12 Aralık 2019, Perşembe - 13:26

Gönderen Konu: İktisat  (Okunma sayısı 3514 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Danişment

İktisat
« : 07 Mart 2018, Çarşamba - 14:28 »
http://m.haber7.com/ekonomi/haber/2567371-tam-100-milyar-tl-erdogan-sahit-olacak

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, kredi faizlerine ilişkin, "Bunun zaman içinde oturacağını, olması gereken yere, yani yatırımcıların yatırım yapılabilir kabul ettiği, ihracatçının 'Ben bununla sipariş alabilirim, hammadde alabilirim, üretim yapabilirim' diyebileceği seviyelere doğru hızla yaklaşacağını göreceğiz." dedi.
« Son Düzenleme: 07 Ocak 2019, Pazartesi - 00:50 Gönderen: Caner Çetin »
 

Çevrimdışı Danişment

Ynt: İktisat
« Yanıtla #1 : 18 Mart 2018, Pazar - 00:08 »
https://tr.sputniknews.com/amp/ekonomi/201803171032676950-turk-lirasi-deger-kaybinda-dunya-lideri-oldu/?__twitter_impression=true

Söz konusu Sputnik ve kaynağı cumhuriyet olunca bir tutam tuzla almak gerekiyor. Lakin haksız değiller malumun ilanı işte.
 

Çevrimdışı Danişment

Ynt: İktisat
« Yanıtla #2 : 04 Mayıs 2018, Cuma - 11:00 »
https://www.ntv.com.tr/ekonomi/dolar-kuru-bugun-ne-kadar-4-mayis-2018-dolar-euro-fiyatlari,_XdhCAb3rEiyukOa8tsppw

Dolar - euro kaç TL? Dolar kuru en son ne kadar oldu? Bankalararası piyasada dolar 4,23, euro 5,07 seviyesinde işlem görüyor.

Şu an Çinlilerle eşit yada daha az fiyatlara çalışıyoruz. Yokuş aşağı freni patlamış kamyon gibi gidiyoruz.

Dolar 3 lirayken, bu rakamlar spekülatif yıl sonunda 2'nin altına düşer, diyenler acaba şimdi napıyor. Gerçi onlara dokunmaz onlar 30 40 bin lira maaş alıyorlar kendi siyasi güçleriyle çalıştıdıkları şirketleri hesaba katmadım.

Yahu bari gıdadaki aracıları ortadan kaldırın, vergileri indirin biraz biz alt tabaka insanlara da yaşama hakkı tanıyın. Gavurun İtalya'sı 2009'dan beri kriz üstüne kriz geçirdi gidin bakın  yakıt, gıda, araba fiyatlarına bizdeki vergilendirme onlarda var mı? Sonra Avrupa bizi kıskanıyor. İyi anladık kur farkı var da zaten hiç bir şeye güç yetişemiyoruz bari biraz millete ferahlık verin.

Son sözüm: Yiyin ulan yiyin, devletin malı deniz yemeyen domuz, diyipte yiyin. Nasılsa büyük mahkemede sorulacak hesabı.
 

Çevrimdışı Danişment

Ynt: İktisat
« Yanıtla #3 : 09 Mayıs 2018, Çarşamba - 12:08 »
https://www.ntv.com.tr/ekonomi/dolar-kuru-bugun-ne-kadar-9-mayis-2018-dolar-euro-fiyatlari,uaMSNnHHN0aPwWhV1zu43Q

Maalesef acı gerçekler iyicene göze çarpıyor,  kaşındırıyor kaynatıyor. Ülke ekonomisi iktidarın en iyi reklam yaptığı mevzulardan biri
 Artık seslerinin çıkacağını zannetmiyorum.

Olan zaten üç kuruşluk asgari ücretle karın doyurmaya çalışan bir yandan oğlunu okutup diğer yandan kızını evlendirmeye çalışan vs. ihtiyaçları olan işçi kesime olacaktır. Anadolu şehirlerindeki sanayi ise berbat durumda diyecek söz yok onlara. Onlar kadar insan sömüren kimse yok. Şükür kuyruklar yok hastane önlerinde sabahlayanlar vs. yok ancak bunlar 20 yıl önce olanlardı, son 5 senedir refah artmadı hatta azaldı, vergiler uçuyor... Ancak burda bir fasıl daha var ki; bu dönemde özellikle bu iktidar döneminde yandaş tabirli sülük diyeceğimiz kesim tavan yaptı. Herşey ama herşey dayı yeğen ilişkisi oldu. KYK yurduna yerleşen biri bile malum parti'nin gençlik kollarına üye olupta yedek olarak 400. sıradayken nasıl giriyor. Bir başka mevzu aracılar arttı hiç bir şey yapmadan sadece alıp satan hiç bir ekonomik risk taşımadan pek çokları zengin oldu. Hatırlarsanız ekonomi bakanlarından biri: Fiyat spekülasyonunu önleyeceğiz, aracıları kaldıracağız. demişti. Tabi bunun sebebininde iktidar yalakaları olduğu fark edildi tabiri caizse it itin kuyruğuna basmaz ya, bunlarda bir birine ses etmedi. Açıkçası benim söylediklerim devede kulağın kılı kalır. Devletin verdiği sübvansiyonların yapılan ihalelerin ve daha pek çok parasal şeyin onda ikisi üçü kaymak niyetine ceplerine attılar.

Dikkat;  bu adamların pek çoğu namaz kılıyor camilere gidiyor, her konuşmasında kedicik gibi inşallah maşallah diyor. Şunu anlamıyor kimse iyi müslüman olmak için ibadetleri yapmak yetmez, haramdan kaçmak günaha girmemek gerekir. Kısacası takva da lazım, maalesef halkımız bunlara ciddi manada müslüman diye oy veriyor ondan yazdım şu son paragrafı.

Yorumu mu lütfen silmeyin, bazı şeyleri açık açık yazmak gerekiyor.
« Son Düzenleme: 09 Mayıs 2018, Çarşamba - 18:13 Gönderen: Danişment »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: İktisat
« Yanıtla #4 : 10 Mayıs 2018, Perşembe - 12:39 »
Sayın Danisment,

Bizler hakaret olmadıkça,bölücülük olmadıkça emekle verilmiş,zaman harcanmış yazıları silmeyiz.Ancak siz kendiniz geçenlerde benim paylaştığım bir savunma alanındaki bazı paylaşımlarımı iktidarın reklamı yapılıyor şu seçim öncesi diyerek eleştiride bulunmuştunuz.O dönemde ise seçimlere henüz 1,5 sene vardı.Bende savunma ile ilgili bir forum olduğumuzu elbette bunların paylaşılması gerektiğini bunun siyasetle ilgisini olmadığını başka bir siyasi seçilse bile yine bunların paylaşılacağını size cevaben yazmıştım.Ancak şu anda seçimlere çok az bir süre kaldı ve siz siyaset yapıyorsunuz

Bizim forum ,siyasi konuları tartışma platformu değil.Hepimizin mutlaka kendini tanımladığı bir ideolojisi ve siyasi bir fikri vardır.Ancak sizin gibi düşünmeyenler de burada size cevaben buralarda yazarsa sitemizde kaos olur.

Madem Türkiye'nin ekonomik durumunu konuşuyoruz o zaman bende bir kaç kelam edeyim.

Şu anda sadece Türkiye değil,tüm dünyada ekonomiyi elinde tutanlar,çeşitli enstrümanları devreye koyanlar ekonomiyi,dolayısıyla devleti yönetenlerden ziyade dünya üzerinde büyük şirketleri yöneten patronlar olduğu çeşitli platformlarda yazılıyor çiziliyor.

