21 Kasım 2019, Perşembe - 13:20

Gönderen Konu: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz  (Okunma sayısı 6993 defa)

0 Üye ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Bismarck

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« : 07 Temmuz 2017, Cuma - 07:03 »
Advertisement
Alıntı
İsviçre'de gerçekleştirilen Kıbrıs müzakerelerinden sonuç çıkmadı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüme ulaşılması hedefiyle İsviçre'nin Crans-Montana kentinde 10 gündür devam eden Kıbrıs Konferansı'nın sonuçsuz kaldığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu gazetecilere yaptığı açıklamada, "Maalesef tüm çabalara rağmen sonuca varılamadı. Dürüstlükle bağdaşmayan adımları gördük. Asker çekme-garantörlüğün bitmesi kabul edilemez. Bunun son konferans olduğunu dile getirmiştik." dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise yaptığı açıklamada, "Tüm çabalara rağmen anlaşmaya varılamadı." dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-kibris-muzakerelerinden-sonuc-cikmadi-40512280
« Son Düzenleme: 16 Ekim 2018, Salı - 16:43 Gönderen: Caner Çetin »
Savaşlar silahlarla yapılır ama insanlarla kazanılır. Zaferi getiren şey, emirlere itaat edenlerin ve onlara komuta edenlerin ruhlarıdır.
-General George Smith Patton
 

Çevrimdışı TURANCI

Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #1 : 07 Temmuz 2017, Cuma - 11:05 »
Görüşmelerin bir noktadan sonra tıkanacağı çok barizdi. Bizimkilerin katılma sebebi masadan kaçan biz değiliz demek. Rum tarafının istekleri çok ağır.
 

Çevrimdışı Delidumrul

Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #2 : 07 Temmuz 2017, Cuma - 14:53 »
En iyi çözüm,çözümsüzlüktür.En azından Kıbrıs için durum böyle.
 

Çevrimdışı TRD

  • "Kadının feraseti erkeğin feraseti ile ölçülür" Cengiz Han
  • İrkin
  • *
  • İleti: 105
  • Beğeni Sayısı: 43
  • Cinsiyet: Bay
  • Düzen Nizam İntizam
  • Referans Olunan Üye(ler): 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #3 : 07 Temmuz 2017, Cuma - 16:16 »
masadan kaçamayız eee bi çözüm de işimize gelmez Maraş gibi bir koz da var  elimizde oyalayıp duracağız.
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #4 : 09 Ekim 2018, Salı - 17:05 »
   Kıbrıs Rum kesiminin ,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini hiçe sayarak Doğu Akdeniz'de bazı bölgeleri parsellere ayırıp kendi muhtevasına alması münhasır ekonomik bölge olarak ilan etmesiyle,sorunlar başlamış Türkiye ise buna şiddetle karşı çıkarak bölgede olası bir müdahale olasılığının yüksek olduğu ilgili taraflara deklare etmiştir.

  Bunun üzerine Kıbrıs Rum tarafı,önce dünya üzerinde etkili petrol firmalarını bu bölgelere davet etmiş,bu davete İtalyan sondaj gemisini tatbikat bölgesi diyerek bölgeyi terk etmesi istenmiş ve akabinde bu gemi geldiği gibi geri dönmüş,sonrasında ise bölgede hak iddia ede Mısır,İsrail.Kıbrıs Rum Kesimi aralarında mütabakat imzalayarak bölgede önce Mısır ve sonrasında İsrail kendi ilan ettikleri Münhasır Ekonomik Bölgelerinde sondaj yaparak doğal gazı çıkarmaya başlamış,bu doğalgazın pazarlanmasında,Türkiye ile işbirliğine gitmek istemişlerse de Türkiye buna yanaşmamıştır.Bu durum,tabii ki İsrail ve Mısır için gazın pazarlama süreci hem uzamakta,hemde ekonomik olmaktan çıkmakta.gazın ekonomik olabilmesi için mutlaka petrol boru hatlarının Türkiye'den geçmesi gerekmekte.Yoksa Akdeniz boyunca Girit'e ve oradan da Yunanistan'a döşenecek boru hattı ile Avrupa'ya ulaşımı,astronomik bir harcamayı gerektireceğinden,şu an için gaz nakli sürüncemede.Bunun bir an önce sonuçlandırılması için bir takım baskılarla Türkiye'nin dize getirilmesi için,her türlü baskıya maruz bırakılarak istediklerini elde etmeyi düşünmekte.Türkiye'nin burada itirazı Kuzeydeki Türk'leri yok sayarak bu girişimi yapamazsınız.

   Bu durum en son Abd'nin bölgeye Suriye bahanesiyle 6.filoyu göndermek suretiyle işin seyri bambaşka bir boyut kazandı.Burada esas mesaj arka planda Türkiye'ye gözdağı vererek anlaşmaya zorlama zorlamak ve hatta mümkünse oyun dışı bırakmak.Abd'nin bu hamlesi sonucu Rusya'da burada bende varım diyerek donanmasını göndererek oyuna dahil oldu.Hatta öyle bir hızla girdi ki,Rusya'nın tarihinin en büyük deniz tatbikatını bu bölgede gerçekleştirdi.Bununla beraber Fransa beni kimse unutmasın diyerek GKRK'nden bir deniz üssü talebinde bulundu.İngilizlerin burada bir deniz üssü vardı ve donanmasının önemli bir bölümünü buraya kaydırdı.

   Bu saatten itibaren,her şey bir pamuk ipliğine bağlı.Her kes bir denge oluşturma çabasında,lakin en ufak bir çılgınlık emsali görülmemiş bir savaşın fitilini ateşleyebilir.Belkide dünyanın görebildiği en büyük ve son savaş olabilir.Son savaş diyorum,bundan sonra dünya üzerinde insan değilde canlı kalabilir mi bilinmez.

    Konuyla ilgili kısa bir girişten sonra,bu bölgedeki tüm gelişmeleri buradan paylaşalım.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2018, Pazartesi - 01:26 Gönderen: Caner Çetin »
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #5 : 09 Ekim 2018, Salı - 17:07 »
Fatih sondaj gemisi Akdeniz'de ilk sondajına başlıyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, 'Fatih sondaj gemimiz bu ay sonunda Akdeniz'de ilk sondajına başlamış olacak.' dedi.



Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, "Batarya depolama sistemi için ayrı bir ihale ve yol haritası düzenlemeye karar verdik. Kars'tan Edirne'ye kadar her ilimizde 40-50'şer megavatlık güneş enerjisi santrali planlıyoruz" ifadelerini kullandı.
 
Dönmez, Fatih sondaj gemisinin de bu ay sonunda Akdeniz'de ilk sondajına başlamış olacağını söyledi.
 
Bakan Fatih Dönmez, "Gelecek hafta Star Rafinerinin açılışını yapmayı planlıyoruz." dedi.

https://www.star.com.tr/guncel/fatih-sondaj-gemimiz-bu-ay-sonunda-akdenizde-ilk-sondajina-baslamis-olacak-haber-1393710/
 
Beğenenler: Caner Çetin

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #6 : 12 Ekim 2018, Cuma - 01:40 »
Doğu Akdeniz’deki tabi kaynaklar hâkimiyet savaşına sebep olacak

AA'da yer alan analizde Suriye’de güç mücadelesi bir şekilde tamamlanır ve gözler Doğu Akdeniz’deki tabii kaynaklara dönerse, o zamana gelene kadar sahada kimin hâkimiyet kurduğu, kimin daha stabil davrandığının önem kazanacağı değerlendirildi.



Anadolu Ajansi'nda "Doğu Akdeniz’de ısınan sular ve Kıbrıs denklemi" başlıklı makalede Doğu Akdeniz'deki tabi kaynakların ortaya çıkaracağı hakimiyet mücadelesi masaya yatırıldı.

Doğu Akdeniz’de "ısınan sular" kapsamında “En güçlü büyükelçi donanmadır”, “Devletlerin dostları ve düşmanları olmaz, menfaatleri olur” sözlerine dikkat çeken analiz şu üç temel soruya cevap arıyor:

1. Bu ifadeler, Doğu Akdeniz politikaları kapsamında değerlendirilirse nasıl bir tablo ortaya çıkar?

2. En güçlü büyükelçiler (deniz kuvvetleri) kimlerdir ve Doğu Akdeniz’de ne için ve nasıl bir baskı unsuru oluşturmaktadırlar?

3. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) mevcut durum analizine göre nasıl bir harekât konsepti takip edeceği öngörülebilir?

Dünyada “Deniz Hakimiyet Teorisi”ni ortaya koyan Alfred T. Mahan ve “Hava Üstünlüğü Doktrini”ni teorize eden Albay Hausy Scitaklian’ın fikirleri, bugün orduların üslenme stratejilerini şekillendirmektedir. Günümüzde deniz-hava-uzay üçlüsü üzerinde etkisi yüksek olan güçler, geleceği şekillendirme bakımından rakiplerine oranla daha önde olacaklardır. Bu doğrultuda, son zamanlarda deniz harp doktrinleri başta olmak üzere, stratejik eylem planlarında ön plana çıkan bir yaklaşım vardır: “Anti Access Area Denial” (A2AD). Bir stratejik yaklaşım olan bu düşünce, “Geçişe engel ol, alandan men et” yaklaşımıyla hareket edilmesini öngörür. Peki, bu ne anlama gelmektedir?

Doğu Akdeniz'de güç mücadelesi

Güncel olarak ABD’nin pek çok amfibi gemi ve denizaltısı Akdeniz’de bulunuyor. Diğer taraftan Rusya’nın Akdeniz’de 25 civarında yüzer birlik unsuru var. Suriye’deki güç mücadelesi bir şekilde tamamlanır ve gözler Doğu Akdeniz’deki tabii kaynaklara dönerse, o zamana gelene kadar sahada kimin hâkimiyet kurduğu, kimin daha stabil davrandığı önem kazanacak. Suriye’deki kazanımlarını daha güçlü bir hale getirerek sağlamlaştırmak isteyen Rusya, ilk iş olarak Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesine odaklanacaktır.

Nitekim ABD’nin de Mısır, İsrail ve diğer devletlerle müşterek bir harekât konseptine sahip olmak istediği, Suriye örneğinde olduğu gibi, büyük oranda sahadan silinmek istemediği görülüyor. Bunun için İsrail ve Mısır işbirliğiyle bölgede “Batı blokunun lideri” olarak faaliyet göstereceği söylenebilir. Bu amaca hizmet edebilmek amacıyla Türkiye’deki üslerini Güney Kıbrıs’a taşıması, İsrail’in Hayfa Limanı’nın başlıca güç aktarım merkezi ve ana üs olmasıyla Atlantik birliğine entegre edilmesi ve Akdeniz’de faaliyet gösteren 6. Filo’nun daha da güçlendirilerek Doğu Akdeniz’i sıklet merkezi olarak kabul eden bir yaklaşım sergilemesi kuvvetle muhtemeldir.

Fransa da Akdeniz politikalarının oluşturulmasında yeniden “Ben de varım” demek için, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile 12 yılı aşkın süren ilişkileri ve yatırımları sonucunda, Güney Kıbrıs’ı askerî intikal merkezi olarak kullanabilecek duruma geldi. ABD ve Fransa’nın GKRY konusunda büyük çaplı bir anlaşmazlık veya çatışma yaşaması, şimdilik çok muhtemel görünmüyor. Dolayısıyla başını ABD’nin çektiği Batı blokuyla, “yalnız” büyük bir güç olan Rusya’nın iki blok halinde Akdeniz’de “bayrak gösterme” harekâtı yaptığı söylenebilir. Bu durumda TSK’nın ve dolayısıyla Türkiye’nin durumu ne olacaktır, ne olmalıdır? Şüphesiz ki Türk Deniz Kuvvetleri karargâhı tarafından bu hususa kafa yorulmaktadır.

Daha önceki tecrübelerde, Deniz Kuvvetleri vasıtasıyla TSK’nın Ege Denizi’nde hâkim güç haline gelmesi sağlandı. Ege’de kara radar ağlarıyla desteklenmiş olan hâkimiyet konseptinin aynısının Doğu Akdeniz’de de gösterilmesi mümkün olabilir. Bu amaca hizmet etmesi amacıyla, özellikle adanın üç tarafına da hâkim bir konumda bulunan Karpaz Burnu’na müşterek bir deniz-hava üssü kurulması bir gereklilik olarak ortaya çıkabilir. Burada kurulan üste Deniz Kuvvetleri envanterinde bulunan ve denizaltı harbi yapabilme kabiliyetine sahip olan Sea Hawk helikopterleriyle mücehhez yüzer birlikler konuşlandırılması ve alan hâkimiyetini “pekiştirici” bir rol üstlenmesi, stratejik bir açılım olarak bölge dengelerinde belirleyici bir rol üstlenebilir. Karpaz’a kurulacak olan hava üssü sayesinde, hak ihlallerini kabul edilebilir bir düzey haline getirmek isteyen GKRY’ye karşı “caydırıcı, etkin ve saygın” ve aynı zamanda anlık müdahale kabiliyeti olan bir pozisyon elde edilmiş olacaktır. Özellikle sona doğru yaklaştığı tahmin edilen Suriye’deki sürecin tamamlanmasının akabinde, güç mücadelesinin yeni sacayağının, Doğu Akdeniz bölgesindeki tabii kaynaklar üzerinden denklemdeki yerlerini alacağı muhakkak. Bu bağlamda, Suriye’nin denize, dolayısıyla dünyaya açılan tarafı olan Doğu Akdeniz’in konumu, güç mücadelesinin kayacağı alanın, sıcak çatışma bölgesine ne kadar yakın olduğu da ortadadır.

Diplomatik ve ticari tedbirler de gerekli

Bölgede bulunan tabii kaynaklar da küresel güçlerin bölgeye yoğunlaşmasına sebep olan en önemli faktörlerdendir. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi, Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasındaki bölgede bulunan Levant havzasında toplam 3,45 trilyon metreküp doğalgaz, 1,7 milyar varil petrol ve hidrokarbon bulunduğunu belirtmektedir. Küresel güçlerin, geleceğin önemli bir savaş sebebi olacak enerji piyasası için son derece önemli olan bu bölgeyi görmezden gelmesi beklenemeyeceğine göre, Türkiye de bu rekabetteki stratejisini “kırılgan” ve “kaygan” bir zemine sahip olan jeopolitik konjonktüre göre belirleyecektir. Tabii kaynakları korumak için gerekli olan bu strateji için ise askerî bir dayanak noktası olarak Kuzey Kıbrıs’ta kurulacak müşterek deniz-hava üssüne duyulan ihtiyaç ortadadır.

Bölgede GKRY adına zaman zaman tabii kaynak arama amacıyla araştırma yapan gemilere müsaade etmeyen Türk Deniz Kuvvetleri, ileri tarihlerde Türk tarafı adına sondaj yapacak olan gemilerin emniyeti için bölgede bulundurduğu mevcut gücünden daha fazla suüstü ve sualtı unsurunu bölgede tutmak zorunda kalabilir. Bu durumda, muhtemel deniz-hava müşterek üssünün önemi daha iyi anlaşılacaktır. Emekli Albay-Akademisyen Dr. Bülend Özen’in ifadesiyle Doğu Akdeniz, “Ortadoğu meselelerine müdâhil olmak isteyen ve fakat karada batağa saplanmak istemeyen ve gerektiğinde mevzulardan kolay sıyrılmak isteyen ülkelerin aşağı mahallesi” olmaya başlamıştır. İşte bu “aşağı mahalle”nin “ağabeylik” vazifesini kimin yapacağı, bölgedeki ekonomik menfaatlerini korumak için hangi gücün bölgeye bilhassa deniz ve hava gücü yatırımı yaptığıyla belirlenecektir. 3 trilyon dolar tutarındaki doğalgaz rezervinden, bölge ülkeleriyle ekonomik işbirliği sağlayarak Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmek istediği alanları uluslararası platformlarda hukukî statüye kavuşturmak isteyen GKRY’nin büyük pay almasının önüne geçmek için oluşturulacak strateji, görüldüğü üzere sadece askerî tedbirlerin değil, diplomatik, ticarî tedbir ve girişimlerin de yardımıyla önlenebilir. Dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığı’ndan başka, bu hususta da bilhassa Dışişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı gibi bakanlıkların, bölgede önemli güç sahibi olan işadamlarıyla ilişki kurduğu ve Güney Kıbrıs’a alternatif olarak Kuzey Kıbrıs’ı uluslararası bir çekim merkezi haline getirmekte rol alabilecek olan “stratejik kişiler”in de mesai sarfettiği muhakkak. Yine sosyolojik boyutun ihmal edilmemesi de büyük bir önem arz ediyor. Kazancı Türk lirası ile olup, harcamalarını avro ile yapan KKTC halkının sürece dâhil edilmesi ve günümüzde gittikçe daha önemli hale gelen “yerel dinamikler”in motivasyonunun korunması sürece “yerel katılım” için mühim bir etken.

