14 Kasım 2019, Perşembe - 03:36

Gönderen Konu: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık  (Okunma sayısı 3049 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« : 27 Nisan 2018, Cuma - 16:40 »
Advertisement
Yerli yapay diş köklerine 'ABD vizesi'

Medikal sektöründe faaliyet gösteren DTI İmplant, Kocaeli'de ürettiği yüzde 100 yerli yapay diş kökleri için ABD'nin gıda, ilaç ve tıbbi cihaz alanındaki yetkili kurumu FDA'dan onay aldı.



Küresel Türk medikal markası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen DTI İmplant, Kocaeli'de ürettiği yüzde 100 yerli yapay diş köklerini ABD'ye ihraç etmeye hazırlanıyor.

Kocaeli'deki Marmara Teknokent'te (MARTEK) faaliyet gösteren DTI İmplant, TÜBİTAK ile yaptığı iş birliğiyle ürettiği kuru "SLA Active yüzey" yerli implantlar için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinden (FDA) onay aldı.

DTI İmplant, bu onayın ardından diş implant pazarı 1 milyar doları aşan ABD'ye ihracat yapma imkanına sahip oldu.

MARTEK Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Okur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgenin, firmaların Ar-Ge çalışmalarını hayata geçirebilme konusunda en iyi ortamı sağlamak için 1999'da Bakanlar Kurulu kararıyla kurulduğunu söyledi.



Yaklaşık 150 firmanın faaliyet gösterdiği bölgenin doluluk oranının yüzde 40 olduğu bilgisini veren Okur, burada yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesine yönelik projelere ciddi teşvikler ve altyapı sağlandığını ifade etti.

Okur, bölgede birçok alanda Ar-Ge çalışması ve üretim yapıldığını belirterek, "Yer tahsisi yapılan firmalar Ar-Ge çalışmalarını neticelendirdiklerinde üretime geçirebilmeleri için de kendilerine ciddi katkı sağlıyoruz. Bu sayede her geçen gün katma değeri yüksek birbirinden güzel ürünler ortaya çıkıyor." diye konuştu.

MARTEK'i yeni teknolojilere yönelik firmalarla dolduracaklarını dile getiren Okur, bölgede 4 yıldır faaliyet gösteren DTI İmplant'ın Türkiye'de yüksek katma değerli üretime ciddi katkı sağladığını söyledi.

Firmanın ürettiği yerli diş implantları için FDA'dan onay aldığını aktaran Okur, "Bu belge birçok tıbbi ürünün ülkeye giriş iznini veren bir belgedir. ABD'de sadece FDA onaylı tıbbi cihazlar kullanılabiliyor. Dünyada birçok ülkenin de referans aldığı FDA onayı, MARTEK'te faaliyet gösteren DTİ İmplant'ın ABD'ye ihracatının önünü açtı." dedi.

"İhracat atağına başlayacağız"
DTI İmplant Genel Müdürü Dr. Talat Buğur da MARTEK'teki fabrikalarında kuru yüzeyli yapay diş kökü ürettiklerini belirtti.

Yılda 100 bin adedin üzerinde implant ürettiklerini ve bunun yüzde 25'ini 23 ülkeye ihraç ettiklerini söyleyen Buğur, 21 Aralık 2017'de Borsa İstanbul'daki gong töreninin ardından imzalanan anlaşmayla Türkiye Varlık Fonu tarafından risk sermayesi bünyesinde desteklenecek ilk firma olduklarını bildirdi.

Buğur, kuru SLA Active yüzeyin dünyada sadece kendilerinin sahip bulunduğu bir teknoloji olduğuna dikkati çekerek, "Ürettiğimiz implantların yüzey özelliklerini TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile yürüttüğümüz bilimsel çalışmalar sonucunda elde ettik. İmplantların kemikle birleşmesini çok daha kısa bir sürede sağlıyoruz. Raf ömrünü kısaltmadan bu teknolojiye dünyada bir tek biz sahibiz. Bu teknoloji sayesinde hastalar çok daha kısa bir sürede protezlerine sahip oluyorlar." diye konuştu.

Geliştirdikleri diş implantları için FDA onayı aldıklarını aktaran Buğur, şöyle devam etti:

"FDA, Amerika'daki tıbbi cihaz ve ilaçlar gibi birçok medikal ürünün kullanımına izin veren bir kuruluş. Bu sertifikasyon sürecinde ürünün her türlü bilimsel yeterlilikleri inceleniyor. Bu belge olmadan ABD'ye ihracat yapmak mümkün değil. Firmalar için CE'nin dışında aynı zamanda FDA onayını almak çok önemli. O yüzden bu önemli belgeye sahip olmak birçok ülkeye ihracat olanaklarını daha da artıracaktır. ABD implant pazarının büyüklüğü 1 milyar doların üzerinde. Bu pazarda özellikle kalite ve fiyat dengesi açısından bizim lehimize bir durum söz konusu. FDA onayı ile ABD pazarında çok ciddi bir ihracat atağına bu yılın son çeyreğinde inşallah başlayacağız. Amerika'daki hastalar burada yapılan Türk implantlarını kullanacaklar."

"Çok uluslu bir firma olma yolunda ilerliyoruz"
Buğur, çok uluslu bir firma olma yolunda ilerlediklerini belirterek, "Hollanda'da Ar-Ge, İsviçre'de de üretim merkezimizi çok yakında faaliyete geçiriyoruz. İlerleyen süreçte Uzak Doğu'da da faaliyetlere başlayacağız." dedi.

Gerek kemik tozu üretimi gerek implantlarla ilgili Ar-Ge çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini söyleyen Buğur, şunları kaydetti:

"Ciromuzun yüzde 10-15 kadarını Ar-Ge'ye ayırıyoruz. Aslında bu oran reelde çok daha yüksek. TÜBİTAK yerleşkesi içinde olduğumuz için buradaki imkanlardan maksimum derecede yararlanıyoruz. Yani ciromuzun yüzde 10-15'inin çok daha üzerinde bir Ar-Ge kaynağını kullanıyoruz."

https://aa.com.tr/tr/ekonomi/yerli-yapay-dis-koklerine-abd-vizesi/1129288











« Son Düzenleme: 07 Ocak 2019, Pazartesi - 00:38 Gönderen: Caner Çetin »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #1 : 27 Nisan 2018, Cuma - 16:42 »
Kansere Türkiye'den yeni molekül: Varlımab



VSY Biotechnology, kansere karşı bağışıklık sistemi (immün) ve genetik çalışmaları kapsamında yeni bir biyoteknolojik molekül olan Varlımab'ı hayata geçirecek. Hedefte; yeni bir ajan molekül sayesinde kanserin üzerine gitmek var.
x
VSY Biotechnology, kansere karşı bağışıklık sistemi (immün) ve genetik çalışmaları kapsamında yeni bir biyoteknolojik molekül olan Varlımab'ı hayata geçirecek.

VSY Biotechnology'den yapılan açıklamaya göre, kansere karşı Varlımab adıyla yeni bir biyoteknolojik molekül geliştirmek üzere VSY Biotechnology ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi arasında iş birliği protokolü imzalandı.

Bu protokol ile VSY Biotechnology ayrıca birçok biyoteknolojik ilacın Türkiye’de üretilmesini ve böylece sağlık biyoteknolojisi alanında ithalatın azaltılmasını ve ihracatın artırılmasını hedefliyor.

KANSERE KARŞI YENİ BİR AJAN MOLEKÜL

VSY Biotechnology Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş, konuya ilişkin değerlendirmesinde, yeni projelerden heyecan duyduklarını belirterek, uzun soluklu bir çalışma ile geliştirecekleri yeni bir ajan molekül sayesinde kanserin üzerine gideceklerini ifade etti.

Sağlık biyoteknolojisi alanındaki birikim ve deneyimlerini bu yeni biyoteknolojik molekül üretiminde kullanacaklarını aktaran Varlıbaş, şunları kaydetti:

"Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2018 Raporu’na göre, 2015 yılında 8,8 milyon kişinin ölüm nedeni kanserdir. Dünyada 6 kişiden biri kanser nedeniyle ölmektedir. Amerikan Kanser Derneği’nin yayınladığı Kanser Atlası’nda Türkiye’de her yıl 148 bin civarında yeni vakanın çıktığı ve 91 bin 800 kansere bağlı ölümün gerçekleştiği kayıtlı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2017 verilerine göre Türkiye’de ise her 5 ölümden birinin nedeni kanser. VSY Biotechnology olarak soruna çözüm bulmak, insanların sağlığına katkı sağlamak üzere yenilikçi ilaç projemizi hayata geçiriyoruz."

"YERLİ İLAÇ, YERLİ SAĞLIK BİYOTEKNOLOJİSİ BAKIMINDAN BİR MİLAT"

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl ise Türkiye'nin yılda yaklaşık 20 milyar lira tıbbi sarf malzemesi, 25 milyar lira ilaç harcaması yaptığını ve bu harcamaların yüzde 60’ının maalesef ithal olduğunu dile getirdi.

Erdöl, "Bir yandan aziz milletimiz sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine ekonomik saldırılara ‘dur’ demek için cebindeki 50 dolarını, 100 dolarını bozmak için döviz bürolarına, bankalara koşarken, diğer yandan ithal ürünlere milyar dolarlarımızı akıtıyoruz. Bu yaman çelişkiye bir an önce ‘dur’ dememiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Yakın bir zamanda projelendirecekleri Sağlık Teknokenti’nde özellikle ithalat-ihracat dengesi itibarıyla cari açığa olumsuz katkı yapan ilaç ve sağlık harcamaları alanında ithalatı azaltmaya, yerli üretimi teşvik etmeye yönelik teknolojik çalışmalar yapacaklarını anlatan Erdöl, şunları kaydetti:

"VSY Biotechnology ile imzaladığımız bu protokol üniversitemizin yerli ilaç, yerli sağlık biyoteknolojisi hedefleri bakımından bir milattır. Bu protokol ile üniversite olarak kendi ilacını üretebilen, kendi aşısını yapabilen ve kendi tıbbi teknolojilerini üretebilen bir Türkiye sürecine dahil olduk. Yerli ve milli sağlık yazılımları, aşı çalışmaları, ilaç üretimi, sağlık danışmanlık hizmetleri ve biyo-medikal mühendislik hizmetleri kapsamında ürün ve materyal geliştirmeye yönelik ‘bende varım’ diyen babayiğitlere kapımız sonuna kadar açık."

https://www.aksam.com.tr/ekonomi/kansere-turkiyeden-yeni-molekul-varlimab/haber-730071




















 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #2 : 19 Haziran 2018, Salı - 00:16 »
Medikal cihazlarda dışa bağımlılığı bitirecek yerli ve milli motor üretimi

Çorum'da bir firma sağlık sektöründe kullanılan hastane ekipmanları ve medikal masaların hareketini sağlayan motor ve kontrol sistemlerini üretti.



Çorum’da bir firma sağlık sektöründe kullanılan hastane ekipmanları ve medikal masaların hareketini sağlayan motor ve kontrol sistemlerini üretti.
Yerli ve milli üretimi bulunmaması sebebiyle tamamı yurt dışından ithal edilen lineer aktuator motor ve kontrol sistemlerinin Türkiye’de ilk kez üretilmesiyle birlikte sektörde dışa bağımlılığın da önüne geçilecek.
Yaklaşık 3,5 yıl süren ARGE çalışmaları sonunda üretim aşamasına geçilen motor aksamı ve kontrol sistemleriyle 40 yılda ülke ekonomisine 500 milyon dolar katkı sağlaması hedefleniyor.
Polimot Mekatronik Şirketi Genel Müdürü Fatih Gökgöz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerli ve milli sanayinin geliştirilmesine yönelik çağrısının ardından Türkiye’de üretilmeyen katma değeri yüksek olan dünyada Almanya, İsviçre, Danimarka gibi ülkelerde üretimi yapılan lineer aktuator motor ve kontrol sistemlerinin üretilmesi ile ilgili ARGE çalışmalarına başladıklarını söyledi.
Sistemin hastanelerde hasta servis karyolaları, diyaliz, kemoterapi, dişçi koltuklarının KBB, jinekoloji ve ameliyat masaları gibi tıbbi cihazların yanı sıra, otomotiv, mobilya sektörü ve savunma sanayinde kullanılabildiğini dile getiren Gökgöz, “Türkiye’de hastane ekipmanlarını üreten bir çok firmamız var. Çok sayıda hasta karyolası ve medikal masalar üretiliyor. Fakat bunların üretiminde kullanılan motorlar ve kontrol sistemlerinde ne yazık ki dışa bağımlıyız. Ürünün yüzde 50 maliyetini oluşturan motorların tamamı yurt dışından geliyor” dedi.
Tamamen yerli olan lineer aktuator motor ve kontrol sistemlerinin 2017 yılı sonu itibariyle üretimine başladıklarını açıklayan Gökgöz, 2018 yılı içerisinde de kontrol, test ve belgelendirme çalışmalarını tamamladıkları motorların bu yılın ikinci yarısından itibaren seri imalatına geçeceklerini belirtti.
Türkiye’nin 2017 yılı sonu itibariyle 220 bin yatak kapasitesi bulunduğunu ve bin kişiye 2,6 yatak düştüğünü anlatan Gökgöz, “Avrupa’da ise bin kişiye 5.3 yatak düşüyor. Türkiye’de yatak artış hızı 3,5 seviyesinde. 2040 yılına geldiğimizde Avrupa’daki yatak sayısını yakalayacağız. Yada Türkiye’deki nüfusa bakarsak 2040 yılında ülke nüfusunun 90 milyon olacağı yönünde bir öngörü var. Bu artış hızına baktığımızda Türkiye’de 280 bin yatak ihtiyacı ortaya çıkacak. Bugün bir yatakta 4 tane motor, kontrol paneli ve batarya sistemleri kullanılmakta. Bunların Türkiye’ye maliyeti yaklaşık 350 dolar seviyesinde. Bu hesaptan yola çıkarsak, yeni alınacak yatak sayısı ve yataklarında 5 ila 10 yılda yenilendiğini düşünürsek buda yaklaşık 235 milyon dolar gibi bir paranın yurt dışına çıkması demek. Lineer aktuator motor ve kontrol sistemlerinin yanı sıra sağlık sektöründe kullanılan hidrolik pompaların üretimini yapıyoruz. Üretimin yüzde 50’sinide İtalya, İngiltere, İspanya, Yunanistan, Polonya, Meksika gibi ülkelere ihracat yapıyoruz. Bu ihracatı da düşünürsek 2040 yılına kadar yaklaşık 500 milyon dolarlık bir paranın gerek yurt içinden gerek yurt dışından ülke ekonomisine kazandırmak” dedi.

http://www.haberturk.com/corum-haberleri/60749038-medikal-cihazlarda-disa-bagimliligi-bitirecek-yerli-ve-milli-motor-uretimicorumda-bir-firma
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #3 : 01 Temmuz 2018, Pazar - 22:16 »
Milli ilaç teknolojisinde ilk adım 'Lale' ile atıldı

Biyoteknolojik ilaçlarda dışa bağımlılığı tamamen kaldıracak teknolojik altyapıyı oluşturmak üzere kurulan firma, ilk adımı, 'Lale' adı verilen hücre besiyeri mikroorganizmasını geliştirerek attı.



Milli biyoteknolojik ilaç teknolojisi için ilk adımı "Lale" ismini verdikleri hücre besinini geliştirerek atan Türk bilim insanları, ilk yerli biyoteknolojik hücre için de son aşamaya geldi.
 
Türkiye'deki lise eğitiminin ardından lisans için gittiği Almanya'da biyoteknoloji eğitimi alan Dr. Aziz Çaylı, bu ülkede kurduğu Celca firmasıyla 70'e yakın biyoteknolojik hücre ve 90'ın üzerinde ilaç üretim projesi geliştirdi.
 
Dünyada biyoteknolojik ilaç geliştirme konusunda en fazla kullanılan besiyeri (hücre besini) olan Acticho'yu bulan Çaylı, Celca firmasındaki hisselerini devretmesi sonrası Türkiye'ye "kesin dönüş" kararı aldı.
 
Türkiye'nin her yıl milyarlarca lira ödeyerek ithalat yaptığı biyoteknolojik ilaçları tamamen yerli üretebilmesi için İYTE İzmir Teknopark'ta yeni bir laboratuvar tesisi kuran Çaylı, bu alanda ülkeyi geleceğe taşıyacak altyapıyı oluşturmak üzere laboratuvara girdi.
 
Tüm üretim süreçlerinin yerli ve milli olarak gerçekleşeceği projenin ilk adımını atan Çaylı, besiyeri adı verilen ve hücrenin beslenmesini sağlayan iki mikroorganizmayı geliştirerek birine kızının adı olan "Lale" ismini verdi.
 
Yerli biyoteknolojik ilaç için ikinci adım olan canlı hücre geliştirme konusunda bir Türk ilaç şirketiyle hareket eden Çaylı, yaklaşık 2 ay sonra çalışmalarının son aşamasına geçecek.
 
Flora Bio Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Çaylı, biyoteknolojik ilaçların canlı hücrelerin genetiksel olarak programlanması yoluyla üretilebildiğini, hücrenin hastalığı yenmek için geliştirdiği yolun ilacın ham maddesini oluşturduğunu belirtti.
 
Tüm ilaçların geliştirilebileceği tamamen yerli bir platform oluşturmayı amaçladığını aktaran Çaylı, "Henüz açıklayamayacağımız bir kanser türü için çalıştığımız projeyi tamamladığımızda istediğimiz her ilacı dışa bağımlı olmadan üretebileceğimiz bir platformu kurmuş olacağız." dedi.
 
"İlacı hücreler geliştiriyor"
Biyoteknolojik ilacı aslında hücrelerin bulduğunu, kendilerinin ise hücreye uygun ortam sağladığını aktaran Çaylı, şöyle konuştu: "Hücreyi bir hayvan gibi düşünün. Hayvana nasıl yem veriyorsak canlı hücreye de öyle yem veriyoruz. Besiyeri adı verilen bu yemin tamamı ithal ediliyordu. İlk adımda üç besiyeri geliştirdik. Bunlar sayesinde hücreler dünyadaki muadillerinden çok daha yüksek verim ve konsantrasyon sağladı. Ancak bunu Türkiye’de üretebilen bir kurum yok. Bu nedenle yurt dışına vermek zorunda kaldık. Almanya'daki bir firmaya lisansları verdik, Belçika'da üretip tüm dünyaya satacaklar. Bu besiyeriyi Türkiye'de üretmek istiyoruz. Bir proje planı yaptık, üretim tesisi kurmak istiyoruz. Bunun için ortaklar arıyoruz. Yurt dışından oldukça yoğun ilgi var, bu işi bizimle birlikte yapmak istiyorlar. Ancak konu milli olduğu için Türkiye'deki şirketlerle ve devletle bu işi yürütmek istiyoruz."
 
Çaylı, yerli ilaç için ikinci etap olan canlı hücre konusunda da son aşamaya geldiklerini vurguladı.
 
Canlı hücre geliştirmenin bu işin en önemli kısmı olduğunu anlatan Çaylı, hücreyi genetiksel olarak programlama ve hücreye ilacı üretmeyi öğretme sürecine ilişkin projeye de 8 ay önce başladıklarını söyledi.
 
Bu projenin de 2 ay içinde bitmiş olacağını kaydeden Çaylı, şöyle devam etti: "Böylece Türkiye'de geliştirilen ilk biyoteknolojik ilaç üreten hücre olacak. Biyoteknolojik ilacı bir bina olarak görürsek biz temelini büyük oranda bitirdik. Biyoreaktör proses geliştirme açısından da dışa bağımlılığı tamamen kırdık. Bundan sonraki aşama saflaştırma ve kalite kontrolü. Bu temeli kullanarak diğer ilaçlara geçeceğiz. Hızla ilaçlar gelmeye başlayacak.
 