1800'lü yıllarda gelişen sanayi devrimi ile birlikte gelişen kapitalist sistem ve köle ticareti,bununla birlikte ihtiyaç duyulan enerjinin petrol ile karşılanması sonucu bu işlerle uğraşanları zaman içinde devasa bir güç haline getirdi.O dönemde bu atılıma ayak uyduramayanlar da bu gücün etkisi altına girerek deyim yerindeyse bu güçlerin piyonu olmaya başladılar.1.dünya savaşı da 2. dünya savaşı da bu güçleri pay kapma ve daha fazlasını elde etme savaşıdır aslında.Bu savaşlar sonucunda Osmanlı parçalanmış ve Osmanlı'nın elindeki bir çok petrol bölgesi bu güçlerin eline geçmiştir.Savaş sonrası Milletler cemiyeti kurulmuş ve bir düzen dahilinde Dünya'ya yön verilmiştir.2. dünya savaşından sonra da 2 kutuplu bir dünya yaratılmış bu iki kutup birbiriyle çatışıyormuş gibi gözükse de dünya bu iki kutup arasında parsellenmiş olduğu bilinmektedir.

Dünya'ya yön verenler boyunduruk altına aldığı devletlere ise gerek terör ve gerekse ekonomileriyle günümüze kadar etki altına almış ve kıpırdayamaz hale getirmiştir.Nitekim, tüm gücün bunlarda olması hasebiyle çaresiz boyunduruk altına girenler her söyleneni yapmış.

Bu boyunduruktan kurtulmanın yegane yolu ülkeye çeşitli alanlarda yatırımlar yapmak ve ticareti geliştirmektir.Çünkü enerji sektöründe söz sahibi değiliz.Ticaret için,talep olacak ki arz olunsun.Talep içinde insanların cebinde o arzı alabilecek paraları olsun.Bunun için ülkenin gelir düzeyi iyi düzeyde olacak ki bütün bunlar olabilsin.

Düşünün ki bir şirketin geliri bir ülkenin gelirinin 10 misli ise bunun arka planındakilerin bilinmesi ve şirketin nasıl bu kadar değerli bir hale geldiğinin bilinmesi gerekir.Ülkemiz 1 yılda 150 milyar dolar ihracat yapıyorsa tek bir şirket 250-300 milyar dolar yapıyor o ihracatı.
Ülkemiz rezerv para olarak 125 milyar dolar tutabilmektedir.Ancak bir şirketin net karı yıllık 300 milyar dolar.

Peki bunda bir gariplik yok mu.Bu güne kadar 1800'lü yıllarda itibaren günümüze kadar,coğrafyamız ne gibi badirelerden geçmiş bu topraklarda akan kan,yaşanan zulüm,terör ayaklanma ve niceleri.Son 10 yılda ülkemiz etrafında yaşananlar işte Yunanistan iflas etti,Suriye'de 2011 den bu yana iç savaş yaşanıyor.1991'den bu yana Irak'ta ABD işgali 1979'dan itibaren 10 yıl süren İran-Irak savaşı.Bununla beraber bizlere de mutlaka bütün bu hadiselerin yansıması oldu.Bu ülkelerle diyoloğu,ticareti yapamaz olduk.İran ve Irak petrol ve doğal gazları ülkemize akamaz oldu.Bu ülkelerle yaptığımız anlaşmalar paçavraya döndü.Çünkü buna müsaade etmediler.Biz ne hamleler yaptıysak akabinde karşılığında etrafımızda kan ve göz yaşı döküldü.Bizimle askeri alanda mücadele edemeyenler karşımıza pkk-pyd,dhkp-c,deas,fetö gibi örgütler çıkarıp bizimle savaşıyordu.Bunun içinde silah,mühimmat ne gerekiyorsa her türlü yardım yapılıyordu.

1960'lı yılların sonlarında başlayan Üniversite olaylarından sonra,ülkemiz bir türlü dikiş tutturamadı.Çünkü ABD ve ona yön verenler ülkemize 1947 yılında imzalanan Fulbright anlaşması ile ülkemiz ABD'nin güdümüne girmiş 15-20 yıl süren kadrolaşma sonucu ülkeyi kim yönetirse yönetsin başı beladan kurtulamaz duruma gelmişti.

Zaten çok daha öncesinde sanırım 1837 yılında yapılan Baltalimanı ve akbinde 1881 yılında kurulan duyun-i umumiye ile o zamanki merkez bankası diyebileceğimiz kuruluş ingilizlere devredilmişti.anlaşması sonrası nasıl ki Osmanlı İngiliz'e teslim edildi,fulbright anlaşması da İngilizlerin devamı olan Abd ile yapıldı.Bu tarihler gerek Osmanlı'nın ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti'nin dönüm noktasıdır.Son olarak 1995 yılındaki Gümrük Birliği anlaşması ile de Ticaretimizin tüm inisiyatifi neredeyse Avrupa Birliğinin eline geçti.Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk bu boyunduruğu yıkmaya çalıştı ama ömrü vefa etmedi maalesef.Sonra küresel efendiler İnönü'yü istedi ve işte ülkemizin geldiği durum ortada.

Bu gün evet ekonomik olarak bazı resesyonlar vardır.İşte tüm bu tarihi süreç bizim nerede olduğumuzun bir göstergesidir.Daha güçlü olabilirmiydik,olabilirdik ancak dediğim gibi 1947'de bu treni kaçırdık biz.Bundan sonra olabilirmiyiz.Mümkündür,ancak bizler deyim yerindeyse Amerika'yı yeniden keşfetmek zorundayız,enerjide,savunmada,tarımda,sağlıkta,eğitimde ve dünyanın evrildiği alandan çıkıp yeni sektörlerin ortaya çıkacağı,yeni ve güncel teknolojilerin ortaya çıkacağı teşviklerin arttırılması elzemdir.Bütün bunlar tabiki insan ve çevre odaklı olmalıdır.

Her şeyi devletten beklemeyeceğiz,bizlerde hangi işle uğraşıyorsak en iyisini en mükemmeline ulaşabilmek için çalışıp didinmeliyiz.Yatarak,kısa yoldan para kazanmak değil çalışarak,üreterek kazanmalıyız.Paradan para kazanmak değil mevcut birikimlerimizi istihdama yatırarak bunu yapmalıyız.Yastık altında biriktirip değil,bu birikimlerimizi elbirliği ile şirket kurarak,üreterek değerlendirmeliyiz.İşyeri çalıştırıyorsak işçinin sigortasını yatırmalı ve hak ettiği ücreti vermeliyiz.Vergimizi son kuruşuna kadar yatırmalı vergi kaçırma yollarını tevessül etmemeliyiz.İşportacının bile vergi sitemine dahil edilmesi,her harcamamızda fiş-faturayı alamayı unutmamalıyız.Elimize geçen fırsatı insanları kandırarak üçkağıda kaçmadan dürüstçe çalışmalı,ticarette insanları kandırmamalıyız.

Bütün bunları yaparsak zaten sorun kendiliğinden de çözülmüş hale gelecektir.Ekonomi alıp başını gidecek üretim patlayacak ihracat artacak döviz girdisi de buna paralel artacaktır.Memleket refaha kavuşacak ve insanlar geleceğe daha da güvenle bakacaktır.

Başkasını suçlamak işin kolay yönü,dönüp birde kendimize bakmalı,ben bu ülke için neler yapıyorum diye özeleştiri de bulunabilmeliyiz.Ben milliyetçiyim demek kolay ama ülkene hizmet etmiyorsan milliyetçilik,söylemden öteye gitmez.

