20 Kasım 2019, Çarşamba - 09:32

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Caner Çetin

Sayfa: 1 ... 25 26 [27]
521
Tārih / Ynt: Kore'nin Coğrafi Yapısı
« : 10 Ağustos 2018, Cuma - 23:57 »
Şu an son ayrıntısına değin okuyup irdeleme/inceleme olanağım ne yazık ki yok; ancak foruma özel hazırladığınız, emek verdiğiniz bu çalışma için teşekkürü eksik etmek istemiyorum. Sağ olunuz, var olunuz.
Beğenenler: LostWarrior

522
Söyleşme / Ynt: Söyleşme
« : 28 Temmuz 2018, Cumartesi - 08:07 »
Öteki forumda Tarih Bölümü Altında Generaller bölümü vardı acaba tekrardan açılabilir mi ??
Birde Savunmatürk te Suriye İç Savaşı ile ilgili konu tam bir külliyattı acaba kurtarıldı mı yoksa yitip gitti mi ??
Herkese Tekrardan Merhabalar...

Hoş geldiniz sayın LW.
Beğenenler: LostWarrior

523
Benlik, Bodun, Bilim ve Ötesi / Yapay Zekâ
« : 18 Mayıs 2018, Cuma - 18:39 »

524
Sanayi ile Alt Yapı / Ynt: Enerji ve Maden
« : 17 Mayıs 2018, Perşembe - 20:36 »
Nükleer atıklardan üretilen elmas pil binlerce yıl enerji üretecek!

Bilim insanları nükleer atıklardan elmas pil üretmeyi başardı. Çok uzun ömre sahip bu piller uzay araçlarına, uydulara ve hatta tıbbi cihazlara temiz ve güvenli bir şekilde elektrik sağlayabilir…


Yalnızca ABD’de 76.430 metrik ton nükleer atık bulunduğu düşünülürse, bu yeni teknolojinin önemi daha iyi anlaşılabilir.

Bristol Üniversitesi Cabot Enstitüsü’nden bilim insanları, laboratuvarda radyoaktif atıkları dönüştürerek ürettikleri enerji üretebilen elmasla bir taşta 2 kuş vuruyor.

Nükleer enerji santralleri nasıl çalışır?

Nükleer enerji santrallerinde radyoaktif uranyum nükleer füzyon adı verilen bir işlemle bölünür. Atomlar bölündüğünde ısı açığa çıkarır. Bu ısı suyu buhara dönüştürerek elektrik üreten türbinleri çalıştırır.

Bu işlemin ciddi bir dezavantajı vardır. İşlem sonucunda tehlikeli bir radyoaktif atık ortaya çıkar, bu atık da grafit içerisinde birikir.

Günümüzde bu atık madde, radyoaktif özelliğini kaybedene kadar güvenli bir şekilde saklanır. Yarı ömrünün 5.730 yıl olduğu düşünülürse, atığın saklanmasının büyük bir sorun olduğu anlaşılacaktır.

Elmas pil nasıl çalışıyor?

Bilim insanları bu radyoaktif grafiti ısıtarak radyoaktivitesinin çoğunu gaz formunda uzaklaştırmanın bir yolunu keşfetti. Daha sonra bu gazı düşük basınçta yüksek sıcaklıkta tutan bilim insanları, insan yapımı bir elmas üretmeyi başardı.

Bu elmaslar radyoaktif bir alana konulduğunda küçük bir elektrik akımı üretiyor. Araştırmacılar elmas pili bir başka radyoaktif olmayan elmasın içine koyarak zararlı emisyonları yakalamayı hedefledi. Bu tasarım da daha fazla elektrik üretilmesine olanak tanıdı ve pili %100 verimli hale getirdi.

Nükleer elmas pil inanılmaz uzun bir ömre sahip. 7.746 yıl süresince pilin enerjisinin yalnızca yarısı kullanılmış oluyor. Böylesine uzun ömürlü bir pil de, normal pil kullanmanın ve pil değiştirmenin kolay olmadığı durumlar için harika bir çözüm sunuyor.

Pilin kullanılabileceği alanlar arasında uçaklar, uydular, uzay araçları ve hatta tıbbi cihazlar bulunuyor.

Alıntı: https://www.gidahatti.com/nukleer-atik-elmas-pil-104526/
Beğenenler: vural, Danişment

525
İnsansız Güçler / Ynt: BAYKAR Bayraktar Taktik İHA
« : 12 Mayıs 2018, Cumartesi - 19:14 »
Selçuk Bayraktar'dan 'Milli Teknoloji Hamlesi': Bağımsızlığımız açısından çok önemli



Baykar Makine Teknik Müdürü ve Bayraktar İHA Sistemi’nin tasarımcısı Selçuk Bayraktar, twitter hesabından 'Milli Teknoloji Hamlesi'nin önemini belirten paylaşımlar yaptı. Bayraktar, yaptığı açıklamalarda Milli teknolojinin bağımsızlık açısından çok önemli olduğunu belirtti.