Türkiye’nin dış siyaset ekseninde iyi değerlendirmesi gereken önemli bir hususa daha dikkat çekmek gerekiyor. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında yer alan bloklardaki görev dağılımına bakıldığı zaman, “küçük oyuncular”ın Türkiye’ye karşı tehditkâr bir dil kullandığı, büyük oyuncuların ise Türkiye’yi doğrudan karşılarına almaktan çekinen bir yaklaşım sergilediği görülüyor. Bunda Türkiye’nin son yıllarda geliştirmekte olduğu dengeli siyaset yaklaşımı prensibinin de büyük etkisi var. S-400 savunma sistemlerini Rusya’dan temin etme iradesi gösteren Türkiye ile, milli muharip uçağını İngiltere’yle müştereken geliştiren Türkiye’nin tek bir kimlik içinde bunu başardığı; üstelik bunu yaparken “elbisenin de yırtılmadığı” gözleniyor. Yani diğer bir ifadeyle Türkiye, “İşime gelirse doğu blokundan silah alır, işime gelirse aynı anda batı blokuyla ortak iş yapabilirim” diyebiliyor. Nitekim İtalyan-Fransız ortaklığıyla hava savunma sistemleri geliştirilmesi hususunda iyi niyet anlaşması imzalaması, Türkiye’yi dış politikasında “taraf olma zorunluluğu olan bir devlet” konumundan çıkarıp “büyük devletler tarafından doğrudan hedef alınmak istenmeyen bir devlet” konumuna getirdi. Örneğin ABD, Türkiye’deki üslerini GKRY’ye taşısa bile, çok büyük değişiklikler olmadığı müddetçe, Türkiye’yle “ipleri tamamen koparmayacak”, ittifak ilişkilerini tehlikeye atacak tehditlere başvurmayacaktır. Bunun sebebi Türkiye’nin jeopolitik konumdur.

Karpaz'daki tehlike

Malatya Kürecik’te bulunan AN-TPY-2 kara radarı, 1300 kilometre mesafeden tespit, 1000 kilometre mesafeden teşhis yapabilen balistik füze erken uyarı radarıdır. Havada uçan bir tenis topunu bile yaklaşık bin kilometre mesafeden tespit edebilen bu radar Türkiye’de bulunduğu müddetçe, İran’dan kalkan muhtemel bir balistik füzeyi haber verebilme fonksiyonuna sahip olduğu için, ABD bu avantajdan vazgeçmek istemeyecektir. Zira telemetrik veriler, uzayda birkaç kilometre sapma mesafesine sahip olduğu için, yer radarlarının balistik füzelere dair temin ettiği veri, uzayda bulunan gözlem uydularına göre güdümleme teknolojileri bakımından çok daha sağlıklıdır.

Ege Denizi’nde Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın tesis ettiği ve bölgenin en önemli gücü olarak karakol görevi icra eden, bayrak gösterme faaliyeti yapan, insan ve silah kaçakçılığına karşı mücadele eden, bölgede faaliyet gösteren sivil unsurların VHF-16 kanalı ile Deniz Kuvvetleri’nden yardım isteyebileceği “prestijli” bir pozisyonu var. Bu pozisyon, Deniz Kuvvetleri’nin Ege Denizi’nde faaliyet gösteren gemilerinden başka, Ege kıyılarına kurmuş olduğu radar ağı sistemi sayesinde oluşturuldu. Dolayısıyla radar ve gemilerin verilerinin ortak bir havuzda toplanmasıyla ortaya çıkan taktik resimde Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı “hâkim” bir konumda. Bu konseptin bir benzeri de fırsat buldukça ve konjonktür fırsat verdikçe Doğu Akdeniz’de kurulması ve her fırsat ve imkânda güçlendirilmeye devam edilmesi mümkün. Bu vesileyle Türk Deniz Kuvvetleri’nin kurmay kültürünün ortaya koyduğu tablonun hakkını vermek gerekmektedir.

Bütün bunlara ilave olarak, “son derece stratejik bir mevki” olan Karpaz Burnu’na dair bir tehlikeye de dikkat çekmek gerekmektedir. Daha önce, bugünkü İsrail toprakları örneğinde olduğu gibi, toprak satın almak yoluyla bölgede arazi parçaları toplayan bazı yabancıların, toprak satın alımını Karpaz Burnu civarında yoğunlaştırdığı, bazı yerel kaynaklar tarafından ifade ediliyor. İlerleyen yıllarda kamu hukuku-özel hukuk problemine dönüşebilecek muhtemel stratejik mekân hamleleri için, muhtemel zaman kayıplarının önüne geçilerek, bazı stratejik noktaların satışının özellikle önlenmesi büyük bir önem taşıyor. Eğer bunun önüne geçilemezse, GKRY, Fransa, Yunanistan, İsrail ve diğer birkaç devletin başını çektiği koalisyonun Doğu Akdeniz gazını GKRY-Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşımasının önünden bir engel daha kalkar.

Son olarak, Alman harp teorisyeni Carl von Clausewitz’in tarihe geçmiş bir ifadesine, günümüzün şartlarını ele alarak, bugüne ışık tutacak bir nazire yaparak devam edelim. Clausewitz, savaş sırasında teknik ve matematik teorilerin geçersiz kalacağını, çünkü harbin kendisine göre bazı kuralları olduğunu, ayrıca harbin bir belirsizlik ortamı olduğunu ifade eder. Biz de makalemizi Clausewitz’in bu ifadesinin üzerine “tamamlayıcı” bir ifade ekleyerek bitirelim: “Savaştaki belirsizlikleri, savaş başlamadan önce kendi için ‘belirgin’ hale getiren taraf, aslında sonucunu kazandığı bir savaşa başlar”.

https://www.star.com.tr/dunya/dogu-akdenizde-isinan-sular-ve-kibris-denklemi-haber-1394770/
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #7 : 16 Ekim 2018, Salı - 16:25 »
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Kıbrıs hakkında, "Sırf müzakereye başlamak için tekrar masaya oturmak bizim için anlamlı değil. Sonuç alıcı olması lazım." ifadelerini kullandı.

Kaynak: Stratejik Ortak. Kısa süre önce.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #8 : 16 Ekim 2018, Salı - 16:43 »
Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ile görüşmüştür.

Kaynak: Millî Savunma Bakanlığı. Kısa süre önce.

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #9 : 19 Ekim 2018, Cuma - 00:25 »
Yunan savaş gemisinden Türk araştırma gemisine taciz

Doğu Akdeniz'de çalışmalarına başlayan Barbaros Hayrettin Paşa araştırma gemisini taciz eden Yunanistan'a ait fırkateyn, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı unsurlar tarafından engellendi.



Edinilen bilgiye göre, Barbaros Hayrettin Paşa araştırma gemisi, dün akşamdan itibaren, Doğu Akdeniz'de önceden ilan edilen Türkiye'ye ait Güzelyurt Araştırma Sahası'nda çalışmalarına başladı.

'Yunanistan gerilimi tırmandıracak eylemlerden uzak durmalı'
Gemi, sabah saatlerindeki çalışmaları sırasında, Yunanistan'a ait fırkateyn tarafından taciz edildi. Bunun üzerine, bölgedeki Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı unsurlar, araştırma gemisini uluslararası hukuk ve teamüllere aykırı olarak taciz eden Yunan gemisinin faaliyetini önledi.

Araştırma gemisinin çalışmalarının Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatleri doğrultusunda güvenli ve iyi komşuluk ilişkilerine saygılı bir şekilde devam ettiğini belirten yetkililer, çevre denizlerdeki faaliyetlerin daima komşuların hak ve hukukuna saygılı, ancak aynı zamanda hakların korunması noktasında da duyarlı ve kararlı olarak planlandığı şekilde sürdürüldüğünü vurguladı.

Türkiye'den Yunanistan'a uyarı
Öte yandan, Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Barbaros Hayreddin Paşa gemisi tarafından Türkiye'nin Akdeniz'deki kıta sahanlığında bu sabah itibarıyla yeni bir sismik araştırma faaliyetine başlandığı hatırlatıldı.

Açıklamada, "Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bu hususta dün yapılan basın açıklaması uluslararası hukuk bakımından tamamen temelsizdir. Yunanistan'ın gerçekçi olmayan iddialarında ısrar etmesi, ikili ilişkilere ve bölge istikrarına zarar vermekten başka bir sonuç doğurmayacaktır." ifadesine yer verildi.

Türkiye'nin kıta sahanlığında uluslararası hukuktan kaynaklanan egemen hak ve yetkilerini kullanmaya devam edeceğinin altı çizilen açıklamada, "Bu vesileyle Yunanistan'a bölgede bir tırmanmaya neden olacak davranışlardan uzak durmasını salık veriyoruz." ifadesi kullanıldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından açıklama
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada ise taciz girişiminin Barbaros Hayreddin Paşa Sismik Gemisi'ne refakat eden Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı unsurlar tarafından yapılan manevralarla engellendiği vurgulanarak şunlar kaydedildi:

"Türkiye’nin kendi münhasır ekonomik bölgesinde uluslararası hukuka uygun gerçekleştirdiği faaliyetlerin engellenmeye çalışılması, uluslararası hukuk kurallarıyla hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklı haklarını sonuna kadar savunmaya devam edecektir. Yunanistan’a ikili ilişkilerin ve iyi komşuluk ilişkilerinin sürmesi adına hukuk dışı kurallara tevessül etmemesi ve bölgedeki gerilimi tırmandıracak her türlü girişimden uzak durmasını tavsiye ediyoruz."

https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/yunan-savas-gemisinden-turk-arastirma-gemisine-taciz/1285724#
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #10 : 19 Ekim 2018, Cuma - 23:43 »
Yunanistan gemisini kovmak Türkiye’nin kararlılığını gösterdi

Türkiye, Kıbrıs ve çevresindeki kaynakların iki toplum tarafından da eşit şekilde paylaşılmasındaki kararlılığını ‘Güzelyurt restleşmesi’ile güçlendirdi.

Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisinin Kıbrıs adası açıklarındaki Güzelyurt sahasında çalışmalarına başlamasının hemen ardından, Yunanistan’a ait bir fırkateyn tarafından taciz edilmesi ve bunu Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı unsurların engellemesi, dikkatleri yeniden petrol ve gaz aramaları konusunda kaynayan Doğu Akdeniz sularına çevirdi.

Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen doğal gaz keşiflerinin akabinde, gündemde giderek daha çok yer almaya başlayan enerji diplomasisi, bölge ülkelerinin birbirleriyle olan ilişkilerindeki anlaşmazlıkların fiziksel boyuta geçebileceğini bir kez daha gösterdi.

Türkiye’nin Kıbrıs adası etrafındaki tüm kaynakların adadaki iki halk tarafından eşit şekilde paylaştırılması taleplerine rağmen, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) adanın güneyindeki sahaları tek taraflı olarak uluslararası şirketlere açması, halen bölgedeki anlaşmazlıkları artırabilecek gelişmelerden en güçlüsü olarak öne çıkıyor.

İtalyan Eni şirketine ait bir sondaj gemisinin adanın güneyinde çalışmalar yapmak üzere Kıbrıs’a yaklaşması üzerine Türk savaş gemilerince uzaklaştırılması ise bölgede yaşanabilecek sorunlarda birden fazla aktörün de yer alabileceğini ortaya koydu.

Son olarak, uluslararası anlaşmalarla Kıbrıs’ta garantör devlet statüsünde olan iki ülke Türkiye ve Yunanistan’ın deniz kuvvetlerinin fiziki restleşmesi bölgedeki enerji kaynaklı çekişmelerin kapsamını genişletebilecek kaygıları yeniden gündeme taşıdı.

Bölgede enerji ve özelde doğal gaz kaynaklı çatışmaların gelecekte ne gibi gelişmelere neden olabileceğini kavrayabilmek için yakın geçmişte neler yaşandığını, bölgede var olan ülkeler ve çalışmakta olan şirketler de dahil olmak üzere dikkate almak gerekiyor.

Doğu Akdeniz’in enerji denklemi

Yakın geçmişe bakıldığında, Avrupa’nın en büyük doğal gaz tedarikçisi Rusya’nın, enerjiyi diplomatik bir araç olarak kullandığı argümanları, Avrupa’da kaynakları çeşitlendirme isteğinin artmasına ve gözlerin Rusya’nın güneyinden gelebilecek alternatiflerden biri olan Doğu Akdeniz’e çevrilmesine yol açtı.

Avrupa Birliği de Türkiye’yi güzergah dışında bırakmayı göze alarak, Kıbrıs-Girit-Yunanistan-İtalya üzerinden planlanan East-Med Doğalgaz Boru Hattı gibi projeleri destekleyeceğini açıkladı.

Bu hat üzerinden yapılabilecek bir projenin, henüz bölgede yeterli gaz olmaması, derinliğin maliyeti ve kesinti tehlikesini artırması, petrol fiyatlarının maliyeti karşılayacak miktarda olmaması gibi engeller taşıdığı uzmanlar tarafından birçok kez dile getirildi.

Buna karşın, bölgedeki gazın çok daha yakında bulunan Türkiye’ye iletilerek, hem yüksek hacimli Türk pazarına hem de mevcut boru hatları üzerinden Avrupa’ya götürülmesi ekonomik açıdan “çok daha yapılabilir” olarak görülüyor.

Boru hatlarına ek olarak, bölgedeki gazın Mısır’daki tesislere götürülerek sıvılaştırılması ve Avrupa pazarına satılması alternatifi ise yaklaşan gaz bolluğu dönemi ve artacak fiyat rekabeti nedeniyle pek ekonomik değerlendirilmiyor.

Bu nedenlerle, bölgedeki gazın çok ciddi miktarlarda bir keşif olmadığı sürece yine bölgedeki ülkeler tarafından kullanılacağı tahmin ediliyor.

Bölgeyi öne çıkaran başlıca keşifler

Doğu Akdeniz’de bugüne kadar birçok doğal gaz keşfi yapıldı. Ancak bunların içerisinde çok azı boru hatları veya sıvılaştırma tesisleri ile taşınarak bir başka ülkeye satıldı.

Son 20 yılı aşkın dönemde, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Mısır açıklarında doğal gaz keşfedilirken, söz konusu keşifler dünyadaki büyük gaz sahaları ile karşılaştırıldığında, küçük ölçekli rezervler düzeyinde kaldı. Bu keşiflerden çok azı, arama, keşif, çıkarma, iletme ve satış gibi yatırım maliyetlerini karşılayabilecek ölçüye ulaşabildi.

İsrail açıklarındaki 620 milyar metreküplük Leviathan ve 280 milyar metreküplük Tamar sahaları ile Mısır açıklarındaki 850 milyar metreküplük Zohr sahası bu ölçüde olan sahalardan bazıları olarak öne çıktı.

Ancak bölgede temelde enerji temelli olarak görülen problemlerin çoğu halen bulunmamış kaynaklardan, diğer bir deyişle bölgenin keşif potansiyelinin yüksek olmasından kaynaklandı.

Bölgedeki kaynakların varlığına ilişkin ilk açıklama, Amerikan Jeolojik Araştırmalar Enstitüsü’nün (USGS) doğu Akdeniz’deki Levant adı verilen bölgede yüksek miktarda hidrokarbon bulunduğunu 1990’lı yıllarda açıklamasıyla ortaya çıktı.

Bunun ardından uluslararası petrol şirketleri bölgedeki ülkelerle birlikte arama faaliyetine başlarken, hangi bölgenin kime ait olduğu tartışmaları, ülkeler arasında zaten var olan yüksek tansiyonun zaman zaman daha da yükselmesine neden oldu.

Doğal gaz ekseninde Kıbrıs sorunu

Söz konusu problemlerin en büyüğünü, Doğu Akdeniz’in ortasında yer alan ada ve üzerinde 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’ndan bu yana nihai bir sonuca ulaşılamamış Kıbrıs meselesi oluşturdu.

Türkiye, uluslararası anlaşmalar uyarınca garantör devlet olarak adada bulunurken, adanın etrafındaki haklardan eşit şekilde yararlanması gereken Kıbrıs Türk halkı, keşiflerle sağlanacak gelirlerden mahrum bırakılmaya çalışıldı.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır ile tek taraflı bir sınır anlaşması imzaladı ve adanın güneyindeki deniz alanlarını yine tek taraflı olarak bloklara ayırıp uluslararası şirketlere açtı.

Rum tarafı adada ve ada dışında birçok kez yapılan çözüm görüşmelerini ise bir süre kazanma aracı olarak kullandı ve çözüme yaklaşılan dönemlerde son dakika manevralarıyla masadan kalktı.

Bu süre zarfında, Rum kesiminin açtığı sahalara uluslararası şirketlerden başvurular yapıldı ve 2011 yılında Afrodit adı verilen sahada 128 milyar metreküplük rezerve sahip doğal gaz bulundu.

Bu sahanın çok büyük miktarda doğal gaz içermemesi ve derinliğinin fazla olması nedeniyle rezervin, çıkarma ve iletim gibi yatırımları karşılamaya yetmeyeceği anlaşıldı.

Türkiye’nin ihtiyacını tek başına 20 yıl karşılayabilecek bir saha

Yakın dönemde ise Rum kesiminin Mısır ile tek taraflı çektiği hattın çok yakınında, Mısır deniz sahası içerisinde İtalyan Eni şirketi tarafından Akdeniz’in en büyük doğal gaz alanı olan Zohr sahası keşfedildi.

Bu saha, Avrupa’nın en çok doğal gaz tüketen ülkelerinden biri olan Türkiye’nin bile ihtiyacını tek başına yaklaşık 20 yıl karşılayabilecek bir sahaydı ve Afrodit sahasının ardından adanın güneyindeki sahalara olan ilgiyi artırdı.

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) tüm diplomatik uyarılarına rağmen, İtalyan Eni şirketinin hattın Kıbrıs tarafındaki sözde 3. blok için sondaj gemisi göndermesi üzerine Türkiye, yaklaşan gemiyi savaş gemileri ile geri çevirdi ve Akdeniz’i terk etmeye zorladı.

Bu müdahale Rum tarafında hayal kırıklığı yaratırken, Türkiye’nin birçok defa açıkladığı Kıbrıs Türklerinin haklarının savunulmasından vazgeçilmeyeceği de fiziki olarak gösterilmiş oldu.

Türkiye engelleme çabalarının yanı sıra, bir süredir inşa ettiği ve satın aldığı, arama ve sondaj gemileri ile arama çalışmalarında aktif bir politikaya geçti ve KKTC tarafından verilen haklara dayanarak bölgede petrol arama çalışmaları yapmaya başlayacağını duyurdu.

Böylece, Rum tarafının barış görüşmeleri süresince zaman kazanma taktiği ile elde ettiğini düşündüğü enerji diplomasisi kazanımları değerini yitirdi.

Kıbrıs’ta bölge çakışmaları ve şirketler

Rum kesimi tarafından tek taraflı olarak ilan edilen sözde münhasır ekonomik bölgenin blokları incelendiğinde, kuzeyden güneye 3 sıra olacak şekilde yaklaşık 13 adet kare formuna yakın saha öne çıkıyor.

Bunlardan en kuzeydekileri sırasıyla 1. 2. ve 3. sahalar, ortadakiler 4. 5. 6. 7. 8. 9. ve 13. sahalar ve en güneydekiler 10. 11. ve 12. sahalar olarak sıralanıyor.

Türkiye ve KKTC tarafından hak iddia edilen bölge ile karşılaştırıldığında ise yalnızca, 10. ve 11. sahalarda çakışma meydana gelmiyor.

Sahalara göre sözde lisansları ellerinde bulunduran şirketler incelendiğinde, 2. 3. ve 9. sahalarda İtalyan Eni ve Güney Koreli Kogas şirketlerinin müşterek lisansı bulunuyor. Ortaklığın payları ise yüzde 80 Eni, yüzde 20 Kogas olarak dağılıyor.

6. ve 11. sahalarda Fransız Total ve İtalyan Eni şirketleri eşit yüzdelere sahip bulunurken, 8. blokta Eni tek başına sözde ruhsat sahibi konumunda yer alıyor.

12. sahada ABD’li Nobel, İsrailli Delek ve Avner şirketleri sırasıyla yüzde 35, 15 ve 15 oranlarında ortak olarak sıralanıyor. Kalan yüzde 35’lik hisse ise 2015’in kasım ayında İngiliz BG grubu tarafından, 165 milyon dolar karşılığında ABD’li Nobel şirketinden satın alındı.

Çakışmanın görülmediği 10. ve 11. bloklarda ise, 10. blokta ABD’li Exxon Mobil ve Katar Petroleum ortaklığı, 11. sahada ise Total ve Eni ortaklığı sözde ruhsatları elinde bulunduruyor.

Burada önemli görülen nokta ise çakışmanın mevcut olmadığı sahalarda bulunabilecek kaynaklar üzerinde de adadaki Türk tarafının hakkı bulunması olarak öne çıkıyor.

“Güzelyurt restleşmesi” ile verilen mesaj

Bu çerçevede, çok uluslu ve çok şirketli Doğu Akdeniz enerji denkleminde Türkiye, Kıbrıs ve çevresindeki kaynakların iki toplum tarafından da eşit şekilde paylaşılmasındaki kararlılığını “Güzelyurt restleşmesi” ile yeniden ortaya koyarken, şirketlere de GKRY’nin tek yanlı uygulamaya çalıştığı açık deniz arama çalışmalarında, “Türk kesiminin rızası ve onayı alınmadan hareket edilemeyeceği” mesajını güçlendirdi.

Türkiye’nin adada kendi ekonomik münhasır bölgesinde uluslararası hukuka uygun sismik araştırma faaliyetlerinin engellenmeye çalışılması üzerine, dün Dışişleri Bakanlığının hemen ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın olayı kınayan yazılı açıklamasında, “Yunanistan’a ikili ilişkilerin ve iyi komşuluk ilişkilerinin sürmesi adına hukuk dışı kurallara tevessül etmemesi ve bölgedeki gerilimi tırmandıracak her türlü girişimden uzak durmasını tavsiye ediyoruz.” ifadesi kullanılmıştı.

Barbaros Hayreddin Paşa araştırma gemisi, önceki gün akşamdan itibaren Doğu Akdeniz’de önceden ilan edilen Türkiye’ye ait Güzelyurt Araştırma Sahası’nda sismik çalışmalar yapmaya başlamıştı.
 
*Muhsin Barış Tiryakioğlu tarafından kaleme alınan bu analiz Anadolu Ajansı’nda yayımlanmıştır.

Alıntı: Defence Limit.


İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Bismarck

Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #11 : 21 Ekim 2018, Pazar - 12:04 »
Greece ‘Ready’ to Extend Sovereignty to 12 Miles in the Ionian Sea

Yunanistan karasularının 6 milden 12 mile çıkarılacağını açıkladı. Bizim de bu durumda hiç vakit kaybetmeden kendi Münhasır ekonomik bölgemizi ilan etmemiz lazım.
Savaşlar silahlarla yapılır ama insanlarla kazanılır. Zaferi getiren şey, emirlere itaat edenlerin ve onlara komuta edenlerin ruhlarıdır.
-General George Smith Patton
 
Beğenenler: Caner Çetin

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #12 : 21 Ekim 2018, Pazar - 14:10 »
Greece ‘Ready’ to Extend Sovereignty to 12 Miles in the Ionian Sea

Yunanistan karasularının 6 milden 12 mile çıkarılacağını açıkladı. Bizim de bu durumda hiç vakit kaybetmeden kendi Münhasır ekonomik bölgemizi ilan etmemiz lazım.

Türkiye angajman kurallarını değiştirdi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ve KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami, Doğu Akdeniz’de araştırma yapan Barbaros Hayreddin Paşa gemisinin Yunan savaş gemisi tarafından taciz edilmesine ilişkin, “Barbaros Hayrettin Paşa gemimiz orada görevlerine devam edecek” dedi.

Angajman Kuralları değişiyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Kuzey Kıbrıs ile öteden beri birçok alanda işbirliklerimizi devam ettiriyoruz. Özellikle adanın enerji ve arz güvenliği ile alakalı olarak üzerinde çalıştığımız birçok ortak projeler var. Onları gözden geçirdik ama en önemli konu, son günlerde Kıbrıs açıklarında Akdeniz’de yaşadığımız Türkiye petrollerine ait Barbaros araştırma gemisinin maruz kaldığı taciz ile alakalıydı. Hem Dışişleri Bakanlığımız hem de biz, konu ile ilgili görüşlerimizi kamuoyu ile paylaştık. Tekraren ifade edeyim; Türkiye petrollerinin araştırma gemisi bakanlığımızın kendisine vermiş olduğu arama ruhsatı kapsamında işlemlerine devam ediyor. Bu hakkı da sonuna kadar kullanacak. Geçmişte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin vermiş olduğu ruhsat alanlarında da benzer sismik çalışmalar vardı. Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin tek taraflı yaptığı bu eylemleri kabul edilebilir bulmuyoruz. Hakça bir paylaşım olmadan iki taraf masaya oturup doğal kaynakların paylaşımı konusunda bir mutabakat sağlamadan tek taraflı atılan bu adımları kabul etmediğimizi beyan etmiştik. Bugün de yine söylüyorum; Barbaros Hayrettin Paşa gemimiz orada görevlerine devam edecek. Genel Kurmay Deniz Kuvvetlerimiz de yeni angajman çalışmalarını yaptı. Yakın zamanda da bunun açıklamasını kamuoyu ile paylaşacak diye bildirmek istiyorum” diye konuştu.

Açıklamanın ardından değiştirilen kurallar

Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri devam ederken, Yunan tacizi de sürüyor. Sonbaharla birlikte Doğu Akdeniz’de sözde tek taraflı ilan edilen münhasır ekonomik bölge (MEB) sahalarında artacak sondaj hareketliliği ve Yunan tahrikine karşı Genelkurmay Başkanlığı ve Türk Deniz Kuvvetleri yeni angajman çalışmaları yaptı. Buna göre, halen Türk denizlerindeki angajmanda, olası tacizlere misliyle karşılık vermek için serbesti getirildi.

Gemi Komutanına yetki verilebilecek

Angajman, tehdit seviyesine göre tedricen artarak uygulanacak. Tedrici olarak tanınan serbesti kapsamında, olası bir tehdit derecesine göre emir yetkisinin gemi komutanına kadar alt kademeye devredilmesi mümkün hale gelecek. Yeni angajman, Barbaros Hayrettin Paşa gemisi ve ilerleyen günlerde de Fatih sondaj gemisinin emniyetle çalışmasını ve olası engellemelerin Türk donanmasının kararlı tutumunu yansıtan bir karşılık bulmasını sağlayacak.

Kaynak: Ağ yüzümüz.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #13 : 22 Ekim 2018, Pazartesi - 23:27 »
Milli Savunma Bakanı Akar: Oldubittiye asla müsaade edilmeyecek

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, "Kıbrıs'ta, Ege'de ve Doğu Akdeniz'de, Türkiye'ye rağmen atılacak hiçbir adıma ve oldubittiye asla müsaade edilmeyecektir" dedi.



Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Polatlı'daki Ateş Serbest 2018 faaliyetinin "seçkin gözlemci günü"nün tamamlanmasının ardından yaptığı konuşmada, etkileyici ve başarılı bir faaliyetin gerçekleştirildiğini belirtti.

Hem siyasi ve ekonomik hem de teknolojik ve askeri bakımdan çok çeşitli gelişmelerin, yeniliklerin, değişimlerin yaşandığı bir dönemden geçildiğini kaydeden Akar, "Bu durum küresel ve bölgesel güvenlik ve istikrar sorununu da maalesef beraberinde getirmektedir. Belirsizlik, risk ve tehditlerle dolu böyle bir coğrafyada ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin sağlanması her an harekata hazır, etkin, caydırıcı ve saygın bir orduyla mümkündür." diye konuştu.

Bakan Akar, "15 Temmuz alçaklığına, ihanetine rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri donanımı, disiplini yüksek, görev bilincine sahip iyi yetişmiş nitelikli personeliyle görev ve sorumluluklarını yerine getirebilecek güce sahiptir. Bu haliyle ordumuz dosta güven, düşmana yani hainlere korku vermeye devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu.

“Terör bitmeden durmak yok”

TSK'nın kutsal vatan topraklarının bütünlüğü ve güvenliği ile milletin egemenlik ve bağımsızlığı uğruna başta FETÖ, PKK/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı "ölürsem şehit, kalırsam gazi" anlayışıyla gerçekleştirdiği mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürdüğünü dile getiren Akar, şöyle devam etti:

"Bölücü terör örgütünü tamamen bitirmek maksadıyla kararlılıkla sürdürdüğümüz bu operasyonlarda bu zamana kadar 'girilemez' denilen yerlere girilmiş, 'ulaşılamaz' denilen yerlere ulaşılmıştır. Sadece son 2 ayda yurt içi ve sınır ötesinde kara ve hava kuvvetlerimizin yaptığı operasyonlarda elebaşları da dahil olmak üzere yaklaşık 450 terörist etkisiz hale getirilmiştir.

Çok sayıda teröristin etkisiz hale getirilmesi ve özellikle kırmızı listede bulunan elebaşlarının isimlerinin birer birer çizilmesi, örgüt üzerinde büyük bir baskı, yıkıcı bir etki oluşturmuş, örgütün serbest hareket etmesi ve eylem kabiliyeti büyük ölçüde kısıtlanmıştır.

Bundan sonra da gece-gündüz, yaz-kış, dağ-bayır demeden her taşın altına bakılacak, her mağaraya girilecek teröristler bulunup mutlaka etkisiz hale getirilecektir. En son terörist de etkisiz hale getirildiğinde görevimiz tamamlanacaktır. Terör bitmeden durmak yok."

"Herkes hesabını buna göre yapsın"

Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi isteği  ve kazan-kazan anlayışında olduğunu her fırsatta dile getirdiğini anlatan Akar, şunları kaydetti:

"Kıbrıs'ta, Ege'de ve Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye rağmen atılacak hiçbir adıma ve oldubittiye asla müsaade edilmeyecektir. Ege ve Akdeniz'de Türkiye ve KKTC'nin yer almadığı bir projenin yaşama şansı olmadığını herkes bilmeli ve bölgeyi tehlikeye atacak provokasyondan herkes vazgeçmeli, kaçınmalıdır.

Milletimizin bağrından çıkan ve aynı zamanda Peygamber Ocağı olarak da bilinen Silahlı Kuvvetlerimiz Ege'de, Doğu Akdeniz'de ülkemizin ve KKTC'nin hak ve menfaatlerini korumaya, Kıbrıs adasında uluslararası garanti ve ittifak antlaşmaları doğrultusunda barış ve güvenliğin teminatı olmaya devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın herkes hesabını buna göre yapsın."

“TSK, milletin emrinde, görevinin başındadır”

Akar, Münbiç ve İdlib'teki faaliyetlerin kararlılıkla devam ettiğini de vurgulayarak, "Türk Silahlı Kuvvetleri binlerce yılık şanlı tarihimizden süzülüp gelen köklü gelenekleri ve bu anlayışıyla anayasa çerçevesinde ve yasalar doğrultusunda milletinin emrinde, görevinin başındadır." ifadesini kullandı.

Milli Savunma Bakanı Akar, sözlerini Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşları ile vatan toprağının bütünlüğü uğruna canlarını feda eden şehitleri ve kahraman gazilerini yad ederek tamamladı.

https://www.trthaber.com/haber/gundem/milli-savunma-bakani-akar-oldubittiye-asla-musaade-edilmeyecek-390492.html
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #14 : 23 Ekim 2018, Salı - 18:35 »
Doğu Akdeniz’de araştırma yapan ‘Barbaros Hayreddin Paşa’ sismik araştırma gemisinin Yunanistan’a ait bir fırkateyn tarafından taciz edilmesinin ardından, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, sismik araştırma çalışmaları yapıldığı sürece bölgede görev yapmaya başladı. Diplomatik kaynaklardan alınan bilgilere göre ‘Barbaros Hayreddin Paşa’ gemisi bundan sonraki araştırmalarını Deniz Kuvvetleri’nin koruma çemberi içerisinde güvenle sürdürecek.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye arasında yapılan antlaşmalar çerçevesinde Barbaros Hayreddin Paşa Sismik Araştırma gemisi, Doğu Akdeniz’de önceden ilan edilen Güzelyurt Araştırma Sahası’nda çalışmalara başladı. Bölgede araştırmalarını sürdüren Barbaros Hayreddin Paşa gemisi, 5 gün önce Yunanistan’a ait bir fırkateyn tarafından taciz edildi. Taciz olayı, Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait unsurların hızla bölgeye hereket etmesiyle son buldu. Akdeniz’de suların ısınmasına neden olan bu olay, Türkiye tarafından diplomatik kanallardan tepki gösterilip, Yunanistan uyarıldı.

Demirören Haber Ajansı’nın (DHA) diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre; Yunanistan’ın Barbaros Hayreddin Paşa Sismik Araştırma Gemisi’ne yönelik tacizi sonrasında Akdeniz’de hareketlenme yaşandı. Bu kaynaklara göre Ankara, Rumların, Akdeniz’de ‘tek taraflı oldu bittilerine izin’ vermeme konusunda kararlı bir duruş sergilenmesi yönünde politika üretti. Alınan önlemler çerçevesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları, sismik araştırma çalışmaları yapıldığı sürece bölgede görev yapmaya başladı.

Çember oluşturuldu

Barbaros Hayreddin Paşa Gemisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı fırkateynler, korvetler, hücümbotlar ve denizaltıların korumasında araştırmalarını sürdürüyor. Babaros Hayretin Paşa gemisini taciz eden Yunanistan’a ait fırkateynin hareket alanı da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait unsurlarca kısıtlandı. Yunanistan fırkateyni, ‘Barbaros Hayrettin Paşa’ gemisini uzaktan izlemekle yetiniyor.

Kaynak: Defence Limit.

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

YörükEfe

  • Ziyaretçi
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #15 : 24 Ekim 2018, Çarşamba - 02:27 »
 
Beğenenler: çıspıntır

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #16 : 25 Ekim 2018, Perşembe - 00:26 »
Akdeniz'de Yunan savaş gemisinin takip ettiği petrol arama gemimiz Barbaros Hayrettin Paşa, 2 Türk savaş gemisi ve 2 karakol botu tarafından korunuyor. Görüntüler bugün dünyaya servis edildi.

Alıntı: Stratejik Ortak.





Uzaktan izlemek zorunda kalan Yunan muhribi.

İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #17 : 25 Ekim 2018, Perşembe - 00:33 »
Yunanistan Başbakanı Çipras, bazı bölgelerde karasularının 12 mile çıkarılmasına ilişkin hazırlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini durdurdu.

Yunanistan Başbakanı Çipras, bazı bölgelerde karasularının 12 mile çıkarılmasına ilişkin hazırlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini durdurarak, yasa tasarısı olarak meclise getirilmesi yönünde karar verdi.

Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Aleksis Çipras’ın, ülkesinin bazı bölgelerinde karasularının 6 milden 12 mile çıkarmasına ilişkin hazırlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini durdurarak, yasa tasarısı olarak meclise getirilmesini kararlaştırdığı bildirildi.

Yunan haber ajansı AMNA’nın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Çipras’ın Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlediği toplantıda karasularının genişletilmesi planı ve Türkiye ile ilişkiler ele alındı.

Buna göre, Çipras’ın karasularının genişletilmesine ilişkin kararnameleri durdurarak, yasa tasarısı olarak meclise getirilmelerini ve diğer partilerle tartışılmasının kararlaştırdığı ifade edildi.

Bakanlıkta Balkanlar, Türkiye ve Kıbrıs’a ilişkin konuların doğrudan Çipras’a bağlı olacağı kaydedildi. Çipras’ın ayrıca, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine İstanbul ziyaretine ilişkin hazırlıkların yapılması talimatını verdiği belirtildi.

Alıntı: Defence Limit.
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı Caner Çetin

  • Varlığımız Türk varlığına armağandır.
  • Buyruk
  • *
  • İleti: 3270
  • Beğeni Sayısı: 604
  • Cinsiyet: Bay
  • ''Sizlerin birisi, onların yirmisine denktir.''
  • Referans Olunan Üye(ler): 5
    • Profili Görüntüle
« Son Düzenleme: 25 Ekim 2018, Perşembe - 01:27 Gönderen: Caner Çetin »
İnanmaktan korkma. Çünkü inanmaktır yaşamı gerçek anlamda var eden, öz veren. İnanmaktır, değiştiren ve olduran. İnanırsan, ama gerçek inanırsan, en zor anlarında inancın senin yanında olacaktır. İnanmak, inanmaktan da ötedir çünkü.

https://www.facebook.com/binyiltumengun
 

Çevrimdışı çıspıntır

Ynt: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz
« Yanıtla #19 : 25 Ekim 2018, Perşembe - 22:22 »
Turan Oğuz beyin Nisan ayında yazdığı bir analiz. Güncel gelişmeleri (Karasuları 12 mil problemi vs) hesaba koyarak bu gün içinde geçerli olabilecek tespitler var.

Ege ve Akdeniz’de savas yakin mi?

Bugunlerde yazili, gorsel ve sosyal medyada Yunanistan ile ilgili cok sayida haber yer almakta.

“Didim yakinlarindaki bir kayaliga Yunan bayragi dikildi. Sahil Guvenlik kuvvetlerimiz bayragi hemen indirdi”.

“Yunanistan Savunma Bakani, Ege’deki Yunan adalarina ek 3.500 asker gonderdigini, Turkiye ile Meric Nehri’nin cizdigi kara sinirina da gelecek gunlerde ek 3.500 asker gonderecegini duyurdu”.

“Ege’de uluslararasi sularda kesif gorevi icra eden ANKA IHA’mizi takip etmek icin 4 adet Yunan F-16’si gorevlendirildi.”

En son haber de Yunanistan’in Fransa’dan 2 adet FREMM tipi firkateyn kiraladigi ile ilgili.

Askeri platformlarin kiralanmasi cok mu alisilmadik? Tabii ki degil. Mesela bir cok ulke kiralik askeri IHA kullaniyor. Hatta bunun da otesinde Hindistan ordusunun envanterinde 1 adet nukleer gucle calisan kiralik Rus denizaltisi bile bulunmakta.

Ancak sunu soylemek gerekir ki Yunanistan henuz firkateynleri kiralamis degil. Hatta bu haberi Fransiz Savunma Bakani da bizzat kendi agziyla yalanladi.

Firkateyn kiralama konusu ilk olarak 2013 yilinda ciddi bir sekilde medyada yer almaya basladi ve 5 yildir ne zaman Yunanistan cok sıkışsa Yunan gazeteleri “3 ay icinde kiralama sozlesmesi imzalanacak” diye bir haber yapiveriyorlar.

Fransa’nin mevcut FREMM firkateyni envanterinin de kendi ihtiyaclarini karsilamak icin ancak yeterli durumda oldugu gozlemlenmekte.

Ancak gelecekte kesinlikle kiralanmayacagini da elbette soyleyemeyiz.

Yunanistan’in bu tur bir kiralamayi istemesi icin 2 onemli sebep var:

Ilki ve en onemlisi, belki bizi biraz gururlandiracak olani, Turkiye kabiliyetlerini arttiriyor.

Suriye’de havada ve karada fiilen basarili oluyor.
Darbe girisimi sonrasi savas ucagi ucurabilecek pilotu kalmadi denilen Turk Hava Kuvvetleri ve personeli buyuk fedakarliklarla bir taraftan Suriye’de harekat icra ederken diger taraftan Ege’de aksatmadan savas ucagi ucurup butcesi sınırlı Yunan hava kuvvetlerini karsilik vermeye zorluyor.
Turkiye yaklasik 15 ay sonra S-400’leri teslim almaya baslayacak ve muhtemelen bir sistemi de bati kiyilarina konuslandiracak, yani tum Ege hava sahasi Atina’dan itibaren Turkiye’nin kontrolu altina girebilir.
Yunanistan butceyi kisarken Turkiye kendi yerli urunlerini uretip envanterini yavas da olsa guclendiriyor.
Yine darbe girisimi sonrasi cok zayifladi denilen Turk Deniz Kuvvetleri’ne ait savas gemileri Kibris cevresinde kendisinden izin almadan sondaj yapmak isteyen gemileri “uzaklastiriyor“. Bolgede arastirma yapmak isteyen baska bir gemi ise Yunanistan’in tum itirazlarina ragmen Turkiye’den izin almak “zorunda kaliyor“.
Gunumuz sartlarinda Turkiye, 3-5 ay icerisinde, Yunan radarlarinin uzaktan tespit edememesi beklenen, 5. nesil “stealth” F-35 savas ucaklarini teslim almaya baslayacak. 2023’e kadar 2 filonun aktif hale gelecegi de konusuluyor. Yunanistan da bu hamleye karsilik 2 milyar dolardan fazla harcayip 4. nesil ucaklarini modernize etmek zorunda kaliyor. Ancak 5. nesil ucaklarin ag merkezli harekat kabiliyetlerinin gercek anlamda kullanilabilmesi halinde modernize 4. nesil ucaklarin kesin bir cozum olmayacagi konusunda da hakli olarak endiseleniyor.
Tum bunlar yetmez gibi son olarak da Turkiye Ege’de IHA ucurup Yunanistan’in basina bir kere daha “bela oluyor“. Bu hamleye savas ucagi haricinde karsilik verebilecek platformu bulunmayan Yunanistan’i dusunduruyor. Cunku sınırlı butceyle 2 adet IHA’ya karsilik 4 adet F-16 kaldirmaya devam etmesi mantiken mumkun degil.
Bunlar anlatabileceklerimin cok kucuk bir kismi. Daha onlarca madde siralayabilirim.

Bunlari ne amacla paylastim? Cunku Yunanistan da aradaki dengenin hizli bir sekilde Turkiye lehine bozulacagini goruyor ve bundan “endiseleniyor“, hatta belki de “korkuyor“.

Ikincisi ise, Yunanistan’a borc verenler savunma harcamalarini azaltmasini sartini kostu ve Yunanistan da kabul etmek zorunda kaldi. 2010 yilinda 8 milyar USD seviyesinde olan savunma butcesi 2017 yilinda yaklasik 4,5 milyar USD’ye kadar dustu. Yani neredeyse yari yariya azaldi. Asiri sag egilimi ve Turkiye karsiti gorusleriyle bilinen Yunanistan Savunma Bakani yukaridaki tehditlerin farkinda ve “yaygara koparip” savunma butcesini acilen arttirmaya calisiyor.

Peki Yunanistan caresiz mi?

Tabii ki degil. Konjonktur ondan yana.

Yunanistan kendi kaynaklari ile kisa ve orta vadede tek basina Turkiye’ye karsi koyabilecek seviyede gozukmese de yanina iyi bir Israil ve -Suudi Arabistan kaynakli kredi ile fiilen bizden daha hizli silahlanan- Misir’i alirsa “buyumeyen” bir Turkiye’ye karsi koyabilir.
Neden bu ulkeler? Hepimizin malumu Dogu Akdeniz havzasinda Israil, Misir, GKRY ve Yunanistan ekonomik munhasir bolgeler icin aralarinda anlasti, buralarda fosil yakit arama calismalarina da basladilar. Hatta cikarma faaliyetleri de aktif.

KKTC ve Turkiye ise kendilerine dayatilan bu cizgileri kabul etmiyor. Mevcut dengelerden dolayi cok yuksek ses cikaramasa da Lubnan da karsi cikmakta.

3 ulke ve GKRY de bolgedeki cikarlari icin acik tehdit olarak gordukleri Turkiye’ye karsi birlesmek zorundalar ve su anda onu yapiyorlar.

Cikartilacak fosil yakitlarin boru hatlari vasitasiyla Yunanistan uzerinden Avrupa’ya ve Avrupa Birligi ulkelerine nakli de soz konusu. Boyle olunca, enerji bagimliligindan kurtulmak ve Rusya’ya alternatif yaratmak mecburiyetinde olan Avrupa Birligi de uyesi Yunanistan’a taraf olarak isin icine giriyor.
Ayni zamanda batidan bagimsiz politikalar izlemeye baslayan Turkiye’ye her platformda siyasi baski uygulanmasi gerekliliginin bir parcasi olarak bu destek de vazgecilmez bir adim.
Ayrica orta vadede Avrupa Birligi ulkelerinin ortak savunma birligine evrilmesi ihtimal dahilinde gorulen PESCO anlasmasi da Demokles’in kilici gibi basimizin uzerinde sallanmakta.
Peki bu durumda Turkiye hangi adimlari atabilir?

Dogu Akdeniz canaginda kalan son iki ulke olan Suriye ve Lubnan ile anlasmak. Suriye icin bolgede en buyuk deniz gucune ve buyuk deniz ussune sahip olan Rusya ile anlasma yapmak yeterli olabilir. Rusya tabii ki bu tur anlasmazliklarda direkt taraf olmayacaktir ancak bolgeye gelmesi muhtemel olan ABD ve AB unsurlarini da istemeyecektir.
NATO uyeligi kapsaminda, bolgeye yonelik bireysel toplanma cabalarini Turkiye olarak engellemek.
Bir Kusak Bir Yol, Ipek Yolu projesi kapsaminda Cin unsurlari ile Akdeniz’de ortak tatbikatlar yapmak.
Cok hizli bir sekilde Kibris cevresindeki parsellerde sondaj ve aramalara baslamak.
Ege, Akdeniz ve KKTC’deki guclerimizi arttirmak.
Devam etmekte olan denizalti, firkateyn, korvet projelerini hizlandirmak, gerekiyorsa adetleri arttirmak.
Planlamasi yapilmis olan; hava savunma harbi muhribi, buyuk firkateyn, Turk tipi hucumbot, yeni nesil mayin avlama gemilerinin insalarini one almak.
Planlamasi yapilmis olan; elektronik harp, karistirma, koreltme, aldatma ve istihbarat gorevleri icra edebilen gemi ve ucak projelerini hizlandirmak.
Uzun sure havada kalabilen buyuk karakol ucaklari, insanli kesif ucaklari ve insansiz hava araclari ile deniz ustu ve altina yonelik kesif ve gozetleme kabiliyetlerimizi arttirmak.
Denizin ustundeki ve altindaki dusman unsurlari yok edebilecek fuze ve torpidolar tasiyabilen, helikopter ve karakol ucaklarinin alimlarini arttirmak ve mevcut projeleri hizlandirmak.
Acilen insansiz deniz araclari gelistirmek ve hizmete almak. Oncelikli olarak; su ustu ve su alti icin kesif, karakol ve mayinlama kabiliyetine sahip yuzer unsurlar ile kesif ve mayin imha kabiliyetlerine sahip dalar unsurlar.
Oyun degistirici olabilecek; lazer silah sistemi, elektromanyetik firlatma sistemi, superkritik karbondioksit guc cevrimi tabanli havadan bagimsiz tahrik sistemlerinin deniz unsurlarina uygulanmasini hizlandirmak.
Yurt disina bagimliligi acilen azaltabilmek amaciyla yerli muhimmatlar gelistirmek ve teslimlerini hizlandirmak.
Tum onlemleri aldiktan sonra da halki ve devletiyle, siyasi ve askeri mutlak kararlilik sergilemek.
Tum adimlari atip, degisikliklere gore gerekli tedbirleri zaman gecirmeden alabilen bir Turkiye, surtusmelerin sicak catismaya donusmesine imkan vermeden dizginleri elinde tutabilecektir.

Ilk yayinlanma tarihi: 24 Nisan 2018 saat 14:30
 
Beğenenler: Caner Çetin, muhendus