Son tahlilde,bizler eğer biz sıkıntı,bir sancı yaşıyorsak bu yine bizim kendi hatamız,düşüncesizliğimiz,bencilliğimizle doğru orantılı.Kendi menfaatimizi memleketin menfaatinden üstün tutuyorsak,ülke yönetimine kim gelirse gelsin memleket iflah etmez.Bu çıkar bazen makam,bazen para.İştah ve hırs vatan hainliğine kadar götürüyorsa ne yaparsan yap bir ülke düzelmez.Bizler maalesef bu ihaneti son 300 yıldır bu topraklar üzerinde sıkça görüyoruz.Her şey pastadan pay kapma çabasından ibaret.Bu payı ne kadar büyütebilirim,başkasına gideceğine bana gelsin diyerek olmadık işlere tevessül edenler nedeniyle bu memleket hep kaoslara gebe.Bunu tersine döndürdüğümüz gün düzlüğe çıktığımız gündür.
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3283
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: İktisat
« Yanıtla #5 : 10 Mayıs 2018, Perşembe - 16:32 »
Sayın Danisment,

Bizler hakaret olmadıkça,bölücülük olmadıkça emekle verilmiş,zaman harcanmış yazıları silmeyiz.Ancak siz kendiniz geçenlerde benim paylaştığım bir savunma alanındaki bazı paylaşımlarımı iktidarın reklamı yapılıyor şu seçim öncesi diyerek eleştiride bulunmuştunuz.O dönemde ise seçimlere henüz 1,5 sene vardı.Bende savunma ile ilgili bir forum olduğumuzu elbette bunların paylaşılması gerektiğini bunun siyasetle ilgisini olmadığını başka bir siyasi seçilse bile yine bunların paylaşılacağını size cevaben yazmıştım.Ancak şu anda seçimlere çok az bir süre kaldı ve siz siyaset yapıyorsunuz

Bizim forum ,siyasi konuları tartışma platformu değil.Hepimizin mutlaka kendini tanımladığı bir ideolojisi ve siyasi bir fikri vardır.Ancak sizin gibi düşünmeyenler de burada size cevaben buralarda yazarsa sitemizde kaos olur.

Madem Türkiye'nin ekonomik durumunu konuşuyoruz o zaman bende bir kaç kelam edeyim.

Şu anda sadece Türkiye değil,tüm dünyada ekonomiyi elinde tutanlar,çeşitli enstrümanları devreye koyanlar ekonomiyi,dolayısıyla devleti yönetenlerden ziyade dünya üzerinde büyük şirketleri yöneten patronlar olduğu çeşitli platformlarda yazılıyor çiziliyor.

1800'lü yıllarda gelişen sanayi devrimi ile birlikte gelişen kapitalist sistem ve köle ticareti,bununla birlikte ihtiyaç duyulan enerjinin petrol ile karşılanması sonucu bu işlerle uğraşanları zaman içinde devasa bir güç haline getirdi.O dönemde bu atılıma ayak uyduramayanlar da bu gücün etkisi altına girerek deyim yerindeyse bu güçlerin piyonu olmaya başladılar.1.dünya savaşı da 2. dünya savaşı da bu güçleri pay kapma ve daha fazlasını elde etme savaşıdır aslında.Bu savaşlar sonucunda Osmanlı parçalanmış ve Osmanlı'nın elindeki bir çok petrol bölgesi bu güçlerin eline geçmiştir.Savaş sonrası Milletler cemiyeti kurulmuş ve bir düzen dahilinde Dünya'ya yön verilmiştir.2. dünya savaşından sonra da 2 kutuplu bir dünya yaratılmış bu iki kutup birbiriyle çatışıyormuş gibi gözükse de dünya bu iki kutup arasında parsellenmiş olduğu bilinmektedir.

Dünya'ya yön verenler boyunduruk altına aldığı devletlere ise gerek terör ve gerekse ekonomileriyle günümüze kadar etki altına almış ve kıpırdayamaz hale getirmiştir.Nitekim, tüm gücün bunlarda olması hasebiyle çaresiz boyunduruk altına girenler her söyleneni yapmış.

Bu boyunduruktan kurtulmanın yegane yolu ülkeye çeşitli alanlarda yatırımlar yapmak ve ticareti geliştirmektir.Çünkü enerji sektöründe söz sahibi değiliz.Ticaret için,talep olacak ki arz olunsun.Talep içinde insanların cebinde o arzı alabilecek paraları olsun.Bunun için ülkenin gelir düzeyi iyi düzeyde olacak ki bütün bunlar olabilsin.

Düşünün ki bir şirketin geliri bir ülkenin gelirinin 10 misli ise bunun arka planındakilerin bilinmesi ve şirketin nasıl bu kadar değerli bir hale geldiğinin bilinmesi gerekir.Ülkemiz 1 yılda 150 milyar dolar ihracat yapıyorsa tek bir şirket 250-300 milyar dolar yapıyor o ihracatı.
Ülkemiz rezerv para olarak 125 milyar dolar tutabilmektedir.Ancak bir şirketin net karı yıllık 300 milyar dolar.

Peki bunda bir gariplik yok mu.Bu güne kadar 1800'lü yıllarda itibaren günümüze kadar,coğrafyamız ne gibi badirelerden geçmiş bu topraklarda akan kan,yaşanan zulüm,terör ayaklanma ve niceleri.Son 10 yılda ülkemiz etrafında yaşananlar işte Yunanistan iflas etti,Suriye'de 2011 den bu yana iç savaş yaşanıyor.1991'den bu yana Irak'ta ABD işgali 1979'dan itibaren 10 yıl süren İran-Irak savaşı.Bununla beraber bizlere de mutlaka bütün bu hadiselerin yansıması oldu.Bu ülkelerle diyoloğu,ticareti yapamaz olduk.İran ve Irak petrol ve doğal gazları ülkemize akamaz oldu.Bu ülkelerle yaptığımız anlaşmalar paçavraya döndü.Çünkü buna müsaade etmediler.Biz ne hamleler yaptıysak akabinde karşılığında etrafımızda kan ve göz yaşı döküldü.Bizimle askeri alanda mücadele edemeyenler karşımıza pkk-pyd,dhkp-c,deas,fetö gibi örgütler çıkarıp bizimle savaşıyordu.Bunun içinde silah,mühimmat ne gerekiyorsa her türlü yardım yapılıyordu.

1960'lı yılların sonlarında başlayan Üniversite olaylarından sonra,ülkemiz bir türlü dikiş tutturamadı.Çünkü ABD ve ona yön verenler ülkemize 1947 yılında imzalanan Fulbright anlaşması ile ülkemiz ABD'nin güdümüne girmiş 15-20 yıl süren kadrolaşma sonucu ülkeyi kim yönetirse yönetsin başı beladan kurtulamaz duruma gelmişti.

Zaten çok daha öncesinde sanırım 1837 yılında yapılan Baltalimanı ve akbinde 1881 yılında kurulan duyun-i umumiye ile o zamanki merkez bankası diyebileceğimiz kuruluş ingilizlere devredilmişti.anlaşması sonrası nasıl ki Osmanlı İngiliz'e teslim edildi,fulbright anlaşması da İngilizlerin devamı olan Abd ile yapıldı.Bu tarihler gerek Osmanlı'nın ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti'nin dönüm noktasıdır.Son olarak 1995 yılındaki Gümrük Birliği anlaşması ile de Ticaretimizin tüm inisiyatifi neredeyse Avrupa Birliğinin eline geçti.Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk bu boyunduruğu yıkmaya çalıştı ama ömrü vefa etmedi maalesef.Sonra küresel efendiler İnönü'yü istedi ve işte ülkemizin geldiği durum ortada.