Firma olarak buraya kadar 11 milyon lira harcadık. Tamamı bizim sermayemizdi. Ancak yeni kaynak lazım. Bu kaynağı almak için diğer şirketlerle konuşuyoruz. Türkiye'deki ilgi çok yüksek değil. Yurt dışından daha fazla ilgi görüyoruz. Biz buraya milli ilaç geliştirmek, Türkiye'yi bağımsız hale getirmek için geldik. Benim gönlümden geçen devletle ve diğer ilaç şirketleriyle el ele verip bunu gerçekten milli olarak bırakmak, başkalarına ihtiyaç duymamak."
 
"İlk ilaç kanser için"
Biyoteknolojik ilaç geliştirirken model olarak bir kanser ilacını seçtiklerini, kansere karşı bir antikor kullandıklarını anlatan Çaylı, çalışma sonucu hem kansere karşı biyoteknolojik ilaç üretilmiş olacağını hem de diğer ilaçların üretimi için kullanılacak altyapının oluşturulmuş olacağını belirtti.
 
İlacı geliştirdikten sonra klinik çalışmalar ve Avrupa kalitesinde üretebilmek için daha büyük bütçelere ihtiyaç duyulacağına işaret eden Çaylı, şunları kaydetti: "Bunun için kesinlikle bir iş birliğine ihtiyacımız var. İnşallah Türk şirketleriyle ve devletle beraber yapacağız. Umarım yurt dışından gelecek kaynakları kullanmak zorunda kalmayız. Benim Türkiye'ye gelme amacım, bu ülkeye aşık olmam. Daha önce Almanya'da da firma kurdum. Bu firma orada çok başarılı şekilde devam ediyor. Ama ben orada büyümek değil Türkiye'ye bir şey verebilmek için geldim. Eminim bunu bir şekilde başarabileceğiz."

http://www.star.com.tr/guncel/milli-ilac-teknolojisinde-ilk-adim-lale-ile-atildi-haber-1359739/
« Son Düzenleme: 01 Temmuz 2018, Pazar - 22:19 Gönderen: YörükEfe »
 

Çevrimdışı frmacar

Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #4 : 18 Eylül 2018, Salı - 10:38 »
Türkiye sağlığa iyi yatırım yapıyor bence. Çalışanlarından tutun hastanesine kadar. Ama genede belirli bir yere kadar. Çalışanların eğitimsizliği olsun, para için o işi yapmalarından olsun. Sistem buna mecbur bırakıyor onlarında bir suçu yok gerçi. Dolar düşmediği için bütün ilaç ve hastanede kullanılan ne var ise hepsini dışarıdan almak zorundayız zaten orası da ayrı bir olay. Dolar desen aldı başını gidiyor. Şuna bak abi https://piyasa.paratic.com/doviz/dolar/ devlet diyor hala iyiyiz iyiyiz hiç sıkıntı yok. Baya yok ha :D
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #5 : 18 Eylül 2018, Salı - 13:45 »
   Esasen 2011 yılında Suriye'de bu kargaşa ve sonrasında iç savaş çıkmamış olsaydı bu gün Türkiye'nin Gayrisafi Milli Hasılası 18-20 bin ABD doları olabilirdi.Şimdiki Türkiye'nin 2-3 katı daha büyük ve refah içinde bir Türkiye olacaktı.Çünkü o dönemlerde Beşar Esat ile bir çok anlaşma imzalandı.Stratejik olarak iş birliği kararı alındı.Böyle devam edebilseydi hem Suriye hem Türkiye açısından bileği bükülemeyecek iki devlet olabilirdik.Bu durum hem ABD'nin hem İsrail'in,hem Rusya'nın,hem İran'ın hemde başka aktörlerin hiç işine gelmeyecekti.
   
    Hatırlayın neler yaşandı o dönemde,bir Wikileks belgeleridiye bir internet sitesine belgeler yüklendi,bu belgeleri sizce gereksi birileri mi yükledi,hayır.Direk CİA'nın bir organizasyonuydu.Daha sonra önce Tunus'ta hadiseler çıkarıldı,daha sonra Libya'da ve sonra Suriye'de,ardından Mısır'da ve Ukrayna'da.Daha öncesinde de zaten Irak'ı bitirmişlerdi.Neden bu ülkelere operasyon yapıldı.Mısır da Mursi seçilmişti,Mursi ne demişti;Türkiye ile öyle bir işbirliğine gidiyoruz ki Her kes bu birliktelik karşısında kıskançlık duyacak.Kaddafi ne yapıyordu,Türkiye'ye Maddi destek sağlıyordu,Tunus ne yapıyordu,yine Türkiye ile stratejik işbirliği anlaşması,Ukrayna ne yapıyordu Türkiye ile Savunma sanayiinde dev anlaşmalar yapıyordu.Sonuç ne oldu;Bu ülkeleri ellerine geçirerek Türkiye'yi çepeçevre kuşattılar.Bu arada Türkiye'de de boş durmadılar hep Pkk ile Ypg ile gelip zayıflatmaya çalıştılar.Aynı zamanda Fetö ile de içten vurma stratejisi izleyerek Türkiye'yi de diz çöktürmeye çalıştılar.Türkiye bütün bunlara direndi ve baş kaldırdı.Bu nedenle ekonomik saldırıya giriştiler.Türkiye dahil bir çok ülkede dolar operasyonu düzenlediler.Türkiye ne kadar güçlü ki bu saldırı karşısında evet biraz sendeledi ama yıkamadılar.

  Daha da bu savaşın kızışacağını düşünüyorum.Bu savaş her yönden saldırılarla devam edecek.Bu nedenle bizler,devleti yönetenler,memleketin her bir zümresi bu saldırılara topyekun cevap vermeliyiz.Yoksa bu birliği sağlayamazsak parçalanıp gideriz.Ortada Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülke bırakmayacaklar.Bu savaştan kim sağlam çıkarsa,bir sonraki yeni dünya düzeninde söz sahibi olan ülke olacaktır.
« Son Düzenleme: 18 Eylül 2018, Salı - 16:34 Gönderen: YörükEfe »
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #6 : 18 Eylül 2018, Salı - 16:18 »
   Esasen 2011 yılında Suriye'de bu kargaşa ve sonrasında iç savaş çıkmamış olsaydı bu gün Türkiye'nin Gayrisafi Milli Hasılası 18-200 bin ABD doları olabilirdi.Şimdiki Türkiye'nin 2-3 katı daha büyük ve refah içinde bir Türkiye olacaktı.Çünkü o dönemlerde Beşar Esat ile bir çok anlaşma imzalandı.Stratejik olarak iş birliği kararı alındı.Böyle devam edebilseydi hem Suriye hem Türkiye açısından bileği bükülemeyecek iki devlet olabilirdik.Bu durum hem ABD'nin hem İsrail'in,hem Rusya'nın,hem İran'ın hemde başka aktörlerin hiç işine gelmeyecekti.
   
    Hatırlayın neler yaşandı o dönemde,bir Wikileks belgeleridiye bir internet sitesine belgeler yüklendi,bu belgeleri sizce gereksi birileri mi yükledi,hayır.Direk CİA'nın bir organizasyonuydu.Daha sonra önce Tunus'ta hadiseler çıkarıldı,daha sonra Libya'da ve sonra Suriye'de,ardından Mısır'da ve Ukrayna'da.Daha öncesinde de zaten Irak'ı bitirmişlerdi.Neden bu ülkelere operasyon yapıldı.Mısır da Mursi seçilmişti,Mursi ne demişti;Türkiye ile öyle bir işbirliğine gidiyoruz ki Her kes bu birliktelik karşısında kıskançlık duyacak.Kaddafi ne yapıyordu,Türkiye'ye Maddi destek sağlıyordu,Tunus ne yapıyordu,yine Türkiye ile stratejik işbirliği anlaşması,Ukrayna ne yapıyordu Türkiye ile Savunma sanayiinde dev anlaşmalar yapıyordu.Sonuç ne oldu;Bu ülkeleri ellerine geçirerek Türkiye'yi çepeçevre kuşattılar.Bu arada Türkiye'de de boş durmadılar hep Pkk ile Ypg ile gelip zayıflatmaya çalıştılar.Aynı zamanda Fetö ile de içten vurma stratejisi izleyerek Türkiye'yi de diz çöktürmeye çalıştılar.Türkiye bütün bunlara direndi ve baş kaldırdı.Bu nedenle ekonomik saldırıya giriştiler.Türkiye dahil bir çok ülkede dolar operasyonu düzenlediler.Türkiye ne kadar güçlü ki bu saldırı karşısında evet biraz sendeledi ama yıkamadılar.

  Daha da bu savaşın kızışacağını düşünüyorum.Bu savaş her yönden saldırılarla devam edecek.Bu nedenle bizler,devleti yönetenler,memleketin her bir zümresi bu saldırılara topyekun cevap vermeliyiz.Yoksa bu birliği sağlayamazsak parçalanıp gideriz.Ortada Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülke bırakmayacaklar.Bu savaştan kim sağlam çıkarsa,bir sonraki yeni dünya düzeninde söz sahibi olan ülke olacaktır.

Rays denen kahpe öyle açıklamıştı; ''Orta Doğu'da 23 ülkenin sınırları değişecek''. (Bu ''orta doğu'' kavramı bile ithâl denene göre, İngiliz köklü imiş; kavramlar (dil, kültür) üzerinden bile sarıyorlar; dil üzerinde boşuna bunca durmuyorum yâni. Hele şu ''destroyer'' minvalindeki sözler yok mu arkadaş? Hiç mi akıllanmayacağız?)

Ve, diğerlerin aksine Ukrayna'nın başına gelenlere karşın/direnmesiyle birlikte bu el/ülke ile ilişkilerimizin iyice güçleşmesi, yoğunlaşması. Bu, çok iyi bir iştir.

Suriye siyâseti konusunda üstünkilerin çokça îtirâf mâhiyetinde açıklamaları oldu. David'in oğlu olana ise hiç değinmeye lüzûm yok; al aşağı edildiğinde BD'den nasıl seslerin çığlıkların yükseldiğini, ''adamlarımızı kaybediyoruz'' açıklamaların sözlerin edildiğini biliyoruz. Ancak bununla birlikte ben her zaman şunu da derim/düşünürüm: Her bir şey her ne denli kötü olursa olsun ve veya kötü yapılmış olursa olsun, azıyla da bile olsa millî bir devlet aklı her zaman vardır; ve bunu, satkın satılık olmadığı sürece, en kötü üstün/yönetici bile gütmek zorundadır. Çünkü aynı gemide olduğunu biliyordur. Bunca çevre eller ile iyi ilişkiler sonrasından ilgili işâretlerin artık alınıp BD'nin ve diğer topyekûn mâlum emperyal güçlerin coğrafyaya müdâhale etmesinin ardından bizim de bu işlere karışmamızın belki bir takım başka nedenler yanı sıra kanımca şununla da ilgisi olabilir: Buraya el atılıp buranın karışacağı artık görülmüştü. İleriki safhaların neler getireceği de ön görülmüştü (kimse birilerinin BD'ye safça inandığından güvendiğinden söz edemez, herkes az çok 90lardan beri nelerin olduğunu biliyordu, bilir, bilmemesine imkân yok.), az çok kestirilmiş, düşünülmüştü. İleride masada olabilmek, ''oyuna'' müdâhil olabilmek için, biraz da BD'ye yandaş yoldaş görünüp bu işin içine girildi. Girildi çünkü girilmesi gerekiyordu. Girilmeseydi birkaç örnekte olduğu gibi saf dışı kalacak, dolayısıyla da günümüzde olduğumuz noktada olamayacaktık. Girildi, başından beri işin içinde olundu ve az çok kim nerede konuşlanıyor, ne ediyor, amacı nedir, nereden nereye hareket ediyor, başından beri gözlemlendi. Birikim elde edildi, tecrübe de. Ve etkin, ''sıcak'' bir oyuncu olundu. Dönüp geçmişe baktığımızda yanlış, yanılgı, hatâ, bazan ihânet derecesine varan suçlamalar, bakış açıları olsa da, kimi noktalar karanlık ve anlaşılmaz olsa da, bu günden baktığımızda kimi şeylere farklı yorum getirebileceğimiz kanısındayım. Bu bakış açısını birçok alana uyguladığımızda, belki başka şeyler de anlaşılacaktır.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #7 : 14 Ekim 2018, Pazar - 01:04 »
Türkiye sağlık turizminden 5 yılda 4,4 milyar dolar kazandı

Türkiye'nin sağlık turizminden elde ettiği gelir son 5 yılda toplam 4,4 milyar dolar oldu.



Türkiye'yi sağlık ve tıbbi nedenlerle ziyaret edenlerin sayısı 2013-2017 döneminde toplam 1 milyon 852 bin 975 oldu.

Sağlık ve tıbbi nedenlerle ülkeye gelenlerin sayısı 5 yılda yüzde 62 artış göstererek, geçen yıl 433 bin 292'ye yükseldi. Bu sayı, 2013'te 267 bin 461 olarak kayıtlarda yer almıştı.

Türkiye'yi sağlık turizmi kapsamında ziyaret edenlerin sayısı bu yılın ilk yarısında ise 274 bin 62'yi buldu.

Türkiye'nin sağlık turizminden son 5 yılda elde ettiği gelir de artış kaydetti. Ülkenin sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen ziyaretçilerden elde ettiği gelir, 2013-2017 döneminde toplam 4,4 milyar dolar olarak hesaplandı.

Söz konusu gelir 5 yılda yüzde 36,5 artarak geçen yıl 1 milyar dolar oldu. Bu rakam, 2013'te yaklaşık 747,6 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmişti.

Türkiye'ye sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri, bu yılın ilk yarısında ise yaklaşık 590,1 milyon dolara ulaştı.

Yıl sonunda 1,5 milyar dolar beklentisi

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, sağlık turizminin ülke için gelişim potansiyeli en yüksek turizm türlerinden biri olduğunu söyledi.

Türkiye'nin kitle turizminde elde ettiği başarıyı katma değeri yüksek turizm çeşitleriyle zenginleştirme yolunda önemli adımlar attığını ifade eden Bağlıkaya, "Hem Cumhurbaşkanımızın açıkladığı 100 Günlük İcraat Programı'nda hem de Kültür ve Turizm Bakanımızın açıklamalarında sağlık turizmiyle ilgili çizilen vizyon turizm sektör temsilcileri olarak bizleri motive ediyor" dedi.

Bağlıkaya, geçen yıl Türkiye'ye tıbbi tedavi amaçlı gelen yabancı ziyaretçilerden elde edilen gelirin 1 milyar doları aştığını anımsatarak, şöyle devam etti:

"Sağlık turizminden elde ettiğimiz gelir bu yıl da artmaya devam ediyor. Yılın ilk yarısında tıbbi tedavi amaçlı gelen ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 17 arttı. Bu yılın ikinci yarısında bu alanda yaşanacak artışla birlikte tıbbi tedavi amaçlı gelen ziyaretçilerden elde edilen turizm gelirimizin 1,5 milyar dolar seviyesine yaklaşmasını bekliyoruz."

İslam dünyası sağlık turizmi için Antalya'da buluşacak

TÜRSAB'ın sağlık turizmindeki gelişim için çalışmalarını sürdürdüğüne işaret eden Bağlıkaya, bu kapsamda TÜRSAB ile Türkiye Sağlık Turizmi Dernekleri Federasyonu (TURSAF) arasında bir iş birliği protokolü imzalandığını bildirdi.

Bağlıkaya, söz konusu protokolle sağlık turizminin yurt içi ve yurt dışında ilgili kurumlarla geliştirilmesi, tanıtım ve pazarlamasının yapılması ve standartlarının belirlenmesine yönelik faaliyet alanlarının saptanmasının amaçlandığını dile getirdi.

Protokol kapsamında 7-11 Kasım'da Antalya'da Uluslararası İslam Dünyası Sağlık Turizmi Konseyi düzenleneceğini aktaran Bağlıkaya, şunları kaydetti:

"56 İslam ülkesinden 400'e yakın satın alma heyeti Antalya'ya gelecek. Uluslararası İslam Dünyası Sağlık Turizmi Konseyinde medikal alanda sağlık turizmi açışından değerlendirmeler ve çalışmalar yapılarak İslam ülkeleri arasında medikal turizmin artırılması için çalışacağız. Organizasyona tüm sağlık tesisleri temsilcileri, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katılacak.

Toplantılarda yapacağımız konuşmalarda TÜRSAB'ın sağlık turizmi konusunda verdiği hizmetleri detaylarıyla anlatacağız. Sadece medikal sağlık turizmi değil, İslam ülkelerinden gelen temsilcilere tedavi ve rehabilite edici su kaynaklarımız olan kaplıcalarımızı, 3. yaş ve engelli turizmiyle ilgili verdiğimiz hizmetleri en iyi şekilde tanıtmak için çabalarımız olacak."

https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/turkiye-saglik-turizminden-5-yilda-44-milyar-dolar-kazandi-389047.html
 
Beğenenler: Caner Çetin

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #8 : 31 Ekim 2018, Çarşamba - 23:17 »
Türkiye'de ilk 'saklı diş teli' Van'da üretildi

VanYüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Cihan Aydoğan tarafından, Türkiye'nin ilk 'saklı diş teli' üretildi. YYÜ Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal, dişin iç tarafına yerleştirilen ve daha önce yurt dışından ithal edilen saklı diş tellerinin bir hastaya yaklaşık 16 bin liraya mal olduğunu belirterek, 'Bu çalışmayla birlikte, bu maliyeti 6 bin liraya düşürdük. Bu çalışmada ithal hiç bir parça yok ve tamamıyla Teknokent'te üretiliyor' diye konuştu.



Van yesinde kurulan Teknokent'te araştırma yapan Van YYÜ Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Cihan Aydoğan, bilgisayar desteğiyle tasarlanan ve 3 boyutlu yazıcılar kullanılarak kişiye özel geliştirilen dişin iç tarafına yerleştirilen diş telleri üretti. Üretilen 'saklı diş teli' ile ilgili Teknokent'te tanıtım toplantısı yapıldı. Toplantıda konuşan YYÜ Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal, daha önce yurt dışından ithal edilen saklı tellerin bir hastaya maliyetinin 16 bin lira olduğunu söyledi. Fakat yapılan bu çalışmayla birlikte 'saklı diş teli'nin maliyetini ülkemizde 6 bin liraya düşürdüklerini söyledi.
 
YERLİ ÜRETİM
 
Rektör Prof. Dr. Battal, "Bu çalışmada ithal hiçbir parça yok ve tamamıyla Teknokent'te üretiliyor. Bu çalışma neticesinde ülkemizden dışarıya döviz çıkmayacak ve yerli üretimde daha etkin, estetik kullanılan gizli teller üretimine imza atıldı. Van YYÜ, ülkemizin dışarıya bağımlılığını azaltan, çok etkin çalışmalara imza atan önemli bir Teknokent haline geldi. Bundan sonra bu çalışmalarımız devam edecektir" dedi.

'TÜRKİYE'DE İLK, DÜNYADA 6 ÜRETİCİ ARASINDAYIZ'
 
Saklı diş tellerinin yapımını gerçekleştiren Van YYÜ Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Cihan Aydoğan ise daha çok erişkin hastalar tarafından tercih edilen ve tel tedavisi görürken estetik problemlerinin yaşanmadığı diş tellerinin imalatına ve tasarımlarına başladıklarını söyledi. Öğretim Üyesi Dr. Aydoğan, "Şu anda 8 hastayı bu yöntemle tedavi ediyoruz. Türkiye'de bu konuda ilk teşebbüsü Van YYÜ olarak göstermiş bulunmaktayız. Bu çalışmayla dünyada 6 üretici arasına girmiş bulunmaktayız" diye konuştu.

https://www.star.com.tr/guncel/turkiyede-ilk-sakli-dis-teli-vanda-uretildi-haber-1401538/
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #9 : 17 Kasım 2018, Cumartesi - 22:53 »
Yerli tıbbi cihazlar New York'ta dünya sahnesine çıktı

Türkiye'nin yerli ve milli tıbbi cihazları, ABD'nin New York kentinde bu yıl 45'incisi yapılan Veith Sempozyumu'nda dünya sahnesine çıktı.



Türkiye'nin tıbbi cihaz alanında yerli ve milli üreticisi Rd Global-İnvamed markası altında, uzman Türk bilim insanlarının geliştirdiği ve vasküler alanda devrim niteliğinde olan tıbbi cihazlar New York'ta tanıtıldı.

13-17 Kasım'da düzenlenen dünyada vasküler anlamda üretilen tıbbi cihazlar ve cerrahi tekniklerin üst düzeyde anlatıldığı sempozyumda tamamen yerli ve milli cihazlarla yapılan ameliyatlar canlı yayınlarla dünyanın dört bir yanında gösterildi.

RD Global-İnvamed Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sempozyuma katılmaktaki amaçlarının Türkiye'de üretilen cihazların tüm dünyaya tanıtılması olduğunu vurgulayarak, "Yerli ve milli tıbbi cihazlarla yaptığımız işlemleri, Japonya'dan, Kore'den, Avustralya'dan, ABD'den, İngiltere'den, Almanya'dan, Afrika'dan, dünyanın birçok ülkesinden doktorlara tanıtıyoruz." dedi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Beni Türk hekimlerine emanet edin." sözlerine işaret eden Dinç, "Biz şu an vasküler tedaviler için ürettiğimiz cihazlarla dünyada damar cerrahisi alanında Türk doktorların ve Türk sanayisinin manevi olarak ortak bayrak temsilcisi olma görevini ifa ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye dünya sağlık sektörüne ciddi katkı sağlıyor
Felç, varis, pıhtı ve kanser tedavileri gibi alanlarda inovatif seviyede cihaz ürettiklerini vurgulayan Dinç, "Şu an ürettiğimiz ürünler ya Türkiye'de ya da Amerika'da üretiliyor. Yani bu da dünya sağlık sektörüne ciddi anlamda Türkiye'nin yaptığı bir katkı. Türkiye'de sağlıkta yerelleşme ve millileşme kampanyasında da çok ciddi şekilde efor sarf ederek çalışıyoruz." diye konuştu.

Ürettikleri cihazların ham maddelerinin dahi Türkiye'den alındığına ve dışa bağımlı olmadan yollarına devam ettiklerine işaret eden Dinç, şöyle devam etti:

"Bizim insanımız çok akıllı. Disipline ettiğimiz müddetçe insanımızı gerçekten yapabileceği her şeye çok şaşırabilirsiniz. Biz bunu her gün yaşıyoruz. Her gün inanarak gidiyoruz. Şu an hükümetimizin yerli ve milli inovasyona ciddi anlamda destekleri var, onlardan da faydalanıyoruz . Sayın Cumhurbaşkanımızın yolunda ilerlemeye çalışıyoruz onun davasına hizmet etmeye çalışıyoruz. İnşallah bu yolda da hizmetlerimiz devam edecek. "

"Artık kendi teknolojimizi kendi ülkemizde üretebiliyoruz"
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kürşat Bozkurt, yaptığı açıklamada Türkiye'de varis ve toplardamar sistemini etkileyen rahatsızlıkların sıkça görüldüğüne ve bu durumun günlük hayatı büyük ölçüde etkilediğini belirterek, gelişen teknoloji ile bu hastalıkları açık ameliyat yerine ince deliklerden damarlara girerek tedavi ettiklerini anlattı.

Türkiye'nin artık bu hastalıkları tedavi etmek için kullanılan yüksek teknolojili cihazların hemen hemen tamamını kendi ürettiğini aktaran Bozkurt, "Gurur verici olan başka bir olay da şu, artık biz öyle bir noktaya geldik ki Türkiye'de ürettiğimiz ürünleri, Türkiye'deki deneyimlerimizi yurt dışında da tanıtıyoruz." ifadesini kullandı.

Bozkurt, Türkiye'de sağlık alanlarında ciddi paralar harcandığına dikkati çekerek, "Bu kadar büyük paralara gerek yok. Biz artık kendi teknolojimizi kendi ülkemizde üretebiliyoruz. Buradaki yabancılar gelip bizim Türkiye'de ürettiğimiz teknolojiyi görmek istiyor. Biz bu salondakilere kendi ürünlerimizi sunuyoruz, onlarla paylaşıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"Dışa bağımlılığımız neredeyse sıfıra indi"
Doç. Dr. Halit Yerebakan, yapılan son araştırmaya göre toplumda 70 yaşın üzerindekilerin yüzde 30'unda damar sertliği olduğunun tespit edildiğini, dolayısıyla da ilerleyen toplum yaşıyla atardamarlardaki tıkanıklığın sıkça görülmeye başlandığını kaydederek, şöyle konuştu:

"Bugüne kadar vücudumuzdaki damar tıkanıklığına müdahale için gerekli ekipmanı hep yurt dışından alıyorduk. Artık kendi ülkemizde üretilen milli ürünlerle atardamar hastalıklarına çok ciddi müdahaleler yapabiliyoruz. Dışa bağımlılığımız neredeyse sıfıra indi diyebiliriz. Neredeyse tüm hayal ettiğimiz teknolojileri artık ülkemizde üretebilir ve bu üretilen teknolojiler sayesinde elde ettiğimiz tecrübeleri de meslektaşlarımızla tüm dünya ile paylaşır hale geldik. Büyük bir onur bizim için bu. Ve bu maliyetlerden de ciddi bir oranda kurtulduk diyebilirim."

Konferansa adını veren Dr. Frank J. Veith ile görüştüklerini anlatan Yerebakan, Veith'in kendilerine, "Kulağıma bu kadar güzel bir müzik çalmamıştı. Türkiye'den bu kadar hocanın gelmesi ve bu insanların deneyimini burada paylaşıyor olması bizim için muhteşem bir haber." dediğini aktardı.

"Türkiye alternatif olma yolunda"
Yerebakan, Türkiye'de üretilen cihazların özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerden gelen hekimlerin de dikkatini çektiğini dile getirerek, "Artık sağlık öyle bir noktaya geldi ki tüm dünyada sürdürülebilir olmaktan çıktı. Ama Türkiye burada bence bir alternatif olma yolunda gidiyor. Hem ürettiği teknolojiyi ihracatıyla dünyada o sürdürülmesi imkansız hale gelen belki de teknolojik finansmanı daha uygun şartlarda piyasaya çıkartacak, hem de belki ülke olarak üstümüze çok daha önemli bir rol binmiş olacak diye düşünüyorum." görüşünü paylaştı.

Sempozyumda Bozkurt ve Yerebakan'ın yanı sıra Prof. Dr. Fatih İslamoğlu ve Prof. Dr. Serdar Günaydın da sunum yaptı.

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yerli-tibbi-cihazlar-new-yorkta-dunya-sahnesine-cikti/1314153#
« Son Düzenleme: 17 Kasım 2018, Cumartesi - 22:57 Gönderen: YörükEfe »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #10 : 09 Aralık 2018, Pazar - 15:59 »
Türkiye'de kanser ilacı geliştirildi



Prof. Dr. Rana Nomak Sanyal, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilke imza attı. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü Başkanı Prof. Rana Nomak Sanyal, Türkiye’de geliştirdiği kanser ilacı için Sağlık Bakanlığı’ndan insanlar üzerinde deneme iznini aldı.

Prof. Dr. Rana Nomak Sanyal bir ilke imza attı. Yaptığı ilaç çalışmaları insanlar üzerinde denenme iznini aldı. Bilmiyordum, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir bilim insanı Türkiye’de geliştirdiği bir ilaç için Sağlık Bakanlığı’ndan insanlar üzerinde deneme izni aşamasına gelebilmiş. Üstelik bu birçok hastaya umut olabilecek, dünyada da bir ilk olma özelliğini taşıyan bir kanser ilacı.

Prof. Rana Nomak Sanyal Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü Başkanı. Tüm kariyerini kanser ilaçları üzerinde çalışmalar yaparak geçirmiş, kendini bu işe adamış bir araştırmacı. Bu yıl KAGİDER, Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi’nin Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nda Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimci Ödülü’nü aldı. Çünkü yaptığı iş aynı zamanda Türkiye’de akademik dünyayla sanayiyi birleştiren çok başarılı bir örnek. Prof. Rana Nomak Sanyal, kardeşi Sena Nomak ile kurduğu RS Research şirketi çatısı altında Türkiye’de geliştirilmiş ilk kanser ilacının çalışmalarını yapıyor. 2 çocuk annesi Rana Nomak Sanyal’la ilham verici öyküsünü konuştuk.

Rana Hanım, nasıl başladı sizin hikayeniz?

İzmir, Karşıyakalıyım. Bornova Anadolu Lisesi’nde okudum. Annem ilkokul öğretmeni, babam bilgisayar programcısıydı. Bir erkek kardeşim var Sena, aynı zamanda da ortağım.

Kimyayı çok sevdiğiniz için mi Boğaziçi Kimya’ya girdiniz?

Aynen. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği’nde okudum. Amerika’da tam burslu olarak Boston Üniversitesi’nde doktoraya gittim. 1999 yılında Amgen diye bir biyoteknoloji şirketinden teklif aldım ve orada çalışmaya başladım. 10 yıl Amerika’da yaşadım. 2004 Eylül ayında Boğaziçi Üniversitesi’ne döndüm.

10 yıl Amerika’de ne üzerine çalıştınız?

Amgen onkoloji alanında uzmanlaşmış bir şirket. Piyasaya çok yeni onkoloji ilaçları çıkardığımız bir dönem oldu. Orada da hep kanser üzerine çalıştım.

Türkiye’ye dönmeye nasıl karar verdiniz?

Ben Amerika’ya eğitim için gitmiştim. Asla orada kalayım diye düşünmedim. Ama iş teklifi gelince kalış sürem uzadı. Sonra “Bu işleri Türkiye’de yapabilirim” diye düşünüp geldim. Onkoloji alanında uzmanlaşmıştım. Peptitler, polimerler küçük taşıyıcılarla ilgili araştırmaları Türkiye’de yapmak üzere geri döndüm. Eşim de aynı bölümden, Hintli. O da gelmek istedi ve birlikte Boğaziçi Üniversitesi’ne geldik.

TÜRKİYE’NİN İLK MARIE CURIE’SİYİM

Amerika’da bulduğunuz araştırma geliştirme olanağını Türkiye’de bulabildiniz mi?

Boğaziçi Üniversitesi’ne gelince kendi laboratuvarımı kurdum. Ben her yıl akılınıza gelecek her yere fon başvurusunda bulunurum araştırmalarımı yapabilmek için. Sürekli proje yazıp, kaynak yaratmaya çalışırım. Avrupa Birliği’nin Marie Curie fonları vardır. Ben Türkiye’nin ilk Marie Curie’siyim. O fonu ilk ben aldım. Daha sonra başka alanlar da oldu. Fakat yaptığım işleri hayata geçirmem için başka açılımlara da ihtiyaç vardı. Bu işlerin nasıl olduğunu Amerika’da görmüştüm. Kardeşimle birlikte RS Research adlı şirketi de kurduk. 2017 Nisan’da ilk yatırımımızı aldık. Bilim Sanayi Bakanlığı’nın da desteklediği Avrupa Yatırım Fonu’nun ACT VC Fonu. 1.1 milyon Euro’luk destek sağladı.

Tam olarak neyi ilk yaptınız? Nasıl odaklandınız bu işe?

Benim konuya odaklanmam geçmişe dayanıyor. Ama bu moleküllerle 2009 yılında ilgilenmeye başladım. Uzun soluklu bir süreç ve ben sanırım daha kısa bir sürede sonuç aldım.

2009’dan 2017’ye kısa mı oluyor?

Evet. Bu tip çalışmalar için öyle. Hiç sonuç da alamayabilirsiniz. Deniyorsunuz, hücrede yeterince öldürmüyor ya da fazla öldürüyor. Mekanik bir iş olmadığı için sürekli deniyorsunuz. Bir şey yapınca o ileri gitti gibi değil. Polimere bağlı ilacın ilk sentezi o başladığım yıllarda yapıldı. Şu anda o başladığım molekül de değil. İlk bu işleri kurarken bilgimi getirdim. Ben sıfırdan bir ilaç molekülünün insana geçene kadar arada ne gibi adımlardan geçmesi gerektiği bilgisiyle geldim Amerika’dan. Bir molekül ileriye gidecekse hangi doğru soruları sormamız lazım bilgisiyle geldim. Kimya laboratuvarı çalışmaları var, sonra hücrelere bakılıyor, daha sonra da hayvan deneyleri var. Bunları üniversitede kurup adım adım yaptık. Çok iyi bir ekibimiz var Boğaziçi Üniversitesi’nde. Orası bir alt yapılar zinciri. Bir ilaç adayınız varsa onların hepsini yapıyoruz. İlk geçen molekül de benim molekülüm oldu.

Kansere karşı bir molekül… Neyi farklı yapıyor?

Biz piyasada bulunan kanser ilaçlarını alıyoruz. O ilaçları bir polimere kimyasal olarak bağlıyoruz. Bunun üzerine adres yazıyoruz yani tümöre biyolojik olarak hedefliyoruz. Taşıyıcımızı da akıllı hale getiriyoruz. Bunlar akıllı ilaçlar. Sadece tümör içine gidiyorlar başka bir yere gitmiyorlar.

Kemoterapi ilaçlarının verdiği zararı vermiyor mu?

Aynen. Bu adrese gidiyor. Kemoterapinin en kötü tarafı hücreyi öldürmeyi iyi bilmesi ama aynı zamanda hızlı üreyen tüm hücreleri de öldürmesidir. En önceliklisi kemik iliği örneğin. Kemoterapi ilaçları kemik iliğindeki iyileri de öldürüyor. Bizim ilacımız kemik iliğine gitmiyor, tümöre gidiyor. Biz ilacı bu paketin içine öyle bir koyduk ki bu ilaç sadece tümörün içinde serbest hale geliyor. Vucudu ilaçtan, ilacı vücuttan koruyoruz. İlaç hızlı gitmesin istiyoruz ve aynı zamanda vücudun sağlıklı hücrelerini de koruyoruz. Bizim madde reseptörü tanıyor ve reseptör ilacı içeri alıyor. Hücre içine girince ilaç serbest hale geliyor ve oradaki zararlı hücreleri öldürüyor. Bu bir taşıyıcı platform aslında. Ben bunun üzerine farklı kanser türlerine göre gidebilirim.

YARARLI OLACAĞINI BİLİYORUM

Hangi kanser türleriyle savaşacak bu ilaç?

Birçok kanser türüyle. Ama bu aşamada söylemek doğru olmaz. Çünkü bu ilaçların piyasaya çıkması için süreye ihtiyaç oluyor. Bir atışlık mermimiz yok, umut veren de bu. Birçok molekül geliyor. Farklı hücre tiplerini hedefleyen moleküllerimiz var. Bunu da piyasadaki var olan kemoterapi ilaçlarıyla yapıyorum. İnsana girince yararlı olacağını biliyorum. Çünkü ben yan etki profilini önleyip, ilacın etkisini arttırıyorum. Yavaş ve stabil bir etkiyi hedefliyorum.

Türkiye için de bir ilk oluyor. Bu yolculukta neler yaşadınız?

2017’de Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumuna başvuruda bulunduk. Etik Kurul başvurusunda da bulunmanız gerekiyor. Bunları yaptık. “Ve artık insanda denemek istiyoruz” dedik. Klinik Araştırmalar Daire Başkanlığı’ndan insanda deneme iznini aldık. Evet bu bir ilk Türkiye için.

Ne zaman başlıyor insanda denemeler ve kimlerde denenecek?

Önümüzdeki yılın ilk aylarında başlayacağız. Bunların da fazları var. Öncelikle Faz 1’de terminal hastalarda deneniyor. İnsandaki denemeler piyasaya çıkmadan önce 3 aşamada yapılıyor. Kanser ilaçlarında Faz 1, yani terminal dönemdeki hastada denenir, başka yapılacak bir şey kalmamış hastada denenir.

Bu sonuç verir mi?

Verir sonuç. Mutlaka bir şey görürüz.

Aldığınız yatırım yetiyor mu bunlar için?

İlk yatırımda amacımız insana doğru taşımaktı. İlk molekül iyi sonuç verince yatırımcımız ilave yatırım yaptı, 900 milyon Euro verdi. Faz 1, Faz 2 ve Faz 3 var önümüzde. Uzun bir süreç. Başarımız şu an en başından sıfır kilometreden insana getirmek. Sağlık Bakanlığı ilk kez Türkiye’de çalışmaları başlamış bir moleküle insanda deneme izni verdi. Yani Türkiye’de keşfedilen bir molekülün insanda denenmesine izin verdi.

DÜNYAYA HİTAP EDECEK

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bugüne kadar bunun olmaması ne düşündürüyor size?

100 yaşına gelmeden başaracağız. 1923 yılında nerede olduğumuz düşünülünce… Ben umutluyum. Genç arkadaşlarımla çalışıyorum. Nano ilaçlar dünyada da çok yeni. Hedeflenmiş ilaçlar yok piyasada henüz. Bizim gibi aşamada olanlar var. Biz dünyada da ilklerdeniz. Bu global bir ürün olacak. Dünyaya hitap edecek.

En sonuna kadar getirebilir misiniz Türkiye’de?

Büyük ihtimalle hayır. Faz 1’i bitiriz. Faz 2 bir takım desteklerle belki mümkün olur. Faz 2’de terminal olmayan hastalarda denemeler yapılıyor. Faz 2’de hasta sayısı artıyor ve takip süresi artıyor. Gerçekten iyi geliyor mu bakılıyor. Ancak ek yatırımlarla mümkün.

Ekibinizde başka kadın araştırmacılar da var değil mi?

Şirket tamamen araştırma şirketi. 10 araştırmacıyız. 7’si kadın. Ekibe erkeklerin girmesi için çok iyi olmaları gerekiyor. Doktora yapan genç arkadaşlar var. Her biri yıldız bence.

PROF. DR RANA NOMAK SANYAL

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden 1994 yılında mezun olan ve kimya alanındaki doktora derecesini Boston Üniversitesi’ndeki organik sentez çalışmalarıyla alan Rana Sanyal daha sonra Kaliforniya’da, bir biyoteknoloji şirketi olan Amgen’de araştırmacı olarak çalıştı. Sanyal, 2004 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Loreal Türkiye Genç Bilim Kadını (2008), Novartis Farmasötik ve Medisinal Kimya İlaç Tasarımı (2008) ve Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı (2011), Boğaziçi Üniversitesi Araştırmada Üstün Başarı (20 12) ödüllerine layık görülen Prof. Dr. Sanyal, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’nin müdürü olarak görevini sürdürüyor. Sanyal, Garanti Bankası, Ekonomist Dergisi ve KAGİDER’in 2018 Türkiye’nin Kadın Grişimcisi Yarışması’nda da Gelecek Vaat Eden kadın Girişimci oldu.

Kaynak:Akşam
« Son Düzenleme: 09 Aralık 2018, Pazar - 16:01 Gönderen: YörükEfe »
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #11 : 09 Aralık 2018, Pazar - 18:18 »
Türkiye'de kanser ilacı geliştirildi



Prof. Dr. Rana Nomak Sanyal, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilke imza attı. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü Başkanı Prof. Rana Nomak Sanyal, Türkiye’de geliştirdiği kanser ilacı için Sağlık Bakanlığı’ndan insanlar üzerinde deneme iznini aldı.

Prof. Dr. Rana Nomak Sanyal bir ilke imza attı. Yaptığı ilaç çalışmaları insanlar üzerinde denenme iznini aldı. Bilmiyordum, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir bilim insanı Türkiye’de geliştirdiği bir ilaç için Sağlık Bakanlığı’ndan insanlar üzerinde deneme izni aşamasına gelebilmiş. Üstelik bu birçok hastaya umut olabilecek, dünyada da bir ilk olma özelliğini taşıyan bir kanser ilacı.

Prof. Rana Nomak Sanyal Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü Başkanı. Tüm kariyerini kanser ilaçları üzerinde çalışmalar yaparak geçirmiş, kendini bu işe adamış bir araştırmacı. Bu yıl KAGİDER, Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi’nin Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nda Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimci Ödülü’nü aldı. Çünkü yaptığı iş aynı zamanda Türkiye’de akademik dünyayla sanayiyi birleştiren çok başarılı bir örnek. Prof. Rana Nomak Sanyal, kardeşi Sena Nomak ile kurduğu RS Research şirketi çatısı altında Türkiye’de geliştirilmiş ilk kanser ilacının çalışmalarını yapıyor. 2 çocuk annesi Rana Nomak Sanyal’la ilham verici öyküsünü konuştuk.

