. Fakat bu çözümlerin siz uzman okuyucularımızın da bilgi ve deneyim süzgecinden geçmesi, görüş ve katkılarınızla daha da iyi hale gelmesi öncelikli arzumuzdur.

En basit ve temel çözüm önerilerinden başlayarak projelerimizi sıralayalım:

Proje 1 – Daha hesaplı SİHA mühimmatı                                                                                                          

Bildiğiniz gibi TSK envanterinde ANKA ve Bayraktar serisi SİHA’lar bulunmaktadır. Bunlar şu an için MAM-C ve MAM-L mühimmat tiplerini kullanmaktadırlar. Bu iki mühimmatın da sevk yakıtı yoktur ve serbest düşümlüdür. Lazer algılayıcıya sahiptir ve SİHA tarafında lazerle işaretlenen hedefe yönelir. Akıllı mühimmatlar olup hata düzeltme ve rota tespiti gibi hususları kendi başlarına hesaplarlar.



Problem : Mühimmat maliyetini nasıl düşürebiliriz?

Çözüm  : Söz konusu mühimmat tipleriyle ilgili komple teknik veri paketi ve tüm detaylar ilgili kurumlarca bilinmektedir. Bu mühimmatların uçuş ve seyir profilleri bellidir. Meteorolojik koşullardan etkilenmeleri de hesaplanabilir niteliktedir. Bir SİHA’nın bu serbest düşümlü mühimmatları kullanmak için girmesi gereken atış paterni de gerekli bir ön şarttır. Öyleyse bu her zerresine hâkim olduğumuz mühimmatın bilgilerini, daha hesaplı ve düşük maliyetli bir güdüm sistemine geçiş yapmak için kullanabiliriz.

Şimdi var sayalım ki… Bu mühimmat üzerindeki lazer algılayıcı başlık ve karmaşık bilgi işlem elemanlarını tamamen çıkardık. Çok ciddi bir maliyet düşüşü sağlarız. Mühimmatın arkasına belirli bir frekansta titreşen IR Led koyalım. Böylece mühimmatın havadaki seyrini ve her türlü sapmasını takip edebiliriz. SİHA üzerindeki gözlem ekipmanı bu sayede hem hedefi hem mühimmatı takip edebilir hale gelir. Mühimmatın üstünde bir güvenli ve frekans atlamalı RF anten olsun. Bu RF anten ile SİHA mühimmata gerekli yönlendirme ve hata düzeltmeyi iletebilir. Böylece SİHA bu ucuz tip mühimmatı aynı başarıyla hedefine ulaştırabilir.

Burada can alıcı nokta şudur. Biz mühimmatın üzerindeki tek kullanımlık aklı ve onu desteklemesi (batarya dâhil) gereken sayısız alt elemanı çıkaracak; bu aklı SİHA sistemi üzerinde bir program haline getirecek, birden çok sefer kullanılabilir bir yapıya kavuşturabileceğiz. Böylece yarı akıllı ve ciddi biçimde hesaplı yeni bir SİHA mühimmatı doğmuş olacaktır.

Yorumlar: Çok gelişmiş EH kabiliyetine sahip olan unsurlar tarafından, frekans atlamalı ve dayanıklı bile olsa RF karıştırılabilir. Düşman EH açısından farklı teknik ve taktikler de deneyebilir. Fakat anti-terör operasyonları ve birçok komşu ülke bu kabiliyetten mahrumdur. Gelişmiş ülkeler için gerekli olan lazer güdümlü mühimmatlarımız ise zaten stoklardaki yerini koruyacaktır.

Haklar  : Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.



Proje 2 – Daha etkili SİHA demet mühimmatı                                                                                                      :

Bildiğiniz gibi askeri intikaller, bir arada yapılmaz. Personel belirli bir aralıkta birbirini takip ederek intikal eder. Bu sürede de arazideki boşlukları, doğal sızma yollarını ve askeri zirveleri kullanırlar. Dolayısıyla gerek teröristleri gerekse düşman askerlerini bir araya gelmiş vaziyette yakalamak ve topluca imha etmek oldukça zordur. Aynı şekilde kırsalda ya da şehirde mevzi almış düşman için de aynı husus geçerlidir. Özellikle sayılı mühimmat taşıyan SİHA unsurlarımız için bu durum oldukça karmaşıktır. Bu çözüm bu zorluğu aşmak üzere şekillendirilmiştir.

Problem: Dağınık ya da intikaldeki düşman kuvvetleri, SİHA ile imha etmenin etkili bir yolunu bulabilir miyiz?

Çözüm : Proje 1 ile mühimmat maliyetlerini epeyce düşürmüştük hatırlarsanız. Şimdi 25 kg. ağırlığında tek bir mühimmat yerine, 5 kg. ağırlığında, 5 adet seri salınacak, salvo mühimmat hayal ediniz. Her biri, havan mermisi misali aerodinamik şekle sahip olsun. Hatta bunu aerodinamik bir kanat podu içine sıralı biçimde de yerleştirebilirsiniz. Her mühimmat kaç numaralı kimliğe sahip olduğunu bilecek. Arkalarında bir önceki projedeki gibi IR Led ve RF anten olacak. Tek farkı operatör bunlara istediği bir açı ve paternde düşüş emri verebilecek. Böylece dağınık düşman kuvvetleri tek salvoda hedef alınabilecektir.

Örneğin bu beş adet mühimmata, 360 derecelik her hangi bir yön doğrultusunda, 5 metre aralıkla çizgisel bir düşme emri verilebilir. Bu çizgisel düşme emri 10, 20, 30, 40, 50 vb. her hangi bir açı çizecek şekilde, saat yönü ya da tersine, dairesel bir yay çizmek üzere, 3, 5, 8 m. vs. aralıklarla verilebilir. Belli biz sanal çizginin sağ ve sol taraflarına, misalen 2 metre aralıklarla, zikzak biçimli bir düşme paterni ön görülebilir. Ya da düşmanın toparlandığı ender anlardan birinde, veya önemli bir düşmanın ölümünü kesinleştirmek amacıyla, 4,5,6 metre kenar uzunluğuna sahip sanal bir karenin, bir merkezine ve dört köşesine düşecek şekilde atış grubu toparlanabilir.

Böylece yine beynini çok kullanımlı olarak SİHA üzerinde barındıran, hala daha hesaplı, fakat aynı zamanda bu hesaplılıktan etkinlik adına ufak bir taviz vermiş, ilave bir silah sistemi devreye sokulmuş olacaktır.

Yorumlar : Düşme paterni alternatifleri SİHA ve SİHA operatör konsolunda yazılımsal olarak yüklü olacaktır. Operatör sistem tarafından, akıllı imaj tarama yazılımı vasıtasıyla kendisine önerilen bir paterni seçebileceği gibi, daha uygun bir zamanı bekleme veya farklı bir patern seçme şansına da sahip olacaktır. Örneğin çizgisel bir paternde ilerleyen düşmana karşı sistem çizgisel bir vuruş önerebilir. Fakat bu düşmanlardan ikisi ağır makineli tüfek ya da MANPADS / ATGM gibi değerli bir hedef taşıyor ise, operatör bunların imhasını kesinleştirmek için, merkez nokta etrafına dağılmış toplu bir imha paterni seçebilir. Bu nedenle inisiyatif daima İHA personelinde ve askeri makamlarda kalmış olacaktır.

Haklar : Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Yarın da iki yeni proje ile karşınızda olacağım. Bu diğer projeler aynı çerçevede yer alsa bile, beklediğinizden daha farklı ve nitelikli olacaklar. Yorum ve önerileriniz bizim için oldukça değerli.

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

http://www.kokpit.aero/sihalarin-etkisi-nasil-artirilir-1
« Son Düzenleme: 29 Eylül 2018, Cumartesi - 18:44 Gönderen: Caner Çetin »
 
Beğenenler: Memocan

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #1 : 17 Temmuz 2018, Salı - 02:07 »
SİHA’lar için hibrit projeler


Aybars Meriç

Artık topçu sistemleri ile SİHA sistemlerini buluşturduğumuza göre, çok daha ciddi, çeşitli önerle, sürü İHA kavramını da ortaya çıkararak, daha nitelikli bir vizyon oluşturmanın zamanı gelmiş demektir. Gelin birlikte konuya sert bir dalış yapalım…

Proje 6 – Bayraktar TB2 Fırtına Saldırısı Projesi                                                                                                   :

Bu konuya girmeden önce anti-dron silahları hakkında bir bilgi aktarmak isterim. Anti İHA silahlarının belirli bir irtifa limiti mevcuttur. Bunun başlıca sebebi normal savaş uçaklarını ve sivil hava taşımacılığını karıştırmamak gerekliliğidir. Bu silahlar genellikle İHA’nın komuta ve kontrolünü önleyecek white noise yayma ve GPS alıcılarını karıştırma yöntemini kullanırlar. Lazer kullanan aktif versiyonları da az da olsa görülmeye başlanmıştır. Peki, bir TB2 gibi bir SİHA’nın kalabalık ve korunan bir düşman üssüne saldırı başarısı ne kadar olabilir? İşte bu proje ilk aşamada lazer hedef belirlemenin zor karıştırılabilme özelliğini, sürü İHA mantığıyla birleştirerek bu başarımı sağlamak üzerine kurulmuştur.



Sorun: Düşmanın çoklu hedef barındıran önemli ve korunan tesislerine ve arazide toplu durumdaki birliklerine etkili SİHA saldırısı nasıl düzenlenebilir?

Çözüm: Alpagu Aybars ve Alpagu Hızır yüküne sahip 40 kadar 122’lik roketin düşman bölgesi üzerine aynı anda ateşlendiğini hayal ediniz. Roketlerin her biri kendi sırasını bilmektedir ve sürü mantığıyla ve beyaz gürültü ve GPS karıştırmaya kulak tıkayarak, yalnızca TB2 üzerinde gelen lazer işaretlemelerine göre en kritik hedeflere otomatik olarak yönelmektedir. Hedef düşman bölgesinde tam bir kaos ve nitelikli bir kayıp yaşanacaktır.

122 mm.lik bir roket tek bir Alpagu özel versiyon taşırken, kasırga sınıfı tek bir başka yerli roketimiz, bunu 100 km. ötesi menzillere ve çok yüksek adette ulaştırabilir. Burada önemli olan yüklü davranış modeli ile hedef türü ve öncelikleri arasında doğru ilişkiyi kurmaktır. Örneğin bir düşman hava alanı hedef alınabilir ve uçakların çoğu yerde etkisiz hale getirilebilir. Bir düşman liman tesisi hedef alınabilir ve gerek gemi gerekse kara üzerine konuşlu tüm anten yapıları öncelikli olarak imha edilebilir. Burada ana amaç düşman için yaratılacak kaostan mümkün olduğunca nitelikli bir tahribatı en kısa sürede yaratmaktır.

Bu çalışma modelinde illa ki topçu roketini kargo mühimmatına dönüştürmek de şart değildir. Örneğin, düşmanın birçok mevzi ve silahla güçlendirdiği adalara askeri harekat düzenlemek için, söz konusu sürü dronları yakın bir mesafede bırakacak, insansız yada insanlı deniz araçları, havadan dökecek kargo uçakları, vb. alternatif yöntemlerin kullanımı da gayet ciddiye alınması gereken alternatiflerdir.

Yorum: Bayraktar TB2 ve üst versiyonları üzerinde, tek bir mühimmat noktasında taşınması gereken hafif POD sisteminden tutun, gerekli olacak tüm ekstra aparat ve program rutinlerine kadar, konu son derece ciddi biçimde teknik açıdan konsept ve gereklilikler bazında detaylandırılmış olup, istenildiği takdirde ilgili kurumlarla gerekli paylaşımlar yapılabilir.

Haklar: Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.



Proje 7 – Programlı Fırtına Projesi                                                                                                                          

Birçok güçlü ve sabit, askeri açıdan değer taşıyan hedef bölgeler, barış zamanında istihbarat kuruluşları tarafından takibe alınırlar. Gerek açık kaynaklardan, gerek elektronik yada insan kaynaklarından gerekse hava ve uzay keşfi noktalarına kadar incelenir ve arşivlenirler. Bu projenin amacı bir TB2, yardımı ve operatör müdahalesi olmadan, imaj tanıma özellikle sürü İHA kullanımıyla, kritik düşman tesisleri üzerinde gerekli otomatik baskıyı kurmaktır.

Sorun: Düşmanın sabit askeri ve endüstriyel hedeflerine SİHA kullanmadan hasar vermek?

Çözüm : Programlı Fırtına projesi ile topçu kargo mühimmatları kullanarak bunu gerçekleştirmek mümkündür.

Yorum : Yazılım temelli bir geliştirme ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle, Alpagu serisi üzerinden üretilmesi mümkün olan bir çözümdür. Konu son derece ciddi biçimde teknik açıdan konsept ve gereklilikler bazında detaylandırılmış olup, istenildiği takdirde ilgili kurumlarla gerekli paylaşımlar yapılabilir.

Haklar : Devletimizin, milletimizin ve savunma sanayimizin çıkarı gözetilerek paylaşılan bu fikir ve konseptlerin hayata geçmesi için, üzerimize düşen bir vazife olursa, yerine getirmeye hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Şimdilik seriyi burada bitiriyorum. Aslında tam olarak gerçekten anlam ifade eden projelere gelmişken neden durdunuz diye sorabilirsiniz? Maalesef bundan sonrası probono kavramının dışında kalıyor. 

Kendimi bildim bileli askerliğin ve teknolojinin içinde yetiştim. Sürekli kendimi güncellemeye çalışarak zihnimi zinde tutmaya gayret ettim. 2002 yılından beri ise kara, deniz, hava, uzay alanında, hedefimi ABD gibi bir süper güce dahi karşı koyabilecek şekilde yüksek koyarak, teknolojiye bağımlı olmayan ama teknoloji destekli biçimde ciddi başarıları yakalayabilecek, askeri konseptler geliştirmek amacıyla da kullanıyorum. Bu yazı dizisiyle bu ülkede yani kendi vatanımda faydalı olmak adına bazı doneleri sizlerin bilgisine sunuyorum. Eh sonuçta bir fıstıki yeşil kaldı ise onu da boyamak gerekir değil mi? Saygılarımla.

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

http://www.kokpit.aero/sihalarin-etkisi-nasil-artirilir-3
 
Beğenenler: Memocan

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #2 : 17 Temmuz 2018, Salı - 02:11 »
İngiltere "Tempest ile ben de varım" dedi, yeni nesil jetlerde rekabet arttı


Fatih Yılmaz

İngiltere’nin Tempest adını verdiği altıncı nesil savaş uçağı konseptini tanıtması bir anlamda sürpriz oldu. Zira askeri uzmanlar İngiltere’nin böyle bir projesi olduğunu bilmekle birlikte Londra yönetiminin bu projeyi dondurabileceğini düşünüyordu. Analistler, Almanya ve Fransa’nın yeni nesil savaş uçağı projesini açıklamasının İngiltere’yi ABD ile benzer bir adım atmaya zorlayabileceğini, gelecek nesil savaşçılar için Amerika ile yeni bir ortaklık düşünmesini neredeyse kaçınılmaz olarak görüyordu.

ALMANYA VE FRANSA’NIN ORTAKLIĞI ETKİLİ OLDU

İngiltere’nin, Brexit sonrası Almanya ile Fransa’nın (Almanya Airbus-Fransız Dassault ortaklığı ile) altıncı nesil savaş uçağı programına start vermesi üzerine kendi uçağını geliştirme kararı aldığı belirtiliyor. Zira Almanya ve Fransa’nın yeni nesil savaş uçağı projesine İngiltere’yi dahil etmemesi, Birleşik Krallığı ya kendi uçağını geliştirme ya da BAE Systems’in de üretim programında yer aldığı F-35 uçağı arasında tercihe zorlayacaktı.



Almanya-Fransa yeni nesil savaş uçağının ilk görüntüsü

İngiltere Typhoon modelinin yerini alacak olan yeni nesil savaşçıyı bizzat Savunma Bakanı Gavin Williamson aracılığı ile Farnborough Airshow’da tanıttı. Birleşik Krallık için yeni uçağı açıklamak için bundan daha iyi zamanlama olamazdı. Zira tüm dünyanın gözlerinin çevrildiği Farnborough Airshow milyar dolarlık uçak siparişleriyle her yıl dünya medyasının ilgi odağıydı. Bu nedenle bu tanıtım fırsatı kaçırılamazdı.

Brexit sonrası için iddialı konuşan Bakan Williamson, “İngiltere, yüzyıllardır savaş uçakları konusunda dünyanın kıskandığı yetenek ve teknoloji ile bir lider olmuştur.  Bugün aynı güçte olduğumuzu gösteriyoruz” ifadeleriyle net bir şekilde altıncı nesil savaş uçağı pazarında İngiltere’nin de olduğu mesajını verdi. 

İngiltere, BAE Systems, Rolls Royce, MBDA ve Leonardo ortaklığında geliştirilmesi ve 2035'te hizmete girmesi planlanan uçağın geliştirilmesi için $2.6 milyarlık bir bütçe ayırdı. İnsansız modeli de imal edilecek uçak 2003 yılından bu yana hizmette olan Typhoon uçaklarının yerini alacak.

İNGİLTERE ORTAKLIK İÇİN İSVEÇ VE JAPONYA İLE GÖRÜŞÜYOR

İngiltere, projeyi diğer ülkeleri de katmak istiyor. Direkt 18 bin kişinin istihdam edileceği proje için Gripen uçağı ile bu alandaki uzmanlığını kanıtlamış İsveç ve Asya pazarına açılmak için Japonya görüşülen ülkelerden ikisi.

Yeni savaş uçağı, İngiliz havacılık şirketleri ile Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin Gelecek Savaş Hava Stratejisi Teknolojisi Girişimi altındaki Hızlı Yetkinlik Ofisi arasında ortak bir operasyon olan “Team Tempest” tarafından geliştiriliyor.

İngiltere’nin de artık resmen üretim programına start vermesiyle altıncı nesil savaş uçağı pazarında ciddi bir rekabet yaşanacak. Halen bu pazarda üretimine çoktan başlanmış ve 300’den fazla teslimatı yapılmış Lockheed Martin imalatı F-35 büyük bir avantaja sahip.



İNGİLTERE, FRANSA VE ALMANYA’YA KARŞI

 İngiltere’nin altıncı nesil savaş uçağı, Fransa-Almanya’nın da üretim programına start verdiği 6’ıncı nesil savaş uçağı ile rekabet edecek. Geçtiğimiz hafta Fransa-Almanya ortaklığı ile geliştirilen yeni nesil savaş uçaklarının neye benzediğini gösteren görüntüler yayınlanmıştı. Dassault tarafından görüntüleri yayınlanan yeni nesil jetin aerodinamik açısından Boeing şirketi tarafından tasarlanan altıncı nesil F/A-XX uçağına benzediği yorumları yapılmıştı.

TÜRKİYE’DE TF-X PROJESİYLE YARIŞTA

Türkiye’nin İngiliz BAE Systems ve TAI ortaklığı ile geliştirilen TF-X Milli Muharip Uçak Projesi ile bu yarışın içinde olduğunu hatırlatalım. Türkiye’nin askeri havacılıktaki en büyük projesi olacak yerli savaş uçağı projesinde İngiliz savunma devi BAE Systems mühendislik desteği veriyor. Motor konusunda ise birkaç yıldır devam eden görüşmelerin ardından İngiliz Rolls Royce ile ön anlaşma imzalanmıştı. Türkiye’nin TF-X projesinde epey yol aldığını ve bu yarışın içinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. İngiltere’nin kendi savaş uçağı projesine resmen start vermesinin, TF-X Projesi’ni etkileyip etkilemeyeceğini ise bekleyip göreceğiz.



Türkiye'nin TF-X projesine İngiliz savunma devi BAE Systems ve Rolls Royce şirketleri destek veriyor.

 http://www.kokpit.aero/ingiltere-altinci-nesil-rekabet
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #3 : 20 Temmuz 2018, Cuma - 03:39 »
Yeni olmayan ama yeniden yoğunlaşılan yönelim İnsansız ve Otonom; KMO

Fatih Mehmet Küçük
DefenceTurk




İnsansız sistemlere tarihsel açıdan bakıldığında pekte yeni sistemler sayılmazlar. Ancak 1900’lü yılların büyük bölümünde insansız sistem çalışmaları teknolojik yetersizlik veya yüksek maliyet engeline takıldı. Günümüzde, yani teknolojik gelişim ve asıl maliyetin “insan” olduğu dönemde insansız sistemler “otonom” terimi ile öne çıkmaya başladı. İnsansız sistemler hususunda özellikle hava araçlarında sağlanan büyük ilerleme karaya da yansımaya başladı. Günün konusu olarak insan faktörünün en çok yara aldığı sıcak çatışmanın olduğu ön/ ileri cephe unsurlarına yönelik kara araçları ilgiyi kendine çekiyor. Ancak şimdiden üzerine düşülmesi, günümüz ve gelecek noktalarının hesaplanıp düşünülmesi gereken diğer insansız sistem konusu ise muharebe destek unsurları. Bunun ilk yansıması olarak yaralı tahliyesi ve gerektiğinde mühimmat transferi için kullanılabilecek görece basit insansız kara araçları (İKA) ortaya çıktı. Ancak temelde bu araçlarda ön cephe için tasarlanmış araçlar olarak ortaya çıkıyor. Muharebe desteğini lojistik ve ateş desteği olarak ikiye ayırırsak. Lojistik kısmı görece daha basit ancak ateş desteğinde işler biraz daha karışıyor.

Ateş destek unsurları üzerine somutlaştırma; KMO


BAE Systems Archer 6×6 Obüs
Sahalarda en çok kullanılan ve kullanılmaya da devam edecek olan Kundağı Motorlu Obüs (KMO) sistemlerinin bu hususu değerlendirme konusunda en uygun seçenek olduğunu düşünüyorum. KMO’lar Asıl olarak çoklu atışlar ile hedefi baskı ateşi altına almak veya sabit/düşük süratli hedefleri yok etmek için kullanılıyorlar. KMO’ların hala yoğun kullanımındaki temel sebeplerden biri maliyet etkin olmaları. Bunun yanı sıra KMO’lar için de güdümlü ve daha komplike mühimmatlar geliştirildi ve geliştirilmeye devam ediyor. Öyle ki Norveç menşeli bir Nammo firması menzili 100 kilometreye kadar çıkabilen ramjet itki destekli güdümlü bir mühimmat üzerine çalışıyor. Tabii bu mühimmatların değerlendirmesi uzun olacağı için ayrı yapılması gerekiyor ki bir başka yazı dizisinde buna değineceğim. Ancak temel husus yine değişmiyor maliyet etkin olması sebebiyle roket ve füzelerin, ya da güdümlü roketlerin bile ortaya çıktığı piyasada KMO’lar kendilerine yer buluyor hatta sahada piyasadakinden daha çok yer tutuyor. Konuyu biraz dağıttım gibi ama hemen toparlayalım. Etkinliğini önemli ölçüde maliyet ve pratiklikten alan bu sistemlerin insansızlaşması günümüz/gelecekte ne gibi yarar sağlar? Ya da sağlayabilir mi?

Ön cephede savaş sürerken görece daha güvenli noktalardan ateş desteği veren KMO’ların insansızlaşması ilk bakışta mantıksız gelebilir. Ancak en azından değerlendirilmeye alınmalı. İnsansızlaşmanın KMO’lar üzerinde getireceği en önemli iki dezavantaj, KMO’ların mevcut sahada ki en önemli iki avantajını elimine ediyor.

a. Maliyet

Belirttiğim üzere KMO’ların maliyet etkin çözüm olması tercih edilmelerinde ki önemli bir unsur. Tabii bu maliyet etkinlik elbette göreceli, çekili obüs sistemleri yine maliyet anlamında KMO’lardan daha etkin çözüm olabiliyor bazı durumlarda. Bu sebeple değerlendirmeler her şartta aynı sonucu vermiyor.

KMO’ların birçoğu 4-6 kişilik mürettebat tarafından kullanılıyor. Mürettebat husunda düşündüğümüzde, özellikle modern sistemler kullanılan ordularda mürettebat eğitim maliyetleri çok yüksek. Günümüzde İHA, drone ve ATGM tehditlerinin geldiği nokta değerlendirildiğinde muharebe destek unsurlarına yapılabilecek saldırı oran ve tehditleri ciddi bir biçimde artış gösteriyor. Nitekim Fırat Kalkanı Harekatı öncesinde sınırda T-155 Fırtına obüsümüz ATGM ile vurulmuştu. Olay üzerine değerlendirme yapıldığında belki farklı tespitlerde ortaya çıkabilir ancak olay sadece 5km menzilli ATGM tehdidinden ibaret değil. Drone’lar bu gün KMO gibi hedeflere saldırı amacıyla kullanılmıyor ancak teknoloji hızlı gelişiyor ve asimetrik unsurlar teknolojiye düzenli ordulardan dahi daha hızlı adapte oluyorlar. Spike NLOS tarzı menzili 25 kilometreye çıkabilen nokta atışı yapan sistemlerin getireceği tehlikelerde göz önüne alındığında KMO’ların günümüzde daha da çok tehlike altında olduğunu düşünmek pek hatalı olmayacaktır. Bu noktada personelin mali boyutu bir yana eğitildiği süreç ve insan olarak manevi değeri düşünüldüğünde dahi önem kazanan bir konu olarak karşımıza insansızlaşma çıkıyor. Tehlike boyutunun yanı sıra araçtan insan faktörünün çıkarılması ile insanın kapladığı alandan bir miktar tasarruf edilmesi veya o alanın insansızlaştırma ve otomasyon birimlerine ayrılması, uygun bir şekilde yapıldığında araçla alan tasarrufu ve ağırlık tasarrufu sağlanabilir. Ağırlık tasarrufu önemli ölçüde sağlanabilirse lojistik açıdan da ciddi tasarruf girdisi sağlanabilecektir.

Mühimmat ikmal ihtiyacını tamamen makineleşme ile sürücüyü de otonom bilgisayar sistemi sağlayabilir sonrasında tank komutan ve nişancısını bilgisayar desteği ile tek bir kişiye düşürdüğünüz takdirde. 4-6 mürettebatı olan KMO 1 kişilik mürettebat ile görevini gerçekleştirebilir. Tabii bu değerlendirmeler aslen bir konsept düşüncedir. Net bir düşünce olabilmesi için, mürettebat giderleri, teknolojik yeterlilik, teknoloji maliyeti, lojistik maliyet gibi bir çok parametrenin rakamlar ile bilinmesi gerekiyor.

b. Uygulama Konsepti



Burada yer olana otonom terimi ile aslında aracın şoförünün yerini yapay zekâ ile aracı belirtilen yere en uygun rotadan götürecek ya da belirlenen rota üzerinden gerekli hız, manevra gibi girdileri ayarlayabilecek bir bilgisayardan bahsediyoruz. Mühimmat yükleme ve barut hakkının ayarlanması gibi konular makineleşme ile çözümlenecektir. KMO komutan ve nişancısı otomasyona, yapay zekaya bırakılamayacak kadar önemli bir konumda. Bu noktada yapılabilecek şey, komutan ve nişancıyı tek kişide toplamak üzere çok gelişmiş atış kontrol sistemi, buna uygun hedefleme ve hedef takip yapabilen aynı zamanda sahada bulunan asker, drone, İHA gibi unsurlarla anlık iletişim kurma yeteneği bulunan KMO bilgisayarı tasarlamak. Bahsi geçen sahadan anlık iletişim hususu güncel insanlı obüs sistemleri için de çok büyük avantaj sağlayacaktır. Nitekim bu kabiliyet teorik olarak bulunuyor. TUSAŞ tarafından geliştirilen ANKA-S İHA sahadaki birliklere 50km menzilden anlık görüntü aktarımı yapabiliyor. Bu kabiliyet diğer insansız hava araçlarının da dahil edilmesi ile birlikte KMO’lara uygulandığında anlık takip ile yapılan atışlar çok ciddi bir kabiliyet kazanımı ve gerektiğinde aracın kendi güvenliği içinde durumsal farkındalık sağlanacaktır. KMO’ların birlik olarak intikal ve hedefe atışı halinde (ki genel olarak 2-3-4-5’erli takım olarak görev yapıyorlar) kontrol mekanizmalarının ortak bir alanda sağlanması ile canlı bir şekilde iletişim koordinasyonu arttıracaktır. Uygulama konsepti düşünüldüğünde aslında İnsansız KMO fikri, KMO’ların daha ulaşılabilir ve basit olması durumunu ciddi bir biçimde elimine ediyor ancak sağlayacağı kazanımlarda su götürmez bir gerçek.

Tüm bu değerlendirmeler ele alındığında aslında ortaya çıkan durum şu; İnsansız geliştirilecek KMO sistemlerin (şimdilik) doğrudan insanlı sistemlerin yerini alması mantık çerçevesinde pek mümkün değil. Ancak güncel teknoloji seviyesi ile birlikte getireceği ciddi yararlar mevcut. İnsansız KMO’lar için en azından fizibilite çalışmalarının yapılması, getiri ve götürülerinin konseptin ötesinde teknik detay ve somut veriler üzerine düşünüp değerlendirilmesi geleceğe göz kırpacak ve diğer fikirler için ayakları yere basan bir başlangıç olacaktır. Ya da bu tarz fizibilite çalışmaları ile eldeki ürünler üzerine inşa edilebilecek hibrit sistemler ortaya çıkartılabilecek ve bu sistemlerin rekabetçiliği daha yukarı taşınacaktır.

http://www.defenceturk.net/yeni-olmayan-ama-yeniden-yogunlasilan-yonelim-insansiz-ve-otonom-kmo
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #4 : 21 Temmuz 2018, Cumartesi - 01:54 »
Yunanistan’ın F-16V Programı Ve Türk Hava Kuvvetleri’nin Kısa Vadede Geleceği

Abdullah BEKCİ



Biliyorsunuz Yunanistan yakın zamanda farklı blok modellerindeki yaklaşık 120 tane F-16 savaş uçağını F-16V seviyesinde modernize etmek için ABD ile anlaştı. Bu anlaşmanın ardından akla “Türkiye buna karşı ne yapacak ? ”, “ Yunanistan F-35 yerine F-16V’ ye mi yöneldi ?”, “S400 geldikten sonra Ege’yi dert etmeyi gerek yok mu ? ”, “ Yunanistan Dengeleri değiştirebilir mi ? ” ve buna benzer sorular geldi. Bu makalede sizlere bu ve daha fazlasının cevabını vermeye çalışacağım.

Öncelikle Yunanistan Hava Kuvvetleri’nin mevcut Muhrip uçak envanteri hakkında biraz bilgi sahibi olalım:



80+ adet F-16 Block 52+



35+ adet F-16 Block 50



30+ adet F-16 Block 30



40+ adet Mirage-2000



30+ adet F-4 PI-2



Türk Hava Kuvvetlerinin Muharip Uçak Envanteri ise şöyledir:



29 adet F-16 Block 50+



71 adet F-16 Block 50



101 adet F-16 Block 40



36 adet F-16 Block 30



(Yaklaşık) 40 adet F-4 Terminatör 2020



Görüldüğü üzere Envanter sayıları hemen hemen bizim envanterimize yakın sayılmakla birlikte özellikle ellerinde bulunan son model uçak sayısının bizim elimizdekilere oranla fazla olduğu dikkatinizi çekmiştir. Bizde en son model olan Block 50+ F-16 sayısı 29 dur. Yunanistan’da B52+ F-16’ lar Haricindeki uçaklar bizim için pek bir sorun yaşatmayacak olsa da yine de bu uçaklar öyle azımsanacak bir güç değildir. Özellikle şunu da kabul etmek gerekir ki Yunan pilotlarda öyle çok kolay lokma değildir. Rakibi asla küçümsememek de bizim için önemlidir. Evet Türk Hava Kuvvetleri’nin pilotaj kabiliyeti standartı çok yüksektir; fakat rakibimizde en ufak bir ciddiyetsizlikte bu hatayı affetmeyecek kalitededir.



An itibariyle kısaca durum böyleyken gelecek birkaç yıl içinde iki tarafında çeşitli hamleleri olacaktır. Daha doğrusu hamleler şimdiden yapılmakta, meyveler birkaç yıl içerisinde toplanmaya başlayacaktır. Türkiye F-35 uçaklarını ve S400 Hava Savunma Sistemini teslim almaya başlayacak, bu sıralarda Yunanistan tarafı ise elindeki yaklaşık 120 F-16 uçağını F-16V seviyesine modernize edecek. Yunanistan’ın bu modernizasyonu hangi block modeli uçaklara yapacağı henüz net bilgi değildir ancak eğer mantık çerçevesinde bir şeyler yapacaksa elinde bulunan eski Block 30 ve Block 50 F-16 lara öncelik vermek suretiyle elini fena sayılmayacak bir şekilde güçlendireceği aşikardır. 120 Uçağın tamamının modernize edilip teslim edilmesi yaklaşık 6-7 yıllık bir süreç olarak öngörülmektedir.



Türk Hava Kuvvetleri ise 6-7 yıl içinde işler planlandığı şekilde gittiği takdirde yaklaşık 20 F-35 uçağını teslim almış, F-35 filosu yeni yeni operasyonel hale gelmeye başlamış olacaktır. Keza S400 HSS ise tabir-i caizse henüz yerine oturmuş olacaktır. TF-X (Evdeki hesap çarşıya uymuşsa) İlk uçuşunu yapmış ancak envantere girmesine ve tam manasıyla operasyonel olmasına henüz 4-5 senelik bir zaman dilimi mevcut olacaktır.



Eğer ülkemiz tam bu zamanlarda devreye girecek bir başka hamle yapmazsa Türk Hava Kuvvetleri belli bir süre için (yaklaşık 4-5 sene) de olsa üstünlüğünü bir nebze kaybedecek, yaşanabilecek bir olay karşısında aktif olarak saldırı pozisyonunda olabilecek pozisyondan daha ziyade belki S400’e güvenerek belki eldeki imkanlar dolayısıyla daha çok savunma ağırlıklı bir doktrini kabul edecektir. Elinde yapabilecek güç olsa hepimizi bir kaşık suda boğmanın hayallerini kuran ve çoğu zaman Ege’de yaptığı hal ve hareketleriyle pekte güven vermeyen bir ülke olarak Yunanistan’ın böyle bir durumda ne yapacağının da bir garantisi yok maalesef. Ağa babalarından gazı alıp savaşa bile girişebilecek bir potansiyelleri var…



Peki biz buna karşı koymak veya Yunanistan’ın bu adımına karşılık bir hamle yapacaksak ne yapabiliriz? Bunun için kısa vadede ihtiyaç dolayısıyla mecburi dış alımlara yönelmemiz elzem gibi gözüküyor.

Öncelikle en başta “almayalım yapalım”  tayfası için önden belirteyim. Ha diyince yarına çok gelişmiş bir uçak yapabiliyorsanız tamam yapalım ama yok TF-X gibi 10 yıllar sürecek bir proje olacaksa (ki zaten bu işin normal süresi budur) o zaman adı üzerinde ‘ kısa vadede ‘, ‘ihtiyaç’ dolayısıyla dışarıdan alım yapmak şart. O yüzden yazının birazını okuyup “ama bu hazır alım diyor biz kendimiz yapmalıyız, kendimiz yapabiliriz, kendimiz yapalım” gibi yorumlar yapmayın veya öyle düşüncelere kapılmayın. Adı üzerinde bunun adı ‘ İhtiyaç ! ‘. Eğer bir şeye çabucak ihtiyacın varsa ve ha diyince kendi ihtiyacını kendin göremiyorsan maalesef bir başkasına muhtaçsındır !

Bu çerçevede bana göre en ekonomik ve kısa vadede en kolay çözüm benzer bir hamle yapmak olur. Bizde Elimizde bulunan eski model Block 30 F-16’ları V seviyesine çıkarmak için modernizasyon anlaşması yapabiliriz. Fakat tabii ki bu yeterince etkili olmayacaktır. Elimizdeki Block 40 ve Block 50 F-16 ların iyi kötü iş yaptıklarını da düşünürsek ve Block 50+ F-16 ların zaten yeterince güncel olduğunu düşünürsek modernizasyona ek olarak bir miktar doğrudan 0 km F-16V alımı bizim için en uygun tercih olacaktır. Eldeki 36 F-16 Block 30 Tipi uçağı modernize etsek, ayrıca ek olarak 36 tane daha F-16V alsak toplamda 72 adet F-16V uçağına sahip oluruz. Ayrıca eldeki Block 50+ F-16’ları da bunların yanına koyarsak toplamda 100 tane son model F-16 uçağına sahip olmuş oluruz ki daha eldeki 100 adet Block 40 ve 70 Adet Block 50 tipi F-16 ‘yı saymıyorum bile. Bunlarla birlikte envanterde toplam 270 F-16 sayısına erişebilir, F-35 uçaklarımız %100 operasyonel olana dek elimizi güçlü tutabilir, tüm bunların yanına S400 HSS’yi de eklediğimiz takdirde Yunanistan’a karşı çok yüksek seviyede bir üstünlük sağlayabiliriz.



Peki son günlerde ABD ile ülkemiz arasında gerilen ilişkiler sebebiyle F-16V modernizasyonu veya alımı gerçekleşmezse ne yapmalıyız ?

(Görüyorum şimdiden yorumlarda “Sana Tabanca satmayan adam uçak mı satacak” mavraları dönmeye başladı bile 🙂 )

Bunu açıklamadan önce ben neden doğrudan ilk olarak F-16’ya yöneldiğimi kısaca açıklamak istiyorum:

Bu konuyu daha önce farklı platformlarda defalarca anlatmama rağmen yine de (yılmadan) bir defa daha anlatayım. İlk olarak F-16 ya yöneliyorum çünkü mühendislik ve teknolojik altyapısı tamamen bu uçağa uyumlu olan ülkemizin kısa vadede uyum sorunu yaşamadan ve ekonomik anlamda en ucuza mal edeceği uçak F-16’dır.

F-16 haricinde herhangi bir başka uçak aldığımız takdirde bu yeni tip uçak için pilotlara ve bakım ekiplerine tip eğitimi vermekten tutun, bunlarla beraber haberleşme ağının değiştirmek hatta Aselsan, Roketsan ve TAI gibi firmalarımızın geliştirmiş olduğu teknolojileri bu yeni tip uçaklara entegre etmek için büyük uğraşlar vermek hatta ve hatta bir ton para döküp sıfırdan bu teknolojileri yapmak gibi çok geniş bir skalada çok farklı sonuçlar ortaya çıkması söz konusu. Bunu açacak olursak, örneğin ABD’den F-15 aldığımızı varsayalım. Bu durumda yalnızca pilotlara ve bakım ekibine tip eğitimi verilmesi yeterlidir. Ekstra olarak çok fazla bir şey yapmanıza gerek yoktur. Ama gidip bir Rus uçağı aldığımızı varsayarsak, pilotlara ve bakım ekibine tip eğitiminin verilmesi yanında dinamikler birbirinden farklı olduğu için bu durum ekstra olarak biraz daha fazla zaman alacaktır. Bunların yanında haberleşme ağı gibi çok çok önemli bir ağı standart olarak ABD altyapısına uyumlu olan ülkemizin Rus uçaklarını bu ağa dahil etmesi pek mümkün değildir.

Konunun önemini anlatmak için biraz daha detaylı bir örnek vermek gerekirse; bizim F-16 ‘larımız, F-4 ‘lerimiz, Awacs’lerimiz, İha’larımız, Siha’larımız vs. arasında Link-16 denilen bir sistem vardır. Bu sistem sayesinde bir F-16 kilitlendiği bir hedefi doğrudan yanındaki diğer F-16 ‘nın ekranına aktarabilir, bir awacs F-4 ‘lere aktarabilir, İHA ‘nın işaretlediği yere F-4 bomba atabilir veya F-16 ‘nın lazerle işaretlediği yere SİHA ile atış yapılabilir.

Bu haberleşme ağının dışında herhangi bir sistemi savaş anında maalesef %100 verimiyle kullanamazsınız. Üstelik tüm bunların yanında TAI’nin Aselsan’ın Roketsan’ın ve diğer muhtelif firmalarımızın geliştirdiği teknolojiler ABD mühendislik altyapısı ile geliştirildiği için bu teknolojileri Rus uçaklarına entegre edemeyiz. Entegre etmek için hem Ruslardan kaynak kodu dediğimiz kodlara erişim izni almamız lazım hem de bu teknolojilerin sil baştan Rus mühendisliğine göre yapmamız lazım. Bu da tahmin edeceğiniz üzere yazması veya söylemesi kadar kolay bir iş olmadığı gibi uzun süreli ve yüksek bütçeli bir iştir.

Tüm bunlara rağmen iki farklı ekolün ekipmanlarını kullanan ülkeler var mıdır? Evet vardır ama onlarda dediğim gibi bu ekipmanları %100 verimle kullanamaz. Elinde aynı anda F-16 ve Mig-29 olan bir ülke bu uçakları birbirine yazılımsal olarak bağlayamaz. Bu sebeple elinde yalnızca F-16 veya yalnızca Mig-29 olan bir ülke ilk bakışta çeşitlilik açısından dezavantajdaymış gibi gözükse de aslında bu yukarıda bahsettiğim tüm dinamiklerden dolayı avantajdadır. “Neticede uçak uçuyor mu uçuyor” gibi sığ bir yaklaşımla bu işe bakmamak gerekir çünkü adı üzerinde savaş uçağı olan bir uçak yalnızca uçmaz, aynı zamanda savaşması da gerekir. Verimli bir savaşçı olamadıktan sonra ya da bir başka deyişle kendi kapasitesinin altında bir uçak ise, yapabileceklerini yapamıyorsa bu uçak para israfından başka bir şey değildir. Uçaklara bu kabiliyeti kazandırmaya çalışsak, haberleşme ağına dahil etsek, mühimmatı, hedefleme podunu vs. uydursak bu defa ise hem uzun bir süreç hem de tonla para gereklidir.

Zaten halihazırda kendi 5. nesil Stealth Süpersonik Muharip Uçak Projesi son hız devam eden, aynı zamanda zaten F-35 gibi bir başka uçak siparişi vermiş, bu projelere milyarlarca dolarlık bir bütçe harcayacak bir ülkenin üçüncü bir platform açması ihtiyaç öncelikleri ve ekonomik güç göz önüne alındığında maalesef pek olası değildir. Kaldı ki F-35 in birkaç sene, TF-X in ise yaklaşık 10 sene sonra operasyonel olacağını düşünürsek zaten sistem dışı farklı bir ekipman alıp bunu var olan sisteme uydurmaya çalışmak için yeterli zamanda yok zira bunları sorunsuz hale getirene kadar zaten kendi uçağımızı göklerde göreceğiz.

Ben şahsen kendi uçağını yapmaya başlamış üstelik hali hazırda çok gelişmiş bir başka uçağı da envanterinden bulunduran bir ülkenin üstelik ekonomik durumu pekte iç açıcı değilken bu tarz harcamalar yapmasına bir anlam veremeyeceğim gibi aynı zamanda zaten böyle bir şey yapılma girişiminde bile bulunulmayacağını düşünüyorum. İşte ben tüm bu sebeplerden ötürü hem teknolojisini huyunu suyunu her şeyini bildiğimiz bir uçak olan hem de diğer seçeneklere göre çok daha ekonomik ve çok daha kısa sürede teslim alınabilecek olan F-16 yı tercih ederim.



Peki eğer F-16 olmazsa ?

O zaman yukarıda saydığım sorunları yaşamamak adına birbirine komşu / akraba olan sistemleri tercih ederim. Bunlar nedir? Eurofighter Typhoon, Dassault Rafale, Jas-39 Gripen. Bu sistemlerde ha keza elimizdeki mevcut sisteme en azından Rusya’nın veya Çin’in teknolojisine göre daha çok benzerlik arz ediyor. Peki ya bunlarda olmazsa? İşte o zaman aynı S400 HSS konusunda yaptığımız gibi ihtiyacımız olduğu için uyum muyum dinlemeden SU-35, MIG-35 vs. tercih ederim. Yukarıda altını özellikle defalarca çizdiğim gibi amaç yalnızca uçan bir uçak almak, onu güzel uçurmakla falan bitmiyor. Hava harbi dediğimiz olgu cidden birbirinden çok farklı birçok detaya, birçok dinamiğe, birçok parametreye bağlı olarak gelişen bir olgu. Bu yüzden bu konuları düşünürken yüzeysel şekilde değil derinlemesine şekilde düşünmeli, o şekilde bir fikre sahip olmalı, o şekilde bu fikri dile getirmeli, o şekilde hareket etmeliyiz. (Uyum göz önüne alındığında Pakistan-Çin Ortak üretimi JF-17 uçağı da bir ihtimal düşünülebilir lakin uçağın özellikleri bizim isterlerimizin altında olduğu için ben şahsen gerçek bir mecburiyet olmadan alınacağına pek ihtimal vermiyorum.)



İşte Türkiye’nin Yunanistan’ın yaptığı hamlelere karşı atabileceği ve bana göre atması gereken adımlarla ile ilgili kişisel düşüncelerim ve tespitlerim bu şekilde. Yakın zamanda Orta ve Uzun vadeli olarak Hava Kuvvetlerimizin geleceği ve ihtiyaçları hakkında da farklı bir çalışmam daha olacak.

http://savunmasanayi.org/yunanistanin-f-16v-programi-turk-hava-kuvvetlerinin-kisa-vadede-gelecegi/
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #5 : 23 Temmuz 2018, Pazartesi - 15:32 »
Anı uçaklarını koruyun


Tolga Özbek

Yolda yürürken veya otomobille giderken ne zaman havacılıkla ilgili bir şeyler görsem dururum… Bugün de aynısı oldu. Trakya’nın şirin kasabası Ahmetbey’in içinden geçerken yol kenarında bir F-5 uçağı gördüm. Hemen durdum.

Google Map’in rotasını izlerken ne aklımdan Ahmetbey’den geçmek vardı, ne de F-5 uçağını görmek. Kenara çektim aracımı ve hemen F-5’in hikayesi aklıma geldi… Hava Kuvvetleri’nin hediyesi olan uçak, belediyenin yanına yerleştirilmişti. Belediye Başkanı Mustafa Altıntaş da yaptığımız haber sonrasında takipçilerimizden biri olmuştu…

F-5A uçağı, sanki birkaç gün önce uçuştan inmiş, kaidenin üzerine konmuştu. Ne üzerinde bir çizik vardı, ne de bir hasar… İniş takımlarında ‘Remove before flight’ uyarıları bile duruyordu…

UÇAK VANDALLARI

Aklıma başka yerlerdeki uçaklar geldi. Üzeri kazınmış, sprey boyalara boyanmış, parça sökülmeye çalışılmış uçaklar… Vandalların hasar verdiği uçaklar…

Teşekkürler Ahmetbey sakinleri… Bir anı uçağına gözünüz gibi baktınız. Kanopisinde yazan, o kasabanın çocuğu Şehit Pilot Teğmen Samet Demir’in adını yaşattınız…

Bu gibi birkaç uçak, Türkiye’ye örnek olmalı. Anı olarak verilen uçaklara kimsenin zarar vermesinin önüne geçilmeli… Eğer uçaklara zarar veriliyorsa, Hava Kuvvetleri geri almalı. Bu uçakların bakımları, meraklılar tarafından gönüllü olarak yapılmalı. Orijinal renklerinde boyanmalı… Eminim ki bu iş el atacak çok sayıda kişi rahatlıkla bulunacaktır.

SAMET DEMİR’İN TANIYAN…

Paylaştığım bu fotoğrafı Instagramda (bizi kokpitaero adıyla www.instagram.com/kokpitaero/ takip edebilirsiniz) ve Facebook sayfalarına koyduğumda Prof. Dr. Serhat Güvenç’ten de bir yorum aldım. Güvenç’in uzmanlığı uluslararası ilişkilerdir. Ama gönlü gökyüzündedir. Sayfaya şu yorumu yapmıştı:

“Samet Demir, Temmuz 1981’de Hava Harp Okulu Cumaovası Uçuş kampında koğuş arkadaşımdı. Lüleburgazlı olduğu için “abe lüle ne oldu büle” diye takılırlardı. O sezon Lüleburgazspor Türkiye kupasında fırtına gibi esmiş galiba yarı finalde ağır hezimete uğramıştı. Takılmalarının sebebi buydu. Bildiğim kadarıyla benim devrenin (1985) ilk şehididir. F-100F kazasında hocasıyla birlikte şehit oldu. Yüzünü anımsamıyorum… Ruhu şad olsun”







http://www.kokpit.aero/ani-ucaklari-koruyun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #6 : 05 Ağustos 2018, Pazar - 14:23 »
Uçaklara neden reflektör takıyorlar?


Aybars Meriç



Şu sıralar bolca duyduğumuz tabirler var. 5. Nesil savaş uçağı, stealth, radara yakalanamama özelliği, yeni nesil uçak, radar reflektörleri, vs.vs. Elbet bu hususlarda yazan çizenimiz de çok. Kesinlikle işin içinde olmak ve dışarıdan bakmak arasında büyük farklar da var.

Bu nedenle bazen kuvvetten emekli subaylarımız, ya da halen işin içindeki ağabeylerimiz, yazarçizer tayfasına soğuk ve önyargılı yaklaşabiliyorlar. Fakat her ikisi de doğruları içeriyor ve bir arada güzel. Madem öyle her iki yapıyı nasıl aynı kotada buluşturacağız? Gelin bu gün bu konuda biraz çaba sarf edelim. Çerçevemizi de stealth üzerinde kuralım ki, hem güncel hem daha faydalı olsun.

İkinci Dünya Savaşı döneminde icat edilen radar teknolojisi, uçaklara bir yarasa misali sinyal gönderme ve yansıyan sinyalleri yakalayarak yerlerini tespit etme mantığıyla kurgulandı. Ahşap, metal, kumaş, kompozit ya da başka bir materyal olsun, uçak gövdesinde kullanılan tüm malzemeler belirli bir oranda bu yansımayı sağlayabiliyorlardı.

RADARIN ÖNEMİ

Zaman ilerledikçe jet motoru çağına girildi, teknoloji gelişti ve radarlar uçakların üzerine de entegre edilmeye başlandı. Kore savaşında Sovyet MiG-15’lerine karşı Amerikan Sabre’lerinin ana gücünü üzerlerindeki radar oluşturmaktaydı. Böylece iki temel fayda sağlayabiliyorlardı. Birincisi düşman göz mesafesine girmeden önce onları fark edip, uygun pozisyon alabilmekti. (Durumsal farkındalık)

İkincisi ise it dalaşı sırasında radar yardımıyla daha isabetli top atışları yapabilmekti. Bu iki fayda önemliydi zira Rus tayyaresi hem silah yükü hem de manevra kabiliyeti açısından Sabre’den daha güçlüydü aslında. Fakat farkı yaratan teknoloji ve onu kullanmayı bilen pilotlar oldu.

GÜDÜMLÜ FÜZELER

Zaman ilerleyip Vietnam savaşı dönemine ulaştığımızda, hava savaşlarına güdümlü füze faktörü de dahil olmuştu. Her iki düşman blokta da bir uçak için radar ve elektroniklerin önemi gayet iyi anlaşılmıştı. Bu önem 3. Nesil uçakları şekillendiren ana faktörlerden biri olmuştur. ABD cephesinde bizim de çok yakından tanıdığımız F-4 ve F-5’leri buna örnek verebiliriz. Neden bu iki uçağı örnek verdiğimi yazının ilerleyen aşamalarında daha iyi kavrayacaksınız. Fakat gelin buradan tekrar radarlar konusuna yoğunlaşalım.

O dönemde bir tayyarenin üzerinde taşıyabileceği radar ve elektronik yüküyle, o yükü beslemek için üretmesi gereken enerji ile bunu daha hafif hale getirebilme gerekliliğiyle yüz yüze kalınmıştı. Elbette teknolojik olarak daha önde olan batı bloğu, bu hususta daha başarılı ürünler ortaya koyabildi. Doğu bloğunda ise yer konuşlu büyük radarlar ve onlara entegre uzun erimli SAM füzeleri ile desteklenen, farklı bir hava savunma konsepti öne çıkmıştı. Elbette Sovyetler Su-15 Flagon ve MiG-25 Foxbat gibi ağır hava önleme uçaklarına da güveniyorlardı. Fakat cephe hattındaki hava üstünlüğü için, MiG-21 BIS, MiG-23 gibi uçaklarla güçlendirilen, bunları yer konuşlu merkezlerden yöneten ve yönlendiren, ağır radar ve hava savunma sistemleriyle destekleyen bir yapı benimsemişlerdi.

İşte bu cephe hattı yapılanma konsepti Arap-İsrail savaşlarında, Vietnam’da ve dünyanın birçok yerinde batıyla yüzleşti. Deneyimler hava güçlerinin kendi çalışmaları, çatışmalar ve birçok asker ve akademisyen tarafından gün geçtikçe derinleştiriliyordu. Ve anlamlı bulgular da ekleniyordu bunlara.

HANGİ UÇAK

Örneğin radarlar hakkında konuşalım. Havada uçan bir tayyare var. Bunun uçmak için kullanmaya mecbur olduğu bir aerodinamik yapı, geometrik şekil var. Bu şekil hangi açıdan bakarsanız bakın, daima farklı bir radar yansıması veriyordu. (Radar kesit alanı) Bu tayyarenin sırtlandığı harici yüklerle de doğru orantılı olarak değişen bir yapıydı.

F-4 Phantom gibi büyük uçaklar için fazla bir fark yaratmasa bile, F-5 gibi küçük tayyareler için o kadar anlamlı fark yaratıyordu ki. Radara burun vererek yaklaşan ve harici yük taşımayan bir F-5 tayyaresini fark etmek, çok geç olmadan neredeyse olanaksızdı. Hele ki bu radar bir savaş uçağının üzerinde ise ve kapasite ve güç olarak yer radarlarından düşükse.

İşte şu sıralar F-35 tayyaresiyle birlikte sıkça konuşmaya başladığımız meşhur “radar reflektörleri” konusu var ya, işte o zamandan F-5 uçaklarında kullanılmaya başlandı. Görünüş olarak bir AIM-9 Sidewinder füzesine benzer, siyah yuvarlak başlıklı, eğitim uçuşlarında uçağın çok düşük eko verdiği karşı cephesinden de fark edilmesini sağlayacak bir aparat.



4. nesil uçakların servise girmesi ve F-16 ile birlikte konu daha da derinleşti. Çünkü gerek geometrik dizaynı ve gerekse kullanılan yeni nesil malzemeler dolayısıyla (Ram boyaları kastetmiyorum. Onlarla değişiklik daha da güçlenmiştir ve her açıdan radar kesit alanı düşmüştür o ayrı.) dış yükü olmayan bir F-16’nın cepheden radara yakalanması o kadar zordu ki. Mecburen radar reflektörler boş eğitim uçuşlarında standart donanım haline getirildi. Bunu kuvvet içindeki hemen hemen tüm uzmanlar bilirler, fakat siviller tarafından bilinilirliği azdır. Bu gibi nedenlerle yeni nesil okuryazar taifemizle, asker ve uzman taifemiz arasındaki bakış açısı farkı oluşmaktadır. Hatta bazen bu uzman / asker tarafında bir körlük ve kendini üstün görme refleksine de dönüşebilmektedir maalesef.


(Yukarıdaki resimde, uçuş istikametinde, sol kanat ucu istasyon iki, yuvarlak kafa radar reflektördür.)

İşte bu sebeple kamuoyunun bilgisine sunulan ilk stealth tasarım olarak nitelendirebileceğimiz F-117 tayyaresinde, mimari şekil düzenlemesi sayesinde, yok edemediği radar ışınlarını, farklı yönlere yansıtarak, alıcı ve verici üniteleri yakın bölgelere konuşlanmış yer radar sistemlerinde ve uçak üstü radarlarında, görünmezliği yakalama prensibi benimsenmiştir.

Daha sonraki dönemlerde materyal biliminin gelişmesine müteakip, gerek radar ışınlarını emebilen boyalar, gerek daha yoğun kullanılmaya başlayan komposit malzemeler sayesinde, F-22 ve F-35 gibi uçaklarda, makul aerodinamik yapılarla da stealth özelliği yakalanabilmiştir. Bu makul aerodinamik dış yapı / biçim faktörü, günümüzde birçok ülkenin 5. Nesil uçak çalışmalarının, birbirine benzemesine, birbirini andırmasına sebep olmaktadır.

F-35 VE S-400

Yeri gelmişken güncelimizde yer alan bir konu olan, S-400 ve F-35 meselesine değinmeden geçemeyeceğim. Aslında bu ikisinin arasında direkt bir baş kurmak söz konusu bile değildir teknik açıdan. Konuya F-35 ve S-400’ün ve MİLDAR gibi modern yerli sistemlerin aynı anda sahibi olan bir ülke olmak bazında yaklaşmak daha doğrudur.

Peki, neden? Elinizde F-35 var diyelim. Bunu belli bir zaman ve hızda, belli bir rotada uçurabilirsiniz. Elinizdeki bir gelişmiş radar sistemi, nerede olduğunu ve nereye gittiğini zaten bildiği bu uçağın, normalde son derece düşük olan ve kullanıldığınız radarın filtreleri tarafından otomatik olarak yok varsayılan (kuş vb. doğal objelerle karıştırılmaması için), o hafif ekosunu / izini kayıt altına alabilir.



Bunu birçok açıdan ve farklı koşullarda denediğinizde, sadece o ize odaklanacak bir filtre yazma şansınız olacaktır. İşin hoş tarafı bunu sadece uçak ekosuyla sınırlamak zorunda değilsiniz. F-35 egzos gazının iyonize ettiği havanın radar ekosuna da odaklanabilirsiniz. Her halükarda F-35 sahibi olmak, yazılım açısından milli kontrolünüzde olan radar sistemleriyle bu uçağı tespit etmek noktasında size avantaj kazandıracaktır.

Bu noktada S-400 Hava Savunma Sisteminin milli değil, ithal bir sistem olduğunu tekrar hatırlayalım. Öyleyse… ABD tarafından bu iki sistem ilişkilendirilip, ısrarla bir argüman ortaya konuyorsa, demek ki alacağımız S-400 HSS’leri üzerinde ciddi bir yazılımsal kontrol unsuruna da sahip olacağımız konusunda ümitlenebiliriz. Yani ithal bile olsa, milli çıkarlarımız doğrultusunda kullanılabilecek yeterli yazılımsal kontrol gücüyle birlikte ve kendimize özel / yarayışlı bir şekilde S-400 alımını gerçekleştirmemiz büyük olasılık dahilindedir. Bu konudaki analizimi / kanaatimi sizlerle paylaşmak istedim. Zira şundan emin olunuz ki gerek Silahlı Kuvvetlerimiz gerekse Cumhurbaşkanlığı, SSB ve ilgili diğer kurumlarımızda çalışanlar saf ve naif değildirler. Açıklanmasa bile bu hususta milli çıkarlarımızı en üst düzeyde savunacak anlaşmaları yaptıklarından şüphe duymuyorum.

Değerli okurlarım. Sakın açık açık konuşmuyorlar, birçok şeyi saklı tutuyorlar, kamuoyunu aydınlatmıyorlar düşüncesiyle, askerlerimize ve savunma sektörümüzün çalışanlarına, ön yargıyla yaklaşmayınız. Bazı şeylerin saklı tutulması gerekir. Bazı şeyleri ise konuşmak insanlara anlamlı gelmeyebilir. Özellikle mesleğiniz dolayısıyla ketumiyet doğanızın bir parçası olmuşsa. Elbette okur ve yazarlarımızın görüş ve analizleri sahip oldukları açık kaynak bilgilerine bağlı olarak şekillenecektir / etkilenecektir. Fakat bu durumda onların boş konuştuğu yada yanlış analizler yaptığı anlamına gelmez. Emekliler başta askerlerimizin ve sektör çalışanlarının onları ötelemesi bir çözüm olmadığı gibi, kulağını tıkaması ve dinlememesi çok büyük zararlara sebep de olabilir. Bu nedenle ortak değerlerimiz olan vatanseverliği, aynı devlet çatısı ve bayrağın gölgesinde yaşadığımızı hatırlayarak, çekişme ve çatışmalardan uzak kalmak önemlidir. Saygılarımla…

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

http://www.kokpit.aero/ucaklarin-reflektoru-aybars-meric
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #7 : 25 Ağustos 2018, Cumartesi - 22:19 »
Nasıl bir savaş uçağı?


Aybars Meriç



Konu silah ve silahlanma olduğunda, geniş bir pencereden bakmak zorundayız. Ayrıca duygusal değil, mantıksal ve matematik bir bakış açısına sahip olmaya da kendimizi yönlendirmeliyiz. Çünkü duygusallık bizi hata yapma noktasına sevk edebilir. Rakamlar ise asla yalan söylemez. Bunu somut bir örnekle açıklamak isterim.

Günümüzde Türk Hava Kuvvetleri’nin total sorti ağırlığını oluşturan ana görev tipi nedir?

Görev tiplerine baktığımızda eğitimler, hava devriyeleri, it dalaşı türü hava savaşları (Ege), havadan yere bombardıman misyonları (anti terör), keşif, vb. birçok madde sıralamamız mümkün. Fakat günümüz şartları dolayısıyla operatif anlamda görev ağırlığının Havadan Yere Hassas Taarruz noktasında şekillendiğini görmekteyiz. Bu da bizleri gayri ihtiyari olarak şu sorulara itmekte:

Bu işi yapmanın daha hesaplı bir yolu yok mu? Görev tipi için F-16 ve F-4 gibi uçuş ve cephane maliyeti oldukça yüksek platformlar kullanmak şart mı? Bunun için oldukça yüksek maliyetlere katlanıp pilot yetiştirmek zorunda kalmak gerekli mi? Pire için yorgan mı yakıyoruz yoksa?



ETKİNLİK, MALİYET, SÜRE…

Oldukça sert bir giriş olduğunun farkındayım. Ayrıca Türk Hava Kuvvetlerinden beklenen, ülkemiz hava sahasında ve olası bir savaşta düşman hava sahası üzerinde hava üstünlüğü ve mümkünse hava hâkimiyeti kurmak gibi görevler için, pahalı ve etkili tayyareler istihdam etmemizin şart olduğundan da. Bununla birlikte söz konusu soruların, yalnızca taarruz anlamında değil, süre, maliyet, etkinlik vb. birçok açıdan da düşünsel bir bütünlükle, günümüzün etkin Türk İHA/SİHA kuvvetlerinin oluşmasına katkıda bulunduğunu da bilginize sunmak isterim. Öyleyse gelin penceremizi biraz daha genişletelim ve dünyaya bakalım.

Örneğin ABD desteğiyle yeniden yapılanan Afganistan Hava Kuvvetleri... Şu anda bu kuvvetin ağırlığı Brezilya tasarımı Embraer Super Tucano turboprop uçaklarından oluşmakta. Görev yükünün neredeyse tamamı ise hassas yer taarruzu ve yakın hava desteği kapsamına girmekte.

Ekonomi ve etkinlik olarak bu kuvvet, gerek Afgan yerel güçlerinin gerekse ülkedeki ABD askerlerinin oldukça hoşuna gitmektedir ve somut faydalar sunmaktadır. Bu vecihle ABD yurt dışındaki birçok diğer ülkeyi de Super Tucano uçaklarıyla desteklemeye başlamıştır. Elbette bunun gerçekleştiği tüm çatışma sahaları aynı zamanda yoğun ABD SİHA operasyonlarına da sahne olmaktadırlar. Fakat ani gelişen ihtiyaçlara uyumlu ve hızlı bir cevap üretebilmek, esneklik, değişken silah yükü vb. açılardan, bu insanlı tayyarelerin gerekliliği üzerinde de şüphe duyulmamaktadır. Bu nedenledir ki Amerika gibi büyük bir devlet bile, dış ülkelerde kendini kanıtlamış bu platformlara sahip olmak üzere çalışma başlatmıştır.



Günümüzü aşağı yukarı anladığımıza göre gelin zaman makinesine bilelim ve 50-60 yıl öncesine seyahat edelim. Zamanın hava platformlarına ve çözüm yöntemlerine bakalım.

Soğuk savaşın sürdüğü, mali büyüklüklerine bakılmaksızın ülkelerin neredeyse tamamının hava gücü istihdam ettiği, teknolojinin bu kadar gelişmiş olmadığı ve uçakların analog elektroniklerle uçtuğu, aynı zamanda hayatın da savunmanın da günümüz kadar pahalı olmadığı o dönemlere bakalım.

Birden fazla ve farklı görev yükünü sırtlanabilecek, hesaplı, bakımı tutumu kolay ve görece kolay anlaşılabilir teknolojilerle donanmış, cephe hattı tayyarelerinin yükselişte olduğunu görüyoruz. Bu noktada doğu bloğunda MiG-21, batıda Amerikan F-5, bağımsız Fransız çözümü olarak Mirage 3-5 serisinin oldukça popüler olduğu zamanlar. İşin en hoş tarafı, tüm bu uçakların tüm kullanıcıları halinden gayet memnun. (Aynı kapsamda A-4’ü de sayabiliriz daha kısıtlı bir kullanıcı kitlesi bulunsa bile.)

GİDEREK KARMAŞIKLAŞAN PLATFORMLAR

Daha sonra işin içine hassas dijital elektronikler, teknolojinin getirdiği somut ve anlamlı faydalar, gelişmiş akıllı mühimmatlar, savaş alanında kalitenin kantiteyi bozabileceği gerçeği giriyor. Böylece 4. Nesil uçaklarla beraber gerek satın alma, gerek sahip olma, gerek eğitim gerekse idame maliyetleri de seviye atlamaya başlıyor.

Aynı zamanda dünya değişmeye başlıyor. Artan savunma yükünü kaldıramayan Sovyetler Birliği çöküyor. Çin’in yükselişi başlıyor. Asimetrik harp ve terörle mücadele yeni düşmanı tanımlayan kavramlar olarak öne çıkıyor…

Birçoğunuz hatırlamaz. 80’li yıllarda Türk Hava Kuvvetlerinin modern savaş uçağı ihtiyacı tavan yapmıştı. Muharip filonun önemli bölümü hibe olarak gelen F-104, F-100 ve F-5’lerden oluşuyordu. Çağ değişiyordu ve eldeki kuvvet yetersiz kalıyordu.

Sonuçta F-16 seçildi ve Peace Onyx 1 programı başladı. Toplam 160 uçak TUSAŞ’da imal edilecekti. Ancak projenin devamında 160 adet daha uçağın yapımı hedeflenmişti. Yani toplam 320 adet uçak teslim edilecekti. Ama ülkemizin bu ikinci paketi karşılayacak gücü yoktu.

1991’de 1. Körfez Savaşı çıktı. Bu kapsamda koalisyon güçlerine Türkiye’nin verdiği desteğe karşı bir jest olarak Suudi Arabistan ve Kuveyt öncülüğündeki Arap ülkeleri, ilave 80 adetlik Peace Onyx 2 paketinin finansmanını karşıladılar. Bu sayede F-16 sayımız az da olsa gerçek ihtiyaca yaklaşır hale geldi.

HAVA KUVVETLERİ OLMAYAN ÜLKELER

Napolyon’un meşhur bir sözü vardır. “Ordular midelerinin üzerinde yürürler.” Vakti zamanında insan ihtiyacı doymakla sınırlı iken çok doğru ve önemli bir hususa işaret etmişti. Şimdiyse bu sözü modernize etmemiz gerekmekte. Ordular ülkelerinin ekonomileri üzerinde büyürler ve yürürler diyerek. Bakınız Arnavutluk. Bir hava kuvvetlerini karşılayacak gücü yok artık. Veya Makedonya… Yunanistan ve İtalya koruyor hava sahasını aynı Arnavutluk misali.

Bulgaristan ise Ortadoğu’daki karışıklıklar sağ olsun diyelim, silah satışları sayesinde azıcık belini doğrulttu da hava kuvvetlerini yeniden diriltmenin yolları peşinde koşuyor birkaç senedir. Bazı ülkeler Hırvatistan gibi, İsrail’den modernize edilmiş F-16 almayı tercih edebiliyor. Modernize edilmiş uçaklar, Romanya ve Arjantin örneklerinde olduğu gibi, kendine ayrı bir pazar yaratmaya başlıyor.

Alternatifler neden sınırlı? Bir ara çözüm yok mu? Başka bir yolu yok mu bu işin? Gelin Amerika’dan eski ama çok da eski olmayan bir hikâye ile bu soruları kıymetlendirelim.



ABD’nin jet eğitim tayyaresi ihtiyacını karşılayan T-38’den yola çıkarak hayat bulan F-5 serisi, basitliği etkinliği ve kabiliyetleri ile birçok hava kuvvetleri tarafından mutlu mesut kullanılıyordu. Gerçekten etkin bir üründü ortaya çıkan nesne.

Bakımı basitti, uçurması dengeliydi, pilotla bütünleşmesi ve ona verdiği tepkileri güzeldi, ihtiyaçları karşılıyordu ve savaş zamanı kısa bakım aralığı ve sorti yoğunluğunu da kaldırabiliyordu. Modernleşen zamanlar ile tasarımcı Northrop-Grumman firması da, bunun modern bir versiyonunu yapma ihtiyacı hissetti. Ortaya F-20 TigerShark çıktı. F-5 ve F-16’nın avantajlarını tek bünyede toplayabilen, son derece verimli ve hesaplı bir uçak.

F-20 YAŞAMADI MI YAŞATILMADI MI?

Bu programın ölümü hakkında birçok şey söylenebilir. Sayısız bahaneler bulunabilir araştırdıkça. Fakat ben kendi görüşümü söylemem gerekirse oyunbozan ve temayüllere karşı koyan bir uçak olduğu için, bizzat sahibi olan ülke tarafından havacılık tarihinin tozlu yaprakları arasına gömüldü. Bu seviyede basit, etkin ve hesaplı bir ürünün var olmasını istemiyordu ABD. Daha karmaşık ve daha bağımlılık yaratacak platformlarla devam etmeliydi süreç.

KATAR ÖRNEĞİ

Katar’ın en son uçak alımlarına bir bakalım isterseniz. Bu örneği maddi sorunları minimize olduğu ve batı kökenli istediği silah sistemine sahip olabilme imkânı dolayısıyla için özellikle seçtim. F-15QA anlaşmasının maliyeti 6,17 milyar dolar. Bu silahları barındıracak ve operatif tutacak tesis ve operasyon altyapısının oluşturulması için kesinleşen ihale bedeli 1.1 milyar dolar. Toplamda 7,27 milyar dolarlık kesinleşmiş bir harcama söz konusu. Sadece sahip olmanın total başlangıç bedeli olarak. Elbette bunun içinde bir miktar mühimmat, yedek parça, eğitim vb. hizmetlerde bulunmakta. Buda kabaca uçak başına 201 milyon USD tutarında bir bedel anlamına gelmekte.

F-15QA’nın hizmet ömrü boyunca harcayacağı yakıt, yedek parça, mühimmat ve pilot eğitimi, modernizasyon ihtiyaçları düşünüldüğünde rakamın zamanla 1,5-2 katına çıkacağını var saymak mantıklı olacaktır. Fakat tayyare başına kapsamlı modernizasyon olmasa bile toplamda 9000 saat gibi bir uçuş ömrü düşünülebilir diyelim.

HIRVATİSTAN NEDEN 2. EL F-16 ALDI

12 Adet 2. El modernize edilmiş F-16’ya sahip olmayı tercih eden Hırvatistan ise, bunun için toplamda 500 milyon dolarlık bir bedel ödeyecektir İsrail’e. Hesaba katılmayan ilave maliyetler ile birlikte bunu gelin 600 yapalım. Uçak başına 50 milyon USD düşmekte o zaman.

Bu uçakların da modernizasyon sonrası yaklaşık 3000 saatlik bir kullanım ömrü vereceğini var sayalım. Uçuş ömrü maliyetiyle hizmet ömrünü kıyaslayacak olursak, uçak başına 0,3 / 0,5 arası bir ilave maliyetin kullanım ömrü boyunca çıkacağı düşünülebilir.



Her iki uçağın da kendine göre avantajlı ve dezavantajlı yanları vardır. Bunları ayrı ayrı irdeleyerek konuyu dağıtmak istemiyorum. Bununla birlikte olası bir savaş durumunda bir Hırvat F-16’sının Bir Katar F-15’iyle birebir karşılaşması durumunda, galip gelme şanslarının aşağı yukarı eşit olacağını varsaymak mümkündür. Konuya radar ve hava savunma ağı, güç çarpanları, pilot eğitim daha doğrusu pilot ver yer personelinin toplam insan kalitesi, vb.vb. hususları ilave edince, dengenin değişmesi söz konusu olabilir. Peki, iki Amerikan orijinli uçak arasındaki fark bu kadar açılabiliyor ise, denkleme bir başka uçak kattığımızda durum nasıl olur?

NİJERYA JF-17 ALACAK

Nijerya 3 adet sıfır kilometre JF-17 Block 2 alımı için yaklaşık 70 milyon dolarlık bir bütçe ayırmayı düşünmekte. Silah, eğitim, destek vs. hizmetleri içinde bir alım. Pakistan-Çin ortaklığında geliştirilen uçak başına 23,4 milyon USD tutarında bir rakam etmekte sahip olması. Gövde ömrü modernizasyonsuz 6000 saat olsa bile Rus RD-93 motorlarıyla, motor değişimi olmadan 4000 saatlik bir uçuş ömrü öngörmek gerçekçi olacaktır.

Peki bu uçak Hırvatların F-16’dan beklediklerinin yüzde kaçını başarabilir? Görev türü skalasının yüzde 100’ünde kullanılabilir ve havada ülkenin varlığını ve bağımsızlığını tescilleyebilir. Peki bu uçak Hırvat F-16’sına göre yüzde kaç oranında görev başarımı sunabilir?

Eğitim ve diğer faktörler de göz önüne alınarak değişir olsa bile yaklaşık %50-60 oranından bahsetmek mantıklı olacaktır. Konuya harbe hazırlık unsuru da dahil edilir ise bu oran %10-15 kadar düşebilir. Fakat bu gerçekler Nijerya gibi bir ülke için JF-17’nin politik ve askeri açıdan doğru ve maliyet/etkin bir çözüm olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir Hırvat F-16’sı ya da Katar F-15’i karşısında, hava-hava savaşında başarı şansı mı? İşte bu gerçekten muamma. Fakat Çinlilerin de silah ve yeteneklerini küçümsememek lazım.

BUNDAN DERS ÇIKARTABİLMEK

Peki, bu tablolardan ülkemiz adına ne gibi dersler çıkarabiliriz? Konuyu yine tarihle birlikte ele almakta büyük fayda doğacaktır. Gayet verimli bir uçak olarak nitelendirebileceğimiz bizim de uzun yıllar kullandığımız F-5 Freedom Fighter serisi, T-38 Talon eğitim uçakları üzerinden şekillenmişti.

Şimdi ABD bu eğitim uçaklarını değiştirmek adına T-X projesi başlatmış durumda. Adaylara baktığımızda yine aynı ışığı görmekteyiz. Gerek Boeing, gerekse Lockheed Martin çözümü, benzeri bir sürecin ileride de yaşanabileceğini açıkça göstermekte. Yani, T-X üzerinden hafif ve düşük maliyetli bir savaş uçağının şekillenmesi amacıyla yeterinden fazla potansiyeli barındıran tasarımlar bunlar.

Bu sayede yeni nesil alt sistemlerin getirdiği avantajlardan da çok daha etkin biçimde yararlanmak mümkün olacak. Mesela çok daha düşük arıza oranları, uzun servis ömürleri, aviyonik sistem benzerliği, eğitim kolaylığı, ağ merkezli harp olanakları, ortak ve kolaylaştırılmış lojistik altyapı, vs.vs…

Ülkemizin de Hürkuş ve Hürjet projeleri ile geleceği gördüğünü ve benzeri bir amaç güttüğünü çok rahat ve gururla söyleyebiliriz. Bu nedenle söz konusu iki proje, hacminden çok daha büyük önem taşımakta ve ciddi ihracat potansiyelini de bünyesinde barındırmakta.

Yeniden yapılanan Irak Hava Kuvvetleri, bünyesine F-16 gibi modern bir uçak koymayı başarmış olsa bile, Güney Kore’den satın aldığı daha düşük kapasiteli gibi görünen F/A-50’lere daha fazla güveniyor. Çekya ve İsrail L-39 NG üzerine şekillenmiş bir hafif savaşçı ve yakın hava desteği çözümü için iş birliğine gidiyor.

İtalya M-345 ve M-346 tayyarelerini sadece eğitim amaçlı değil, geniş bir görev yelpazesi ile pazarlamayı hedefliyor. Rusların Yak-130 çözümünü Google’dan arattığınızda, karşınıza çıkan resimlerin %90’ı anlamlı ve hafif silah yüküyle birlikte oluyor. Yani ülke ekonomileri, ABD’nin şekillendirdiği pahalı ve oldukça yüksek maliyetli havacılık teknolojileri eğilimine alternatif arayışlarına, kendiliğinden başlamış vaziyette.



BAŞKA BİR FAKTÖR

İşte burada yeni bir faktör daha devreye giriyor. Bunu şöyle bir varsayımsal örnekle dikkatinize sunalım. Varsayımsal Hırvat F-16’sı İsrail yapımı 60 km. maksimum erimli Derby füzesi taşıyor olsun. Nijer JF-17’si ise 90 km. maksimum erimli Çin Yapımı PL-10 BVR füzesi taşıyor olsun. Derby füzesinin başarı oranı %70, Çin füzesinin başarı oranı %85 olsun.

Şimdi gerek menzil gerekse başarı oranı dolayısıyla çok daha ucuz JF-17, Hırvat F-16’nın önüne geçmiş oluyor değil mi? Peki Hürkuş’un altına kocaman bir AESA radar podu eklesek, Çin PL-10 füzesini de entegre etsek, elbette hız ve irtifa gibi kinematik özelliklerde F-16’nın gerisinde kalsa bile BVR yani görüş ötesi angajman koşullarında Hırvat F-16’sına denk hatta belki de üstün bir sonuç almamız mümkün olacaktır.

Gelin şimdi bu sistemi Hürkuş üzerinden alıp Akıncı SİHA ile bütünleştirelim. Değişen pek bir şey olmayacaktır. Kısacası günümüzde platromların yeteneklerinin ötesinde, akıllı silahların yeteneklerinin ön plana çıktığı bir düzene doğru gitmekteyiz. Zaten mevcut eski tayyarelerin modernizasyonlarının altında yatan ana sebep de bu değil midir?



Bu nedenle siz değerli arkadaşlarımdan ricam, yerli savunma sanayi çözümlerimizi hor görmemeniz olacaktır. Küçük de olsa bir platformun boyundan büyük etkiler yaratabileceği yeni bir çağa doğru ilerliyoruz. İşin hoş tarafı bu çağda ekonomi göründüğünden de büyük bir önem taşımakta. Bir ülkenin savaşı kabulü ve sürdürebilme imkânını belirleyen ana faktörü oluşturmakta. Dolayısıyla caydırıcılığa da en büyük katkıyı, ekonomik çözümler ve yerli savunma sistemleri sunabilmekte. ABD bir etkiye ulaşmak için 500 milyon dolar harcamak zorunda kalıyor olabilir. Aynı etkiye ulaşmak için 10 milyon dolar harcama imkânınız var ise, neden 500 milyon dolar harcamanızı gerektirecek Amerikan yolunu izleyesiniz / takip edesiniz ki? Konunun farklı boyutlarına yeni makalelerde dikkat çekeceğim…

http://www.kokpit.aero/nasil-bir-savas-ucagi-1
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #8 : 25 Ağustos 2018, Cumartesi - 22:38 »
Beşinci nesil uçakların silah yükleri

1.BÖLÜM



   Çocuklarımızın geleceği için Türkiye’nin en önemli projelerinden biri de TF-X olarak adlandırılan Beşinci Jenerasyon Geleceğin Muharip Uçağıdır. Hava Kuvvetleri’nde F-16’ların yerini alacak uçak için geliştirme çalışmaları Türk Havacılık ve Uzay Sanayi (TAI) tarafından gerçekleştiriliyor. Hava Kuvvetlerimizde, ilk defa kendi tasarımımıza sahip muharip bir jet uçağımız görev yapacak.

Kokpit.aero yazarı Emekli Hava Tümgeneral İrfan Sarp, farklı ülkelerin gelecek jenerasyon uçak projelerini de ortaya koyarak henüz geliştirme aşamasında olan TF-X uçağımız için çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor.

  İrfan Sarp
Emekli Hava Tümgeneral


2'nci Dünya Savaşı'nın son yıllarında dünyanın ilk jet motorlu savaş uçağı olan Messerschimitt Me-262 uçağının Almanlar tarafından imal edilmesi havacılık tarihinde yeni bir çağın başlangıcı olmuştur. Takip eden bir kaç yıl içinde İngilizler jet motorlu Gloster Meteor ve Gloster Javelin uçaklarını, Amerikalılar F-80, F-84G, F-84F, F-86 model uçakları, Ruslar da MİG-15 savaş uçağını imal etmişlerdir. Saydığımız bu uçaklar havacılık literatüründe Birinci Jenerasyon Uçaklar olarak isimlendirilmiştir.

İkinci Jenerasyon Uçaklar kategorisinde İngiliz Electric Lightning, Fransız Dassault Mirage III, Rus MİG 19, MİG-21, İtalyan G-91, Kanada CF-101B, Amerikan F-100,  F-102, F-104G,  F-105, F-106, F-5 uçaklarını sayabiliriz.

Üçüncü Jenerasyon Uçaklar kategorisinde 1960 ile 1970 yılları arasında imal edilen Amerikan F-4E, İtalyan F-104S, Fransız Dassault F-1, İsveç Saab 37 Viggen, Avrupa konsarsiyumu imalatı Tornado, Japon Mitsubishi F-1, Rus MIG-23 ve MIG 25 uçakları bulunmaktadır.

Dördüncü Jenerasyon Uçaklar kategorisinde Avrupa konsorsiyumu imalatı Eurofighter, Fransız Rafale ve Mirage 2000, Amerikan  F-14, F-15, F-16, F-18; Rus MIG-29, MIG-31, SU-30, Japon F-2 uçaklarını sayabiliriz.

Dördüncü Jenerasyon kategorisi içinde bulunan uçakların geliştirilmiş modellerinin bazılarında Dört Buçuk Jenerasyon tabiri kullanılmaktadır.

Beşinci Jenerasyon uçaklar Internet sayfalarında iki ABD, iki Rus, iki Çin, bir Japon, bir Türk, bir İsveç, bir Güney Kore ve bir Hindistan uçağı modelleri olarak yer almaktadır. Beşinci Jenerasyon uçaklarını imal eden dünyanın belli başlı uçak imalatçısı ülkeleri arasında Türkiye'nin ismini görmek insana büyük gurur veriyor!

Beşinci Jenerasyon, radarlara karşı düşük görünürlükte, gövde içi silah taşıma yuvası donanımlı uçaklardan halen imalatı ve test uçuşları tamamlanıp harekât görevlerine verilenler ile henüz geliştirme (development) safhasında olanların listesi Inernetin ilgili sayfalarında şu şekilde yer almaktadır.

ABD:     F-22 Raptor
ABD:     F-35 Lightning II
Rus:      Sukhoi SU-57 (eski ismi PAK FA T-50)
Rus:      Mikoyan Mig LMFS---------Geliştirme (development)
Çin:       Chengdu J-20
Çin:       Shenyang J-31---------------Geliştirme (development)
Japon:   Mitsubishi F-3 Shinshin----Geliştirme (development)
Türk:     TAI TF-X-----------------------Geliştirme (development)
İsveç:    Flygsystem 2020-------------Geliştirme (development)
Güney Kore: ADD C103-------------Geliştirme (development)
Hindistan: HAL (AMCA)..... .......... Geliştirme (development)

Türkiye'nin 1970’li yıllarda ortaya koyduğu “Kendi Uçağını Kendin Yap” hedefine ulaşmak yolunda atılan adımların en önemlisi, 15 Aralık 2010 tarihinde yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK) toplantısında, muharip jet uçağımızın yerli imkanlarla yapılması kararı olmuştur.

Bu kararın açıklanmasını takip eden zaman içinde Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) bünyesinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile TAI temsilcilerinden teşkil edilen Müşterek Çalışma Grubu tarafından uçağın kavramsal tasarımları yapılmıştır. Bu tasarımlar kapsamında ikisi tek motorlu ve biri çift motorlu üç kavramsal model geliştirilmiştir. Sıfırdan imal edilecek olan bu uçağa TF-X tanımlama ismi verilmiştir. Tanımlama isminin başındaki “T”, Türkiye’nin baş harfi olarak, “F” Savaş Uçağı “Fighter” kelimesinin baş harfi olarak verilmiştir. Uçağın tipi henüz belli olmadığından sonradan belli olacak rakam yerine “X” harfi kullanılmıştır.

TF-X'İN TAI TARAFINDAN YAYINLANAN TEMSİLİ FOTOĞRAFI


Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile TAI Müşterek Çalışma Grubu tarafından, kavramsal tasarımları geliştirilen çift motorlu ve tek motorlu uçakların avantajları ve dezavantajları üzerinde yapılan uzun değerlendirmelerin sonunda TF-X'in çift motorlu modeli seçilmiştir. Kanaatimize göre, TF-X'in çift motorlu modelinin seçilmesiyle, en doğru karar verilmiş ve gelecekte güzel yurdumuzun semalarının savunulmasında en etkili hava silahlarından birinin imalatı yolunda çok önemli bir adım atılmış olmaktadır.

Bugün dünyadaki belli başlı ülkelerin Hava ve Deniz Kuvvetleri'ndeki birinci hat muharip jet savaş uçaklarının modelleri incelendiğinde, Türkiye dahil 9 ülkenin ortak olarak üretim anlaşması yaptığı F-35 Lightning II uçağı hariç, diğer ülkelerin kullandığı birinci hat muharip jet savaş uçaklarının hepsinin çift motorlu uçaklar olduğu görülecektir. Avrupa üretimi Rafale, Tornado, Eurofighter; ABD üretimi F-15, F-18,   F-22; Rus üretimi MİG-29, MİG-35, SU-24, SU-30, SU-35, Sukhoi SU-57 (eski ismi PAK FA T-50); Japon üretimi Mitsubishi F-3 ve Çin üretimi Chengdu J-20 ve Shenyang 31  muharip jet uçaklarının hepsi çift motorlu uçaklardır. Çift motorlu muharip uçakların tek motorlu muharip uçaklara kıyasla daha fazla silah yükü taşıması ve  daha uzun mesafedeki hedefleri kapsamış olması, bu ülkelerin çift motorlu muharip uçakları tercih etmelerindeki etkenlerin başında gelmektedir.

Türkiye, milli muharip jet uçağımız TF-X'in imalatı aşamasında, daha önce muharip jet uçakları imal etmiş ülkelerin tecrübesinden istifade edilmesinin faydalarını göz önünde bulundurarak bu konuda geçmiş yıllarda muharip uçak imal eden ülkelerle temaslarda  bulunmuştur. Muharip jet uçağı imalat teknolojisinde geçmişte deneyim kazanmış ve çeşitli modellerde jet savaş uçağı üretmiş olan  İsveç Saab firması, Avrupa konsarsiyumu Airbus Military firması ve İngiliz BAE Systems firmasıyla görüşmeler yapılmıştır. Bu firmalarla yaklaşık iki yıl süren ikili görüşmelerden sonra Türkiye, TF-X in imalatında müşterek çalışmak üzere İngiliz BAE Systems firmasını seçmiştir. Yapılan bütün planlamalar ve çalışmalar, Cumhuriyetimizin yüzüncü kuruluş yıldönümünde, 29 Ekim 2023 tarihinde TF-X uçağımızı gökyüzüyle buluşturmak hedefine odaklanmıştır.

Müşterek imalat için seçimi yapılan İngiliz BAE Systems firmasıyla, İngiltere Başbakanı Theresa May'in Ankara'yı ziyareti sırasında, 28 Ocak 2017 tarihinde bir Çerçeve Anlaşması imza edilmiştir. TAI ile BAE Systems arasında imzalanan bu çerçeve anlaşmasının önemi dikkate alınarak, anlaşmanın ana maddelerini  hatırlamak faydalı olacaktır. 156 Milyon ABD Dolarının taahhüt edildiği Çerçeve Anlaşması, dört yıllık bir takvim içinde, şu hususları kapsamaktadır:

1. Sözleşme ile ilk 7 uçağın tasarım, geliştirme, üretim, test ve sertifikasyon çalışmaları İngiliz firmasıyla müşterek olarak yapılacaktır.
2. Kokpiti tek kişilik olarak dizayn edilecek TF-X uçağının konfigürasyonu şöyle planlanmaktadır:

*   Çift motorlu,
*   Radara karşı düşük görünürlük (stealth),
*   Gövde içi silah taşıma özelliği,
*   Super Cruise (Afterburner kullanmadan ses üstü uçuş),
*   Gelişmiş aviyonikler (uçuş ve atış sistemleri),
*   AESA (Active Electronically Scanned Array) çift fonksiyonlu radar,
*   Elektronik harp kabiliyeti.

3. Söz konusu Çerçeve Anlaşması ile devletten devlete garanti sağlanacak ve her iki devlet proje tamamlanana kadar TAI ve BAE Systems'in arkasında duracak. Bu sayede TF-X Projesi her türlü iç hukukun üstünde tutulacak ve projede devletler arası anlaşmalara göre teminat verilerek hareket edilecek.
4. BAE Systems TAI'ye 400 adam/yıl mühendislik hizmeti verecek. BAE'nin mühendisleri süpersonik uçak tasarım/üretim tecrübesine sahip olacak.
5.  Uçağın patenti Türkiye'ye ait olacak.

Yukarıda belirtilen anlaşma maddeleri içinde, TF-X uçağının radarlara karşı düşük görünürlük özelliğine (stealth) sahip olacağı belirtilmiştir. Sırası gelmişken, günümüzde sık kullanılan stealth sözcüğüyle ilgili bir ayrıntıyı hatırlayalım. İngilizce lisanında Stealth kelimesinin karşılığı, sözlükte gizli, sinsi, gizlice yapılan  şeklinde açıklanmıştır.

Dünyada ilk defa radarlara görünmeyecek teknolojiler kullanılarak Amerikalılar tarafından büyük bir gizlilik içinde imal edilen F-117 uçağı "Stealth Fighter" ismiyle tanımlanmıştı. Başlangıçta Stealth kelimesinin karşılığı olarak "Radara Görünmeyen Uçak" tabiri kullanılmıştır. Son yıllarda radar ve sensörlerin gelişmesine paralel olarak stealth teknolojisiyle imal edilen uçakların radar ekranında belli mesafelerden görünebildiği ortaya çıkınca, stealth kelimesinin karşılığında  "Düşük Görünürlükte" (Low Observable) tabirinin kullanılması tercih edilmiştir.

Bir uçağın radarlara karşı düşük görünürlük kazandırılmasını sağlayan  imalat tekniklerini ve uygulamalarını şöyle sıralayabiliriz:

1) Gövde, kanat ve kuyruğa verilen aerodinamik şekil ile hava alığı ve egzos konisinin gövdeye en uygun açılarla yerleştirilmesi;
2) Uçağın imalatında, radar huzmelerinden gelen elektromanyetik dalgaları emen (RAM- Radar Absorbent Material) karbon fiber, seramik ve silisyum karbür (SİC) gibi  boya ve kompozit malzemelerin kullanılması,
3) Gövde ve kanat altında hiç bir yük taşınmaması, silah yüklerinin gövde içi silah yuvalarına yerleştirilmesi ve böylece Radar Kesit Alanı'nın (Radar Cross Section - RCS) en asgariye indirilmesidir.                                                 

Bir uçağa düşük görünürlük özelliği kazandıran yukarıdaki üç faktörü sıraladıktan sonra, bu faktörlerden üçüncüsü olan, Radar Kesit Alanı'nın en düşük seviyeye indirilmesi için silah yüklerinin gövde içindeki dahili silah yuvasında taşınması  konusu üzerinde bir değerlendirme yapmak ve bu değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak faydalı olacaktır.

Yapılacak olan bu değerlendirmede, halen dünyada mevcut stealth yetenekli muharip uçakların gövde içindeki silah yuvasında dahili olarak taşıdıkları silah yüklerinin cins, miktar ve ağırlıklarını inceleyerek, bizim stealth yetenekli olarak imal edilecek TF-X uçağımızın gövde içindeki dahili silah yuvasında taşınacak olan silah yüklerinin nasıl planlanması gerektiği konusundaki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.

Değerlendirmemize, Amerikan Lockheed firması tarafından imal edilip 2005 yılında ABD Hava Kuvvetleri'nin envanterine giren F-22 Raptor uçağıyla başlayalım.

17 Ocak 1991 tarihinde başlatılan Birinci Irak Harekatı'nda kullanılan Stealth yetenekli F-117 uçaklarının yoğun hava savunması olan bir harekat ortamında sağladığı başarı bizzat görüldükten sonra Amerikalılar F-117'lerin yerine, düşük görünürlü daha modern bir uçak olarak F-22 Raptor modelini tasarlayıp imal ettiler. 

Amerikalılar stealth uçakların teknolojisini geliştirirken, radar kesit alanının daha da küçültülmesi amacıyla, F-22'lerde gövde içi silah yuvası uygulaması yaptılar.

İlk defa F-22 Raptor uçağında yapılan gövde içi silah yuvalarının benzerleri, daha sonraki yıllarda stealth modelleri geliştiren diğer uçak imalatçısı ülkeler tarafından örnek alınarak kendi stealth uçaklarının imalatında uygulanmıştır.

ABD  F-22 RAPTOR STEALTH SAVAŞ UÇAĞI


F-22 Raptor sol silah yuvasından AIM-9M fırlatırken görülüyor


F-22 uçaklarında gövde içi silah yuvası gövde altında, her iki hava alığının hemen arkasından başlayan bir yuva ve bunlara bitişik iki küçük yuva şeklinde imal edilmiştir.

Bu uygulama ile hava savunma görevlerinde ana silah yuvası içinde 6xAIM-120  AMRAAM radar güdümlü füze ve yanlardaki iki yuvada birer adet AIM-9M Sidewinder ısı güdümlü havadan havaya füzeleri taşınabilmektedir.

F-22 Raptor,  yer hedeflerine taarruz görevlerinde gövde içi silah yuvasında 2x1.000 librelik MK-83 GBU-32 JDAM bombası, 2xAIM-120 AMRAAM füzesi ve yanlardaki iki yuvada 2xAIM-9M Sidewinder füzesi taşıyabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

F-22 uçağının gövdesinin sağ tarafındaki dahili yuvaya yerleştirilmiş 20 mm.lik M-61A2 Vulkan makineli topu bulunmaktadır.

ABD  F-35 LIGHTNING II STEALTH SAVAŞ UÇAĞI


Yukarıdaki fotoğraf, bir F-35 uçağının alttan bakıldığında, gövde içi dahili silah yuvasını göstermektedir. Bir önceki fotoğrafta görülen F-22 uçağının dahili silah yuvası, gövde altında tek bir bölüm halinde dizayn edilmişken, F-35 uçağının dahili silah yuvasının gövde altında sağlı sollu iki bölüm halinde dizayn  edildiği görülmektedir. Dahili silah yuvasına dikkatle bakıldığında yuvanın dışa bakan kısımlarında havadan yere mühimmatın yüklendiği, yuvanın içe bakan kısımlarında da havadan havaya füzelerin yerleştirildiği görülecektir.

Fotoğrafta, F-35 uçağının her kanadı altında üçer adetten olmak üzere toplam 6 adet harici istasyona takılı bulunan silahlar görülmektedir. Kanat altlarındaki silah istasyonlarında en uçtakilere havadan havaya atılan füzeler, içteki ikişer adet istasyona da havadan yere atılan mühimmat yüklenmiştir.

Stealth yetenekli uçaklar, düşman hava savunma tehdidinin yoğun olduğu ortamlarda radar kesit alanını (RCS) en aza indirerek hem yerdeki hem de havadaki düşman uçaklarının radarlarına karşı en az görünürlük sağlamak için silah yüklerini gövde içinde taşımaktadırlar.  Böyle bir tehdidin olmadığı harekat ortamında ise, dahili silah yuvasında taşıdığı yüklere ilave olarak kanat altı harici silah istasyonlarında da değişik silah yükleri taşınabilmektedir.

F-35 uçaklarıyla ilgili yayınlanan açık dokümanlarda yer alan bilgilere göre, F-35 uçakları gövde içi silah yuvalarında 5.700 libre ağırlığa kadar silah yükü taşıyabilmektedir. Bu silah yüklerinden görevin icap ettirdiği durumlara göre,  belli sayıda havadan havaya AIM-120 AMRAAM orta menzilli güdümlü füzeler, AIM-9X Sidewinder kısa menzilli ısıya güdümlü füzeler ile bomba yükü olarak da 500 librelik MK-82, 1.000 librelik MK-83 ve 2.000 librelik MK-84 bombalarından tercih edilecek iki adedi taşınabilmektedir.

Amerikan Hava Kuvvetlerinin bugüne kadar kullandığı stealth yetenekli F-117 Nighthawk, F-22 Raptor  ve F-35 Lightning II uçaklarına ilave olarak; ABD Hava Kuvvetlerinin envanterine 1989 yılında giren ve bugün Suriye ve Irak üzerindeki hedeflere karşı başarıyla kullanılan  F-15E Strike Eagle uçaklarından geliştirilmiş stealth yetenekli F-15SE Silent Eagle uçağından da bahsetmeliyiz.

ABD F-15SE Stealth Silent Eagle uçağı


F-15SE uçağının tanımındaki "Silent" (sessiz) kelimesi, bu uçağın F-15E Strike Eagle modeliyle mukayese edildiğinde, düşman topraklarına sessizce giren, radarlara karşı düşük görünürlükte bir uçak olduğunu ifade etmek anlamında kullanılmaktadır.

F-15SE Silent Eagle uçağı, test uçuş safhalarını başarıyla tamamlamıştır. Uçağın imalatında, radar huzmelerinden gelen elektromanyetik dalgaları emen (RAM-Radar Absorbent Material) kompozit malzemeler kullanılmıştır. Uçağın stealth yeteneğine sahip olduğu, yapılan test uçuşlarıyla denenip görülmüştür. Uçağın gövde altında dahili silah yuvası bulunmaktadır. Bu dahili silah yuvasında  dört adet 1.000 librelik Mk-83 veya dört adet 2.000 librelik MK-84 bombası taşınabilecek enstalasyon yapılmıştır. Dahili silah yuvasına ilave olarak, kanat altı istasyonlarında bugün F-15E Strike Eagle uçaklarının silah yüklerinin benzeri miktar ve ağırlıkta mühimmat taşınabilmektedir.

Stealth kabiliyetli F-15SE uçağı APG-82 AESA radarı, dijital elektronik harp teçhizatı, Sniper hedef arama ve tespit sistemi gibi modern cihazlarla teçhiz edilmiştir. Henüz seri üretimine geçilmemiş olan bu uçakla İsrail, Japonya, Güney Kore ve Suudi Arabistan'ın ilgilenmekte olduğu basın haberlerinde yer almıştır.

Rus Sukhoi SU-57 (eski ismi PAK FA) stealth savaş uçağı

(NOT: Uçağın özel kamuflaj boyası çok dikkat çekicidir.)

Sukhoi SU-57 (eski ismi PAK FA) stealth uçağının gövde içi dahili silah yuvası


Sukhoi PAK FA (T-50) uçağının  yukarıda alttan çekilen fotoğrafında, gövde altında dahili silah yuvasının F-22 ve F-35 uçaklarında olduğu gibi tek bir bölüm halinde değil, arka arkaya yerleştirilmş (tandem) iki bölüm halinde olduğu görülmektedir. Uçağın silah yuvasının her bölümünde 3'er adetten toplam 6 adet gövde içi silah istasyonu ile kanat altlarında 3'er adetten  toplam 6 adet harici silah istasyonu olmak üzere toplam 12 adet silah istasyonu bulunmaktadır.

Hava savunma rolünde dahili silah yuvalarına  4xRVV-MD ve 2xR-73 havadan havaya füze takılabilmektedir.

Yer ve deniz hedeflerine taarruz görevlerinde uçağa her biri 1.150 libre ağırlığında    4 adet Kh-38ME hassas güdümlü füze ve gemilere karşı kullanılan her biri 1.150 libre ağırlığında 2 adet Kh-35E hassas güdümlü füze yüklenebilmektedir. Bu silah konfigürasyonuna göre, SU-57 uçağının gövde içi silah yuvalarında toplam 6.900 libre silah yükü taşıyabileceği anlaşılmaktadır.

Uçağın burun kompartmanına bir adet 30 mm.lik Gryazev-Shipunov GSh-301 model otomatik makineli top yerleştirilmiştir.

Rus Mikoyan (Mig) - LMFS stealth savaş uçağı


Amerikalıların F-15E Strike Eagle uçağını geliştirerek F-15ES Silent Eagle stealth versiyonunu yapmaları gibi, Ruslar da MIG-29K uçağını geliştirerek onun stealth modeli olan Mikoyan (Mig) LMFS uçağını imal etmişlerdir.

Mikoyan (Mig) LMFS uçağının gövde içi ve kanat alı harici silah istasyonlarında ne kadar silah taşınacağına ait bir bilgi verilmemekle beraber,  MIG-29K uçağından geliştirilen bu uçakta da benzer yüklerin taşınacağı tahmin edilmektedir. MİG-29K modeli uçak, havadan havaya    AA-8, AA-10 ve AA-11 tipi hassas güdümlü füzeler taşımaktadır. Uçağın havadan yere taarrruz görevlerinde 1.460 libre ağırlığında     AS-12 ve 1.510 libre ağırlığında AS-14 hassas güdümlü bombalar kullanılmaktadır. Mikoyan (MIG) LMFS uçağının gövde altı silah yuvasında 2xAS-12 ve 2xAS-14 olmak üzere bu bombalardan 4 adedini taşıyacağı tahmin edilmektedir.

http://www.kokpit.aero/besinci-nesil-tfx-silah-yuku
« Son Düzenleme: 25 Ağustos 2018, Cumartesi - 22:41 Gönderen: YörükEfe »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe yazıları
« Yanıtla #9 : 25 Ağustos 2018, Cumartesi - 22:40 »
Beşinci nesil uçakların silah yükleri

2.BÖLÜM

Çin Chengdu J-20 stealth savaş uçağı


Çin imalatı beşinci jenerasyon Chengdu J-20 stealth savaş uçağı ilk uçuşunu           11 Ocak 2011 tarihinde yapmıştır. Çin devlet haber ajansı, J-20 uçaklarından teşkil edilen filonun Mart 2017'de, Çin Hava Kuvvetleri'nde harekat görevlerine hazır halde  konuşlandırıldığını açıklamıştır.

Uçağın gövde içinde bir ana silah yuvası ile hava alıklarının arka kısmında iki küçük silah yuvası bulunmaktadır. Bu silah yuvalarında PL-10 SRAAM ( Short Range Air To Air Missile) füze ve PL-12 orta menzilli havadan havaya füze taşınabilmektedir. Silah yuvalarında taşınacak havadan yere bomba /füze silahlarıyla ilgili bir bilgi verilmemiştir.

Çin Shenyang J-31 Stealth Savaş Uçağı


Yukarıdaki fotoğrafta  Shenyang J-31 prototip modelin  2014 yılında Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı'nın yapıldığı meydandan kalkışı görülmektedir.

İlk uçuşunu 31 Ekim 2012 tarihinde yapan J-31 stealth savaş uçağından halen üç adedi imal edilmiştir ve test uçuşları devam etmektedir. Uçağın 2018-19 yılında hizmete girmesi beklenmektedir.

Uçağın gövde altında 6 adet harici silah istasyonunda taşınan silah yüklerine ilave olarak, gövde içi silah yuvasında 1.150 librelik bombalardan dört adet taşınabilmektedir.

Japon Mitsubishi F-3 Shinshin stealth savaş uçağı


Japonlar servis ömürlerini tamamlamakta olan ABD imalatı F-15J ve kendi imalatları Mitsubishi F-2 uçaklarının yerine kullanmak üzere Mitsıbushi F-3 Shinshin uçağını geliştirmişlerdir.  Bu uçak Japonların stealth imalat teknolojisi kullanarak imal ettikleri  gelişmiş sistemlere sahip beşinci jenerasyon ilk uçak olmaktadır.  Uçağın taşıyacağı silah yükleriyle ilgili henüz bir açıklama yapılmamıştır.

Japonlar servis ömürlerini tamamlamakta olan ABD imalatı F-15J ve kendi imalatları Mitsubishi F-2 uçaklarının yerine kullanmak üzere Mitsıbushi F-3 Shinshin uçağını geliştirmişlerdir.  Bu uçak Japonların stealth imalat teknolojisi kullanarak imal ettikleri  gelişmiş sistemlere sahip beşinci jenerasyon ilk uçak olmaktadır.  Uçağın taşıyacağı silah yükleriyle ilgili henüz bir açıklama yapılmamıştır.

İsveç Flygsystem 2020 stealth savaş uçağı


Flygsystem 2020 (kısa adı FS-2020) uçağı, İsveç Hava Kuvvetleri için geliştirilen stealth özelliğe sahip beşinci jenerasyon bir uçaktır. Kamuoyuna uçakla ilgili çok az bilgi verilmiştir. Uçağın geliştirme safhasıyla ilgili resmi bir açıklama da yapılmamıştır. Sadece 2012 yılında uçağın minyatür bir prototipi olduğu söylenen bir video yayınlanmıştır. Uçağın geleceğiyle ilgili şu anda bir tahmin yapılamamaktadır.

Güney Kore ADD C103 Stealth Savaş Uçağı


Güney Kore, 2.000'li yılların başından beri ülkesinde, beşinci jenerasyon bir stealth muharip jet uçağı geliştirmek için çalışıyordu. Bu uçağı müşterek imal etmek üzere Endonezya ve Türkiye ile görüşmelerde bulunmuştu. Uçağın imalatında müşterek çalışmak ve teknik destek sağlamak amacıyla ABD Lockheed firmasıyla görüşmeler yapmıştı.

Güney Kore yetkilileri tarafından yukarıya çıkarılan çizimleri yayınlanan uçağın çift motorlu ve gövde içi dahili silah yuvası bulunan bir konfigürasyona sahip olacağı anlaşılmaktadır. Uçağın gövde içi yuvasında ve harici olarak toplam 10 adet silah istasyonuna sahip olacağı açıklanmıştır.

2023 yılında yapılması planlanan başlangıç uçuş testleri iki yıllık bir gecikmeyle 2025 yılına kaydırılmıştır.

Hindistan HAL gelişmiş stealth savaş uçağı  (AMCA)



Hindistan Hava Kuvvetleri için  geliştirilen beşinci jenerasyon stealth savaş uçağı HAL (AMCA)'nın  uçak gemilerinden görev yapabilecek modeli de bulunacaktır. Uçak hem havadan havaya, hem havadan yere çok maksatlı görev yapacak özelliklere sahip  olacaktır. Uçağın ilk uçuşunu 2025 yılında yapması planlanmaktadır. Uçağın stealth rolünde gövde içi silah yuvasında 8 adet silah istasyonu ve  kanat altlarında ilave olarak 6 adet harici silah  istasyonu bulunacaktır. Harici va dahili silah istasyonlarına lazer güdümlü 1.000 librelik Sudarshan  LGB bombları ile çeşitli model ve ağırlıkta havadan havaya ve havadan yere güdümlü füzeler  takılabilecektir.     

TF-X UÇAĞIMIZIN GÖVDE İÇİ SİLAH YÜKLERİ

Yapılan resmi açıklamalara göre, halen Hava Kuvvetlerimizin muharip uçak gücünü teşkil eden F-4E 2020 uçaklarımız 2020 yılında; F-16C/D uçaklarımız da 2030 yılından itibaren en eski modellerinden başlanarak bir plan dahinde servis dışı bırakılırken, kademeli olarak yerlerini F-35A ve TF-X uçakları alacaktır. Yine bu açıklamalara göre, önümüzdeki yıldan itibaren envanterimize girecek olan F-35A uçaklarından 100 adet ve 2023'te ilk uçuşunu yapacak ve takip eden yıllarda harekât görevlerine hazır hale getirilecek olan Milli Muharip Uçağımız TF-X'lerden de 200-250 adet arasında temin edilecektir. Bu iki model uçaklarla donatılacak filolarımız, Hava Kuvvetlerimizin gelecekteki muharip uçak gücünü teşkil edecektir.

Bilindiği gibi önümüzdeki yoıldan itibaren Hava Kuvvetlerimizin envanterine girmeye başlayacak F-35 uçakları beşinci jenerasyon uçaklardır ve TF-X uçaklarımızın da beşinci jenerasyon uçak olarak imal edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu planlamaya göre, F-4E ve F-16 uçaklarımızın servis dışı bırakılmasından sonra  Hava Kuvvetlerimizin muharip uçak gücünü teşkil edecek uçakların tamamı, beşinci jenerasyon kategorisinde uçaklar olacaktır.

Beşinci jenerasyon muharip jet uçaklarının özellikleri şöyle sıralanmaktadır:

* Radara karşı düşük görünürlük (Stealth)

* Yüksek manevra kabiliyetli

* Gelişmiş aviyonikler

* Sensör ve aviyoniklerden ağa bağlı veri füzyonu

* Havadan havaya ve havadan yere görev kabiliyeti (multirole - çok maksatlı)

TF-X uçağımız, radarlara karşı düşük görünürlükte, yüksek manevra kabiliyetli, gelişmiş aviyoniklerle ve sensörlerle donatılmış teçhizatları vasıtasıyla hem havadaki hem de yerdeki hedefleri hassas olarak tespit edip en uygun silahlarla taarruzu gerçekleştirecek özelliklere sahip olacaktır. Bu özellikleri taşıyarak imal edilecek olan TF-X uçağımızın hem hava savunma, hem de yer hedeflerine taarruz görevlerinde çok maksatlı (multirole mission) kullanılması mümkün olacaktır. 

Gelecek yıllarda, güzel yurdumuzun semalarını koruyacak olan F-35A ve  TF-X uçaklarının her ikisinin de çok maksatlı olarak kullanılabilmesi sayesinde, uçaklara verilecek görevlerin seçiminde ve hedef planlamalarında büyük bir elastıkiyet kazanılmış olacaktır. Sırası gelmişken, çift motorlu olarak imal edilecek olan TF-X uçağının, tek motorlu F-35A uçağına nazaran harekât yarıçapının daha uzun olacağı sebebiyle, yer hedeflerine taarruz görevlerinde F-35A'nın ulaşamayacağı daha uzaktaki hedefler TF-X uçağı ile kapsanabilecektir.

Her iki muharip uçağımızın görev kapsamlarıyla ilgili bu görüşleri ifade ettikten  sonra TF-X uçağımızın taşıyacağı silah yüklerinin nasıl olması gerektiği konusunda şöyle bir değerlendirme yapılabilir.

TF-X uçağımızın taşıyabileceği silah yükleriyle ilgili bir değerlendirme yaparken, bu uçağımızı, yabancı ülkelerin yukarıda örnekleri verilen çift motorlu beşinci jenerasyon uçaklarının taşıyacağı silah yükleriyle karşılıklı bir mukayesesini yapmak bu konuda iyi bir fikir verecektir. Yapılacak mukayesenin basitleştirlmesi için  uçakların sadece havadan yere taaruz görevlerinde kullanılması planlanan silah yükleri dikkate alınacaktır.

ABD F-22 Raptor: Yer hedeflerine taarruz görevlerinde gövde içi silah yuvasında 2x1.000 librelik MK-83 GBU-32 JDAM bombası, 2xAIM-120 AMRAAM füzesi ve yanlardaki iki yuvada 2xAIM-9M Sidewinder füzesi taşıyabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

ABD F-35 Lightning II: Gövde içi silah yuvalarında 5.700 libre ağırlığa kadar silah yükü taşınabilmektedir. Bu silah yüklerinden görevin icap ettirdiği durumlara göre,  belli sayıda havadan havaya radar güdümlü AIM-120 AMRAAM orta menzilli füzeler, AIM-9X Sidewinder kısa menzilli ısıya güdümlü füzeler ile bomba yükü olarak da   500 librelik MK-82, 1.000 librelik MK-83 ve 2.000 librelik MK-84 bombalarından tercih edilecek olan iki adedi taşınabilmektedir.

ABD F-15SE Silent Eagle: Uçağın gövde altındaki dahili silah yuvasında  dört adet 1.000 librelik Mk-83 veya dört adet 2.000 librelik MK-84 bombası taşınabilecek enstalasyon yapılmıştır. Dahili silah yuvasına ilave olarak, kanat altı istasyonlarında bugün F-15E Strike Eagle uçaklarının silah yüklerinin benzeri miktar ve ağırlıkta mühimmat taşınabilmektedir.

Rus Sukoi SU-57: Yer hedeflerine taarruz görevlerinde uçağa her biri 1.150 libre ağırlığında  4 adet Kh-38ME hassas güdümlü füze ve gemilere karşı kullanılan 1.150 libre ağırlığında 2 adet Kh-35E hassas güdümlü füze yüklenebilmektedir. Bu silah konfigürasyonuna göre, PAK FA (T-50) uçağının gövde içi silah yuvalarında toplam 6.900 libre silah yükü taşınabileceği anlaşılmaktadır.

Rus Mikoyan (Mig) LMFS: Uçağın havadan yere taarrruz görevlerinde 1.460 libre ağırlığında AS-12 güdümlü bomba ve 1.510 libre ağırlığında AS-14 hassas güdümlü bomba kullanılmaktadır. Bu uçağın gövde altı silah yuvasında 2xAS-12 ve 2xAS-14 olmak üzere bu bombalardan 4 adedi taşınabilecektir.

Çin Shenyang J-31: Uçağın gövde altında 6 adet harici silah istasyonunda taşınan silah yüklerine ilave olarak, gövde içi ana silah yuvasında 1.150 librelik bombalardan 4 adet taşınabilmektedir.

Hindistan HAL (AMCA): Uçağın stealth rolünde gövde içi silah yuvasında 8 adet silah istasyonu bulunmaktadır. Bu  silah istasyonlarına lazer güdümlü 1.000 librelik Sudarshan  LGB bombaları ile çeşitli model ve ağırlıkta havadan havaya ve havadan yere güdümlü füzeler  takılabilecektir.   

Yabancı ülkelerin beşinci jenerasyon, stealth kabiliyetli muharip uçaklarının gövde içi silah yuvalarında taşıyacakları silah yükleri incelenirken bu uçakların silah yuvalarında en az 1.000 libre ağırlıktan başlayan ve 2.000 libre ağırlığa kadar artan hassas güdümlü bomba ve füzeleri taşımaları dikkat çekici bulunmuştur. 

Amerikan imalatı F-22 uçağı silah yuvasında 1.000 librelik, F-35 uçağı silah yuvasında 500, 1.000 ve 2.000 librelik, F-15SE uçakları silah yuvasında 1.000 ve 2.000 librelik bomba taşıma yeteneğine sahiptir.

Rus  SU-57 uçağında 1.150 libre ağırlığında güdümlü füze; Mikoyan Mig LMFS uçağında 1.510 libre ağırlığında hassas güdümlü bomba taşınabilmektedir. Çin Shenyang J-31 uçağında gövde içi silah yuvasında 1.150 librelik bombalardan 4 adet taşınabilmektedir. Hindistan HAL (AMCA) uçağında lazer güdümlü 1.000 librelik Sudarshan LGB bombalar taşınabilmektedir.

Doğu ve batı ülkelerinin beşinci jenerasyon muharip stealth uçaklarının hemen hepsinin gövde içi silah yuvalarında 1.000 libre ağırlıktan başlayan hassas güdümlü bombalar taşınmasının elbette çok geçerli sebepleri bulunmaktadır. Çünkü daha önce kullanılan 500 libre sınıfındaki bombaların tahrip gücünün yeterli olmadığı, bu bombaların  kullanıcıları tarafından bizzat denenerek görülmüştür.

Muharip filoların harekat odalarında bulunan mühimmat el kitaplarında (şu anda kitabın kapağında yazılı ismi aklıma gelmedi) her ağırlıktaki bomba, roket, füze ve patlayıcının hedef üzerinde meydana getirdiği tahribatın derecesi çizimleriyle belirtilmektedir. Hedefe atılan bombanın meydana getireceği kraterin çapı ve derinliği, bu dokümanda tek tek gösterilmektedir. Bu dokümana bakıldığında, 500 librelik bir bombanın hedef üzerinde açacağı kraterin çapı ve derinliğinin 1.000 libre ve üzerindeki bombaların hedef üzerinde açacağı kraterin çapı ve derinliğine kıyasla ne kadar küçük olduğu net olarak görülebilmektedir.

Sonuç olarak, hem havadan havaya, hem de havadan yere görevleri yerine getirecek çok maksatlı milli muharip uçağımız TF-X'in gövde içi silah yuvasında, 500. librelik bombalara ilave olarak, halen dünyadaki beşinci jenerasyon muharip uçakların tamamının gövde içi silah yuvalarında taşıdıkları gibi, en az 1.000 libre ve üzerindeki ağırlıkta bomba taşınacak dizaynın yapılması gerektiğine  inanılmaktadır.

İrfan Sarp
10 Ağustos 2017


http://www.kokpit.aero/besinci-nesil-tfx-silah-yuku
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları
« Yanıtla #10 : 29 Eylül 2018, Cumartesi - 18:27 »
Geçmişten bugüne Türk uçaklarının fors ve rakamları




Emin Kurt

Geçen günlerde internette F-35 uçaklarına konulacak Türk Hava Kuvvetleri tanıtma işareti hakkında çıkan bir tartışma beni bu makaleyi hazırlamaya yöneltti. Burada açıklananların tartışma konusuna açıklık getiremeyecek olsa da konunun tarihsel boyutunun bilinmesine ve gelecek boyutuna da ışık tutmasına yardımcı olabileceğini ümit ederim.

Türk Hava Kuvvetlerinin temelinin Osmanlı Devleti zamanında atıldığını bilmeyen yok gibidir. Dönemin Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın girişimleri ile başlatılan çalışmalar sayesinde Türkiye’de askeri havacılığın temeli atılmıştır. Bu temel Cumhuriyet’ten sonra sivil havacılığın da temelini oluşturacaktır. Dolayısıyla 1 Haziran 1911 tarihi Türkiye’de havacılığın ve Türk Hava Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir. Bu tarih ise Kurmay Yarbay Süreyya (İlmen) Bey başkanlığında kurulan “Tayyare Komisyonu”na bağlanmaktadır. Bu bilginin doğruluğu ileride mutlaka teyit edilecek ve gerçek en kısa sürede ortaya çıkacaktır mutlaka.

İLK İŞARET KULLANANLARDAN BİRİ

Konumuz olan tanıtma işaretlerine dönersek. Birçok “Akademik” araştırmacının iddia ettiği gibi Osmanlı Devleti uçak tanıtma işaretini ilk kullanan devlet olmasa bile ilklerden birisi olduğu kesindir. Türk tarih yazımında bırakın dünya tarihi ile karşılaştırmayı doğru dürüst arşiv araştırması bile yapmadan –ki burada el yazısı Osmanlıca (Rika) okuyabilen havacılık tarihi araştırmacısı bir elin parmağını bulur mu bilinmez- hamaset üzerinden tarih yazmak bırakın âdeti, gelenek durumuna gelmiştir.

Sonuç odaklı yaklaşıldığında uçak tanıtma işareti bir ihtiyacın sonucudur. O tarihlerde uçağa sahip olan Avrupa ve dünya ülkelerinden hangisinin bu ihtiyacı nerede ve neden hissettiğine dair bilgi maalesef bende yok. Bu bilgi için iyi seviyede yabancı dil ve bol zaman harcamak gerekir. Bu özelliklere sahip “Araştırmacı Tarihçi” ise zor bulunur kanaatindeyim. Çünkü hiçbir “Araştırmacı Tarihçi” veya yaygın değimi ile “Hoca” arama motorlarından elde edilen kolay ve bol pirim getiren bilgilerden ileri araştırma yapmamaktadır.

KURULUŞTAN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA

Tekrar konumuza dönmek gerekirse; Osmanlı Devleti bu ihtiyacı Balkan Savaşı sırasında hissetmiştir. Balkan Savaşı sırasında Türk uçaklarına kendi askerlerimiz tarafından ateş açılması üzerine uçakları tanıtıcı işaret arayışına girişilmiştir. İlk başta dünyada uygulandığı gibi iç içe halkalardan oluşan bir tanıtma işareti düşünülmüş, ama askerin cehaleti de göz önüne alınarak bundan vazgeçilmiş ve kanat altlarına Türk bayrağı çizilmesine karar verilmiştir. Savaş şartlarının zorluğu altında, kırmızı boya bulunamadığından olsa gerek, kanat altına çizilen ay-yıldız turuncu renkte resmedilmiştir. Bazı çalışmalarda bu tanıtma işareti uygulaması için tam tarih verilmesine rağmen, yayınlanan emrin ne zaman uygulanabildiği tartışmalıdır. Şimdilik, Balkan Savaşı içinde uygulandı demek daha doğru olacaktır.

İLK ÖRNEKLER

Bu dönemde dikey kuyrukta Türk Bayrağı boyandığına dair bir bilgi yok. Daha doğrusu elimizde kanat altında turuncu renkli ay-yıldız ile dikey kuyrukta Türk Bayrağı olan uçak fotoğrafı yok. Hatta bazı fotoğraflar; İkinci Balkan Savaşı sırasında havacılığı desteklemek için satın alınan uçakların geldiği hali ile hiçbir işaret olmadan kullanıldığını gösteriyor. Bunun için Balkan Savaşı sırasında standartlaşmış bir tanıtma işareti kullanımına başlandığını söylemek zor. Bazı işaretler düşünülmüş ve kullanımına başlanmış ancak standart hale getirilememiş olması muhtemel.


İkinci Balkan Savaşı sırasında hizmete giren Mars uçağında hiçbir tanıtma işareti olmadığı net şekilde görülmektedir

1914 başlarında ise dikey kuyrukta Türk Bayrağı uygulaması standartlaşmış durumda. Özellikle İstanbul-Kahire Seferine ait fotoğraflarda dikey kuyrukta Türk Bayrağının varlığı net görülürken, kanat altında Ay-Yıldız bulunmadığı da tespit edilebilmektedir.


İstanbul-Kahire Seferine çıkan ilk ekipte kullanılan “Muavenet-i Milliye” isimli Bleriot XI-2 uçağının kanat latında turuncu renkli ay-yıldız resmedilmediği görülüyor.


İstanbul-Kahire Seferinde görev alan “Edremit” isimli Bleriot XI-2 uçağının kanat altına da hiçbir işaret konulmamıştır.


Mehmet Ali (Kurçer)’in Bursa’ya kaçak uçuş yaptığı R.E.P. uçağının dikey kuyruğunda Türk Bayrağı net olarak görülmektedir.


Fazıl Bey’in kumandasında Balkan Savaşı’na da katılan Deperdussin uçağının kuyruğunda da Türk Bayrağı resmedilmiştir.

Bu dönemde eğer uçak bağış yolu ile orduya katılmış ise; bağışçının ismi veya arzu ettiği başla bir isim uçağa verilir ve bu isim genellikle karşıdan görülecek şekilde motor kaportasının ön tarafında yazılırdı. Buna rağmen elimizde uçağın motor kaportasının yanına da isim yazıldığını gösteren fotoğraf vardır. Uçaklara numara verilmesi uygulamasına daha zaman vardır.


“Edremit” isimli Bleriot XI-2 uçağınaverilen isim motor ön kaputuna yazılmıştır.


“Prens Celalettin” uçağının ismi ise motor kaputunun yanına yazılmış.

Deniz uçaklarında ise durum biraz daha karışık. Bu uçakların kanat altlarına içten dışa kırmızı-beyaz-kırmızı daireler ve kuyruğuna Türk Bayrağı çizildiğini gösteren fotoğraflar mevcut. Uçakların hizmet bilgileri, tanıtma işareti bilgilerimizden daha iyi olduğundan; bu kullanımın 1914 başlarında olduğunu söyleyebiliyoruz. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce el konulan ve savaşın başlaması ile birlikte Çanakkale Cephesine gönderilen ilk uçak olan Nieuport deniz uçağının fotoğrafı bu durumu ispat etmektedir.


Çanakkale Cephesinde Kullanılan Nieuport 6H uçağının kanat altlarında kırmızı-beyaz-kırmızı yanıtma işareti net olarak görülmektedir.


Aynı uçağın (Nieuport 6H) dikey kuyruğuna Türk Bayrağı resmedilmiştir.
İKİNCİ BÖLÜM: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN KURTULUŞ SAVAŞINA...

http://www.kokpit.aero/emin-kurt-gecmisten-gunumuze-fors-numara-1
« Son Düzenleme: 29 Eylül 2018, Cumartesi - 18:44 Gönderen: Caner Çetin »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları
« Yanıtla #11 : 29 Eylül 2018, Cumartesi - 18:43 »
Geçmişten bugüne Türk uçaklarının forsları (2)




Emin Kurt

2. BÖLÜM

Birinci Dünya Savaşından İstiklalin Savaşına

Osmanlı Devletinin, Birinci Dünya Savaşına girmesinden sonra uçak tedariki Almanya’dan karşılanmaya başlandı. Doğal olarak 1915 başlarında gelen ilk uçak Alman tanıtma işareti ile gelmiş olmalı. 18 Mart 1815 sabahı Yzb. Eric Serno’nun yaptığı keşifte kullanılan Rumpler B.I uçağı muhtemelen Türk tanıtma işaretleri yerine Alman Haçı taşıyordu. Çünkü uçak 17 Mart günü Çanakkale’ye ulaşmış ve hemen montajı yapılmıştı. 18 Mart günü çıkılan uçuş bir keşif görevi olduğu kadar bir test uçuşuydu aynı zamanda.

İlerleyen tarihlerde Türk uçaklarına tanıtma işareti tekrar düşünülmüş olmalı. Bunda Türk semalarında Türk havacıların uçurdukları uçakları Alman Haçı ile uçurmak istememeleri ne kadar rol oynadığı, bu ihtiyacı kimin, nasıl, ne zaman tespit ettiği Türk Havacılık tarihinin sorunsalları arasında yer almaya devam ediyor.

Bulunan çözüm ile oldukça pratiktir. Alman Haçının kollarının arasının siyah boya ile doldurulup kareye tamamlanmasıdır. Bu siyah kare haçın zeminindeki beyaz ile birleşince, beyaz kontörlü siyah kare ortaya çıkmıştır. Bu seçimde Türk Bayrağının rengi olan kırmızı-beyaz yerine siyah-beyaz renklerin tercih edilmesi ise ayrı bir bilinmeyeni teşkil ederken, siyah boyanın siyah renkli Alman Haçı’nın kolları arasındaki beyaz boşluğu doldurmada daha pratik bulunduğu kabul edilebilir. Bu uygulama ile uçakların altı noktasına siyah-beyaz kare tatbik edilmiştir. Kanat alt ve üstlerine, gövdenin iki yanına ve dikey kuyruk yanlarına.


Albatros C.III uçağının kanat altlarında Türk tanıtma işaretleri açıkça görülmektedir.


Küçük bir kaza geçiren Halberstadt D.V uçağının gövde yanındaki ve dikey kuyruktaki tanıtma işaretleri

Yine bu dönemde uçaklara numara verilmesine de başlanmıştır.  Uçakların gövdeleri üzerine yazılan Alman imalat numaraları korunurken, harf ve rakamdan oluşan numaralandırma sistemine geçilmiştir. Harf uçak modelini belirlerken rakam da o modelden kaçıncı uçak olduğunu belirtmektedir. Bu numaralar da gövde yanında bulunan uçak tanıtma işaretinin beyaz şeridinin üzerine yerleştirilmiştir. Bu uygulamayı ganimet olarak ele geçirilen uçaklar ile deniz uçaklarında görmek mümkün değildir. Zaten ganimet uçakların kullanım ömürleri de fazla olmamıştır.

 

Harf             Uçak Tipi                              Harf                  Uçak Tipi
    R              Rumpler B.I                           F                      Fokker E.I / E.III
    A              Albatros B.I                            LVG                  LVG B.I
    G              Gotha LD.2                            P                      Pfalz A.II
    AK            Albatros C.III                         FD                    Fokker D.VII
    HK            Halberstadt D.V                     AKD                 Albatros D.II
    G              Caudron G4                           RK                   Rumpler C.I
    FD             Fokker D.I                             AEG                 AEG C.IV
    AKD          Albatros D.III                         AKD                 Albatros D.V/Va   


AK6 Numarası verilen Albatros C.III uçağı


RK1 numarası işlenmiş Rumpler C.I uçağı

Bu standart uygulamaya rağmen bazı bölgelerde, özellikle Hicaz yarımadası bölgesinde yerli halkın Türk uçaklarını tanıyabilmeleri için uçak kanat altlarına kırmızı renkte ay-yıldız resmedildiği de olmuştur. Bu durum bölgesel bir sorundan kaynaklanmış olmalıdır.


Medine’de konuşlu 3. Tayyare Bölüğünün kanat altına kırmızı renkli ay-yıldız işlenmiştir. Bu gereklilik yerli bedevilerin kullanılan siyah-beyaz tanıtma işaretini tanıtma maları ve daha aşina oldukları Türk bayrağı desenleri ile uçakları dost bedevi kabilelerinin ateşinden koruma amacı gütmüş olmalı. Başka bölgelerde görev alan Türk uçaklarında benzer bir uygulamaya rastlanmamıştır.

Deniz uçaklarında ise durum hala karışıktır. Türk Deniz uçakları, 1. Dünya Savaşı’na içten dışa kırmızı-beyaz-kırmızı renkli daireden oluşan tanıtma işareti ile girmiş olmalı. İlerleyen tarihlerde Almanya’dan alınan ilk deniz uçaklarında tanıtma işareti olarak Türk Bayrağı kullanıldığı görülüyor. Türk Bayrağı uçak kanat altlarına ve dikey kuyruk yüzeylerine resmedilmiş. Gövde yanına da uçak numarası işlenmiş olarak görev yapmışlar. Muhtemelen 1916 ortalarında ise kara uçaklarında kullanılan siyah-beyaz kare tanıtma işareti kullanımı da deniz uçaklarında standart hale getirilmiştir.


Gotha WD.II deniz uçağının kanat altlarında ve dikey kuyrukta tanıtma işareti olarak Türk Bayrağı kullanılmıştır.


Savaşın ilerleyen yıllarında hizmete giren Gotha WD.XII uçağında ise kare fors uygulamasına geçilmiş durumda
GELECEK YAZI: İSTİKLÂL SAVAŞINDA KULLANILAN FORSLAR



http://www.kokpit.aero/emin-kurt-gecmisten-gunumuze-fors-numara-2
« Son Düzenleme: 29 Eylül 2018, Cumartesi - 18:45 Gönderen: Caner Çetin »
 
Beğenenler: Memocan

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları
« Yanıtla #12 : 30 Ekim 2018, Salı - 23:05 »
Helikopter tasarımları değişiyor, ya yerli tasarımlar?

Tolga Özbek


Kokpit.aero Genel Koordinatörü Tolga Özbek, bu hafta yazısında helikopterlerin değişen tasarımları ve yerli helikopterlerin dizaynlarına dikkat çekiyor...

HERKES HIZ İSTİYOR

TUSAŞ, T129 ATAK ile yeni pazarlar arıyor. Gündemde, helikopterin büyütülmüş modeli ATAK2 var.

Öbür tarafta hem ABD hem de Rusya ilginç tasarımların peşinde. Boeing, AH-64 Apache helikopterini kuyruğuna ters bir motor takıyor. Rüzgâr tünelinde denemeler başladı.

Boeing yana küçük kanatlar taktığı AH-64’ün bu tasarımı ile hız ile menzil yüzde 50 artacak. Yani saatte 365 km olan hız 547 km/saate, 476 km olan menzil de 714 km’ye çıkacak. Bu açıdan AH-64, tek motorlu turboprop taarruz uçakları gibi özelliklere kavuşacak.

Benzer bir tasarım Rusya tarafından da yapılıyor. İmalatçı Kamov, normal helikopterlere göre saatte 700 kilometre hıza çıkabilen tasarımlar için çalışıyor.

Yeni bir dönem başlıyor



İstanbul Yeni Havalimanı’nın açılmasıyla birlikte ‘deneme’ süreci başlıyor. Bu aşamada dünya havacılığının gözü hem işletmeci İGA’da hem de deneme seferlerini gerçekleştirecek THY’de olacak.

Günde yapılacak 6 uçuş, sanki 6 bin sefermiş gibi herkes tarafından takip edilecek. ‘Yolcular havalimanına ne kadar sürede geldi’ sorusundan başlayıp ‘Terminal operasyonu nasıldı’, ‘Uçaklar zamanında kalktı mı’, ‘Rüzgar limitleri, görüş ne durumdaydı’ sorularına kadar onlarcasına cevap aranacak.

Tüm veriler bir araya gelecek. İki aylık deneme sürecinin karnesi sonrası için önemli bir veri oluşturacak.

İstanbul Yeni Havalimanı, Türk Havacılık Sektörü için önemli bir zıplama taşı olacak.

İki paralel pistle açılacak yeni meydana üçüncü pist eklenirken, diğer taraftan Sabiha Gökçen Havalimanı’nın da paralel pisti devreye girecek.

Atatürk Havalimanı’nın özel jetler, bakım ve kargoya ayrılmasıyla Türk Havacılığı ciddi bir meydan alt yapısına sahip olacak.

Artık sektörün önündeki yol ‘Dört şerit gidiş, dört şerit geliş’…

Bu yatırımların geri dönüşü için havacılık sektörünün daha da hızlı koşması şart…


Boeing'in AH64 Apache helikopterinin üzerine uygulayacağı yeni tasarım.

Normal helikopter kalıplarını yırtan bu tasarımlar için Sikorsky X-2 adını verdiği tasarım ile perdeyi aralamıştı. Amerikan Ordusu’nun yeni nesil helikopterleri için de benzer tasarımlar ön planda.

TUSAŞ, ATAK2, T629, 10 tonluk helikopter projeleri ile önemli bir adım attı. Sırada daha hızlı uçmayı sağlayacak yeni yollardı. Bu konuda geç kalmamakta fayda var…
http://www.kokpit.aero/yeni-helikopter-tasarimlari-hiz
http://www.kokpit.aero/deneme-sureci-tolga-ozbek
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları
« Yanıtla #13 : 06 Aralık 2018, Perşembe - 23:52 »
ATAK-2’de neden gövde büyüdü?



Hakan KILIÇ
KOKPİT.AERO

T-129 Atak-2 neden daha büyük yapılacak? Atak savaş helikopteri başarısız bir proje mi? Ne bekliyorsunuz?

Öncelikler mevcut T-129 Atak savaş helikopteri yani İtalyan Mangusta T-129 üzerinden geliştirilen helikopterimiz asla başarısız değildir. Zaten hızlı üretim ve teslimat süreci veya TSK’nın olumlu geri bildirimleri bunu en büyük ispatı. Sanmayın ki, helikopter yerli üretim diye TSK’ya sorulduğunda mecburen “Çok şahane olmuş, harika, harika” dediğini. Örneğin milli piyade tüfeği MPT-76’nın ilk teslim edilen 4000-5000 partisi ve sonrakiler de kullanıcılardan çok sayıda şikâyet ve olumsuz geri bildirim yağdı. Şu an ki, yani sonradan değişiklikler yapılan sürüm ile ilk teslimat arasında çok fark var. Bu fark şekil olarak değil; örneğin alev gizleyen veya namlu değişimi gibi fotoğraflardan anlayamayacağınız türden. Yani silah sahada test edildi (Normali bu değil ama) ve dünya standartlarına kavuşmaya başladı (Sitemiz havacılık temalı olduğundan ayrıntıya girmek istemiyorum). Oysa Atak helikopterinde de illaki sahada veya Zeytin Dalı Harekatı’nda geri bildirimler olmuştur ve bunlar gerçek savaş ortamında mükemmelleşmeyi getiri ki, her ordu bunu yapıyor. Suriye örneği gibi. Daha seri üretime geçmemiş SU-57’ler bile görev yaptı. Ancak Atak ilk günden beri, Hürkuş, Anka, SOM, Umtas ve daha birçok ürün gibi takdirleri topluyor.



Diğer bir eleştiride Atak’ın moda tabiri ile ne kadar milli ve yerli oluşu. Bu eleştiride en büyük argüman ise motorunun Amerikan malı oluşu. Bu eleştiriyi yapanlara ben direk şu soruyu soruyorum; “Dünyada %100 kendi imkanları ile helikopter motoru yapan kaç ülke var?”. Ne yapsak yani projeyi birkaç yıl en az 5-6 yıl geciktirip kıytırık bir motor yapıp içine mi koysaydık? Türkiye’ni havacılık ürünleri üretim tarihi kaç yıllık? Bir savaş helikopterinde güçlü daha doğrusu güç/ağırlık oranı veya harcadığı yakıt miktarına göre verdiği gücün önemi ne kadar çok biliyor musunuz? 5-10 Yıl sonra milli motorla yani idare eden bir motor ile uçan Atak’tansa dünyanın en güçlü helikopter motorlarından biri ile uçan Atak’ı tercih ederim.



Neden? Çünkü özellikle terörle mücadele operasyonları için geliştirilen Atak’ın Güneydoğu’da yüksek irtifa ve aşırı sıcak veya soğuk havalarda performans gösterecek bir motora ihtiyacı vardı. Zaten Atak’ı, Atak yapan en önemli unsurlardan biri bu güçlü motor. ABD’nin bir zaman geliştirdiği RAH-66 Comanche düşük radar görünürlüğüne sahip savaş helikopterinin motorunu kullanıyor. ABD bu projeyi maliyet ve değişen konjonktürden ötürü iptal etmişti. Şimdi biz motoru alıp, yıllar önce helikoptere sahip olarak hem geleceğe yatırım yaptık hem üzerinde çeşitli teknolojilerimizi geliştirdik (en son MİLDAR gibi) hem de yerli mühimmatları test edeceğimiz kaynak kodu ve yazılımı bize ait bir helikopterimiz oldu. Üstelik Türkiye için Atak’ın önemi savaş helikopteri olması, milli yazılımlarla uçması veya motor ve aerodinamik performansı ile rakipleri arasında çok iyi bir yerde olmasından ziyade geliştirdiğimiz füze ve güdümsüz roketleri kullanabilecek ve test edip gelişimine yardımcı olabilecek bir platform olmasıdır. Buna platform olarak komple ihraç edebileceğimiz bir askeri hava aracına sahip olmamızı da eklemek lazım.

Birçok sistemi yerli üretim olan Atak’da yazılımların da büyük çoğunluğu yerli. Kokpit ve diğer birçok parça da dahil. Hatta bildiğim kadarı ile motor ve burundaki top hariç önemli başkaca bir ithal parça yok. Tabi ki binlerce küçük parça içinde yine binlerce ithal vardı ama ikamesi alternatifi olmayan şeyler olmaması önemli. Motor ve gun hariç önemli komponenetlerin tamamı Türkiye’de üretiliyor.

Motor başka bir ülkeden de alınabilir miydi? Bilmiyorum ama şimdilik ortak ülkeler ve NATO tercih edilmiş ve patent hakkı da bizde olan bir ürün yani istediğimize de satabiliyoruz. Ta ki motordan dolayı o ülke ABD’nin “Haydut devlet” listesinde olmasın. Pakistan ve tüm Arap ülkeleri ve Uzakdoğu potansiyel müşteriler arasında. (Ben bu satırları yazarken Pakistan’a 30 adet Atak satışına dair anlaşmanın sağlandığı haberleri telefonuma gelmeye başlamıştı). ABD motoru ile başlamamız bizim motor geliştirmemize mani değil. Beklemek yerine teknoloji kazandık. T-625 ilk sivil helikopterimiz için nasıl motor geliştiriliyor ve birkaç yıla hazır olması bekleniyor, aynı şey yapılabilir veya aynı motor düşünülüyor olabilir. Motor, boyutları ve teknik özellikleri ile ilgili araştırmadığım gibi bu konuda ne düşünülüyor bilemiyorum. Ancak belki de ileride Atak motoru yapılırken de bu motor baz alınacak.



Atak test pilotlarından birine yıllar önce sormuştum sizce hangisi daha iyi olurdu ve neden Atak biraz küçük? Soruyu sorarken AH-64 Apache ve Türkiye’ye teklif edilen KA-52 versiyonu “Erdoğan” helikopteri üzerine sohbet ediyorduk. Dedi ki;

-Öncelikle Atak sınıf olarak hafif sınıf savaş helikopteri, onlar ise ağır savaş helikopteri. Bizim öncelikli ihtiyacımız Terörle Mücadele Operasyonları’nda kullanmak yani Güneydoğu’da. Dolayısı ile Atak’ın Güneydoğu irtifalarında ve ısı değerlerinde gösterdiği performansı onların göstermesi zor. Ayrıca MANPADS ve uçaksavarlara karşı çok daha büyük hedef teşkil edecektiler. Zorlu arazi şartlarında hafif bir helikopter daha büyük avantajdır.

Benim konuya yabancı biri olmadığımı bildiği için sadece “Onlar Soğuk Savaş şartlarında 3.Dünya Savaşı için yapılmış” diyerek geçiştirdi ama aslında uzun uzadıya anlatırsak şunu demek istedi; AH-64, Mi-24, Ka-52 gibi ağır savaş helikopterleri dünya savaşında Avrupa düzlüklerinde Rus tankları ile NATO tanklarının karşılaşacağı savaşlarda bir tanksavar olarak üretildi. En azından o zamanlar üretimi planlanırken öncelikli tercih bu idi ve bu sebeple ağır, büyük ve çok fazla füze alan helikopterlerdi. O zamanlar çeviklik, siluet, arazi ve sıcaklık özellikle dünya savaşının cereyan edeceği Avrupa için önemli değildi.



Körfez Savaşı’na gelirken ise AH-64 Apache ilk gerçek sınavını verdi. MANPADS tehlikesinin çok zayıf olduğu ve düzenleri bozulmuş olsa bile düzenli ordunun tanklarına karşı savaşta ara sıra kendi M1 Abrams tanklarını T sınıfı Rus tankları ile karıştırıp vurmaları haricinde başarılı oldular. Çöl şartlarında harbe hazırlık oranlarının çok düşük olmasının eleştirilmesi haricinde AH-64 başarılı idi. Hatta 16 Ocak 1991 gecesi F-117’lerle birlikte Irak radar ve hava savunmasına ilk saldıranlar onlardı.

Ancak Afganistan’a gelince aynı başarıdan söz etmek zor. Güneydoğu’ya benzeyen dağlık Afgan coğrafyası ve bir önceki savaştan helikopterlerle nasıl mücadele edeceğini çok iyi bilen Afganlılar daha doğrusu yeni Taliban milisleri karşısında çok etkili olamadılar. Yakın hava desteğinin yükünü az sayıdaki AH-1W Süper Cobra ve A-10, C-130 Gunship ve F-16’lar yüklendi. Hatta B-52’ler bile yeni konsept ile halı bombardımanını yakın hava desteği görevine uydurdu. Zaten yıllar önce Türkiye’ye AH-1W satışı ve engellemeleri gündeme geldiğinde okuduğumuz olumsuz yazıların sebebi de bu Afgan macerası idi. ABD’li yetkililer MarineCorps’un acil ihtiyacı bahanesine de sığınıyordu. Bahane bir tarafa dünya savaşı riskini azaldığı, asimetrik harbin moda olduğu Avrupa düzlükleri veya geniş Asya steplerinde hayal edilen savaşın yerini Irak şehirleri ile Afgan dağlarına bıraktığı günlerde US Deniz Piyadeleri AH-64 istemediği gibi yerine şiddetli bir AH-1W talebinde bulundu.

Bu arada iki iddia, spekülasyon veya kimine göre komplo teorisi, kimine göre ise tesadüfi olayı yazmadan geçemeyeceğim. İlki Körfez Savaşı’nın Amerikalı komutanı General N.Schwarzkopf’un, Saddam Kuveyt’e girmeden 6 ay kadar önce ABD’de AH-64’leri çöl şartlarında test ettirdiği, tatbikatlar yaptırdığı. Bu, çöl performansının araştırılması açısından tesadüf de olabilir tabi. Körfez Savaşı üzerine yazılan, söylenen iddiaları destekleyen bir delil de. Çünkü dikkat edin savaştan 6 ay önce değil, Saddam Kuveyt’e girmeden 6 ay önce. Diğeri ise 11 Eylül’den sonra başlayan Amerikan-Taliban savaşının Taliban elindeki Stinger’ların raf ömrünün bitmesinden sonra olması. Yani 11 Eylül 3-5 yıl önce olsa idi Rus ordusuna kan kusturan eski Afganlı mücahitlerin Taliban tarafına geçen bir kısmı ellerinde az sayıda kalmış olsa da Stinger’larla AH-64’lerin korkulu rüyası olacaktı.

Diğer yandan ilk savaşta yani Afgan-Rus savaşında Stinger ile yüzlerce kayıp veren Rus helikopterinin yanı sıra Mi-24 (Ağır ve insan taşıma kapasiteli Rus savaş helikopteri) Körfez’deki AH-64’lerden çok daha yüksek harbe hazırlık oranına sahip olsalar da onlar kadar başarılı olamadı. Evet binlerce Afganlı mücahidi öldürdüler ama kayıpları ve etkisi düşünüldüğünde başarılı değildi. Çünkü konumuza bağlarsak Körfez Savaşı’nda (Birinci savaş) düzenli ordu ile savaşan AH-64’e nazaran, Afgan dağlarında gerilla/gayri nizami harp veren mücahitlere karşı savaşan Mi-24 (NATO Kod ismi: Hind) helikopteri aciz kalmıştı.



İşte bu tecrübeler ile Terörle Mücadele Operasyonları’ndaki elde edilen tecrübeler ile Atak-2 versiyonu daha büyük ve yepyeni bir helikopter olarak yapılacak. Çünkü çok daha büyük ve sınıf olarak ağır savaş helikopteri sınıfında çok daha fazla tanksavar füzesi alabilecek. Peki neden?

Değişen konjonktür ve tehdit algısı ile Türkiye özellikle güney sınırlarında ciddi tehdit algılamakta. Gerek gelişen teknoloji gerek ticari olarak şirketin yani TAI’nin bir üst ürüne geçme isteği veya potansiyeli, gerekse TSK’nın yakın hava desteği ve tanksavar ihtiyacı ve bölgede Rus ve ABD güçlerinin savaş helikopterleri ile de varlık göstermesi bu ihtiyacı doğurdu. Ayrıca Yunanistan’ın AH-64 kullanıcısı, Irak’ın Mi-28 ve Suriye’de Rus KA-52’lerinin olduğunu belirtmek lazım (ABD’nin bölgedeki helikopter varlığını net bilemiyorum) Ancak mesele sadece düşman helikopterini helikopterle vurmak değil. Zeytin Dalı gibi harekatlarda veya genel savaşta tank sayımızın sınırlı olması sebebi ile ATAK-2’nin en etkili tanksavar olacağı kesin. Unutulmamalıdır ki, Soğuk Savaş’ta Avrupa’da kendisinden kat kat fazla olan binlerce tanka sahip SSCB tank taburlarını NATO A-10 Thunderbolt uçakları ve AH-64 gibi helikopterlerle durdurmayı, en azında hayal etmişti.

http://www.kokpit.aero/atak-2-projesi
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Savunma Alanındaki Makaleler ve Köşe Yazıları
« Yanıtla #14 : 10 Aralık 2018, Pazartesi - 09:44 »
ABD ATAK motoruna satış izni verecek mi?




Tolga Özbek

Amerika izin vermedi… Pakistan’a T129 ATAK ihraç edemiyoruz... Motorlar için bir türlü izin çıkmıyor... Ne olacak T129 ATAK’ın durumu? Yoksa sattırmıyorlar mı?

Son bir haftadır sitemizde en çok tartışılan konuların başında Pakistan’a yapılan 30 adetlik T129 ATAK ihracatı geliyor. Arkasından Filipinlerin ilgisi derken gelen yorumlar T129 ATAK konusunda okuyucularımızın karalar bağladığı, iznin çıkmayacağı yönünde yaklaşımları dikkat çekiyor.

BİR DELİ TAŞ ATTI…

Haberin kaynağı, geçtiğimiz günlerde Pakistan’da düzenlenen savunma fuarına giden bir Rus gazeteci. O gazeteci, Türk şirketlerinin olduğu bölümde ‘adı açıklanmayan’ bir Savunma Sanayi Müsteşarlığı yetkilisiyle konuşuyor ve bir haber ortaya çıkıyor. Kim ne konuştu, neyi anlattı, bilmiyoruz…

Habere hemen Türkiye’deki siteler de alıntılıyor. Arada Rusların o günlerde Pakistan’a teslim ettiği Mi-35 helikopterleri de ekleniyor…

Gelin şu taşı birlikte önce arayalım, sonra da çıkartalım…

İHRACAT BAŞARISI

Havacılıkta başarının temel taşlarından biri de lisans altında ürettiğiniz, üzerine tasarımınızı koyabildiğiniz hava aracını başka bir ülkeye satabilmek. bir de kendi tasarımınızı satabiliyorsanız... Özellikle de askeri havacılık konusunda bu ihracat, gerçekten büyük bir başarı.

Türkiye uzun süredir peşinde koştuğu ihracat anlaşmasını geçtiğimiz haziran ayında yaptı. Pakistan ile toplam 30 adetlik T129 ATAK imzası atıldı,.

SÜREÇ NASIL İŞLİYOR?

Satış görüşmelerinin başlamasından önce TUSAŞ önce Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan izin istedi. Türkiye Cumhuriyeti de ön izinler için ana imalatçı AgustaWestland ile motorun imalatçısı Honeywell için İtalya ve ABD’ye başvurdu.

Kontratın imzalanması ve yürürlüğe girmesiyle birlikte yani Pakistan’ın ilk peşinatı ödemesiyle Türkiye resmi izinler için düğmeye bastı. İzin süreci planlandığı gibi gidiyor. Bu konuda yasal süreç işlerken TUSAŞ ve Türkiye konuyu çok yakından takip ediyor. Onayın önümüzdeki yılın ilk çeyreği sonunda çıkması bekleniyor.

ABD-PAKİSTAN İLİŞKİLERİ

Pakistan’ın bütçe konusundaki yaşadığı sıkıntılar malum. Ülke uzun yıllar FMS olarak adlandırılan ABD’nin Dış Askeri Satış Programı üzerinden silah aldı. Büyük kısmı yardım olarak giden bu malzemeler konusu da ABD son yıllarda farklı bir yol izliyor.

Bedava vermek, çok uygun kredi imkanları yerine ABD “Bunları satın alın” diyor. Keza Suudi Arabistan başta olmak üzere sistem satışlarında durum ortada.

Pakistan bu açıdan ABD’nin AH-1Z King Cobra vermesine de, Rusya’dan Mi-35 alımına da, bir dönem Çin’den verilen Z-10 taarruz helikopterlerine de açık.

KİM NE KAZANACAK

Motor satışından ABD de para kazanacak. Çünkü T129’un motorları Honeywell tarafından imal ediliyor. Bu hava araçları hizmet ömürleri boyunca yedek parçaya ihtiyaç duyacak. Pakistan T129’ları terörle mücadelede kullanacak. Yani ABD açısından hem satış hem helikopterlerin terörizme karşı kullanılması söz konusu. Yani tam bir 'kazan-kazan' durumu.

NE ZAMAN TESLİM EDİLECEK

Şu anlık işler planlandığı gibi gidiyor. TUSAŞ, Pakistan’ın sipariş verdiği T129’ları imalat hattına aldı. Plan, 29019 ilk çeyreğinde onayın gelmesinin ardından 3 ay sonra ilk teslimatın gerçekleştirilmesi. 2019’da da toplam 3 adet T129 Pakistan Ordusu’nun envanterine girecek. Proje, 2024 sonunda tamamlanacak.

Bir gün belki de Pakistan ATAK2 için de müşteri olacak. O günler için hedef yerli motorun TEI tarafından geliştirilmesi… İhracat konusunda Türkiye'nin eli çok daha rahatlayacak.

MAĞDURİYETİ SEVİYOR MUYUZ?

Ne yazık ki mağduriyeti seviyoruz. İşlerin yolunda gitmesine rağmen yanlış haberlerin peşinde maniple ediliyoruz. Edilmeye de her zaman açığız…

Kokpit.aero olarak her zaman manipleye karşıyız. Biz doğru bilginin ve haberin yanındayız…

Kaynak: www.kokpit.aero