Bu gün evet ekonomik olarak bazı resesyonlar vardır.İşte tüm bu tarihi süreç bizim nerede olduğumuzun bir göstergesidir.Daha güçlü olabilirmiydik,olabilirdik ancak dediğim gibi 1947'de bu treni kaçırdık biz.Bundan sonra olabilirmiyiz.Mümkündür,ancak bizler deyim yerindeyse Amerika'yı yeniden keşfetmek zorundayız,enerjide,savunmada,tarımda,sağlıkta,eğitimde ve dünyanın evrildiği alandan çıkıp yeni sektörlerin ortaya çıkacağı,yeni ve güncel teknolojilerin ortaya çıkacağı teşviklerin arttırılması elzemdir.Bütün bunlar tabiki insan ve çevre odaklı olmalıdır.

Her şeyi devletten beklemeyeceğiz,bizlerde hangi işle uğraşıyorsak en iyisini en mükemmeline ulaşabilmek için çalışıp didinmeliyiz.Yatarak,kısa yoldan para kazanmak değil çalışarak,üreterek kazanmalıyız.Paradan para kazanmak değil mevcut birikimlerimizi istihdama yatırarak bunu yapmalıyız.Yastık altında biriktirip değil,bu birikimlerimizi elbirliği ile şirket kurarak,üreterek değerlendirmeliyiz.İşyeri çalıştırıyorsak işçinin sigortasını yatırmalı ve hak ettiği ücreti vermeliyiz.Vergimizi son kuruşuna kadar yatırmalı vergi kaçırma yollarını tevessül etmemeliyiz.İşportacının bile vergi sitemine dahil edilmesi,her harcamamızda fiş-faturayı alamayı unutmamalıyız.Elimize geçen fırsatı insanları kandırarak üçkağıda kaçmadan dürüstçe çalışmalı,ticarette insanları kandırmamalıyız.

Bütün bunları yaparsak zaten sorun kendiliğinden de çözülmüş hale gelecektir.Ekonomi alıp başını gidecek üretim patlayacak ihracat artacak döviz girdisi de buna paralel artacaktır.Memleket refaha kavuşacak ve insanlar geleceğe daha da güvenle bakacaktır.

Başkasını suçlamak işin kolay yönü,dönüp birde kendimize bakmalı,ben bu ülke için neler yapıyorum diye özeleştiri de bulunabilmeliyiz.Ben milliyetçiyim demek kolay ama ülkene hizmet etmiyorsan milliyetçilik,söylemden öteye gitmez.

Son tahlilde,bizler eğer biz sıkıntı,bir sancı yaşıyorsak bu yine bizim kendi hatamız,düşüncesizliğimiz,bencilliğimizle doğru orantılı.Kendi menfaatimizi memleketin menfaatinden üstün tutuyorsak,ülke yönetimine kim gelirse gelsin memleket iflah etmez.Bu çıkar bazen makam,bazen para.İştah ve hırs vatan hainliğine kadar götürüyorsa ne yaparsan yap bir ülke düzelmez.Bizler maalesef bu ihaneti son 300 yıldır bu topraklar üzerinde sıkça görüyoruz.Her şey pastadan pay kapma çabasından ibaret.Bu payı ne kadar büyütebilirim,başkasına gideceğine bana gelsin diyerek olmadık işlere tevessül edenler nedeniyle bu memleket hep kaoslara gebe.Bunu tersine döndürdüğümüz gün düzlüğe çıktığımız gündür.

Bunun üzerine söylenecek başka söz yok. Ancak benim de birkaç ilavem olacak.

Eğer bir ortam yarar için hizmete açılmışsa, doğru da olsa, az doğru da olsa, yanlış, az yanlış da olsa her türlü biçimde ileri geri çekilebilecek, kimisince farklı, kimisince başka yorumlanacak ve yanıtlanacak türden yorumları bilgileri duyuruları esenlik ve ortamın açılış var oluş amacı olan yarar verme, hizmet sağlama adına bu tür ortamlarda yazmamalı geçmemeli, konuları açmamalıdır. Ortamın düşünülmüş konular için sağlıklı bir beyin yorma, fikir yürütmenin önüne geçecek ve olağan akışını hırpalayacak meseleleri girmemelidir.

Bir şeylerin çok da iyi olmadığını biz de biliyoruz. Ancak bunları durmadan dillendirmenin, üstelik çok da iyi uymayan yerlerde dillendirmenin hiçbir yararı yoktur. İnsan bazen dolup taşıp kızıp edip bir biçimde içindekini yansıtmak istiyor olabilir. Ancak bunun bir yordamı yöntemi, yeri ve de zamanı vardır. Bir takım başka ağ derneklerinden/forumlarından hepimiz bu işi biliriz. Kimsenin oralara uğramaya niyeti yok. Ben de uğramıyorum artık türlü nedenlerden. Yumuşak başlı, göz yumduğum, yandaş olduğum ya da bir şeyleri unuttuğum için ve bundan ötürü bir takım gereksiz yorumlara gelemediğimden değil. Vatana millete, az da olsa bulunan gelen giden uğrayan insanlara bir şeyler anlatmak ve yarar sağlamak istediğim için. Çünkü iş zıvanadan çıkmış. Tek dert her bir fırsatta mevcut hükümete laf geçirmek. Böyle ortamda iş miş olmaz. İnsan, gönül yapmak kazanmak, beyin yetiştirmek, yol yön göstermek olmaz! Beş parmağın beşi bir değil. Birisi öyle düşünür, birisi düşünmez. Birisi daha geniş, açık söylüyorum daha akıllı düşünür, büyük resme bakabilir bakar, ayrıca da olmadık yerde gereksiz sivri olmayıp, çok göze batmayıp ancak vatan mücadelesini işini sürdürür, hatta mevcut koşulları dahi ''nasıl yararıma çevirebilirim?'' diye düşünür ve öylece hareket eder ve hatta da bunu kendi çapında da olsa milli dava için, türklük için başarır, birisi diğeri öbürü değil. Sonra uyuşmazlık çıkar. Büyük işler için büyük düşünmek gereklidir. Nerde hangi ortamda nasıl hareket edilmesi gerektiği iyi bilinmesi gereklidir. Nazarbayev Rus Komünist Partisi'nde idi. Ancak orada gerekli bilgi birikimini, tecrübelerini alıp yürüyüp günümüzde bağımsız Kazak elinin başganı. Bilge Tonyukuk, her zamanki gibi bir halt okumadığımız araştırmadığımız çalışmadığımız dertleri gerçek anlamda dert edinip çare çözüm samimice içtence aramadığımız yapmadığımız etmediğimiz için, bilmesek etmesek de Bilge Kağan'dan bile daha büyük adamdır. Türk kimliğinin korunması ve de gelişmesinde gelmiş geçmiş gerçek uluların, ki böyleleri çok enderdir, arasında en başlarında gelir. Yazıtını ve hakkında söz eden kaynakları (Çin yıllıkları, ..., ...) adam akıllı bilen, işle güçle uğraşmış olan, facebook gibi yerlerde boş lakırtı gibi bir iki sözü değil işin özünü görmüş olan bunu bilir. Bu adam koca Bilge Kağan'ı örnek vermek gerekir ise Budizmden caydıran adam. Ama yine bu adam Çin elinde doğmuş, yıllarca Çine hizmet etmiş birisi. Bu örnekler çok uç örnekler, ancak ne anlatmak istediğimi yansıtıyordur sanıyorum.