Rana Hanım, nasıl başladı sizin hikayeniz?

İzmir, Karşıyakalıyım. Bornova Anadolu Lisesi’nde okudum. Annem ilkokul öğretmeni, babam bilgisayar programcısıydı. Bir erkek kardeşim var Sena, aynı zamanda da ortağım.

Kimyayı çok sevdiğiniz için mi Boğaziçi Kimya’ya girdiniz?

Aynen. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği’nde okudum. Amerika’da tam burslu olarak Boston Üniversitesi’nde doktoraya gittim. 1999 yılında Amgen diye bir biyoteknoloji şirketinden teklif aldım ve orada çalışmaya başladım. 10 yıl Amerika’da yaşadım. 2004 Eylül ayında Boğaziçi Üniversitesi’ne döndüm.

10 yıl Amerika’de ne üzerine çalıştınız?

Amgen onkoloji alanında uzmanlaşmış bir şirket. Piyasaya çok yeni onkoloji ilaçları çıkardığımız bir dönem oldu. Orada da hep kanser üzerine çalıştım.

Türkiye’ye dönmeye nasıl karar verdiniz?

Ben Amerika’ya eğitim için gitmiştim. Asla orada kalayım diye düşünmedim. Ama iş teklifi gelince kalış sürem uzadı. Sonra “Bu işleri Türkiye’de yapabilirim” diye düşünüp geldim. Onkoloji alanında uzmanlaşmıştım. Peptitler, polimerler küçük taşıyıcılarla ilgili araştırmaları Türkiye’de yapmak üzere geri döndüm. Eşim de aynı bölümden, Hintli. O da gelmek istedi ve birlikte Boğaziçi Üniversitesi’ne geldik.

TÜRKİYE’NİN İLK MARIE CURIE’SİYİM

Amerika’da bulduğunuz araştırma geliştirme olanağını Türkiye’de bulabildiniz mi?

Boğaziçi Üniversitesi’ne gelince kendi laboratuvarımı kurdum. Ben her yıl akılınıza gelecek her yere fon başvurusunda bulunurum araştırmalarımı yapabilmek için. Sürekli proje yazıp, kaynak yaratmaya çalışırım. Avrupa Birliği’nin Marie Curie fonları vardır. Ben Türkiye’nin ilk Marie Curie’siyim. O fonu ilk ben aldım. Daha sonra başka alanlar da oldu. Fakat yaptığım işleri hayata geçirmem için başka açılımlara da ihtiyaç vardı. Bu işlerin nasıl olduğunu Amerika’da görmüştüm. Kardeşimle birlikte RS Research adlı şirketi de kurduk. 2017 Nisan’da ilk yatırımımızı aldık. Bilim Sanayi Bakanlığı’nın da desteklediği Avrupa Yatırım Fonu’nun ACT VC Fonu. 1.1 milyon Euro’luk destek sağladı.

Tam olarak neyi ilk yaptınız? Nasıl odaklandınız bu işe?

Benim konuya odaklanmam geçmişe dayanıyor. Ama bu moleküllerle 2009 yılında ilgilenmeye başladım. Uzun soluklu bir süreç ve ben sanırım daha kısa bir sürede sonuç aldım.

2009’dan 2017’ye kısa mı oluyor?

Evet. Bu tip çalışmalar için öyle. Hiç sonuç da alamayabilirsiniz. Deniyorsunuz, hücrede yeterince öldürmüyor ya da fazla öldürüyor. Mekanik bir iş olmadığı için sürekli deniyorsunuz. Bir şey yapınca o ileri gitti gibi değil. Polimere bağlı ilacın ilk sentezi o başladığım yıllarda yapıldı. Şu anda o başladığım molekül de değil. İlk bu işleri kurarken bilgimi getirdim. Ben sıfırdan bir ilaç molekülünün insana geçene kadar arada ne gibi adımlardan geçmesi gerektiği bilgisiyle geldim Amerika’dan. Bir molekül ileriye gidecekse hangi doğru soruları sormamız lazım bilgisiyle geldim. Kimya laboratuvarı çalışmaları var, sonra hücrelere bakılıyor, daha sonra da hayvan deneyleri var. Bunları üniversitede kurup adım adım yaptık. Çok iyi bir ekibimiz var Boğaziçi Üniversitesi’nde. Orası bir alt yapılar zinciri. Bir ilaç adayınız varsa onların hepsini yapıyoruz. İlk geçen molekül de benim molekülüm oldu.

Kansere karşı bir molekül… Neyi farklı yapıyor?

Biz piyasada bulunan kanser ilaçlarını alıyoruz. O ilaçları bir polimere kimyasal olarak bağlıyoruz. Bunun üzerine adres yazıyoruz yani tümöre biyolojik olarak hedefliyoruz. Taşıyıcımızı da akıllı hale getiriyoruz. Bunlar akıllı ilaçlar. Sadece tümör içine gidiyorlar başka bir yere gitmiyorlar.

Kemoterapi ilaçlarının verdiği zararı vermiyor mu?

Aynen. Bu adrese gidiyor. Kemoterapinin en kötü tarafı hücreyi öldürmeyi iyi bilmesi ama aynı zamanda hızlı üreyen tüm hücreleri de öldürmesidir. En önceliklisi kemik iliği örneğin. Kemoterapi ilaçları kemik iliğindeki iyileri de öldürüyor. Bizim ilacımız kemik iliğine gitmiyor, tümöre gidiyor. Biz ilacı bu paketin içine öyle bir koyduk ki bu ilaç sadece tümörün içinde serbest hale geliyor. Vucudu ilaçtan, ilacı vücuttan koruyoruz. İlaç hızlı gitmesin istiyoruz ve aynı zamanda vücudun sağlıklı hücrelerini de koruyoruz. Bizim madde reseptörü tanıyor ve reseptör ilacı içeri alıyor. Hücre içine girince ilaç serbest hale geliyor ve oradaki zararlı hücreleri öldürüyor. Bu bir taşıyıcı platform aslında. Ben bunun üzerine farklı kanser türlerine göre gidebilirim.

YARARLI OLACAĞINI BİLİYORUM

Hangi kanser türleriyle savaşacak bu ilaç?

Birçok kanser türüyle. Ama bu aşamada söylemek doğru olmaz. Çünkü bu ilaçların piyasaya çıkması için süreye ihtiyaç oluyor. Bir atışlık mermimiz yok, umut veren de bu. Birçok molekül geliyor. Farklı hücre tiplerini hedefleyen moleküllerimiz var. Bunu da piyasadaki var olan kemoterapi ilaçlarıyla yapıyorum. İnsana girince yararlı olacağını biliyorum. Çünkü ben yan etki profilini önleyip, ilacın etkisini arttırıyorum. Yavaş ve stabil bir etkiyi hedefliyorum.

Türkiye için de bir ilk oluyor. Bu yolculukta neler yaşadınız?

2017’de Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumuna başvuruda bulunduk. Etik Kurul başvurusunda da bulunmanız gerekiyor. Bunları yaptık. “Ve artık insanda denemek istiyoruz” dedik. Klinik Araştırmalar Daire Başkanlığı’ndan insanda deneme iznini aldık. Evet bu bir ilk Türkiye için.

Ne zaman başlıyor insanda denemeler ve kimlerde denenecek?

Önümüzdeki yılın ilk aylarında başlayacağız. Bunların da fazları var. Öncelikle Faz 1’de terminal hastalarda deneniyor. İnsandaki denemeler piyasaya çıkmadan önce 3 aşamada yapılıyor. Kanser ilaçlarında Faz 1, yani terminal dönemdeki hastada denenir, başka yapılacak bir şey kalmamış hastada denenir.

Bu sonuç verir mi?

Verir sonuç. Mutlaka bir şey görürüz.

Aldığınız yatırım yetiyor mu bunlar için?

İlk yatırımda amacımız insana doğru taşımaktı. İlk molekül iyi sonuç verince yatırımcımız ilave yatırım yaptı, 900 milyon Euro verdi. Faz 1, Faz 2 ve Faz 3 var önümüzde. Uzun bir süreç. Başarımız şu an en başından sıfır kilometreden insana getirmek. Sağlık Bakanlığı ilk kez Türkiye’de çalışmaları başlamış bir moleküle insanda deneme izni verdi. Yani Türkiye’de keşfedilen bir molekülün insanda denenmesine izin verdi.

DÜNYAYA HİTAP EDECEK

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bugüne kadar bunun olmaması ne düşündürüyor size?

100 yaşına gelmeden başaracağız. 1923 yılında nerede olduğumuz düşünülünce… Ben umutluyum. Genç arkadaşlarımla çalışıyorum. Nano ilaçlar dünyada da çok yeni. Hedeflenmiş ilaçlar yok piyasada henüz. Bizim gibi aşamada olanlar var. Biz dünyada da ilklerdeniz. Bu global bir ürün olacak. Dünyaya hitap edecek.

En sonuna kadar getirebilir misiniz Türkiye’de?

Büyük ihtimalle hayır. Faz 1’i bitiriz. Faz 2 bir takım desteklerle belki mümkün olur. Faz 2’de terminal olmayan hastalarda denemeler yapılıyor. Faz 2’de hasta sayısı artıyor ve takip süresi artıyor. Gerçekten iyi geliyor mu bakılıyor. Ancak ek yatırımlarla mümkün.

Ekibinizde başka kadın araştırmacılar da var değil mi?

Şirket tamamen araştırma şirketi. 10 araştırmacıyız. 7’si kadın. Ekibe erkeklerin girmesi için çok iyi olmaları gerekiyor. Doktora yapan genç arkadaşlar var. Her biri yıldız bence.

PROF. DR RANA NOMAK SANYAL

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden 1994 yılında mezun olan ve kimya alanındaki doktora derecesini Boston Üniversitesi’ndeki organik sentez çalışmalarıyla alan Rana Sanyal daha sonra Kaliforniya’da, bir biyoteknoloji şirketi olan Amgen’de araştırmacı olarak çalıştı. Sanyal, 2004 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Loreal Türkiye Genç Bilim Kadını (2008), Novartis Farmasötik ve Medisinal Kimya İlaç Tasarımı (2008) ve Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı (2011), Boğaziçi Üniversitesi Araştırmada Üstün Başarı (20 12) ödüllerine layık görülen Prof. Dr. Sanyal, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’nin müdürü olarak görevini sürdürüyor. Sanyal, Garanti Bankası, Ekonomist Dergisi ve KAGİDER’in 2018 Türkiye’nin Kadın Grişimcisi Yarışması’nda da Gelecek Vaat Eden kadın Girişimci oldu.

Kaynak:Akşam

Yine bir (diğer) kanser ilacı geçen TÜBİTAK'ın çalışmaları sonucunda ortaya çıktı. Haberlerde geçmiş idi.

Yaradan bu özlü milletin özü, çalışanlarının azmi uğruna güç versin ve yolları açsın. Bu alan çok kahpe bir alan. Geçenlerde yine kanser üzerine uğraşan Amerikan bir bilimci ölü bulunmuştu. Para. Bir şeylere çözüm olsun istemiyorlar. En ilginci, kanser üzerine çok şey işitirsiniz, ancak nedenleri nedir, olmaması için neler yapılmalı, neler yapılmamalı, bunlar üzerine neredeyse hiçbir şey göremezsiniz. Güya -bana göre güya- nedenleri bilinmiyormuş. Benim birkaç çıkarımım olsa da, şimdi burada saymaya gerek yok, bir ara değiniriz belki.

Büyük Atatürk'ün dediği gibi; bu dünyaya (gerçek) ışık doğacaksa, ancak bizim ülkeden, ancak tarihî bir vazifesi, bir ülküsü olan Yüce Türk Milleti ile. Ancak içimizdeki yanlışlıklar, satılıklar satkınlar, kahpelikler de tükenmek bilmiyor. Her ne olsa, her şey iyi olacak. Buna inancım eksiksiz ve tam.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #12 : 16 Aralık 2018, Pazar - 18:21 »
Bilkent Şehir Hastanesi için geri sayım

Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise tek seferde inşa edilen en büyük hastanesi olan Bilkent Şehir Hastanesi'nin açılışına sayılı günler kaldı



CCN Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çeçen, yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığının Bilkent Şehir Hastanesi'nin kabul sürecini yürüttüğünü ve 6 aydır bununla ilgili testler yapıldığını ifade etti.

Hastanenin açılışı için hazır olduklarını vurgulayan Çeçen, "Kabul süreçleri dikkate alındığında,15 Şubat-15 Mart tarihlerinde devirler olabilir ve hizmete başlayabiliriz. Hastane açılınca, Sağlık Bakanlığı hastaneyi yönetecek, biz kullanım bedeli alacağız. Biz de güvenlik, yemek, sterilizasyon gibi alanlarda 5 yıl boyunca hizmet vereceğiz" değerlendirmesinde bulundu.



Hastanenin yapılışından itibaren kurdaki dalgalanma nedeniyle maliyetlerinin arttığına işaret eden Çeçen, "Sadece kur değil, emtia fiyatları dünya genelinde yükselişte. Bizim kullandığımız tıbbi cihazlar döviz bazlı. Sağlık Bakanlığı da Bilkent Şehir Hastanesi kampüsüne taşındı. Bakanlık 11 ayrı birimde görev yapıyordu. Şu anda piyasaya ödediği kiranın üçte birini bize ödüyor. Hastanede de aynı durum söz konusu. Biz 25 yılın sonunda binayı yenilenmiş olarak tertemiz şekilde vereceğiz" ifadesini kullandı.



"Bu projeyle gurur duyulmalı"

Şehir hastaneleriyle ilgili tartışmalara da değinen Çeçen, şunları kaydetti:

"Belli hizmetlerde garanti var. Mersin'de mesela o garantileri hiç kullanmadık. Garanti rakamı geçilince, o işlem için ödenen rakam düşüyor. Devletin lehine olan bir düzenlemeyi, aleyhteymiş gibi kullanıyorlar. Belli bir kesim bu projelere karşı. Eski dönemleri hatırlayın, hangi seviyeden ne seviyeye geldi hastaneler. Kur açısından baktığımızda, alacağımız kira projeye başladığımız güne göre yüzde 7,7 daha düşük. Asıl kur riski bizde. Çünkü bizim borcumuz dövizle. Ben hiçbir zaman yaptığım işten pişman olmadım. Böyle başarılı projelerden gurur duyulması gerekirken tartışılmasına üzülüyorum. Bu projenin 15 yıldan önce bize getirisi olmuyor."



Bilkent Şehir Hastanesi hakkında

Bilkent Şehir Hastanesi, 9 ayrı ana binadan oluşan bir kampüste faaliyet gösterecek. Hastanenin 904 poliklinik odası, 259 poliklinik destek odası bulunuyor. Günlük 40 bin poliklinik hastanın tedavi edileceği hastane, günde 100 bin hastaya hizmet verecek. 131 ameliyathanesi bulunan hastanede, günlük 650 ameliyat yapılması bekleniyor.

Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise tek seferde inşa edilen en büyük hastanesi olma özelliğini taşıyan hastane, dünya genelinde büyüklük açısından üçüncü sırada bulunuyor.

Kaynak: TRT Haber
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #13 : 07 Ocak 2019, Pazartesi - 00:39 »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sağlık Alanı Gelişmeleri ve Sağlık
« Yanıtla #14 : 20 Haziran 2019, Perşembe - 21:47 »
STM ve Başkent Üniversitesi’nden sağlık alanında önemli iş birliği

Siber güvenlik alanındaki yatırımlarına ve AR-GE çalışmalarına devam eden STM, sağlık sektöründe kullanılan IoT cihazların siber güvenliğine yönelik Başkent Üniversitesi ile önemli bir protokol imzaladı.

Savunma Sanayii Başkanlığı’nın çizdiği vizyon doğrultusunda siber güvenlik alanında önemli projelere imza atan STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş., bilgi birikimi ve deneyimini siber tehditlere karşı önlem alınması gereken en önemli alanlardan sağlık sektörüne taşıyor. Sağlık alanında pazar büyüklüğünün 2022’ye kadar 14 milyar doları bulması beklenen IoT (Internet of Things) sistemlerle birlikte cihazların güvenliğini sağlamak da her geçen gün daha önemli bir hale geliyor. Hastanelerde bulunan medikal IoT cihazlara karşı özelleşmiş saldırıları tespit edecek IoT-Medic sistemini geliştirilmek üzere STM ile Başkent Üniversitesi bir protokol imzaladı.

STM siber güvenlik kabiliyetini sağlık sektörüne taşıyor

STM Genel Müdürü Murat İkinci; “STM olarak Türkiye’deki kritik alt yapıların korunması adına yerli ve milli bütünleşik siber güvenlik çözümleri geliştiriyoruz. Sağlık sektörü de bugün siber tehditler karşısında direncini artırmamız gereken kritik alanlardan birini teşkil ediyor. Tehditleri zafiyet yaratmadan tespit edecek proaktif bir güvenlik çözümü olan IoT-Medic sistemini geliştirmek üzere Başkent Üniversitesi ile yaptığımız iş birliği bu anlamda sağlık sektörümüz için büyük bir önem taşıyor. Siber güvenlik alanında edindiğimiz kabiliyetleri sağlık alanının niş ihtiyaçlarına taşıyacağımız bu süreç hem sağlık sektörünün geleceği hem de ülkemize yerli teknolojiler kazandırmamız adına önemli bir adım teşkil ediyor” dedi.

IoT cihazların güvenliği için kritik adım!

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Haberal “Bugün sağlık sektöründe kullanılan görüntüleme cihazları, hasta takip sistemleri, infüzyon pompaları ve kalp pili gibi IoT cihazlar;

hastanın takibi, tedavisi ve yaşam kalitesi açısından oldukça  faydalı kullanımlar sağlıyor. İnternete bağlı bu cihazların siber tehditlere karşı güvenliğini sağlamak ise doğrudan insan hayatını dahi etkileyebilecek zafiyetleri engellemek adına son derece kritik bir öneme sahip. Başkent Üniversitesi olarak STM ile imzaladığımız bu protokol ile sağlık sektörüne yönelik olası saldırıların önüne geçilmesini sağlayacak bir projeye katkı sunmaktan dolayı mutluluk duyuyoruz” dedi.

Hasta verilerinin ifşa olması engellenecek

Sağlık sektörüne yönelik yapılan siber saldırılar hasta bilgilerinin ifşa olması ve hastayla ilgili verilerin manipüle edilmesinden, hastanın hayatını kaybetmesine kadar uzanan sonuçlara yol açabiliyor. Proje ile geliştirilecek IoT-Medic, hastanelerde kullanılan medikal IoT cihazların envanterinin çıkarılmasını, bu tür cihazlara karşı yapılabilecek saldırıların tespit edilerek raporlanmasını sağlayacak. Kullanıcılar, bu sistem sayesinde hastane ortamındaki tüm medikal IoT cihazlarını tek noktadan takip ederek bu cihazların oluşturduğu trafikteki anormallikleri ve olası saldırıları canlı olarak takip edip müdahale edebilecek.

Siber güvenlikte öncü çözümler

STM, ülkemizde yetkinlik kazanılması gereken en önemli alanlardan kabul edilen siber güvenlik çalışmalarını proaktif bir yaklaşımla sürdürüyor. Türkiye’de bir ilk olan Siber Füzyon Merkezi’ni kuran STM, gelişmiş altyapısı ve uzman kadrosuyla bugün birçok özel sektör ve kamu kuruluşuna hizmet veriyor. STM’nin yerli ve milli imkanlarla geliştirdiği siber güvenlik karar destek sistemi CyDecSys; ağ topolojisi oluşturma, zafiyet tespit etme, riske göre sınıflandırma ve saldırı ağacı oluşturma gibi işlemleri otomatik hale getirerek, milli zafiyet veri tabanı kurulmasına ve siber güvenlik süreçlerinin yönetimine destek oluyor.

https://www.defenceturk.net/stm-ve-baskent-universitesinden-saglik-alaninda-onemli-is-birligi
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun