12 Kasım 2019, Salı - 15:49

Gönderen Konu: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik  (Okunma sayısı 61901 defa)

0 Üye ve 62 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
« Yanıtla #20 : 19 Eylül 2018, Çarşamba - 16:40 »
Advertisement
Görüntüleri neden eğik gösteriyor bilmiyorum; eğik de çekmiyorum/çekmedi. Ayrı sekmede açıp (sağ tık, ilgili seçenek) bakabilirsiniz. O durumda düz gösteriyor.

''ada'' maddesi.


İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle


Mehmet Levent Kaya hakkında:

29 Mayıs 1974'de Elazığ'da doğdu. 1992 yılında Deniz Lisesi'nden mezun olup Deniz Harp Okulu'na başladı. 1996'daki mezuniyetin ardından kısa sürede Deniz Kuvvetleri'nden ayrılıp, Kadıköy, İstanbul'da Hammer Müzik Dış Ticaret Müdürlüğü yaptı. 1999 yılında uzak yol gemilerinde 2. Zabit olarak çalışmaya başladı. Dönüşte Kadıköy'de Naci Kesener ile birlikte Anadolu yakasının en büyük müzik prova stüdyosunu kurdu. Bu sırada, 2002 yılından sonra, Samsun'da Mavi Akım Projesi'nin başlamasıyla birlikte projeye dahil olup projenin resmi çevirmenliğini yapıp aynı süreçte de Mustafa Nuri Yüksel ile ''Atlantis'' adında bir kafe açtı; proje bitince Moğolistan'a gitti. Burada Devlet Üniversitesi'nin hazırlık sınıfından sonra 2005 yılından başlayarak Moğolca Dil Bilimi Yüksek Lisans çalışması; ayrıca özel bir lisede İngilizce öğretmenliği yaptı. Yüksek Lisans konusu İncannaşi Hoca'nın Höh Sudar adlı eserinin bir bölümündeki sözcük ikilemeleri idi. Pek çok İngilizce makale ve kitabı Türkçeye çevirdi. 2011 yılı sonunda Moğolca aslından yaptığı ''Moğolların Gizli Tarihçesi'' çevirisi ile ilk romanı ''Çölde Dor'' yayımlandı. 2013 yılı içinde Kırgızistan'da Kırgızca dil programına, yine Doğu Türkistan'ın Gulca şehrindeki İli Pedagoji Üniversitesi'nde Sibe-Mançu dil programına katıldı. Moğolistan Devlet Üniversitesi'nde klasik Mançuca bir doktora programına başladı ancak mali yetersizlik nedeniyle tamamlayamadan Türkiye'ye dönmek durumunda kaldı. 2015 yılında TRT TÜRK kanalında yayınlanan ''Türk Uygarlığının Yıldızları'' adlı belgeselin danışmanlığını, yine TRT için Türkiye'de yaşayan Türkistanlı diğer Türk dede ve ninelerimizin yaşamlarından önemli öykülerini anlattığı, TRT AVAZ'ın belgeliğinde erişilir olan ''Eski Topraklar'' başlıklı belgeselin danışmanlığını yapıp, kendisi sundu. 2016 yılında ikinci romanı ''Ölüöne'' yayımlandı. Üçüncü romanı ''100.000'' yayına hazırlanıyor. Samsun'da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Şu anda yine bilgilik çekimlerine ayrıca devâm etmektedir (TRT AVAZ). Yer İstanbul.



https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1988203651256505&set=pcb.1988203874589816&type=3&theater

Burası https://www.facebook.com/leventkayausta/ ise ustamızın resmî tanıtma yüzü. Yukarıda belirttiğim gibi ben yönetiyorum. Türk uygarlığımız, kültürümüz, görgümüz, dilimiz ve yazımız ve daha birçok konu hakkında birçok yerde bulunmayan ya da zor bulunan bilgileri burada insanlarımızla paylaşıyoruz. Dileyen ize alabilir.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Seyir Füzesi. Cruise missile.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
İdikut Sözlüğü'nden. Bir Türkçe-Çince sözlüktür. Ming hânedânlığı devrinde yaraştırılmış. 14cü/15ci yüzyıl olmasına karşın erden (erkenki, erde(n)ki, önceki, classic, vs.) dilimizin kimi özelliklerinin o devirde bile korunduğunu (Uygurca) gösterir güzel kanıtlardan. Ör. adığ (sonraları kimi ağızlarda [Oğuz, Kıpçak, Yağma, ...] daha milâdî binli yıllarda bile dönüşmüş biçimiyle ayığ, sonraları ayı), "ayı". Turpan (Turfan) ile Kumul ağzının edebî yâni yazı dilini esas aldığı saptanmış. Bu gönderimde, tümüyle deneme amaçlı değinmek istediğim aşağıda görüntüde gördüğünüz qaraçu/karaçu sözüdür.

İlgili söz ''başvezir, başbakan'' anlamıyla verilmiş ki, Çince karşılığı da bilgim beni yanıltmıyor ise bu türden bir makamı anlatan bir sözü gösterir durumda. Bilindiği gibi günümüzde ''bakan'' dediğimize Cumhûriyyet öncesi ''nazır'' denir idi. Bu sonuncu söz bize ''nazar (etmek) [''bakmak; göz değirmek'']'' ya da ''nazaran (''bakarak'')''dan tanıdık gelmelidir. Dilimizde bakmak, gözetmek anlamında bir de bir karamak sözü vardır. Günümüz Uygurcada kullanımı söz konusu. karakol dediğimiz sözde de gâlip ihtimâl yine bu eylem adını görürüz. İlgili söz kara + kol sözcüklerinden oluşur ve bize bildik olduğu gibi gözet görevini üstlenen bir birliği/yapıyı anlatır. Buradakı kol sözünün ise bir çok anlamı var; birisi çerici/askerî birliği (umumî olarak; özelde tümenlik* birliğin özel adıdır; orta sözü ise binlik birliği anlatan özel addır) imler. Günümüzde ''devriye gezmek'' desek de ilk sözcük yaddır ve bu deyişin aslı ''kol gezmek''tir. Günde de hâlâ ''x, y kol geziyor'' deriz. Yine ''tümenlik birlik'' anlamı doğrultusunda, buradan ilhâm alarak güçlü akıntılara ''kol gibi su'' dediğimiz de var.

Verilen anlam(lar)dan, sözün de yapısını göz önüne alıp buradan ağrı bakınca qaraçu (karaçu) sözünün nazır, günümüzde de bakan dediğimiz sözün dilimizdeki asıl karşılığı ya da karşılıklarından biri olabileceği sonucuna varıyorum. Böyle ise, bu durum da bize neden sonraları ilgili görevleri gören kişilere ''nazır'' dediğimizi gösterir güzel bir kanıttır; nitekim, dil, bir elin ulusun anlayışını, kavramasını yansıtır ve her dâim de dil, o anlayışça örülür ve gelişir ki, işbu diyebiliriz ki ulus olarak olaya olguya görüldüğü/anlaşıldığı biçimiyle bakmışız, öyle adlandırmış, sonraları ise asıl sözün yerini başka, yad bir sözcük alıvermiş ancak temelde aynı bakış açısı, aynı uygulama ve anlayışı sürdürmüşüzdür.

İlgili -çu eki ise -çi/-çı eki ile karıştırılmaması gerekir düşüncesindeyim. Görebildiğimce gelenekte uzluk/meslek, sürekli yapmaklık, vb. bildiren ek ilgili söz ne olursa olsun hep -çi ya da -çı biçimindedir: boldaçı (olacak (kişi, vs.)), bilgüçi (bilici), vs. Yâni -çu ya da -çü olmaz (bu, geç dönem işidir). Ancak bununla birlikte -çu/-çü eki vardır ki, ayrı bir görev/görünüm arz eder: keleçü (Dîvân-ü Lugati't Türk, Oğuzca, söz/öğüt ile yardımcı olmak), bolçu (Orkun bengi taşlarında geçen bir yer adı), vs. ve incelediğimiz söz qaraçu. Dolayısıyla yapıları ayrı olmalı.

Yeri gelmişken; qaraq (karak): göz yuvarı. qara qarak (kara karak) ''gözün renkli bölümü'', ürüŋ qaraq ''gözün akı'', üüt qaraq (uzun ünlülü) ''gözbebeği''. Hepsini de Karahanlı Kaşgarlı Mahmud Dîvân'ında anar.

Yararlandığım çalışma TDK'dan çıkan Mağfiret Kemal YUNUSOĞLU'nun çalışmasıdır (Uygurca-Çince İdikut Sözlüğü, 2012).

*1800lerde yaraştırdığı bir Kaşgar ile Yarkent sözlüğünde Robert Barkley Shaw'ın verdiği birkaç ''kol'' maddesinden birisinde bunun bumınlık (yüz bin sayısının özel adı; Törük/Türk adını ilkin resmîyete döken ve ad babamız olan Bumın Kağan'ın adı da buradan gelmektedir) bir birliği anlattığı kayıtlıdır. Sonradan tümenden bumına çıkmış görünüyor. Buradan ağrı bakınca, ilgili eseri inceleyen çalışanın da söylediği gibi ''kol'' sözünün belki de, sonradan da olsa, sayı anlamı (bumın, yüz bin) da kazandığı, bunu ifâde ettiği ihtimâl dâhilinde görünüyor.

« Son Düzenleme: 21 Eylül 2018, Cuma - 16:43 Gönderen: Caner Çetin »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Tuularım (dağlarım), sularım; Altayım.

dağ sözünün aslî biçimi tağ'dır; yumuşak g nedeniyle kimi ağızlarımızda bu söz sonraları tuu (buradaki yırda olduğu gibi Altaycada), too (Kırgız), tau/tav (Kazak; bkz. Ulytau yır (music, Türkçesi) topluluğu, ''Uludağ''), ... olabilmiştir.

Gönlünüze değsin, yarasın.

Bilgi: Ortalarda ağaca çaput, Altay ağzı sözü ile calama (yalama'dan geliyor) bağladıklarını görürsünüz. Günümüzde bizdeki ağaca bağlama geleneği buralardan gelir. İki hafta önce Fatsa'da iken bir çay bağında bir ağaca küçük, kurdele misâli yeşil bir calamanın bağlandığını görmüş idim; gülümsemiştim, gelenek hâlâ sürüyor, yâni bir bildik ''dop dolu'' ağaçlarda değil. Birisi dilek tutmuş anlaşılan.. hakkında hayır ola. Özellikle ak yeğlenir, çekimde de ak bağlandığını görüyorsunuz. Ak renk adının özel bir saygı deyimi de vardır; ürüŋ. Bu söz ür (''tohum'', bkz. ür-e-mek, ür-e-t-mek, ür-e-t-im, ...) ile öŋ (''renk'', dilimizdeki karşılığı, renk Farsçadır) sözcüklerinden oluşur. Yâni ak için ''kök renk, ana/tohum renk'' gibi özellikle özel bir ad (da) yaranmış, yapılmıştır. Yad kişinin alphabet, elifba, vs. dediği yazıya da biz ürüŋ baş deriz; gâlip ihtimâl yazı yâni bilgi ile başın yâni kişinin akarması, bilgilenmesi ve bilgelenmesi ile ilgilidir. ''kültürlenmek'' de dilimizde akarmak denir. Yine ak renk adından. İleri bilgi için ''Çölde Dor'' çalışmasını dileyenler edinebilirler.

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Anmışken geçeyim; özellikle fotoğrafını almış idim, çok güzel diye :)



Dilimizin en geniş söz baylığının*/zenginliğinin bulunduğu Turpan yazmalarında da bunun için sıkça kadağ denir; Moğulca'ya da buradan hadag biçiminde geçmiştir. Kiminiz görmüştür illâ ki; onlar da gök rengi yeğleyip özellikle oboo denen yerlere ve saygı duydukları yapılara yâhut da morin huur denen (bunun kendi dilimizdeki karşılığı toşpuluur olmalı sanıyorum, Altaycada) çalgılarına bağladıklarını sıkça görürsünüz. Bizde daha çok al ile ak yeğlenir.

*bkz. bay-ın-dır (mâmur, müreffeh, gelişmiş, vb.). Bir Oğuz boyunun adı da yine böyledir (Bayundur).

Düzenleme: Fotoğraf şimdi görünür vaziyette. Bu fotoğraf yükleme yüzleri ile de az sorun yaşanmıyor arkadaş. Ancak bu yüzde de eğik göstermiş; sağ döndürün.
« Son Düzenleme: 21 Eylül 2018, Cuma - 22:16 Gönderen: Caner Çetin »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Bu gün TRT Haber saat 21de Ömür Dediğin sunumu başlayacak. Bir Altay Türkü olacak anladığım kadarıyla. İstanbul/Türkiye işgal edildiğinde bizler ağladık, sizin bundan haberiniz var mı? diyor, tanıtımda görüldüğü üzere. İstiklâl Harbi devrinde Türk dünyasından gelen çok yardım, olan çok iş var bilmediğimiz. Bu sunum da bunun bir yüzünü bir sayfasını gösterecek görünüyor. Kaçırmayın derim.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Karındaşlarımız FB yüzümüzde donanmalı T-129 ile ilgili önemli ayrıntı barındıran bir gelişme geçmişler. Burada https://www.facebook.com/DefenceTurk/posts/1149446308556267

Bunu yapar iken haklı olarak ilgili sözü (naval) tırnaklar içerisinde vermişler; çünkü günümüzde karşılığında kullanılan bir karşılık yok. Ancak, dilimizde var. Başlığın amacı da belli olunca, ben de bildiğiniz üzere bildiğimi bölüşmek paylaşmak için gücüm yettiğince çalıştığım için dilimizde buna karşılık olan sözü sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlgili sözlük Bernardo da Parigi'nin eseri olup 1665 yılında Roma'da üç cilt hâlinde yayımlanmıştır. Bu sözlük, Thesaurus misâli çok büyük öneme hâiz bir sözlüktür, sözlüğümüzdür. Almak isteyenler için: https://www.kitapyurdu.com/kitap/soz-kitabi-turkce--italyanca-sozluk/375856.html

İlgili sözlükde her sözlükde hep yaptığım gibi geçenlerde olağan, düzenli çala taramamı yapar iken denk geldi idim. Görüntüde görebildiğiniz üzere donanmalu, günümüz ağzıyla donanmalı sözü Latince navale karşılığında verilmiştir. Günümüzdeki İngilizce naval biçimi de artık yaşamayan bir dil olan Latince üzerinden İngilizceye geçmiştir.

Bilimli ve teknolojik gelişmelerin irdelendiği başlıkta imlediğim gibi bir olguya kavrama nesneye karşılık bulmak gerektiğinde bunun için ilkin baş vurulması gereken kimi yöntemler vardır. Burada da görüp anlayabildiğimiz gibi dilimizde zaten bir karşılık vardır ve bu karşılık açıkça kayıtlı olduğu gibi -ki öyle anlıyor bulabiliyor öğrenebiliyoruz- bizi geçmişimize de bağlıyor. Özellikle o günlerde, târihlerdeki donanma gücümüzü düşününce... iş daha da anlamlı oluyor. Yâni atıf yapmak istediğim ''şey'' anlaşılıyor, kendimi anlatabiliyorumdur sanıyorum. Dilin gücünün küçük bir ama güçlü örneği.

Böylece Donanmalı ATAK, Donanmalı T-129, Donanmalı T-129 ATAK, gibi deyişler bizi kurtaracaktır.

Bilgi: Görüntüler çok büyük, ayrı sekmede açmanız sizi kurtaracaktır.




@YörükEfe üstâdım, ben bu işi sevdim.  :D

« Son Düzenleme: 23 Eylül 2018, Pazar - 22:54 Gönderen: Caner Çetin »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Özellikle sana gelsin can Yörük Efe üstâdım.

Yürü demirci efem, can efem, dağ efem.

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Özellikle sana gelsin can Yörük Efe üstâdım.

Yürü demirci efem, can efem, dağ efem.



   Çok teşekkür ederim Caner Çetin üstadım,beni onurlandırdınız.Rahmetli dedem Demirci Mehmet Efe'nin elemanlarından biriydi.Torunu da benim tarih öğretmenimdi.Böyle yiğit insanlar ülkemizde var oldukça kimse bu memlekete bir halel getiremez.Allah,Onlardan razı olsun,gani gani rahmet eylesin,mekanı cennet olsun.
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Özellikle sana gelsin can Yörük Efe üstâdım.

Yürü demirci efem, can efem, dağ efem.



   Çok teşekkür ederim Caner Çetin üstadım,beni onurlandırdınız.Rahmetli dedem Demirci Mehmet Efe'nin elemanlarından biriydi.Torunu da benim tarih öğretmenimdi.Böyle yiğit insanlar ülkemizde var oldukça kimse bu memlekete bir halel getiremez.Allah,Onlardan razı olsun,gani gani rahmet eylesin,mekanı cennet olsun.

Ricâ ederim, sevinçlendim üstâdım.

Muhakkak. Bizlere düşen görev de bu töreyi, ahlâkı ve mânevî derinliği, vatan derdi ve aşkını insanlarımıza gençlerimize evlatlarımıza göstermek, öğretmektir, onları bu yönde kılmak, eylemektir. Daha çok Efelerimiz olacak. Ancak ulusun milletin fikrî açıdan ileri gelenleri olarak, fikir sancısı çekip memleket meselesi ile dertlenenler olarak üzerimize düşen görev büyük. Her alanda olmalı ve her bir şeyi, değeri de her alana ''enjekte'' edip içlere girmesini başarmalıyız. Nitekim kültürel yozlaşma, mânevî derinlikten kopma azımsanmayacak ölçüde ilerlemiş vaziyette. Demin Kanal D denen illet kanalda yine bir diziye denk geldim anam sâyesinde, kan beynime sıçradı. Çok ayrıntıya girmeyeceğim, zehir her yerde. Ve açıkça bir şeyler bilinçlice kurgulanıyor. Açık gözler gönüller bunu rahatça görebilirler.

Âmin.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Bu adlar değerli hocamız, ulumuz Levent ustanın ortaya koyduğu bizim, kendi dilimizin sayı adlarıdır. Bunların başka bir yerde bulunabileceğini sanmıyorum. Kendisi çalışma, ana kaynaklarımızı (Turpan yazmaları başta) tarama çalışma esnâlarında görmüş, dermiş ki bu dizin ortaya çıkmış. Bilinmesinde yarar vardır.

1 bir
10 on
100 yüz
1.000 biŋ (Burada aslî biçimi ile geçmiş, geniz n imidir)
10.000 tümen
100.000 bumın (Yokarıda belirttiğim gibi Bumın Kağan'ın adı buradan gelir)
1.000.000 sayan
10.000.000 çıbağ
100.000.000 dunçur
1.000.000.000 tere bum
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Bu adlar değerli hocamız, ulumuz Levent ustanın ortaya koyduğu bizim, kendi dilimizin sayı adlarıdır. Bunların başka bir yerde bulunabileceğini sanmıyorum. Kendisi çalışma, ana kaynaklarımızı (Turpan yazmaları başta) tarama çalışma esnâlarında görmüş, dermiş ki bu dizin ortaya çıkmış. Bilinmesinde yarar vardır.

1 bir
10 on
100 yüz
1.000 biŋ (Burada aslî biçimi ile geçmiş, geniz n imidir)
10.000 tümen
100.000 bumın (Yokarıda belirttiğim gibi Bumın Kağan'ın adı buradan gelir)
1.000.000 sayan
10.000.000 çıbağ
100.000.000 dunçur
1.000.000.000 tere bum

   Üstadım,çok değerli çalışmalar bunlar.Mesela Bumin Kağan'ın isminin nereden geldiğini bu çalışma sayesinde öğrenmiş olduk.Örneğin,bu gün Tümen,şu anda askeri birliklerde birliğin büyüklüğünün karşılığıdır.

   Sizden ricam bu gün üniversitelerde öğretim üyelerinin Türkçe karşılıkları.Mesela Rektör,Dekan,Profesör,Doçent gibi adlandırmaların geçmişte Türkçemizde kullandığımız karşılığı var mıdır?Varsa nedir?

   Ayrıca ordumuzda bilhassa Kurmay olduktan sonra Generallik-Amirallik başlar,General ve Amiral sözcüğünün eski askeri yapılanmasında karşılığı nedir?
« Son Düzenleme: 25 Eylül 2018, Salı - 23:03 Gönderen: YörükEfe »
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
« Yanıtla #35 : 26 Eylül 2018, Çarşamba - 01:52 »
Bu adlar değerli hocamız, ulumuz Levent ustanın ortaya koyduğu bizim, kendi dilimizin sayı adlarıdır. Bunların başka bir yerde bulunabileceğini sanmıyorum. Kendisi çalışma, ana kaynaklarımızı (Turpan yazmaları başta) tarama çalışma esnâlarında görmüş, dermiş ki bu dizin ortaya çıkmış. Bilinmesinde yarar vardır.

1 bir
10 on
100 yüz
1.000 biŋ (Burada aslî biçimi ile geçmiş, geniz n imidir)
10.000 tümen
100.000 bumın (Yokarıda belirttiğim gibi Bumın Kağan'ın adı buradan gelir)
1.000.000 sayan
10.000.000 çıbağ
100.000.000 dunçur
1.000.000.000 tere bum

   Üstadım,çok değerli çalışmalar bunlar.Mesela Bumin Kağan'ın isminin nereden geldiğini bu çalışma sayesinde öğrenmiş olduk.Örneğin,bu gün Tümen,şu anda askeri birliklerde birliğin büyüklüğünün karşılığıdır.

   Sizden ricam bu gün üniversitelerde öğretim üyelerinin Türkçe karşılıkları.Mesela Rektör,Dekan,Profesör,Doçent gibi adlandırmaların geçmişte Türkçemizde kullandığımız karşılığı var mıdır?Varsa nedir?

   Ayrıca ordumuzda bilhassa Kurmay olduktan sonra Generallik-Amirallik başlar,General ve Amiral sözcüğünün eski askeri yapılanmasında karşılığı nedir?

Elbette üstâdım. Şöyle başlayayım.

Burada birçok gönderide belirttiğim gibi dilimiz çok bay/zengin, çok derin bir dildir ve birilerinin söylemesi düşünmesinin aksine çok geniş bir söz varlığına sâhiptir. Öyle ki hem bu alandaki vesîkalar hem de genel olarak bizi anlatan târihî belgelerin hepsi incelenebilmiş bile değil. Daha bizim topraklarda (Anadolu) olan belgeleri, belgelikleri, arşivleri bile tümden dermiş okumuş yormuş anlamış bir seviyede değiliz. Okunmamış, açılmamış çok şeyler yerler, arşivler var. Buna dışarıdakı kaynaklar, özellikle Selçük bağlamında İran kaynakları, yine taranmamış birçok kütüphâne (Hint'ten Çin'e, vs.) gibi işleri eklemek zorundayız. Mevcût olan devâsa olduğu gibi daha araştırılacak çok ama çok şey var, amma ve lâkin yeter ve de uz araştırıcımız yok. Bu, büyük bir sıkıntı ve eksikliktir. Tek bir örnek vereceğim. Yaklaşık 40 50 yıldır Moğolistan'da birinci Türk Kağanlığı dönemine târihlenen, o dönemden elde olan yalnızca birkaç (Niri (gerçek Türkçe ad bu değil) Kağan yazıtı, Bugut/Bugat yazıtı bu az olanlardan ikisi) yazıttan birisi olan bu yazıt bir müze deposunda yarım asırdır beklemekle birlikte hâlâ adam akıllı okunmuş değildir. Çünkü kullanılan yazı dili bilinmiyor, yâni bizde olan bilimciler bilmiyor. Çünkü İran/Pers çalışan yok. İlgili yazı dilinin Brahmi olduğu deniyor. Birkaç yad kişiden oluşan bir ekip geçenlerde birşeyler etti, ancak ortada bir sonuç da görünmüyor. Ne ettiler ne okudular belirsiz. Bu sahalardaki durumlarımızı görmek istemezsiniz hiçbiriniz. Kazı bilimimize (arkeology) ise değinmeye gerek yok. Teşkilâtlı değiliz, yeter ve uz kazı bilimcimiz yok. El âlem çıkarıyor her şeyi.

Bu anlattığım yalnızca bir örnek ve her ne denli son zamanlarda çok başarılı çalışmalar (Mehmet Levent Kaya, Ahmet Taşağıl, Âdil Yılmaz vs., sonuncular özellikle kazı bilimi alanında, Tonyukuk anıt alanında) çıktı ve çıkıyor ise de en âmiyâne tâbirle daha çok ekmek yemeliyiz ve bu durum bizim payımıza çok acı vericidir.

Konuya gelince, elbette herşeyin karşılığı olduğu gibi birçok şeyin karşılığı da altta verdiğim, Levent ustanın yazısında belirttiği yollarca bulunabilir, karşılanabilir. Ben kendim hepsine bir bir karşılığı şudur, budur diyecek vaziyette değilim, ancak imleyeceklerim ve ilgili yazı çok ışık tutacak.

General konusuna. Orkun bengi* taşlarında buna dilimizde seŋün (geniz n ile) dendiğini görürüz. Buradan ağrı da gerekli türetmeler, karşılıklar yapılabilinir ki, ben de zâten general yerine bu sözü kullanırım. Örneğin yine, yeri geldi mi komutan/kumandan yerine sü beyi, sü başı derim. Buna çeri başı, çeri beği vb. birçok kullanım da vardır. İlk sözü ise sengün biçiminde yazarım; günümüzde geniz n'ler orta dilde artık ng olmuştur, ör. süngü, aslı süŋü. El (halk) ağzında ise bu geniz n yaşar.

(*Bengü, BengüTürk kanalından biliriz hepimiz, sonsuz, ebedî, ad olarak da kullanılır ''sonsuzluk''. Günümüz ölçünlü dile uygun olarak bengi diyorum; doğrusu yine 750li yıllara âit bir bengi taşda da bengi biçimi var, geniz n'li ancak; n yerine geniz n imi koyun. Bu taş yazıtlara atalarımız bengi taş, yâni sonsuz (kalacak olan) taş demişlerdir. En güzel ve muhteşem bir deyim bu olduğu için, gerçekten de, Moğolların ve de Mançuların bu taşları korumalarını da göz önüne alarak, bengi durmuşlar, durdular. Bitiğ (''yazı(t)'') taş da derler. bitiğ sözünün anlamı yazı, yazılı (mektup), kitap vb. gibidir. bitimek de ''yazmak'' demektir.

Amiral. Bilindiği gibi ilk donanmamızı Çaka Beğ (Bey, ğ y oluyor sonraları, bu tür özel adlarda aslî biçimi kullanmayı yeğliyorum, çünkü adları öyle olduğu gibi zâten kaynaklardan da öyle görüyoruz, böyle yapmak daha güzel) kurmuştur. O çağların ya da o çağlara yakın kaynaklarımıza bakıp karşılık ya da karşılık için yaklaşım bulabiliriz. Aynı dün verdiğimiz donanmalı (naval[e]) örneğinde olduğu gibi. Bu bağlamda özellikle savaş, harp üzerine yazılmış eserlerimiz de vardır ki onlara özellikle bakmalıyız. Bu konunun alanın genel olarak da derlendiği, çokça iyi bilindiği, bilgisinin (nerede kaç eser var, içeriği nedir, hangi sahada yazılmıştır, gibi) ortaya konduğu görünmüyor; en azından bizler, ulus açısından. Birisi Memlük sahasına âit şu çalışmadır: https://www.kitapyurdu.com/kitap/kitabuttedbiratissultaniyye-fi-siyasetissinaatilharbiyye-harp-sanati-taktikleri--ahsap-ayrac--osmanli-desen--ahsap-ayrac--lale--rolyef-cevizli/450489.html

Kitap bilgisinde okunabileceği gibi bu eser bir yordam/yöntem (strategy/tactics) kulağuzudur ve bu bilgi dışında savaş araç gereçlerin adları da veriliyormuş ki, hemen hemen hepsinin Türkçe olduğuna dikkat çekiliyor. Bunu yakında edinmeyi düşünüyorum bu arada. İşin zor yanı tıpkıbasım diyor, yazı aktarması (bir yazıdan başka bir yazıya aktarma, örneğin Arap yazısından/imlerinden Latine, dil özellikleri aynı kalıyor) yok, yoksa dili anlamak zor değil, sanırım biraz Arapça okuma bilgimi yeniden dürtmem depretmem gerekecek. Hiç kimse için zor değil; biraz okuma, biraz konuyla ilgilenme sonucu anlıyorsunuz. Birçok sözü de biliyorsunuz, açıp anlamına bile bakmanıza gerek kalmıyor kimi yerlerde. Örneğin günümüzde çöl ya da çorak dediğimiz aynı biçimde 1300 yıllık Orkun bengi taşlarında da geçer, Bilge Kağan kullanır. Yokarıda verdiğim süngü (aslî biçimiyle) de birkaç kez yine bu devâsa, muhteşem anıtlarda geçer. Ya da iş küç (iş güç), eb bark (ev bark) gibi deyimler.

Sözün özü üstâdım, çok şey var, resmen bolluk içinde ''yüzüyoruz'', ancak ayırdında değiliz. Atamın güzel bir sözü var, ara sıra konu mevzu açılınca anar: Zengin devletin/varlığın fakir milletiyiz. Bilmiyoruz, araştırmıyoruz, okumuyoruz. Bunu düzelteceğiz. Bilinç uyandıracağız. Bu forumun buna katkı sağlamasını niyâz ediyorum. Ben özüm elimden bilgimden geleni yapacağım.

Şimdi yazıya geliyor, aynen veriyorum. Burada yokarıda belirttiğim gibi kimi şeylere güzel yanıt var. Önemli, can alıcı yerleri ise imleyecek, yerine göre kabartacak ya da eğeceğim. O ya da bu sözün anlamını ise yazının ilerisinde açıklıyor.

Bilgi: Aklıma gelmişken. Kimi kullandığımız sözlerimizde de bir şeyler yaşayıp biz çok farkında olmadığımız için görmüyoruzdur, ancak kullanabileceğimiz, bize yol gösterecek unsurlar vardır. Örneğin ''elçi''ye neden elçi diyoruz? Çünkü baştaki el sözü bildiğimiz Türkeli dediğimizce ''ülke ve üzerinde yaşayan halk/toplum/ulus'' anlamına gelen ''el'' sözü. (Bu söz ikisini birden anlatır; Kazak Eli = Kazakistan, Kazak yurdu, ülkesi, ancak ve de halkı.) [Moğollar ise buna ''elçin'' derler.] Dolayısıyla kimi konularda farkındalık çok yararlık olacaktır.

Bir bilgi daha: Moğolca -çin olmasının nedenini bilmiyorum ancak Çin yıllıklarında Hun dönemi ile ilgili verilen kimi Hunca dil verilerin açılması/çözülmesi sonucu (Talât Tekin) bir tür -çin/-çın eki olduğunu anlıyor gibiyiz. Örneğin erden/klasik dönemde bitiğçi'dir (yazıcı), ancak oradaki bir veri ilgili verilen bir sözün bitiğçin okunmasına müsâittir (verilen biçim Çince telâfuza göre, bunu asıl Türkçesine aktarmak gerek ve tam bir ''kan emici'' iş, adamlar 'enver'e an-i-va-er diyorlar.). Dolayısıyla, burada pek anmadım daha, ancak Moğollarla gâlip ihtimâl ortak ataya çıktığımız için dildeki bu aynılık da buralara bağlanabilir; yâni biz de eskiden belki n'li elçin diyor idik belki de. Yeri gelmişke anayım dedim. Günümüzde de dilleri bizim dilimize bilgisi (dil kuralları) yönünden en yakın dil. Yâni biraz çalışma ile biz Türklerin en kolay öğrenebileceği dil diyebilirim. Çünkü bilgisi, yapısı, kuralları bizimkine çok yakın. Bu konularda da Levent ustanın ''Notlar'' bölümünde hayli yazı var.

*

''Günümüzde kavramlara özüne bağlı Türkçe ad saptanmasında, birincil olarak Türkçe'nin klasik döneminden elde kalan yazılı kaynaklardaki söz varlığını kullanacağım. Bu dönem yaklaşık 400 yılı ile başlayıp 1050 yılına kadar sürüyor. Bu dönemde yaygın olarak Göktürk yazısı diye bilinen yazı dizgesi ile yazılmış kaynaklarımız var. Yine Turpan Uygur devleti döneminde, yazı dizgesi yaygın olarak Uygur yazısı diye bildiğimiz dizgeye dönmüş olmakla birlikte, aynı dil kullanıldığı için, kabaca Turpan Budist ve Manihaist kitaplarındaki dile de dayanacağım.

En yakın kaynak olarak da Kaşgarlı'nın Divanına güveneceğim.

Gerek duyduğumuz kavram imlerini bu kaynaklardan bulamadığımız durumda, "kültürde süreklilik esastır" ilkesi uyarınca bu geleneğin kültürel devamlılık izlerini süreceğim. Günümüz Türk dilleri büyük ölçüde klasik dönem geleneklerini bırakmış olmakla birlikte, uzun yıllar birlikte yaşadıkları Moğol toplumu ortak bir geleneğe sahip olduğu için bu söz baylığının büyük kısmını ortak olarak içermektedir. Buradan, ikincil kaynak olarak klasik ve yakın çağ Moğolca yazılı geleneklere bakacağız.

Elimizde Çağatay, İlhanlı ve Altın-Ordu döneminden kalan bazı kaynaklarda bazı kavram imlerinin Türkçelerine de Moğolcalarına da sahibiz. Türkçe "buyruk" ve "baskak" sözleri ile Moğolca "tüşmel" ve "darga" sözleri vardır. Rus kaynakları bunları buyruk > tüşmel > baskak > darga gibi bir hiyerarşi içinde olarak bize sunar. Oysa Çağatay ve İlhanlı kaynakları [ buyruk = tüşmel ] > [ baskak = darga] gibi aslında iki aşamalı bir kur ilişkisi olduğunu bildiriyor. Çağatay'ın bu işi Rus'tan daha iyi bileceğini kabul edeceğimiz için Rus kaynağını göz ardı edeceğim. Buradan güncel Moğolca'da yaygın olarak kullanılan "tüşmel" ve "darga" sözlerinin anlamları yoluyla "buyruk" ve "baskak" sözlerini anlamaya çalışacağım.

tüşmel (tüsimel) : Bakan, General, Müsteşar, Diplomat gibi yüksek bürokrasideki kişilere verilen ortak kur adı.

Bu kaynağa dayanarak Türkçe "buyruk" sözünün de yüksek bürokrasi için kullanılan bir kur adı olduğunu öğreniyoruz.

darga (darug-a) : Yüksek bürokrasi de içinde olmak üzere Okul müdürü, Bölüm amiri, Birlik komutanı, ekip önderi, sınıf başkanı gibi sivil ve asker yapılarda genel yönetici için kur adı.

Buradan "baskak" sözünün genel olarak sivil ve asker yöneticiler için kullanılabileceğini anlıyoruz.

Yine Türkçe "alp" sözü Moğolca'ya "alba" biçiminde geçmiştir.

Bilge Tonyukuk yazıtında "yuyka kalın bolsar topulgulı alp ermiş, yinçge yoğun bolsar üzgülük alp ermiş = yufka kalın olsa delmesi zor imiş, ince yoğun olsa kırması zor imiş" diye bir deyim var. Moğolca'da da "alba" sözü zor(aki) anlamında kullanılır. Öte yandan Türkçe'de zor beylere/ zor hanımlara "alp" deriz. Benzer biçimde Moğolca'da "alba" sözü daha geniş anlamıyla da "resmi görevli" anlamında kullanılır. "alban gazar = resmi yer", "gadaad heltsiin alba = dış işleri yetkilileri" gibi. Böylece "alp" sözünün hem kolay olmayan, hem de resmi yetkili kişi anlamında kullanılabileceği sonucu çıkarabiliriz.

Turpan Uygur kitaplarında öğretmen için kullanılan söz "bakşı"dır. Ama günümüzde hoca sözünün hem öğretici hem de din adamı anlamında kullanılması gibi, zaman içinde bu söz "kam" kişiler için kullanılagelmiş ve Anadolu'da da biz daha çok bu sonraki anlamını biliriz. Bunun dışında klasik dönem yazıtlarımızda gördüğümüz "öğretgüçi, boşgutguçı" gibi sözler bir görev adından çok ön-ad işlevi gören türetme sözlerdir. Yine aynı geleneğin devamı olarak günümüzde Moğollar öğretmen anlamında "bagş" sözünü kullanılar (Moğolca 'si' yapısı "ş" sesi verir). Aynı gelenek Mançulara bile "bagsi" biçiminde geçmiştir ve Mançuların kullandığı diğer söz de "sefu"dur. Buradan, kurumsal bir yapı içindeki öğreticilere "bakşı" demek gerektiğini anlıyorum.

Öğretim yapısı içinde öğrenen kişilere "öğrengüçi, okuğuçı" gibi adlar verilmekle birlikte, birincil olarak "şabı" denir. 'şabı'ların kendi içinde aşamaları '1. engim' '2. engim' biçiminde sıralanır. Bu 'engim' sözü ayrık olma anlamına gelmekle birlikte Türkçe'de "sınıf" anlamında da kullanılır; hatta bu kullanım daha yaygındır.

Türkçe "kur" sözü rütbe anlamına gelir. Göçebe kültürde rütbeler bele sarılan deri kayışa tutturulduğu için, bele sarılan giysi parçasına da "ku(r)şak" denir. Günümüz Moğolcasında bunun karşılığı olan "col" sözü askeri rütbe anlamında kullanılmakla birlikte, örneğin ulusal güreş karşılaşmalarında çeyrek final, yarı final, finale kalan ve kazanan güreşçilere verilen unvanlara bile "col" denir. Buradan "kur" sözünün yalnızca asker rütbesi anlamına gelmenin ötesinde bir aşama kazanma anlamında kullanıldığını da anlarız.

Yine Türkçe "tuğ" sözü Moğolca'da "tug" biçiminde yaşamaktadır. Ama "yösön höltei cagaan süld = dokuz ayaklı ak tuğ" deyiminden de anlayacağımız üzere bu sözün Moğolcası "süld"dür. Moğolca "süld" sözü bir gönder ucuna tutturulmuş, at kuyruğundan yapılan kur edini göstermekle birlikte, aynı zamanda örneğin devlet armaları, şirket logoları için de kullanılıyor. "töriin süld = devlet arması" (burada devlet sözünün Türkçe "törü" olmasına dikkat ediniz); "kompaniin süld = şirket logosu" gibi...

Yine dünya çağınca daha çok Japonca "do" sözüyle bilinen ve "sanat'' diye anlamlandırılan söz/kavram, Moğolca "erdem" olarak adlandırılır. Savaş sanatı yerine "savaşçı erdemi" derler. Erdem geniş bir kavram imidir; "kitap erdemi" "yaşam erdemi" gibi "kılıç erdemi", "yay erdemi", "süngü erdemi"... gibi alt başlıkları olabilir. Dolayısıyla eğitimlerde çalışılan özel alana göre o alanla ilgili erdem adı verilebileceği gibi, ortak çalışmalar için örneğin tek bir "er erdemi" ya da "çeriğ erdemi" gibi ortak bir ad kullanılabilir (bu adlar benim önerim; karar uygulayıcıların).

Bütün bunları yoğurarak, ben şunu önerebilirim:

* Sanırım yapı içinde öğrenci ve tekniker dereceleri var. Bu dereceler bitince "usta" olunuyor.

* Öğrenci dereceleri için "şabı kurları" adı kullanılabilir. Bunlara sırayla "1. kur, 2. kur..." denebileceği gibi, "1. engim, 2. engim..." de denebilir.

* Tekniker dereceleri için "bakşı kurları" adı kullanılabilir. Ama bunlar için "engim = sınıf" sözünü kullanmak pek uygun olmayabilir.

* En büyük hoca için de kuşkusuz "bakşı" sözü kullanılabilir. Ama "usta" sözü bence gelenek olarak da buraya daha uygun geliyor. Günümüzde "us" sözü yanlış olarak "akıl" diye anlaşılıyor. Oysa Kaşgarlı "us" girdisini "yetenek, el becerisi" diye açıklar. Bu sözden türeyen "usta" sözü, bir konuda en üst düzeye çıkmış sanatçıyı gösterir. Dolayısıyla o kişi "bakşıların bakşısı" olduğu için "bakşı"dır, ama aynı zamanda "usta"dır.

Diğer ayrıntıları gerek duyulan konularda sürdürelim.

Sorularınızla beni geri besleyiniz.''

-Mehmet Levent Kaya, 2015.02.14 saat 15:00, FB.

Usta altta yorum yerine de gelen dönüşler üzerine yazmış. Oraya da bakılabilir, önemli bilgiler var, ve de soru sorulabilir dilendiğinde. Kendisini ekleyebilirsiniz de. İzde kalmak iyi olacaktır. Kendisi de ayrıca, anmış idim, donanma geçmişli birisidir. https://www.facebook.com/notes/m-levent-kaya/yapısal-adlar/10152847467059900/?__tn__=HH-R

https://www.facebook.com/mehmetlevent.kaya

*

kam ''saman''ın Türkçesi. saman derken, ''şaman''. Sonuncusu ''Tunguz'' denen dilden gelir ve batılılar bu sözü yanlış ya da eksik işitip ''şaman'' anlamışlardır, aslı ''saman''dır. Türkçesi ise ''kam''. Bunlar büyücü değildirdler. Ancak transa girip bir takım bilgiler verirler ve de hastalıkları iyileştirmeye çalışırlar. Türk inancında da sanıldığı gibi merkezî bir görevleri olmadıkları gibi öyle bugünkü anlamda ''din görevlisi'' de değildirler. Bu konuyu bir ara başka gönderide irdeleriz. Yazı çok uzun oluyor. Söylenecek çok şey var. Ama şükretmeli. Söylecek bir şeylerimiz, hatta çok şeylerimiz var. Başkaları var ki ya hiçbir şeyleri yok, ya da ithâldır, ya da kurmacadır.

öğre-t-gü-çi. öğre-t-i-ci dediğimiz sözün erden biçimi. öğretgü, yâni öğreti de ''öğretme işi; bir bütünü öğreten şey/yapı, din gibi, değerler tüzümü gibi, öğreti'' gibi anlam(lar)a gelir. biltürgülük. bil-tür-gü-lük - bil-dir-gi-lik günümüz ağzıyla (bildirmeklik, yâni îlân, yarlık/buyruk, ferman gibi her tür bildirmeye yarayan, bildiren bir nesne olabilir.) bildirgi de bildirmek işini anlatır.

okuğuçı. Bildiğimiz ''okuyucu'' sözü.

edin. ed sözü her tür îmâl edilmiş mal gibi anlama gelir. edin de sanırım bu doğrultuda bir ad olup mal, eşya, nesne anlatıyor. Sanırım burada kastı bu. İşin açığı ben de ilkin bu yazıda denk gelmiş idim. Günümüzde eylemek dediğimiz söz de buradan, yâni edlemek'ten geliyor olmalı. edlemek de îmâl etmek, üretmek gibi anlamda idi.

erdem'e sonra değinebiliriz. Levent ustanın daha birçok yazısını sözünü süreç içerisinde burada geçeceğim. Bizde de erdem denir zâten. Bir Kem (yenisey) bengi taşında Bars Beğ adında bir bey eli için yaptığını ''er erdemim bar üçün (er erdemim var (olduğu) için'' diye özetler. sanat, zanaat vs. ''uzluk''tur. Erdem daha çok mârifeti yâni içliği, mânevîyatı, hüneri imleyen, anlatan bir kavram imidir. Kaşgarlı Mahmud da Dîvân'ında ''fâzilet, övülecek iş'' gibi anlamlarla karşılar. Batı bu tür konularda güdük kaldığı için Japonca do gibi bir sözü art (ör. martial arts), yâni sanat ile karşılamış. Oysa do sözü içinde bir mânevîyat, bir yol barındırır, bir erdem barındırır. Biz de zâten buna ayrıca ''yol'' da deriz. yollu sözü örneğin kaynaklarımızda ''kendini bilen, yolu olan, ahlâklı'' gibi anlamlarla karşılanır ki, Bilge Kağan'ın yeğeninin (yeğeni idi sanırım, yanılıyor da olabilirim) adı da Yolluğ Tiğin'dir. Yâni tâlihli, yolu, bahtı açık olan. İlgili söz sözün aslî biçimidir, ğ'li. Yâni o iş martal arts (savunma/döğüşme sanatları) değil, savunma erdemidir. Yay (germe) erdemi, örneğin, sanatı ya da hele ki ''sporu'' hiç değil. Nitekim konu olarak da zâten olmadığı gibi yaycılık bizde en başından beri özel bir yere iye olmakla birlikte özellikle sonraları, Devlet-i Aliyye çağında İslâm anlayışı ile birlikte özel bir mânevî muhtevâya mâhiyete mânevîyata bürünmüş, kazanmıştır ki, sırf buna saygıdan bile ''spor'' denmemelidir. Burada bir yol, bir erdem, bir anlayış, bir idrâk vardır.

us'a. Sanırım Levent usta burada uz demek istemiş, ancak us sözü ile karıştırmış. us sözü ile ilgili verdiği karışıklık bilgisi doğrudur, ancak şu yönde: akıl anlamına gelmez, temyîz, yâni doğru ile yanlışı, ak ile karayı ayırt etme yararlığı/kâbiliyetini anlatır. ''Uslu dur.'' deriz örneğin, yâni ''doğruyu seç, ona göre hareket et''. Akıl anlamına gelen söz ''ukuş''tur. Onun anlatmak istediği uz sözü olmalı (verdiği anlamlarca; eli uzlu, uz elli, eli uz gibi deyimler de buradan); bu söze de -ta yapısı gelince uz sözü us diye ses dönüşümü geçirmiş ve ''usta'' olmuş. Doğrusu sanıyorum ki bu olmalı; çünkü Kaşgarlı'nın verdiği kayıt ve diğer örnekler, kullanımlar açık. Benim kendisine ''usta'' demem de bu nedenlerden ötürü ve de hâliyle gelenek, Türkçe olmasındandır.
« Son Düzenleme: 26 Eylül 2018, Çarşamba - 02:16 Gönderen: Caner Çetin »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
« Yanıtla #36 : 26 Eylül 2018, Çarşamba - 02:10 »
Bir yeri bütünleyim. biltürgülük/bildirgilik yine, kulağuz/kılavuz, kitap, kısacası bilgi veren yâni bil-dir-en her tür nesne vs. de olabilir. Çünkü adı üzerinde, bildirgi-lik'tir.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
« Yanıtla #37 : 26 Eylül 2018, Çarşamba - 18:08 »
@YörükEfe. Bağlayabilmek adına konumuz bağlamında Levent ustanın bir yazısını daha geçmek istiyorum. Burada alp sözü özelinde çalışılmış, böylece daha ayrıntılı ve yol aydınlatıcı söz eylenmiştir.

*

''Alba / Baatar: “alba (алба)” “bağatur (баатар)” Bugün Moğolcada “alp” sözcüğü genellikle resmi işler için kullanılmaktadır. “gadağadu hereg ün alba (гадаад хэргийн алба)” dış ilişkiler dairesi ya da burada çalışan memurlar demektir. Dolayısıyla resmi ofis ya da bu ofiste çalışan kişiler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca daha Moğolların Gizli Tarihçesi gibi erken bir dönemde bile Çiŋgis’in babasının adı “yesühei bağatur (есүхэй баатар)” olarak geçmekte. Demek ki daha çok erken dönemden beri “baatar” sözcüğünü kullanıyorlardı.

“yuyka kalın bolsar topulgulı alp ermiş, yinçge yoğun bolsar üzgülük alp ermiş”

Yukarıda Orkun yazıtlarından alıntıladığımız deyim “yufka (gibi olan şey) kalın olsa delmesi zor imiş, ince yoğun olsa koparması zor imiş” diyor. Buradan “alp” sözcüğünün kahraman savaşçı yanında zor anlamına da geldiğini öğreniyoruz.

Günümüz Moğolcasında kahraman anlamında kullanılan sözcük “bağatur (баатар)”. Bunun da Türkçe “bağa” (bu sözcük genellikle küçük olarak anlamlandırılmakla birlikte bu anlam pek de doğru değil. Türkçede “bedük-kiçiğ” gibi bir ikilem ve bir de “uluğ-bağa” gibi bir ikilem vardır. Dolayısıyla “bağa” büyüğün değil “ulu”nun karşıtıdır) ile bir unvan olan “tur” sözcüklerinden oluşuyor. Ama önemli hemen bütün Türkçe unvanların bulunduğu Moğolcada “alp” sözcüğünün bilinmemesine çok şaşırmıştım. Tabi Moğolcada “p” sesi ve harfinin olmaması bir neden. Ama daha önemlisi, yukarıdaki deyimi hatırladığımda ortaya çıktı.

Moğolcada “p” sesi yok, özellikle Türkçe kökenli sözcüklerde yerini “b” alıyor. Pek yerine “behe (бэх)” denmesi gibi. O zaman Türkçe “alp” Moğolcada “alb” biçimini almalı. Ama Altay dillerinin bir özelliği olarak “b” sesi yanına mutlaka ünlü ister. O zaman sözcük “alab” ya da “alba” olmalı. Bu ikincisi Moğolcada var. Ama Türkçede bizim yaygın olarak bildiğimiz “kahraman” anlamında kullanılmıyor. Temelde kullanıldığı iki anlam var. Biri “zor(aki)”. Eğer bir şeyin zorla yapılması gerekiyorsa “albatai (албатай)” (zor(un)lu) denir. Ama bir zorlama yoksa yani serbestlik varsa “alba ügei (албагүй)” denir. Hatta “albada- (албад-)” diye bir eylem vardır: zorla-. Buradan Moğolcada “zor” kavramıyla ilgili anlamlarda kullanılan “alba” sözcüğünün Türkçe “alp”tan türediği sonucunu çıkarabiliriz.

Yine aynı “alba” sözcüğünün kullanıldığı ikinci bir anlam daha var. O da günümüz Türkçesinde “resmi” diye bildiğimiz şey. alban gazar “resmi yer (daire)” alban haşaa haa- “resmi çit (askeri birlik) kapa- (bu askerlik yapmak anlamında)” alban biçig “resmi yazı” alban yos “resmi …” (yos bizim Türkçede “töre” olarak bildiğimiz kavramın birebir Moğolca karşılığıdır). alban (yosny) borluulagç “resmi dağıtımcı (bayi)” gadaad hergiin alba “dış ilişkiler dairesi (ya da görevlisi)” örneklerinde olduğu gibi. Buradan bakarsak ana Türkçe mantığında, Moğollarla hem gelenek hem de dil özelliklerimizin ortak olduğunu düşündüğümüzde “resmi” sözcüğünün karşılığı “alp …” biçiminde yapılacak tamlamalarda bulunabilir. Yukarıdaki örnekleri yeniden ele alırsak

alban gazar “alp yeri” alban haşaa haa- “alp çiti kapa-” alban biçig “alp bitiği (yazısı)” alban yos “alp töresi” alban yosny borluulagç “alp (töresi) dağıtımcısı” gadaad hergiin alba “dış ilişkiler alpı” Zaten “resmi” sözcüğünün Latince kullanımına da bakarsak “official” sözcüğünü buluruz, yani “ofis” ile ilgili. Kırda göçebe olarak yaşayan Türk’ün ofisi neresidir? Tabi ki otağ gibi bir yerdir. Otağda kimler olur? Alplar. Mantık da uydu. Öyleyse Türkçede, “alp” sözcüğünün kahraman ve zor anlamlarına ek olarak “resmi” anlamı da taşıdığı sonucuna varabiliriz.''

- Mehmet Levent Kaya, 2011.10.20 saat 15:23, Facebook.

bağatur. Günümüzde bahadır denen söz, bu söz olsa gerek. bahardır için Farsça dense de bu söz bağatur biçiminden geliyor ise Türkçedir ve Farsçaya da bizden geçmiştir. Günümüz Orta Asya Türk ağızlarının baatır, baatur biçimleri bu bağatur sözünden gelir, büzüşmüşlerdir.

Değiştirmek istemedim. Orkun yazıtları demesinin nedeni ilgili üç yazıt (Bilge Kağan, Köl Tiğin ile Bilge Tonyukuk) bu ad altında biliniyor olmasından olmalı. Zîra ilgili deyim Bilge Tonyukuk yazıtında geçer ve bu bengi taş Orkun bengi taşlarından (Bilge Kağan ile Köl Tiğin) yaklaşık 70 ağaç (yığaç (ağaç) = fersah; 70 ağaç yaklaşık 400 km eder) uzaktadır, yâni, esâsen Orkun bengi taşları içine girmez. Bilge Kağan ile Köl Tiğin bengi taşlarına Orkun denmesinin nedeni Orkun vadisinde, ilgili bölgede olmalarından.

bedük ile kiçiğ. İlki ''büyük'' sözünün aslî biçimi. Azerbaycan Oğuzcasında buna böyük denir ki, bedük sözündeki e'nin sonraları ö'ye dönüştüğünü anlıyoruz. Bunun gibi örnek çok vardır: edük/etük - ötük, eb/ev - öv hatta öy (ve üy), etmek (ekmek) - ötmek. y ise d'den geliyor. kiçiğ günümüzde kiçi'dir, kimi yer adlarımızda geçer: Kiçiköy gibi. küçük demek; bu küçük sözünün de kiçiğ'den geldiği, iyice dönüştüğü söylenebilir, ancak bunda emîn değilim.

Bizde bitig yazılan ve bitiğ okunan söz Moğolcada biçig'tir. Türkçe Moğolca arasında t geçişlerinde ç olma vardır. Aynı Türkçe ş'lerin Moğolcada s olmaları gibi: irbiş (kar leoparı, dilimizdeki karşılığı, genel anlamda leopar türünü de anlattığını seziyor gibiyim) - irbis (Moğolcası).
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3266
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
« Yanıtla #38 : 26 Eylül 2018, Çarşamba - 18:54 »
Dil Bayramımız kutlu olsun. Dilimiz kimliğimizdir.

Tarama yaparken denk geldim; Bilecik Başkanı bayramı kutlulayıp güzel söz eylemiş.

"Türkçe'mize sahip çıkılması, varlıklı sözcük yapısının doğru biçimde kullanılması, her bölgede Türkçe yayınların artırılması, eğitim, ilim ve kültür dili şekilde artması konusu için bugün hepimize fert şekilde kocaman mesuliyet düşmektedir. Milli kültürümüzün ana taşı bulunan Türkçe, geçmişle istikbal içinde en diri bağı oluşturmaktadır. İlk önce kendimizden başlayarak, ailemizde, etrafımızda Türkçe'mizin azami biçimde kullanılması, telaffuz edilmesi ve azami biçimde anlaşılabilmesi anlamında çaba göstermeliyiz. Bugün dünyanın değişik coğrafyalarında yaygın bir biçimde uygulanan söz varlığıyla, yapısıyla, öteki dillere bulunan etkisiyle dünyada konuşulan dillerin en zenginlerinden bir tanesi bulunan Türkçe'mize bulunan alakanın arttığını görmek bizleri fazlasıyla mesut ediyor. Görüyoruz ki Türkçe'miz bundan böyle en fazla aşırı tercih edilen diller arasında. Dolayısıyla Türkçenin bir dünya dili olması yolunda kat ettiği fasıla bu manada gurur vericidir. Bugün okullarımızdan başlayarak dilimizin çocuklarımıza ve gençlerimize azami biçimde öğretilmesi için çaba belli eden herkesi kutluyorum.''

Bu da Kürşat Zorlu'nun Facebook'ta ettiği söz.

''Dünyada 1720 dili 10 binden daha az kişi konuşurken, 31 dili birer milyondan fazla kişi konuşuyor.

Türk Dili, tüm lehçeleriyle, 12 milyon km2 alanda 220 milyondan fazla nüfusun konuştuğu dil. Türkiye Türkçesi 34 ülkede konuşuru olan bu ailenin bir üyesidir.

VE DİLİMİZ MİLLİ BİRLİĞİMİZİN TEMELİDİR!

#TürkDilBayramı kutlu olsun''

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
   Caner Çetin üstadım,bizlere sunduğunuz bu bilgi hazinesi için,çok emekler harcayıp paylaştığınız bu Şaheser için sizlere teşekkürü bir borç bilirim.Söylediğiniz gibi çok zengin bir dil olan Türkçenin,konuştuğumuz bu dilin,ortaya konan eserlerle,Türklerin göçebe bir toplum olmayıp büyük bir medeniyetin öncüsü olduğu gerçeği gerek Türk tarihçileri,gerek antropologları,gerek dil bilimcilerini zerre kadar ilgilendirmemiş ve günümüze kadar bizlere doğru düzgün bir bilgi sunmamışlardır.Bizim akademisyenlerimiz hazır varken ne diye yorsunlar bir taraflarını.Fransız,Alman,Rus araştırmacıların bulguları! varken neden uğraşsınlar ki.Zaten hazırda yabancıların araştırmaları var.Bizimkiler bu nedenle Türkleri  göçebe,barbar ve hiç bir yazılı eseri olmayan yabani bir ırk olarak batını tasvirine olduğu gibi katılmışız.katılmasak bile karşı bir argüman sunamamışız.

   Kazım Mirşan,Turgay Tüfekçioğlu ,Haluk Tarcan, Oktan Keleş gibi tarihçilerimizin araştırmaları sonucunda vardığı bulgular, Türk medeniyetinin neredeyse tüm medeniyetlerin beşiği olduğu kanısına varır.Bu bilim insanlarımızın bulguları bildiğim kadarıyla hiç bir tarihçi tarafından yalanlanmadı.Yalanlamasa bile yine batının bulguları günümüzde halen daha kabul edilir ''akademisyenlerimiz'' tarafından.

   Vakti zamanında İnönü sadece radyolu günlerde Türk sanat musikisini,Türk Halk müziğini yasaklayarak sadece ve sadece klasik batı müziği yayınlanması emri vermiş ve Anadolu insanına olmadık işkence çektirmişti.Zannediliyor ki halkımıza klasik batı müziği dinletilirse bizim toplumumuz da Avrupai olacak.Günümüzde de bu hastalık neredeyse tüm Güzel sanatlar Fakulteleri,Konservatuvarlar ve Eğitim fakulteleri Müzik bölümlerine de sirayet etmiş buradaki hocalar Klasik batı müziğinden başka bir şey dinlememe yemini etmişçesine,Türk müziğine,Arap müziğine(Genelde Arabesk tarzına) karşı şiddetli bir alerjileri olmuştur.Türk müziğine tahammülleri yoktur.Karşılarına geçip bir bağlama çalınsa onlara küfretmiş gibi hissederler.

   Bir toplumun kültürel derinliği kullandıkları dil,geleneksel müzikleri,halk arasında oynanan oyunları(Düğünlerde,Kınalar da,ağıtlarda,sünnetlerde,nevbahar aylarında bereket ve bolluk olması için düzenlenen toylar,eğlenceler v.b) ile doğru orantılıdır.Örneğin Türk müziğinde çok fazla koma vardır(Natürel olmayan notalar).Bu komalar müzik kültürümüzün derinliğin ifade eder.Mesela Türk sazı(Saz,Türklerde bütün çalgılara verilen ortak addır) olan kopuz,perdeli ve üç telli bir çalgıdır.Bu perdeler de naturel sesler de vardır diyez,diyez1,diyez2 ve bemol,bemol1,bemol2 vardı.Bu perdelerin herhangibir herine bastığınızda makam değişir.Bu Kopuzun günümüzdeki adı Bağlamadır.Bunun küçüğüne cura,daha büyüğüne divan sazı denir.her bir sazı kullanıldıkları toplantılar farklı farklıdır.Günümüzde bu sazlara renk saz diyoruz.Ana saz bağlamadır.mesela bir diğer sazımız tardır.buda telli ve perdeli bir çalgıdır.ses tonu daha farklıdır.Günümüzde kullanılan gitarın atasıdır.Ney kaval gibi üflemeli çalgılar ise daha çok tasavvufi alanlarda kullanılır.

   Bunlara ben neden değinme gereği duyuyorum;Çünkü Türk medeniyeti derinliği olan bir medeniyettir.Kadim bir medeniyettir.Çinliler dövüş tekniklerini,sırf Türklerin derin savaş tekniklerinden korunmak için geliştirmişler.Sonrada batılı tarihçiler,hiç bir atıf bile yapılmadan Çin dövüş sanatı diyerek tüm dünyaya bu şekilde lanse etmişlerdi.Adamlar Türk korkusundan koskoca set inşa etmişler.Varmı daha ötesi.Demek ki düz mantıkla,Türkler o dönemde ne kadar ilerideler ne kadar kudretliler ki Çin'liler set inşaa etme gereği duymuşlar.Çinlileri küçümsemiyorum ancak o döneme ait bir çok teknolojiyi bizden alarak yaptıklarını düşünüyorum.Aynı bu gün yaptıkları gibi.Bu gün de kopyalayarak,tersine mühendisliklerle  fason ve taklit ürünler çıkartarak belli bir teknolojiye gelebildiler.

   Son tahlilde,geçmişimizi arayıp bulmak ancak ve ancak bize düşer.Yabancıların yanlı düşüncelerine değil.Geçmişimizi ararken ne aradığımızı bilerek bu aramayı yapmamız lazım.Körü körüne değil.Öncelikle Türk yurdu olan Tanrı dağlarının bir kolu olan Aladağdaki Saymalıtaş kaya resimlerinden başlayarak Azerbaycan,Kars,Kızılcahamam gibi Türk Kurganları(Anıt Mezar,Mezar) başta olmak üzereburadaki tamgaların ne anlama geldiği,bu tamgaların başka nerelerde kullanıldığı Mısır hiyerogliflerinin ve Mısır medeniyetinin Tür medeniyetine mi dayandığı dünya üzerindeki piramitlerin çıkış noktası Türk piramitleri(Kağan Mezarları)olan Beyaz piramitler olup olmadığı gibi bir çok konunun tam olarak aydınlatılması gerekmektedir.

  Bu vesile ile buradan devlet büyüklerimize bir seslenişimiz olsun.Bu araştırmayı yapacak Türk tarihçilerine,dil bilimcilerine,antrapologlarına,arkeologlarına gerekli araştırmaların gerçekleştirebilmesi için maddi olarak sponsor olması ve yerinde araştırmalar yaparak bu bulguları dünya ile paylaşmasına olanak sağlamak büyük bir önem taşımaktadır.Kısıtlı imkanlarla bu araştırmayı yapan akademisyenler var ancak yeterli değil.Bu araştırmanın yukarıda saydığım akademik kürsülerden akademisyenler tarafından yapılması ve bu yönde bir veya bir kaç komitenin oluşturularak sahalarda çalışmalarının sağlanması elzemdir.Bu konu devlet politikası olmalıdır kanımca.

   Bir başka temennimde Türk devletleri ile bilim-sanat ve kültürel çalışmaları yapacak , alanında uzman kişileri oluşturacağı topluluklar ile karşılıklı ziyaretlerin yapılmasına olanak sağlamak.Bu topluluğun içinde Dil bilimcilerin de olmasında fayda var.Gidilen ülkelerin gelenek,görenek,örf adet,töre,halk  türküleri,halk edebiyatı halk oyunları,el sanatları gibi alanlarda ortak çalışmalar yaparak daha fazla birbirimizi tanımaya olanak sağlamak.

  Son olarak Türk devletlerine kültür turizmi konusunda turizm firmaları ile ortaklaşa uygun fiyatlarla b turlar düzenlenmeli.Mesela Orhun kitabelerine,Altay dağlarına,tanrı dağlarına velhasılı Türkün ayak bastığı ve bizlere miras bıraktığı ne kadar ören yeri varsa buralara turların düzenlenmesi, zannediyorum ki bizleri geçmişimiz ile derin bağlar kurmamıza yardımcı olacaktır.

   Bilhassa gençlerimiz Türk kültüründen oldukça uzaklaştı.Bu teknolojinin maalesef acı bir yansıması.Bilhassa akıllı telefonlar dünyayı elimizi altına kadar getirdi.Dünya kadar faydalı bilgilerin yanı sıra başka kültürleri de tanıma fırsatı yarattı belki ama maalesef kendi kültürümüzden de oldukça uzaklaştırdı.Bu negatifliği ancak kültür turizmi ile aşabiliriz diye düşünüyorum.

   Yazım biraz fazla oldu ancak bütün bunların dillendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.Biz bizi tanırsak,geçmişimizi bilirsek,özümüzü bilirsek,geçmişimiz ile bir bağ oluşturup geleceğe daha güvenle bunu taşıyabileceğiz.Anadolu'dan onlarca medeniyet geldi geçti.Bir tek Türk milleti,Türk medeniyeti kalıcı oldu.Bunun nedeni ise Türk'ün Töresine hep sadık kalmasıydı.