İŞTE SELÇUK BAYRAKTAR'IN "MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ" PAYLAŞIMI

Bize başkalarının açık pazarı olmamız ile neticelenecek ve teknolojik açıdan tümüyle dışa bağımlı hale getirecek Almanya’nın Endüstri 4.0’ı,
Japonya’nın Toplum 5.0’ı,
İngiltere’nin Katapult’u değil,

Büyük Türkiye’nin "Milli Teknoloji Hamlesi" gerek…

Endüstri 4.0, Toplum 5.0 vb. gibi dışarıdan ithal kavramlar birilerinin kendi markalarını pazarlaması, pazarı yönlendirmesi ve kontrol altına alması için empoze edilmektedir.

Bu tip ithal kavramlar aslında ön hazırlık aşaması, sonrasında yabancı standartlar ile tüm teknoloji tabanlı ürünlerin belirli kaynaklardan alınması zorunluluğu oluşturulur.

Adım adım ele alalım nasıl bağımlılık oluşturulduğunu;

Örneğin bir uçak parçası üretmek için bilgisayar kontrollü bir makina alacaksınız. Alanın otoriteleri bu makinanın endüstri 4.0 standardında olmasını şart koşar.

Makinayı alıp fabrikanıza kurarsınız ancak makina ağ üzerinden dış şebekelere bağlı durumda.

Gün olur size derler ki, bu makinayla uçak parçası yapamazsın bu bizim şartlarımıza aykırı. Bu durumda makinanızı ağ şebekesinden ayırmayı denersiniz ancak o durumda makina çalışamaz hale gelir zira tüm veri tabloları ve ayarları bu ağa bağımlı olma zorunlu kılmaktadır.

Yine mesela ülkemizden bir girişim yapay zekâya sahip akıllı araç teknolojisi geliştirmiş olsun. Bunu yurt dışına satışı yapılabilmesi için endüstri 4.0 şemsiyesi altında yabancı otoritelerden izin alınması gerekecek.

İşte bu nedenle sanayi ve teknolojik alt yapımızın dönüşümü ancak milli kavramlar üzerine inşa edilebilir.

Ülkemizi teknoloji geliştirme anlamında muasır medeniyetlerin seviyesinin de ötesine taşıyacağına inandığımız bu dönüşüme,"Milli Teknoloji Hamlesi" diyoruz.

https://www.aksam.com.tr/guncel/selcuk-bayraktardan-milli-teknoloji-hamlesi-bagimsizligimiz-acidan-cok-onemli/haber-734533

Harika. Fevkalade, muhteşem, mükemmel bir tespit/söz. Olay bu. Zemin senin olmayınca, bağımlısındır demektir. Herkes kendine bağımlı kılma çabalarında. Bu hep böyle olacaktır. Bu güzden sayın Bayraktar'ın belirttiği son derece, hayatinin de çok daha ötesinde hayati bir meseledir. Var olsun. Toplumu bu tür sözleriyle aydınlatan, yol yordam gösteren yetişmiş anlamış görmüş geçirmiş ve insanları sevk edebilen insanlara ihtiyaç var. Yaşamın gerçeklerini gereklerini anlatanlara ihtiyaç var. İnsanlara geçici bir takım yönlü sözler edip onu karamsarlığa itenler değil. Çalışmaya umuda projelere inanmaya yönlendirenlere gerek var. Umut sevgi aşılayanlara gerek var.
Beğenenler: vural

526
Kara Güçleri / Ynt: Nurol YÖRÜK (NMS) 4x4
« : 12 Mayıs 2018, Cumartesi - 18:59 »
Kutlu olsun. Çok harika ad seçmişler. Mükemmel uyuyor.

Günümüzde yürü- dediğimiz klasik biçimde yorı-'dır. Bilge Kağan "sü yorıttım" der. "koşun (army) yürüttüm" Bu yorı- süreç içerisinde dönüşüp yöri- yörü- ve günümüzde kullandığımız gibi yürü- olmuştur. yörünge dediğimiz sözde bu yüzden ilk ünlü yuvarlaktır. "yürünen yol, iz, vs." demektir. yörük sözü de "gelip giden, (daima) hareket halinde olan" gibi bir anlama iyedir. Konar göçer yani yarı (yarı. tümden değil.) göçer/göçebe olan kır toplulukları, bizde (Anadolu) haliyle bizimkileri kast ederek, anlatan bir sözdür. Bu geleneğe de gelince bu başı boş bir oraya bir buraya konup göçme değil, son derece aklı başında, düzenli düzenekli ve yaşam doğa koşullarına uygun bir yaşam biçimidir. Kışla(k) ile yayla(k) (klasik biçimde kışlağ ile yaylağ), kışlık ev, yazlık ev dediklerimiz bu geleneğe ait, onun parçaları, yadigarları uzuvlarıdır ve tüm Türk dünyasında halen uygulanmaktadır (Anadolu dahil). Bu sözün eylem ad kökünden gelen Tonyukuk yazıtında geçen yorıduk (yürünmüş, yapılıp edilmiş iş/süreç) diye söz vardır örneğin. ilteriş kağan bilge tonyukuk kazgantuk üçün kapgan kağan türk sir bodun yorıdukı bu. İlteriş Kağan ile Bilge Tonyukuk çabalayıp (el vatan için) kazandığı için (zemini yarattığı için) Kapgan Kağan (çağı) Türk Sir milletinin geldiği durum bu(dur). (burada bir tür isyan demeyelim, ancak hak yenmişliğe atıf vardır.)

Kaşgarlı'nın divanında da yörük sözü klasik biçimiyle yorık olarak geçer ve "(siyasi, insani, manevi vs. her türlü) gidişat, yürünmüş/yürünen yol ve yordam; huy, insan tabiatı" gibi anlamlara da gelir.

İlgili aracımız gayet ayak üzerinde olacak bir araç olacağından bu ad fevkalade uymuş. Günümüzde de her halde bu söze yürük diyeceğidir. "geçerli (tedavülde gibi vb.)" gibi anlamı da var idi yanılmıyor isem.
Beğenenler: Danişment

527
Sanayi ile Alt Yapı / Ynt: İktisat
« : 11 Mayıs 2018, Cuma - 20:05 »
Değerli YörükEfe hocam çok güzel uzunca yazıp durumu bir de sizin gözünüzden izah etmişsiniz evvela bir açıklık getireyim ben size asla reklam yapıyor demedim. Sizi asla kastetmedim. Evet epey siyasi bir yorum olmuş benimkisi şimdi sizin yazılarınızı okuyup göz gezdirince anlaşıldı. Bu konuda bundan sonra dikkatli olacağım. Ancak belediyelerle pek içli dışlı olunca insandan dahi tiksiniyorsunuz, bir de başka başka sektörlerde hep mühendis cinsinden tanıdıklar olunca onların dertlerini dinleyince neler döndüğünü duyunca ben de çok kızıyorum burda mesele şu parti bu parti olmamalı aslında. Bu iktidara kızıyorum ama doğrusu parti ayırt etmeksizin eli bal tutan pek çokları parmaklarını yalıyor. İşte ahval bu iken halen daha kendisine bir şeyler yontmaya çalışanlara sinirleniyorum. Birde elbbette kendimize bakmalıyız, ben çok kusurlu biriyim ama benim kusurum beni birazda çevremi etkiler. Bir belde, bir şehir bir ülke emanet edilmiş böyle büyük meseleri kendi şahsi çıkarları uğruna ikinci üçüncü sırada tutanlarım hatasını benim hatamla kıyaslamak doğru olmaz herkes kendi kusurunu bilmeli düsturu burda geçersiz olur zira benimde hakkım yeniyor geleceğim kırpılıyor.

Sayın Caner Çetin sizde çok doğru bir tasvir ve tavsiye yorum yazmış bizlere sunmuşsunuz size de teşekkür ederim.
Saygılarımla

Rica ederim. Açık zihinli olup dikkate aldığınız için asıl teşekkür edilmesi gereken kişi sizsiniz. Özüm adına konuşacak olursam günümüzde (asıl her günde, her zamanda.) en çok ihtiyaç duyulan bu insan tipidir. Kimilerin gözleri kör, gönüller duymaz olmuş artık. Anlatsanız da gösterseniz de gör(e)miyorlar, görmek istemiyorlar.

Er ya da geç; çok acıyla, az acıyla bu millet hak ettiği yere gelecek, adalet tüm kademelerde tesis olunacaktır. Ancak bu konuda, kuşku yok en başta yetkililere görev düşse de, bu kimi bozuk düzenleri ve kimi dış etkili sakatlıkları, sınırlamaları kaldırmak yine de bundan bir tık ileri olarak millete topluma düşmektedir. Büyük Türk Milleti'nin asli cevheri, damarındaki asil kan buna muktedir, tarih de bunun şahididir. Bu güç orada yatmakta, uyanmayı beklemektedir. Bilenler şimdiden görüyor, ancak belirli kişilerin kesimin görmesi yetmiyor. Öz gücümüzden, devinimizden yoksun olduğumuz için adam akıllı teşkilatlan(a)mıyor, her bir alanda A'dan Z'ye güçlü etki alanları, merkezleri böylece de işleri orasından burasından çekip çeviren ya da etkileyen oluşumlar meydana getiremiyor, gerçek anlamda ''millet'' mefhumun doruğuna ulaşamıyoruz. Esasında burada şimdi edilecek çok söz var. Ancak iş daha çok eyleme bakıyor. Lakin, bu ne demek istediğimi az çok anlayanlar ileride bunların gerçekleştiğini görecekler. Diğerleri de, herkes de görecek. Türk Milleti bilfiil, bizzatihi kendi yönüne iye, kendi kaderine sahip olacaktır. Zaten usuldan hareketlenmeyi görüyorum, usuldan dalgalar geliyor. Ve burada kastım, yukarıdakı sözlerimden de anlaşılması gerektiği gibi asla herhangi bir parti ya da benzer bir şey değil. Çok başka, çok daha büyük bir şeyden söz ediyorum. Allah'ın izniyle mukadderattır. Olacak. Yarınlar Büyük Türk Milleti'nin ışığıyla aydınlanacak. Yalnızca, çok çalışmak, çok katlanmak, pes etmemek ve dayanmak, inanmak. En önemlisi de, aklıselimlikten ödün vermemek. Büyük işler her zaman büyük dayanma gücü ve büyük bedeller ister. Hiçbir büyük iş görülmemiştir ki, ardında bunlar olmasın. Mümkün değildir.
Beğenenler: Danişment

528
Hava Güçleri / Ynt: An-188
« : 07 Mayıs 2018, Pazartesi - 12:44 »
Yaradan utandırmasın. Çok büyük bir sonuçla sonuçlanacağı kanısındayım. Kutlu, yolu açık olsun.
Beğenenler: vural

529
Anladığımca takla atma işi gerçekten beceri işi ve kolay olmadığı gibi her dönerkanat da yapamıyor. Şu Skorsky olayı da hayli ünlü hani; bizim Jandarma attırmış da, sonra hurdaya çıkmış. Buradakı özellik tam olarak nedir, hangi özellikler nedeniyle bir dönerkanat bunu kılabilir ve muharebe esnasında/doktrininde böylesi bir yöntemin yeri, yararı var mıdır?
Beğenenler: Danişment

530
Başlığı olduğunca anlamlı ve geniş kapsar kılmaya çalıştık. Tırnaklar içindekinin neye/kime gönderme yaptığı açık. Bu doğrultuda güç ve dil yettiğince çabalayacak, naçizane öneriler sunacağız. Bu iş elbet kolay değil, ancak bir başlangıç kılacak ve hiç değilse ulaşabildiğimiz yere değin anlatmaya çalışacağız. Başlık sürekli bir başlık. Dolayısıyla gönderiler eklenecek, başlık yenilenecektir. Sizler de katkı kılabilir, karşılık bulunması gereken ya da bulunmasını istediğiniz sözleri bildirebilir ya da her hangi bir şeyi nasıl adlandırabileceğimiz doğrultusunda söz soru vs. söyleyebilirsiniz. Altta geçen olağan yazı biçiminde yazıldı. O yüzden bu söz gibi giriş sözü var.

-

Günde yaşamda çok gelişmeler oluyor. Bu gelişmeler birgesinde dilimizi de etkileyebiliyor. Kimi yad sözler dilde sırıtmaz ya da zamanla oturmuş iken kimisi tersi görünüm arz ediyor ve dilimizi kirletiyor. Bugüne değin bu gibi örneklere ne yazık çok denk geldik. Bu çalışmada uygun olduğunu düşündüğümüz böylesi adlara öneri getirmek istiyoruz. Zira önce yazılarda örnekleriyle belirttiğimiz gibi dilimiz, kimliğimizdir. Kimliğimizi korumak sorumluğumuz. Ona karşı iyi bir bakım yapmak zorundayız. Karşılıkların öneri olduğunu belirtip beğeneceğinizi içten umuyoruz.

*

GÖM (Görüş Ötesi Mühimmat). Çoğunlukla 'stand-off mühimmat' denen, yani yarı İngilizce yarı Türkçe tuhaf olan söze karşılık. Düşman görüşünün ötesinde salınan bir mühimmat olduğundan. ''stand-off'' sözü de bu olgu nedeniyle konulmuş bir addır.

Güder. Dilimize çok ters bu ''drone'' sözü maalesef git gide dilimize yerleşmek üzere hatta yerleşti desek yerindedir. Yad kişi neden ''erkek arı'' anlamına gelen bir sözü böylesi tür araç için koyar bilmeyiz, bildikleri vardır, ancak bu insansız olan araçlar insanların güttükleri amaçlar doğrultusunda hareket ettikleri (ettirildikleri) gibi, yine onların gütmesi yani kontrol etmesi, yönlendirmesiyle iş yaparlar. Tarama Sözlüğü'nde gütmek sözü için birkaç anlam vardır. Bunlardan birkaçı riayet etmek, iz-lemek, (bir şeyi, kişiyi) izleyip onu (-n söylediklerini, yaptıklarını) korumak/bek-lemek (bek/berk, muhkem) yani uygulamak, yerine getirmektir. Bu yüzden de güdümlü füze dediğimiz gibi hayvan güdücülerimize güden ya da güdücü deriz. Çünkü yılkılarını, hayvanlarını güdüyor yani bek-liyorlardır (sağ tutmak, korumak, gözet(le)mek).

Günümüzde yine beklemeye beklemek dememiz de benzer anlayıştan: bir duruşu, vaziyeti koruyor, bir iş ya da kişinin olması gelmesi için içinde bulunduğumuz tavrı tutumu koruyoruzdur. Buradan hareketle özellikle de savunmamızda zaten güdüm sözü de var iken drone denen ancak bizde ''dron'' söylenip 'dron' yazılması dahi ne yazık ki becerilemeyen söz için naçizane güder sözünü öneriyoruz. uçak savar/uçaksavar gibi düşünün. Malum ki bu drone sözü artık her türden insansız araçları anlatır hale gelmiştir. Bu açıdan da güder sözünün drone sözünün temelinde yatan anlamının aksine anlam olarak da çok uyduğu kanısındayız. Zira ilgili özellikte olan her araç güderdir. Böylece kara güder, hava güder, su altı güder, silahlı güder vb. gibi ifadeler kurulmasında da kolaylık sağlanmış olur. Ek olarak ekonomik bir söz de.

Tepken. ''booster''. Zira bir şey tepildiğinde itilir, ileri gider. Dilimizde tepmik (tekme gibi) vb. gibi sözler de var. At için de 'at tepmek' deriz; hem vurması hem de onun kişice çapılması yani yüğürtülmesi/seğirtilmesi ya da benzer kullanımca yelmesi için. tep-gen de ilgili eylemi kılandır. p sesi nedeniyle k'li. Aynı koru-gan (oku: koruğan, yani koruyan [y ğ'den dönüşme, büyüklerimiz halen ğ'li konuşur*]; ünlüsüz korgan [kurgan]), ola-gan (oku: olağan -> olgan** -> olan, hep ola gelen, hep olan) gibi. İşte durumuna yani ses uyumuna göre de bu g k olabiliyor. Kimi zaman da yitiyor (Oğuz ağzında). Dolayısıyla tepen ile tepken aynıdır. Aynı giden ile 'gitgen'in aynı olduğu gibi.

*'Kılmaya gidiyorum' demezler, 'kılmağa gidiyorum' derler. Burada da aynı olay söz konusu.
**Diğer kimi Türk ağızlarında özgün b'li biçim vardır, bolgan gördüğünüz söz budur, olgan.

Kaçımsız (Alan). ''no escape zone''. Codex Cumanicus'ta tözümlü diye bir söz var. Bu sözün yapısı töz (ad; eylem olarak da töz-; tözdi (tözdü): kat(ı)lanmak, dayanmak; Kaşgarlı) +(ü)m - lü. Anlamı dayanıklı, tahammüllü, dayançlı (sabırlı)  ile anlam kaplamında olan huzurlu diye verilmiş. töz sözünün kendisi ise manevi huzur, simge (Moğolca 'ongun'un Türkçe karşılığı bu töz sözüdür, örneğin Oğuz Kınık boyunun töz kuşu çağrıdır (çakır doğan/çakır kuşu)) gibi anlamdadır. -m yapılı bir söze -lİ eki geliyorsa (gelebiliyorsa), bunun karşıtı yani yokluğu(nu) bildiren de -sız ekli olacaktır. Böylece dil kurallarımıza uygun olarak kaç+(ı)m-sız dememiz mümkün olacaktır.

''Düşman savaş uçağı kaçımsızda vuruldu.''

Örnek sözde görüldüğü gibi 'kaçımsız' diye kullanmak da olur. Ekonomik.
Beğenenler: Shoryuken.M, fatihkara41

531
Hava Güçleri / Ynt: An-188
« : 29 Nisan 2018, Pazar - 22:01 »
Güzel gelişme anlıyorum. Nerede önümüzü açacak, işimizi ihtiyaçlarımızı isterlerimizi görecek iş, ortaklık varsa orada olunmalı. Bağımsız, kendi güdümünde, milli bir yol haritasına sahip, dik ve kendine yeten, kendine güvenen ve güçlü, saygın bir ülke ve devlet olmak için bunlar gereklidir. Bu durum, Rusya ile belirli konularda hemfikir iken onun düşmanı olan Ukrayna gibi bir devletle de kafamıza uyduğunda iş kılabildiğimizi dolayısıyla kendi gücümüzle kendi beynimiz ve yol haritamızla davrandığımızı gösterir güzel örnektir. Batı ayarında değiller gibi bir anlayışa da sapmamalı. Gerekli bilgi deneyim ve ortaklık kıvamıyla çabayla her türlü isterlere uygun iş çıkar. İnsan beyni bu. İstensin; olur.
Beğenenler: vural, Danişment

532
Radarlar, Haberleşme, ET/ED / STM - OVERA
« : 18 Nisan 2018, Çarşamba - 13:51 »
Burası uygun olacaktır sanıyorum.

Beğenenler: :::DeSaLaToR:::

533
Kara Güçleri / Ynt: PARS Ailesi
« : 16 Nisan 2018, Pazartesi - 21:09 »
Bu muştulu duyuruya bir başka muştu eklenebilir. Yazıda tükendi dese de (haklı olarak, öyle biliniyor çünkü) Anadolu irbişi (leopard) tükenmedi ve halen yaşıyor. Konunun uz kişilerin elinde kayıtlar var. Ancak hangi bölgede olduğunu kendini bilmez aşağılıklar gidip avlamasınlar diye açıklamıyorlar.
Beğenenler: vural, Danişment

534
Tārih / İki Kardeş Bir Kader
« : 14 Nisan 2018, Cumartesi - 22:03 »
Öy - 1

Batıda olan Oğuz'un ''ev'' dediğine doğudakı karındaşı Uygur ''öy'' der. Bu söze Orkun yazıtlarında ''eb'' diye denk geliriz. Kimi ağızlarda e lerin ö ye çevrildiğini gözlemleyebildiğimiz için, örneğin etük - ötük (edik) gibi, denebilir ki burada da denk bir iş olsa gerek. Bu sözün anlattığı nesne günümüzde hepimizin eve ev dememizin nedenidir. Çünkü Türk gelenek konutu olan yapıya çatılmak'tan gelen 'çatır' (çadır) değil, ''(keçe) ev'' denir. Yani evimizdir o. Bu yüzden doğu Türkü ak keçeden olan eve 'ak öy' dediği gibi, toprak duvarla yapılmış eve 'tam öy' der. Buradakı ''tam'' biz batıdakıların ''dam'' dediği sözdür. ''duvar'' gibi anlama gelir.

Yine 'ev ocak' dediğimiz gibi doğulu karındaşımız örneğin öy otak (ev otağ), ''ev ocak'' gibi, der. ''öy içi'' sözü ise ''aile, çoluk çocuk, evdeki kimseler'' anlamında kullanılır.

Bahşayiş Lugatı'nda da Türkmen (Oğuz) konutuna ''kara ev'' dendiği kayıtlıdır. Bu ak yani durumu daha iyi olanların kullandıkları keçeden değil, karşıtı olandır.

Bu arada ek olarak şunu da belirtmeli. Azerbaycanın kimi ağızlarında öy ile öv dendiği de vardır. Bu ise ayrı güzel bir ortaklığımızı oluşturuyor.
Beğenenler: Uygur

535
Dünya / Ynt: Suriye İç Savaşı
« : 14 Nisan 2018, Cumartesi - 18:37 »
Sağ olun efendiler.
Beğenenler: Bismarck, HaciChelebi_ST

536
Dünya / Ynt: Suriye İç Savaşı
« : 14 Nisan 2018, Cumartesi - 18:12 »
İşin diğer kısmı füzelerin denene göre eski yapım düzenekler ile vurulmuş olduğudur. Gerçekten ~%70 oranında vuruldu ise bu o dillendirilen eski yaptılar ile mi gerçekleştirildiği yoksa Rus'un kendisine ait ve getirdiği daha yeni düzenekler ile mi vurulduğu soru işareti. Bu eski düzeneklerin bu tür füzeleri vurma becerisi var mı var ise ne oranda, birisi aydınlatabilirse mutlu olurum.

Diğer yandan, bunu saptama imkanı olmayıp bu yüzden böylesi bir yönteme başvurup, yeni ve dolayısıyla kendilerine ait düzenekler ile vurup batıyı yanıltmak ve psikolojik harp uygulamak amacıyla eski ve dolayısıyla doğruca Suriye'ye ait olan düzenekler ile vurulduğunu da açıklıyor olabilirler. Elbet, batının hangi füzelerle kendi füzelerinin vurulduğunu saptama olanağı yok ise.

Aydınlatıcı sözlere müteşekkirim.
Beğenenler: :::DeSaLaToR:::

537
Tārih / Eski Topraklar
« : 12 Nisan 2018, Perşembe - 22:13 »
Esen olsun karındaşlarım.

Bu çalışma dil bilgini, Altayist Mehmet Levent Kaya ustamızın hazırlama ve sunması ile TRT AVAZ'ca gerçekleştirilen bir Türkiye'deki Türkistan belgeselidir. Büyüklerimizin ağzından batı eline (Türkiye) nasıl geldiklerini, ne mücadeleler verdiklerini, hangi acıları çektiklerini, hangi eserleri ortaya koyduklarını, mücadeleyi nasıl sürdürdüklerini, nasıl yaşadıklarını ve dolayısıyla da cümle Türklükten dili, geleneği, görgüsüyle öğreneceksiniz, tanışacaksınız.

Aşağıda verdiğim bugün yayınlanması nedeniyle sekizinci dolayısıyla en yeni bölük. Üyelikten diğer bölüklere erişebilirsiniz.


Diğer yandan Levent usta tanınmayı hak eden çok değerli, bunca iyi ve ileri düzeyde olan ender bilginlerimizdendir. Geçmişini okuduğunuzda hak vereceksiniz. Ayrıca ayın on dördünde Ankara Kızılay'da, on sekizinde de Ordu Üniversitesi'nde sunu sunacak, konuşma kılacaktır. Gitmeyi dileyen için bilgileri özelden veririm.

*

Mehmet Levent Kaya

29 Mayıs 1974de Elazığ'da doğdu. 1992 yılında deniz Lisesi'nden mezun olup Deniz Harp Okulu'na başladı. 1996daki mezuniyetin ardından kısa sürede Deniz Kuvvetleri'nden ayrılıp, Kadıköy, İstanbul'da Hammer Müzik Dış Ticaret Müdürlüğü yaptı. 1999 yılında uzak yol gemilerinde II. Zabit olarak çalışmaya başladı. 2002 yılından sonra Mavi Akım Boru Hattı projesinin resmi çevirmenliğini yapıp, proje bitince Moğolistan'a gitti. Burada Devlet Üniversitesi'nin hazırlık sınıfından sonra 2005 yılından başlayarak Moğolca Dil Bilimi Yüksek Lisans çalışması; ayrıca özel bir lisede İngilizce öğretmenliği yaptı. Yüksek Lisans konusu İncannaşi Hoca'nın Höh Sudar adlı eserinin bir bölümündeki sözcük ikilemeleri idi. Pek çok İngilizce makale ve kitabı Türkçeye çevirdi. 2011 yılı sonunda Moğolca aslından yaptığı ''Moğolların Gizli Tarihçesi'' çevirisi ile ilk romanı ''Çölde Dor'' yayımlandı. 2013 yılı içinde Kırgızistan'da Kırgızca dil proğramına, yine Doğu Türkistan'ın Gulca şehrindeki İli Pedagoji Üniversitesi'nde Sibe-Mançu Dil proğramına katıldı. Moğolistan Devlet Üniversitesi'nde klasik Mançuca bir doktora proğramına başladı ancak mali yetersizlik nedeniyle tamamlayamadan Türkiye'ye dönmek durumunda kaldı. 2015 yılında TRT TÜRK kanalında yayınlanan ''Türk Uygarlığının Yıldızları'' adlı belgeselin danışmanlığını yaptı. Yine TRT için Türkiye'de yaşayan Türkistanlı diğer Türk dede ve ninelerimizin yaşamlarından önemli öykülerini anlattığı ''Eski Topraklar'' başlıklı bir belgeselin danışmanlığını yapıyor. 2016 yılında ikinci romanı ''Ölüöne'' yayımlandı. Üçüncü romanı ''100.000'' yayına hazırlanıyor. Samsun'da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor.

*

Konuya güzel gittiği için, öz verdiği için ekliyorum.

Beğenenler: :::DeSaLaToR:::

538
Tanışma/Soru-İstek/Şikayet / Ynt: TANIŞMA
« : 11 Nisan 2018, Çarşamba - 16:01 »
Esen olsun değerli arkadaşlar.

Adım Caner Çetin. Almanya doğma büyüme, halen ilgili yad elde ve elektronik mühendisliği okumaktayım. Kiminiz beni savunma mecralarından tanıyor olabilir. Değerli ve işine odaklı gördüğüm, bu sonuncusu nedeniyle savunma dünyamıza, insanımıza katkıları büyük olacağını düşündüğüm ve umduğum, bu anlayışıyla çokça büyümesini, yön göstermesini ve ele ülkeye fikri, manevi ve maddi yarar getirmesini dilediğim defenceturk.net ailesinin ağ yüzünde (web site) Türkçe adlarımız ve birgesinde geleneğimiz konusunda kendileri ile birlikte elden geldiğince şimdiye değin iki yoğun yazıyla anlatmaya çalışan kişiyim. Umuyorum bunları keyifle okumuşsunuzdur. Bu yüzden burada yuvasında herkesin önünde bir kez daha bu olanağı tanıdığı için bu güzel insanlara en içten teşekkür edip içten duygu ve düşüncelerimi, şükranımı ifade etmek istiyorum.

Tüm böyle olunca, düz doğru görünce, derlenen toplanan foruma da katılmak, vakit buldukça işi gücü buraya vermek dileği uyandı. Hal böyle iken aralarımda burayı izleyecek, izlemekle birlikte var olan bilgimi de yerli yerince buraya güçlü bir birlik ve geçmiş-gün-gelecek bağlamında kapsayıcı düşünce bütünlüğü için kazandırmaya, üleşmeye çalışacağım. Özellikle Türk dünyası ile ilişkilerimizin her bir açıdan (görgü gelenek, tarih, ekonomik, savunma, öğretim [ortak Türk tarihi dersi yakınlarda 8. sınıflar (Türkiye) için seçmeli ders olarak Türk Keneşi'ne üye olan tüm Türk ellerinde başlayacak], ...) yoğunlaştığı şu günlerde bu dönemeçleri toplum millet olarak fırsat bilip değerlendirmeye, bilgilenmeye çalışmak, köprüler kurmak, bu durumu kimi anlayışların oturması için olanak bilip kökün derince inmesi için çabalamak, (ortak) tarih ve değerlerimizi öne çıkarmak ve savunmada da bu bakışı ilerinin büyük Türkiyesi ve Türk dünyası için dolayısıyla esenliğimiz geleceğimiz için kök saldırmak çok önemlidir, hayatidir.

Kuşku yok ki böylesi yerler bilgi yuvalarıdır ve yönlendirici olmaktadırlar. Özellikle savunmaya dolayısıyla da ülkemizin geleceğine düşkün, meraklı gençlerimizin, çok bilgili ve bilinçli olmayan insanlarımızın bu tür alanlara gelecekleri yönlenecekleri açıktır. Yarar getirmeyen tartışmaların değil, ne olursa olsun her daim dik ve ümitvar olan, gelecekten çalışa didine umutlu olan, asli cevherini bilen ve ona güvenen bir ortam içinde öz veren, iç dolduran, yön gösteren ve ''beyin yapan'' hatta ve hatta ''kişi yapan'' bilgilerin, görüş alış verişlerin kılındığı böylesi bir yer hepimize, bir birimize ve özellikle andığım insanlarımıza, gençlerimize güç verecek, hatta ülkü verecektir, yön gösterecektir. Öyle ki, yurda hizmet yolunda ''kalıcı eserler için çalışma'' ve ortaya bir şeyler koyma yani kendini gerçekleştirme hedefi doğrultusunda ışık olacaktır. Bu güçlü dönüşüm, usul usul, adım adım tüm ülkeyi sarıp dönüştürecek, ona yeni yol tayin edecektir. İzleyen, eleştiren ancak bir şey değiştir(e)meyen, buna çabalamayan değil, mesleği konumu duruşu ne olursa olsun fikri hür, vicdanı hür, iradesi hür ve mukaddesatını, asli kurucusu olduğu yapısını korumak için her daim yol arayan, kendisini dolayısıyla ülkesini ve değerlerini yüceltmek için çalışıp bunu yegane yaşam şiarı belleyen, bu yüzden ''kendi''sini de bu bütünün bir parçası, böylece de değerli gören insanlar yaratacaktır. Bu bağlamda yapılacak iş insana dokunmak ve dönüştürmek, ona bir şeyler katmak kazandırmak ve yola hazırlamak, bir maya oluşturmak işidir. Bunların ise nelerle olacağı, bunun da kaynağının ne olduğu açıktır. Bu bağlamda ne denli büyük bir güce haiz olunduğunun ayırdında olunmalıdır. Buralar ''sanal'' olsa da, ardındaki fikirler, beyinler gerçektir. Dolayısıyla bilgi gerçektir. Bilgi ise her şeyi dönüştürücüdür.

Bütün bunlar olur iken kullanılan dile dikkat etmek ayrıca büyük hatta hayati bir önem taşıyacaktır. Zira, Gazi Paşa'nın da dediği gibi Türk kişisi tüm değerlerini, sevgilerini, acılarını, tecrübelerini, felaketlerini, zaferlerini, sevinçlerini, mutlarını, dünyaya bakışını, anlayışını yani topyekün tüm varını varlığını diline işle(n)miştir. Çok değerli, Altayist, dil bilimci olan bir bilginimiz Mehmet Levent Kaya'nın dediği gibi dil, kültürün uygulayıcısıdır. Kültür, medeniyet demek ise, kimlik demektir. Son çağlarda sayın cumhurbaşkanının da sıkça ve çok doğru biçimde dillendirdiği gibi de, kendi kültürel kodlarının ayırdında olmayan bir millet, yaratıcı yapıcı ve dolayısıyla da kılıcı edici ve yönlendirici olamaz. Ancak ve ancak başkalarının peşinden gitmek ve onları taklit etmek zorunda kalacaktır. Çünkü beyni yapan bir bakıma dil, dilde kodlanan düşünme biçimi, değerler, gaye, anlayış ve onun ilerilik düzeyidir, estetik ve devamıdır. Bu bağlamda dil kimliğimiz ile sanılanın aksine çok derinden bir bağ ile bağlı bağıntılıdır. Çünkü onun hamisidir. Ata bu gerçeği süreç içerisinde görmüş ve dilin önemine bu yüzden vurgu yapmış, öyle vurgu yapmış ki, bizzat kendisi de işe dahil olduğu gibi birçok işin oluşmasına da ön ayak olmuştur. Dolayısıyla bu olguya en büyük bir ihtiyadı önemi vermek mecburiyetindeyiz.

Bu gerçek dışında yazı dilinin yerli yerince konuşma dilinden daha önemli olması nedeniyle hitabet, insana işlemek, yol göstermek gibi gayeler konusunda da önemli olduğunun altını da son olarak çizmeli.

Sözün özü şudur. Hepimiz birer neferiz ve vatanın yücelmesi yalnızca belirli yetkilerle donatılmış kişilerin elinde değil, esasında, tam aksine, bu derin ve gücünün ayırdına gelmesi gereken millettedir. Bu yüzden içimizdeki özü keşfedip tüm vasıflarımızı kullanıp, geliştirip tüm imkanlarla, yeri geldiğinde de yeni imkanlar yaratarak çalışmalı, iyi ve derin, geniş düşünmeli, büyük düşünmeli, kurmalı, yürümeli ve geleceğin Türkiyesinin harcını karmalıdır. Bu vatan bizimse geleceği de bizim elimizdedir. Milletin elindedir.

Bu vesileyle bu olanak için eli emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hep birlikte güzel işlerin yapıcısı olmamızı en içten diliyorum.

Esen kalınız efendiler.

Ne mutlu Türk'üm diyene.

Sayfa: 1 ... 25 26 [27]