Bu işler kolay değil. Yer yüzü, dünya hiç kolay değil. Bir şeyler söylenir, bir şeyler değerlendirilir iken birçok girdiyi çıktıyı kriteri değerlendirmek gerekir. Dünyada hiçbir şey bir birinden bağımsız değildir. Herkes kötüler, şöyle kötü, böyle kötü der, ama kimse ''Ben bu işlerin düzelmesi için kendi üzerime sorumluluk alıp, atalarımın da ''kurucusu olduğun eseri kendin korumalısın'' dediği şiarca nasıl ne edebilirim?'' demiyor. Çünkü diyenler durmadan şikayet etmezler; sözlerim meclis dışarı. Bu ülkenin tonlarca, AKP ile doğru ortanılı olmayan kronik sorunu var. Bu ülkede mevcut hükümetin birilerine boyun eğmediği için bombalar patladı, insanlar katledildi. Polislerimiz, güvenlik güçlerimiz, askerlimiz şehit oldu. Bu adamlar melek değiller, ancak kimi sözleri kale almak gerekir. Ekonomik saldırı dendiğinde ya da başka şeyler dendiğinde salt sicilleri nedeniyle herşeyi blöf addetmemeli. Bu ülkeyi durdurmak, kimliğini almak, ruhunu çalmak için kimlerin neler yapabileceğini günümüzde artık hepimiz gayet iyi biliyor olmamız gerektiğini, öyle de olduğunu sanıyorum. Bomba patlatan, sınıra terör ordusu kuran ekonomik araçlarını da başka araçlarını da kullanır. Böyle yetişmiş (sonra da hatta itirafçı olmuş) özel adamları da var. O Bass denen aşağılık pezevengin gitmek üzere iken sözleri de ortada. Öyle ya? Tüm dünya şu an kızışmış durumda ve herkes azıyla çoğuyla bundan payını alıyor. Şu an Ermenistan'da anladığımca Amerika yanlısı bir ''devrim'' gibi bir şey gerçekleşti. Orada da bir takım odakların, otpor gibi örgütlerin, istihbarat güçlerinin parmağı yoktur demek, çok gerçekçi olmayacaktır. Irak ortada. Pakistan, Somali (muhtemelen orada olduğumuz için, en azından bana öyle geliyor, çok ayrıntılı bilgim yok bu konuda) ile uğraşıyorlar. Suriye kabak gibi ortada. Sıra İran ile uğraşmaya geldi. Afganistan ortada. Ancak bütün bunlara karşın bu ülke yine de günahıyla sevabiyle azıyla çoğuyla ayakta duruyor, üstelik her alanda olamasa da önemli konularda gelişerek, az ya da çok ilerleyerek. Ve bunu da milli bir yol haritasıyla.

Kimseye iyidir, güzeldir, candır demiyorum (z). Ancak yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Kişi oğlu her şeyden önce, hem kendi yararına (kendisine iyilik için), hem de yürekli vefalı ise ülkesi adına objektif olmayı, olaylara hangi koşullarda olursa olsun yansız bakabilmeyi bilmeli. Bundan daha ileri olarak da bazen gönlü istemese de, ağır gelse de kimi şeylere yine ülkesi için sabredemeli. Burada boş laf etmiyorum. Yaşamın gerçeklerini yansıtmaya çalışıyorum. Çünkü dünyanın nasıl bir yer olduğunu, bu ülkenin de neler çektiğini, niçin çektiğini çok iyi biliyorum. Bazen bir şeylerin yerine oturması için biraz sabretmenin gerekli olduğunu biliyorum. Babam 70li yıllarda koca köyden MHP'ye oy veren tek kişi idi. Bedeninde bıçak, kurşun yarası da var. Okuldan atıldı ülkücü diye, okuyamadı. Yıllar sonra ''sen hala ölmedin mi?'' diyenleri çıktı. Bu örnekleri dizini tonlarca veriyle sürdürmek mümkün. Öyle ki konu dışına çıktığı bile düşünülebilir, ama yine de ilintilidir esasında. Bu ülkenin en büyük sıkıntısı ekonomi, güç müç değil. Kimlik buhranıdır. Bir Japon başına, bağışlayın, atom bombası yedi, en kısa sürede toparlanıp dünya devi oldu. Bir Alman daha beteri oldu, kısa sürede toparladı. Şu an Avrupa'nın başı. Neden? Çünkü ortada sağlıklı bir kültürel, birleştirici, ayırt etmeyen kimlik var. Aşağıda geçenlerde Mehmet Levent Kaya ustamın (ÜLKE TV, Cuma, 23:30, Ahmet Taşağıl ile birlikte bir sunuma katılacak, ilgililere) bir gönderisine şu yorumu geçti idim. Tabi Facebook'un düzeyine belli ki çok ağır geldi ki, yorumu geçirmedi, durmadan ''Tekrar Deneyin'' dedi. Ancak o yorumu heba etmek istemedim ve kayıt ettim. Kendisine özelden yollaıdm. Şimdi buraya da geçiyorum. Orada bu ülkenin nasıl (yeni) bir yola ihtiyaç duyduğunu güzel özetlediğimi düşünüyorum. 

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3283
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: İktisat
« Yanıtla #6 : 10 Mayıs 2018, Perşembe - 16:39 »
''ustamın her bir sözüne (yorumları da kast ederek) katılıyorum. bu iş hiçbir zaman siyaset yoluyla çözül(e)meyecek. çözülmez, çözülemez. bize, bu millete, bu topluma gerek olan insanı anlayan, insanı yaşamı onun ruhunu kavramış, anlamış, insana, istisnasız her bir insanINa dokunabilen, ona anlatabilen ve ona az ya da çok ışık olabilen, ona kendisini, değerlerini, mukaddesatını, kendisini ''o'' yapan ve kardeşleriyle birleştiren (birleştirmesi gereken) mukaddeslerini anlatabilecek kişiler, oluşumlar, örgütler, insan topluluklarıdır. bize gerek olan, hangi partiyi tutuyorsa tutsun, hangi düşüncede olursa olsun, ister türkçü, ister kendine ülkücü desin, ister ''yurtsever'' ister milliyetçi, ister muhafazakar ya da başka olsun desin; vatanını seven ve türklüğünün ayırdında olan, bir şeyler yapmak isteyen ya da bu işe katkı sağlayabilecek, sağlamak isteyen her bir insanımızı birleştirecek ve nitekim de doğru yöntemlerle uygulandığında insanımızı birleştiren kültürel dolayısıyla ''varlıksal'' değerler erdemler doğrultusunda hareket etmek, iş kılmak ve yürümektir, ortaya böylece de eser koymaya çalışmaktır. gücü olan, kök salmaya uygun olan ve insanın içini dolduran, yaşama ve çevreye sağlıklı bakmasını sağlayan ortamlar yaratmaktır.

çıktısı etkisi olmayan, yeri geldiğinde de ayrıkçılık eken siyaset işleriyle, artık, bu sözümü yanlış anlayanlar olacaktır, türkçülük dahil kalıpçılık haline bürünmüş ideolojik ve yukarıda da belirtildiği gibi doktrinel yapılarla uğraşmamalı, kendimizi tüketmemeliyiz. çünkü bunların gerçek anlamda yararı olmadığı gibi zihin yollarımızın sağlıklı çalışmasını da önleyici özellikleri vardır. günümüzde onca sorunumuz, onca aidiyet ve kendimizi duyma sıkıntımız var iken, her bir kimse kendini, üstelik bilmediği ama bildiğini sandığı kimliklere ait görür iken, sorulsa ''türk kimdir? türklük nasıl bir şeydir? bizi diğerlerinden ayıran nedir, nedir bizi özel güzel kılan?'' diye yanıt veremeyecek ve buna en milliyetçisi de dahil olup milyonlar var iken bizim siyaset vb. şeylerle uğraşacak vaktimiz yok ve de olmamalı. ayırdında değiliz ama koca bir boşluk ve de yokluk içindeyiz. duygularından düşüncelerinden hepimizin kuşkusu olmamasıyla birlikte yüz binlerce insanımızın doğru düzgün türk ve türklük algısı yok. ortada, üstelik yine az ve veya yanlış bilinen bir takım olgular var; kür şad, atsız, börü, (hiç de bilinmeyen yani özümsenmemiş) orkun, kimi söylemler vb.; ve bu gibi şeyler onların iç dünyasını dolayısıyla bir nevi kimliklerini oluşturmakta. diğerleri yine bir başka, başkası yine bir başka. en kötüsü ise temelde her zaman olmasa da hep güç olgularının yattığıdır, savaşçılık, erk vs. ama kaç kişi türkçe hakkında güzel doyurucu bilgiye sahiptir? kaç kişi o sevdiğini söylediği, fotoğraflarını üleştiği o dev yazıtların o dönem dilini bilmese de söylediklerini ve günümüzde baktığımızda kimliğimize dair önemli olgularını görmüş kavramış okumuş anlamıştır (gerçek anlamda anlamak, baş yorarak, inceleyerek)? kimimizin aklına türk geleneği, türk uygarlığı denince yaşantımıza, anlayışlarımıza, uygulamalarımıza, yordamlarımıza dair adam akıllı bir şeyler gelmektedir? kimiz, nasıl yaşarız[yaşamamız gerekmektedir]? kimlerle aynı ya da benzeriz? kim bize az ya da çok ayna? günümüzde ilk gününden son gününe dek tüm tarihimizi yani dolayısıyla tüm kimliğimizi nasıl algılamalı, nasıl bir şeyleri ayırt etmeli, nasıl bir şeyleri anlamalıyız? ve böylece de nasıl olmalı, nasıl yaşamalıyız? kimiz biz? ne olmalıyız?

bir mücadele verilecekse, ki verilmeli ve verilecek, o fazilet, kimlik, mukaddesat mücadelesi olmalıdır. kuşku yok ki bunu kılacak kılabilecek kişiler dolu olması gereken insanlardır. kendini hazırlayan, geliştiren ve özünü gerçekleştirmek için çabalayan, dertleri sıkıntıları dert edinip çare üretmeye çalışan insanlardır. bütün bunların olabileceği zemin ise açık olup siyasetten vb. olgulardan uzaktır.

çevremize bakalım. neler üretebildik? ney bilip de bildiğimizi bir şeylere uygulayabildik? ne kadar ''var''ız? öyle ya da böyle ne yidüğü belirsizler holdingleşirken, o ya da buna sahip olurken, fikirleri yandaş bulmaktan ziyade bu fikirlerin uygulama alanı dolayısıyla da maddi fikri manevi güç bulurken ve yayılırken, ülkede her türlü iş var iken, kim kimdir kim kim değildir belli değil iken, şu an önemli bir savunma ürününün ihalesini başında ''türk olmaktan esef duyarım'' diyen ne yidüğü belirsiz birisi alır iken, ''ben türküm'' diyenler, milliyetçiyim türkçüyüm diyenler; nelere sahiptir? hangi esere sahiptir? neleri üretebilmiş ve üretip de bu sevabın bu iyiliğin sürekli olabilmesini sağlamış sağlayabilmişlerdir? kendini az ya da çok bilen insanlar; nerede durmaktadırlar? neler üretebilmiş ve bizim değerlerimizi, bu vatanın değerlerini, sahiplerinin değerlerini nelere yansıtabilmeş, nelere ad koyabilmişlerdir? vatan yurt ad şan şeref bizim iken, günümüzde bu değerleri nasıl yansıtmak, nasıl yaşatabilmekteyiz? ya da bunu başarabiliyor muyuz?

bu soruları uzatabilir koca bir dizin çıkartabilirsiniz. japonya örneğini severim. başlarına bağışlayın, ifadesi bile çok çirkin ve ağır, atom bombası düştü, mahvoldular, ama günümüzde japon dendiğinde akla gelen çok güçlü kavramlar olgular var. işte onların sayesinde toparlanabildiler. bize gerek olan herşeyden ve herşeyden önce kültürel kimliğimizi onarmak, ona sahip olmak, onarmaktan ziyade hatta günümüze yapılandırmak, bunun için çalışmaktır. insanlarımıza bir yol fikir öz verebilmektir. bilge kağan yazıtında ''özüm kutum bar üçün'' der. burada kuttan önce öz sözünü kullanıyor. ben bunu çok önemsiyorum. çünkü özü, manevi bir gücü olmayan bir şeyleri hareket ettiremez, değişime katkı sağlayamaz. nereden nereye neyle nasıl gidip döneceğini edeceğini bilemez. savrulur. günümüzde hepimizin esasında iş yaptığını sanıp ama savrulduğu gibi. kendimizi gerçek anlamda bilmediğimiz sürece nerede nasıl duracağımızı, hangi işleri kılıp hangi işleri kılmayacağımızı, kılmamamız gerektiğini asla ve kat'a bilemeyiz. dünyadayız, varız, var olmaya çalışıyoruz, ama nerede tam olarak nasıl durmamız gerektiğini asla bilemeyiz. bizim önce kendimizi bulmamız ve kendimizi kendimize, insanlarımıza anlatmamız ve doğru olan yolu göstermemiz gerekmektedir. aksi takdirde ister siyaset ister başka iş, hiçbirisinde başarılı olunamaz. temelimiz yok. hangi yapıyı nasıl yükseltelim? kendi insanımıza dahi yukarıda anılan olgular yüzünden bakışımız sakat. benim gibi düşünen insana hitap etmek kolay. onu aramama bulmama gerek yok. bir biçim ulaşırım. ya ben ona ya da o bana. ya toplum? tüm bu insanlarımız? bu bütün? hep mi böyle köksüz kalacak? hep mi kendisinden uzak yaşayacak? hep mi böyle şu an olduğu gibi anlatıldığı gibi olacak herşey? olamaz. olmamalı. bir an önce düşünmeli baş yormalı ve bu öz yolun yordamlarını yöntemlerini biçimlendirmeli gövdelendirmeli. yoksa hiçbir sorunumuz asla ama asla çözülmeyecek. kendimizle barışık olmalıyız, çevremizi de barışık uyumlu kılmaya çalışmalıyız. ve, bu benim naçizane fikrim, milleti ulusu için çalışma çabasında uğraşısında olan, az çok entelektüel olan insanlarımızın ise özellikle siyasetten uzak olmaları gerekir. herkesin vakti geldiğinde tercihi olabilir, bu ayrı. ancak diğeri her zaman sıkıntıya neden olacaktır. millet ve mukaddesat öyle ileri ve yüksek bir şeydirki, bunların siyasetin ötesinde üstünde olduğunu söylemek bile yersiz bir sözdür. bu uğurda yaşayan ilerleyen ilerlemek isteyen insanların da konumları, naçizane, ona göre olmalıdır. meselemiz ne siyaset, ne parti, ne herhangi kişi(ler), ne de doktrinler, ideolojiler (her hangi bir idea'nın logy'sine gerek yok zaten; türküz, ve bunun verdiği kimlik ve bu ad yeter.) olmalı. meselemiz türklük olmalı. ve kapsayıcı olmalı. bütün bunlar bugünden yarına olmaz. mümkün değil. her başarı ve değişim zaman ister. ama buna çabalansa, birçok şey iyiye gideceği gibi, toplum da usuldan uyanacak, düzelecek, ve dolayısıyla da iradesi yeri geldi mi birçok şeye etki edecek, kendi öz devinimine iye olup bu ülkeyi o yürütecek, o öne taşıyacaktır. derneğiyle, holdingiyle, fabrikasıyla, şirketiyle, okuluyla, yurduyla, verdiği maddi manevi destekle, verdiği iş güçle. aksi durumda hep aynı noktada kalacağız.''
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Danişment

Ynt: İktisat
« Yanıtla #7 : 10 Mayıs 2018, Perşembe - 22:41 »
Değerli YörükEfe hocam çok güzel uzunca yazıp durumu bir de sizin gözünüzden izah etmişsiniz evvela bir açıklık getireyim ben size asla reklam yapıyor demedim. Sizi asla kastetmedim. Evet epey siyasi bir yorum olmuş benimkisi şimdi sizin yazılarınızı okuyup göz gezdirince anlaşıldı. Bu konuda bundan sonra dikkatli olacağım. Ancak belediyelerle pek içli dışlı olunca insandan dahi tiksiniyorsunuz, bir de başka başka sektörlerde hep mühendis cinsinden tanıdıklar olunca onların dertlerini dinleyince neler döndüğünü duyunca ben de çok kızıyorum burda mesele şu parti bu parti olmamalı aslında. Bu iktidara kızıyorum ama doğrusu parti ayırt etmeksizin eli bal tutan pek çokları parmaklarını yalıyor. İşte ahval bu iken halen daha kendisine bir şeyler yontmaya çalışanlara sinirleniyorum. Birde elbbette kendimize bakmalıyız, ben çok kusurlu biriyim ama benim kusurum beni birazda çevremi etkiler. Bir belde, bir şehir bir ülke emanet edilmiş böyle büyük meseleri kendi şahsi çıkarları uğruna ikinci üçüncü sırada tutanlarım hatasını benim hatamla kıyaslamak doğru olmaz herkes kendi kusurunu bilmeli düsturu burda geçersiz olur zira benimde hakkım yeniyor geleceğim kırpılıyor.

Sayın Caner Çetin sizde çok doğru bir tasvir ve tavsiye yorum yazmış bizlere sunmuşsunuz size de teşekkür ederim.
Saygılarımla
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3283
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: İktisat
« Yanıtla #8 : 11 Mayıs 2018, Cuma - 20:05 »
Değerli YörükEfe hocam çok güzel uzunca yazıp durumu bir de sizin gözünüzden izah etmişsiniz evvela bir açıklık getireyim ben size asla reklam yapıyor demedim. Sizi asla kastetmedim. Evet epey siyasi bir yorum olmuş benimkisi şimdi sizin yazılarınızı okuyup göz gezdirince anlaşıldı. Bu konuda bundan sonra dikkatli olacağım. Ancak belediyelerle pek içli dışlı olunca insandan dahi tiksiniyorsunuz, bir de başka başka sektörlerde hep mühendis cinsinden tanıdıklar olunca onların dertlerini dinleyince neler döndüğünü duyunca ben de çok kızıyorum burda mesele şu parti bu parti olmamalı aslında. Bu iktidara kızıyorum ama doğrusu parti ayırt etmeksizin eli bal tutan pek çokları parmaklarını yalıyor. İşte ahval bu iken halen daha kendisine bir şeyler yontmaya çalışanlara sinirleniyorum. Birde elbbette kendimize bakmalıyız, ben çok kusurlu biriyim ama benim kusurum beni birazda çevremi etkiler. Bir belde, bir şehir bir ülke emanet edilmiş böyle büyük meseleri kendi şahsi çıkarları uğruna ikinci üçüncü sırada tutanlarım hatasını benim hatamla kıyaslamak doğru olmaz herkes kendi kusurunu bilmeli düsturu burda geçersiz olur zira benimde hakkım yeniyor geleceğim kırpılıyor.

Sayın Caner Çetin sizde çok doğru bir tasvir ve tavsiye yorum yazmış bizlere sunmuşsunuz size de teşekkür ederim.
Saygılarımla

Rica ederim. Açık zihinli olup dikkate aldığınız için asıl teşekkür edilmesi gereken kişi sizsiniz. Özüm adına konuşacak olursam günümüzde (asıl her günde, her zamanda.) en çok ihtiyaç duyulan bu insan tipidir. Kimilerin gözleri kör, gönüller duymaz olmuş artık. Anlatsanız da gösterseniz de gör(e)miyorlar, görmek istemiyorlar.

Er ya da geç; çok acıyla, az acıyla bu millet hak ettiği yere gelecek, adalet tüm kademelerde tesis olunacaktır. Ancak bu konuda, kuşku yok en başta yetkililere görev düşse de, bu kimi bozuk düzenleri ve kimi dış etkili sakatlıkları, sınırlamaları kaldırmak yine de bundan bir tık ileri olarak millete topluma düşmektedir. Büyük Türk Milleti'nin asli cevheri, damarındaki asil kan buna muktedir, tarih de bunun şahididir. Bu güç orada yatmakta, uyanmayı beklemektedir. Bilenler şimdiden görüyor, ancak belirli kişilerin kesimin görmesi yetmiyor. Öz gücümüzden, devinimizden yoksun olduğumuz için adam akıllı teşkilatlan(a)mıyor, her bir alanda A'dan Z'ye güçlü etki alanları, merkezleri böylece de işleri orasından burasından çekip çeviren ya da etkileyen oluşumlar meydana getiremiyor, gerçek anlamda ''millet'' mefhumun doruğuna ulaşamıyoruz. Esasında burada şimdi edilecek çok söz var. Ancak iş daha çok eyleme bakıyor. Lakin, bu ne demek istediğimi az çok anlayanlar ileride bunların gerçekleştiğini görecekler. Diğerleri de, herkes de görecek. Türk Milleti bilfiil, bizzatihi kendi yönüne iye, kendi kaderine sahip olacaktır. Zaten usuldan hareketlenmeyi görüyorum, usuldan dalgalar geliyor. Ve burada kastım, yukarıdakı sözlerimden de anlaşılması gerektiği gibi asla herhangi bir parti ya da benzer bir şey değil. Çok başka, çok daha büyük bir şeyden söz ediyorum. Allah'ın izniyle mukadderattır. Olacak. Yarınlar Büyük Türk Milleti'nin ışığıyla aydınlanacak. Yalnızca, çok çalışmak, çok katlanmak, pes etmemek ve dayanmak, inanmak. En önemlisi de, aklıselimlikten ödün vermemek. Büyük işler her zaman büyük dayanma gücü ve büyük bedeller ister. Hiçbir büyük iş görülmemiştir ki, ardında bunlar olmasın. Mümkün değildir.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 
Beğenenler: Danişment

Çevrimdışı BLN-55

Ynt: İktisat
« Yanıtla #9 : 13 Mayıs 2018, Pazar - 18:27 »
yatirim yapan ve gelisen bir ülke daima borclu olur... bu sebebten dolayi bir cok kisi icin türkiyenin durumu disariya karsi karamsar görünsede, bence hicde öyle degil...

millet önceden ekmek zeytin gaz vs bulamiyordu, kuyrukta bekliyorlardi... simdi ise nerdeyse herkesin altinda 2 tane iyi kötü bir arabasi var... hayat her yerde pahalasti bu bir gercek...

elbette eksiklerimiz var, ama zamanla bunlar dogru politikayla düzelir...
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Bismarck

Ynt: İktisat
« Yanıtla #10 : 08 Ağustos 2018, Çarşamba - 08:16 »
Bu konuyu açtığımız zaman USD/TRY 4.25 ve EUR/TRY 5,06 seviyesindeydi. Şuan da ise USD/TRY 5,25 hatta 5,42 bile gördü dün gece yanlış hatırlamıyorsam ve EUR/TRY ise 6,10 seviyesinde. Türk Lirasının kaybettiği değer ortada. Son 6 günde özel sektörün borcu 111 Milyar TL arttı. Özel Sektörün Dış Borcu 325 Milyar Dolar ve Kamunun Dış Borcu 140 Milyar Dolar yani toplam Dış Borcumuz 466 Milyar Dolar oldu ki USD/TRY kurundaki en ufak artışla bile dış borcumuz katlanarak artıyor. Artık Özel Sektör dolar kurundaki bu artışı fiyatlandıramaz duruma geldi.

Hükümetin 100 Günlük Programına baktığımız zaman da Ekonomi konusunda yeterli tedbirlerin alınmadığını görüyoruz. Piyasalar, Enflasyon ile ciddi anlamda mücadele edileceği ve Bütçe açığının kısılmasına yönelik tedbirler bekliyordu ama bunların hiç biri 100 günlük programın içinde açıklanmadı. Belki bu açıklamalar yapılsaydı USD/TRY kuru şuan 5,25 değil de 5,00 seviyeside olabilirdi ama böyle bir fırsatı ne yazık ki kaçırdık.

Artık ben bu yolun sonunda IMF'den başka bir seçenek görmüyorum...
Savaşlar silahlarla yapılır ama insanlarla kazanılır. Zaferi getiren şey, emirlere itaat edenlerin ve onlara komuta edenlerin ruhlarıdır.
-General George Smith Patton
 

Çevrimdışı BLN-55

Ynt: İktisat
« Yanıtla #11 : 08 Ağustos 2018, Çarşamba - 17:45 »
desene türkiye dolara ve euroya karsi savasi kayip etti ? hani türk parasi kazancliydi ?
 

Çevrimdışı Bismarck

Ynt: İktisat
« Yanıtla #12 : 10 Ağustos 2018, Cuma - 08:01 »
Dün gece baktığımda dolar kuru 5,58 seviyesindeydi. Bu sabah ise 5,72 olduğunu gördük. Berat Albayrak bugün yeni Ekonomi modelini açıklayacakmış, şu saatten sonra bu açıklamanın mevcut dolar ve euro kuruna karşı bir etkisi olurmu tartışılır.
Savaşlar silahlarla yapılır ama insanlarla kazanılır. Zaferi getiren şey, emirlere itaat edenlerin ve onlara komuta edenlerin ruhlarıdır.
-General George Smith Patton
 

Çevrimdışı frmacar

Ynt: İktisat
« Yanıtla #13 : 07 Eylül 2018, Cuma - 15:38 »
Siyasilerin işi konuşmak. Siz onlara kulak asmadan önünüze bakın. Ülkenin durumunun iyi olmadığını görmek için affedersiniz ama biraz saf olmak lazım...
 

Çevrimdışı frmacar

Ynt: İktisat
« Yanıtla #14 : 18 Eylül 2018, Salı - 16:35 »
Durumlar pek iyi görünmüyor. Bakalım ilerleyen günlerde düzelmesi nasıl olacak...
 

Çevrimdışı frmacar

Ynt: İktisat
« Yanıtla #15 : 22 Eylül 2018, Cumartesi - 15:30 »
Siyasiler iyi iyi demeye devam ediyor hala. Komik ya artık vallahi.
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3283
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: İktisat
« Yanıtla #16 : 22 Eylül 2018, Cumartesi - 16:26 »
Siyasiler iyi iyi demeye devam ediyor hala. Komik ya artık vallahi.

Siyâsîler, hangi ülkede ve kim olurlarsa olsunlar, iyi olsunlar kötü olsunlar, ülkeyi az düşünsünler çok düşünsünler, milletini sevsinler ya da kendi çıkarları uğruna olsun her zaman içeride her hangi bir çatışma-kırılma ortamını, olumsuzluk ortamını, istenmedik olmadık işlere yol aça bilecek ortamları (söylemleri ve benzeri) önlemekle mükellef, sorumludurlar. Bu durum ise, özellikle ve özellikle hele ki binlerce düşmanı olup da ülke içinde kargaşayı bekleyen bunun için sevinip el avuşturan sayısız odak var iken ve Türkiye de o odaklarca böyle olması istenen bir ülke iken daha da geçerli bir ilkedir. Hepsi bir yana çıkıp da ''durumumuz vahim, bittik, tükendik'' gibi devlet erkânına, ama özellikle ve özellikle Türk erkânına, Türk devletine yakışmayan, yaraşmayan, âciz, güçsüz bir tutum ve söylem içerisine de girecek değildirler.

Durumların çokça iyi olmadığını, bunda dışarının yoğun etkisi olmakla birlikte bizlerin de payı olduğunu elbette ki biliyoruz. Ancak yakınmak, söylenmek, döğünmek de çözüm değildir. Bizlerin yapacağı tek iş, gücümüz varsa, işliğimiz şirketimiz, çevremiz varsa üretmek, yeni buluşlarda bulunmak ve ülkemize yuvamıza kendimizce katkı sağlamak ve veya bu işi yapacak olanlara varsa bilgimiz fikrimiz yol haritamız onlara yol göstermek, fikirlerimizi bilgilerimizi paylaşmak, onlara öncü olmaktır. Özellikle de forumların bu konuda yararları yararlığı olabilir.

Gerisi anlamsızdır ve yalnızca düşmanlarımızın ve içerideki şerefsizlerin istediği, el avuştura avuştura beklediği belirsizlik ve yakınmaklık ortamına katkı sağlayacaktır. Siyâsîler yeri gelir, belki istenen ciddiyeti de gösteremeyebilirler, belki de çok allayıp pullayadabilirler. Ancak bu vatan bizim. Yüz binlerce can vererek gelindi bu günlere. Bir geçmişimiz, bir mukaddesâtımız var. Bir anlayışımız, bir bakış açımız var. Bu devlet (de) bizim. Bunun bize yüklediği bir sorumluluk, bir ağırlık ve bir târihî vazifesi, misyonu vardır. Bunun gerektirdiği ciddiyet ve samimiyet ve de sorumluluk ile hareket etmek zorundayız, bu ulus hareket etmek zorunda. Siyâsîler yeter iyi etmiyor, ülkenin ileri gelenleri yeter iyi çalışmıyor diye bizler de bir şeyleri ve bir şeylerin ağırlığını bırakacak değiliz. Çünkü biz milletiz, biz Türk ulusuyuz ve bu şuurla hareket etmeli ve de yaşamalıyız.
« Son Düzenleme: 22 Eylül 2018, Cumartesi - 16:29 Gönderen: Caner Çetin »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3283
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3283
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: İktisat
« Yanıtla #18 : 13 Ocak 2019, Pazar - 10:59 »
Samimî ve bilgilendirici. Dinlemekte yarar var.

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun