Forum Defence Turk

TÜZGÜ ve TOPLAŞMA YERİ => Benlik, Bodun, Bilim ve Ötesi => Konuyu başlatan: Caner Çetin - 01 Mayıs 2018, Salı - 22:08

Başlık: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Mayıs 2018, Salı - 22:08
Başlığı olduğunca anlamlı ve geniş kapsar kılmaya çalıştık. Tırnaklar içindekinin neye/kime gönderme yaptığı açık. Bu doğrultuda güç ve dil yettiğince çabalayacak, naçizane öneriler sunacağız. Bu iş elbet kolay değil, ancak bir başlangıç kılacak ve hiç değilse ulaşabildiğimiz yere değin anlatmaya çalışacağız. Başlık sürekli bir başlık. Dolayısıyla gönderiler eklenecek, başlık yenilenecektir. Sizler de katkı kılabilir, karşılık bulunması gereken ya da bulunmasını istediğiniz sözleri bildirebilir ya da her hangi bir şeyi nasıl adlandırabileceğimiz doğrultusunda söz soru vs. söyleyebilirsiniz. Altta geçen olağan yazı biçiminde yazıldı. O yüzden bu söz gibi giriş sözü var.

-

Günde yaşamda çok gelişmeler oluyor. Bu gelişmeler birgesinde dilimizi de etkileyebiliyor. Kimi yad sözler dilde sırıtmaz ya da zamanla oturmuş iken kimisi tersi görünüm arz ediyor ve dilimizi kirletiyor. Bugüne değin bu gibi örneklere ne yazık çok denk geldik. Bu çalışmada uygun olduğunu düşündüğümüz böylesi adlara öneri getirmek istiyoruz. Zira önce yazılarda örnekleriyle belirttiğimiz gibi dilimiz, kimliğimizdir. Kimliğimizi korumak sorumluğumuz. Ona karşı iyi bir bakım yapmak zorundayız. Karşılıkların öneri olduğunu belirtip beğeneceğinizi içten umuyoruz.

*

GÖM (Görüş Ötesi Mühimmat). Çoğunlukla 'stand-off mühimmat' denen, yani yarı İngilizce yarı Türkçe tuhaf olan söze karşılık. Düşman görüşünün ötesinde salınan bir mühimmat olduğundan. ''stand-off'' sözü de bu olgu nedeniyle konulmuş bir addır.

Güder. Dilimize çok ters bu ''drone'' sözü maalesef git gide dilimize yerleşmek üzere hatta yerleşti desek yerindedir. Yad kişi neden ''erkek arı'' anlamına gelen bir sözü böylesi tür araç için koyar bilmeyiz, bildikleri vardır, ancak bu insansız olan araçlar insanların güttükleri amaçlar doğrultusunda hareket ettikleri (ettirildikleri) gibi, yine onların gütmesi yani kontrol etmesi, yönlendirmesiyle iş yaparlar. Tarama Sözlüğü'nde gütmek sözü için birkaç anlam vardır. Bunlardan birkaçı riayet etmek, iz-lemek, (bir şeyi, kişiyi) izleyip onu (-n söylediklerini, yaptıklarını) korumak/bek-lemek (bek/berk, muhkem) yani uygulamak, yerine getirmektir. Bu yüzden de güdümlü füze dediğimiz gibi hayvan güdücülerimize güden ya da güdücü deriz. Çünkü yılkılarını, hayvanlarını güdüyor yani bek-liyorlardır (sağ tutmak, korumak, gözet(le)mek).

Günümüzde yine beklemeye beklemek dememiz de benzer anlayıştan: bir duruşu, vaziyeti koruyor, bir iş ya da kişinin olması gelmesi için içinde bulunduğumuz tavrı tutumu koruyoruzdur. Buradan hareketle özellikle de savunmamızda zaten güdüm sözü de var iken drone denen ancak bizde ''dron'' söylenip 'dron' yazılması dahi ne yazık ki becerilemeyen söz için naçizane güder sözünü öneriyoruz. uçak savar/uçaksavar gibi düşünün. Malum ki bu drone sözü artık her türden insansız araçları anlatır hale gelmiştir. Bu açıdan da güder sözünün drone sözünün temelinde yatan anlamının aksine anlam olarak da çok uyduğu kanısındayız. Zira ilgili özellikte olan her araç güderdir. Böylece kara güder, hava güder, su altı güder, silahlı güder vb. gibi ifadeler kurulmasında da kolaylık sağlanmış olur. Ek olarak ekonomik bir söz de.

Tepken. ''booster''. Zira bir şey tepildiğinde itilir, ileri gider. Dilimizde tepmik (tekme gibi) vb. gibi sözler de var. At için de 'at tepmek' deriz; hem vurması hem de onun kişice çapılması yani yüğürtülmesi/seğirtilmesi ya da benzer kullanımca yelmesi için. tep-gen de ilgili eylemi kılandır. p sesi nedeniyle k'li. Aynı koru-gan (oku: koruğan, yani koruyan [y ğ'den dönüşme, büyüklerimiz halen ğ'li konuşur*]; ünlüsüz korgan [kurgan]), ola-gan (oku: olağan -> olgan** -> olan, hep ola gelen, hep olan) gibi. İşte durumuna yani ses uyumuna göre de bu g k olabiliyor. Kimi zaman da yitiyor (Oğuz ağzında). Dolayısıyla tepen ile tepken aynıdır. Aynı giden ile 'gitgen'in aynı olduğu gibi.

*'Kılmaya gidiyorum' demezler, 'kılmağa gidiyorum' derler. Burada da aynı olay söz konusu.
**Diğer kimi Türk ağızlarında özgün b'li biçim vardır, bolgan gördüğünüz söz budur, olgan.

Kaçımsız (Alan). ''no escape zone''. Codex Cumanicus'ta tözümlü diye bir söz var. Bu sözün yapısı töz (ad; eylem olarak da töz-; tözdi (tözdü): kat(ı)lanmak, dayanmak; Kaşgarlı) +(ü)m - lü. Anlamı dayanıklı, tahammüllü, dayançlı (sabırlı)  ile anlam kaplamında olan huzurlu diye verilmiş. töz sözünün kendisi ise manevi huzur, simge (Moğolca 'ongun'un Türkçe karşılığı bu töz sözüdür, örneğin Oğuz Kınık boyunun töz kuşu çağrıdır (çakır doğan/çakır kuşu)) gibi anlamdadır. -m yapılı bir söze -lİ eki geliyorsa (gelebiliyorsa), bunun karşıtı yani yokluğu(nu) bildiren de -sız ekli olacaktır. Böylece dil kurallarımıza uygun olarak kaç+(ı)m-sız dememiz mümkün olacaktır.

''Düşman savaş uçağı kaçımsızda vuruldu.''

Örnek sözde görüldüğü gibi 'kaçımsız' diye kullanmak da olur. Ekonomik.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: YörükEfe - 08 Mayıs 2018, Salı - 20:04
Sevgili Caner Çetin kardeşime gelsin

http://www.defenceturk.net/yabanci-askeri-terimlere-karsilik-turkce-oneriler
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: TR-Militarist - 10 Mayıs 2018, Perşembe - 00:22
ben dron için aslında hep İHA kısaltmasını kullandım sonra TDK da karşılık olarak UÇARGÖZ karşılığını getirdi şu an arkadaşlarla sohbetlerde hep bu sözcüğü kullanıyoruz ben çok iyi bir karşılık çünkü askeri anlamda ve genel olarak mini iha diyebileceğimiz bu araçlar bir kamerayla izleme amaçlı kullanılıyor uçargöz tam cuk diye oturmuş bir karşılık bence GÖM kısaltması da çok iyi olmuş
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 10 Mayıs 2018, Perşembe - 12:49
Sevgili Caner Çetin kardeşime gelsin

http://www.defenceturk.net/yabanci-askeri-terimlere-karsilik-turkce-oneriler

Var olun, var olalım üstadım.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 10 Mayıs 2018, Perşembe - 17:00
... bence GÖM kısaltması da çok iyi olmuş.

Teşekkür ederim efendim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 19 Temmuz 2018, Perşembe - 20:42
Burada http://forum.defenceturk.net/index.php?topic=4.msg2402;topicseen#msg2402 denk geldim. Gözüme ilişince kaynaklarımızı taradım.

Dilimizde yanıltan, aldatan bir neme için yanılmaç denir. Yine aldangıç sözcüğü de geçer. Aynı biçimde aldağan sözcüğü var. ''aldağıç'' da ''aldayıcı'' ile birlikte göze ilişiyor. decoy için bunlardan dilenen kullanılabilir.

Bu başlık ayrıca gönülce sürdürülebilir. El atılması gereken iş olduğunu düşündüğünüzde buraya gönlünüzce yazı verin. Birlikte çözüm arayalım. Süreç içerisinde birikim de olabilir. Böylece bir önceki çalışma gibi yine yayın da yapabiliriz. Bu gibi konularda toplumca duyarlı olmalıyız. Çok ayrıntıya girmek istemiyorum ancak dil dilden çok öte bir olgu olmakla birlikte günümüzde kimi işler artık tadını tuzunu kaçırmış, hatta zehir olmaya başlamış hale geldi. Dikkatli olmalıyız.

Bilgi: Verdiğim sözcükler asırlık kaynaklarımızda geçen, dilimize, dil bilgisine, kurallarına uygun ve de sabit olan sözcüklerdir. Bunlar büyük bir ola ile yalnızca birkaçıdır. Ben yalnızca kilit bir düşünceyle anında el atılabilecek, bakılabilecek ve sonuç elde edilecek bir kaynağa (Tarama Sözlüğü [TS], TDK) baş vurdum.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 15 Ağustos 2018, Çarşamba - 16:48
Önemli açıklamalar barındırıyor.

https://www.memurlar.net/haber/767672/tdk-den-dogru-turkce-aciklamasi.html
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 15 Ağustos 2018, Çarşamba - 17:30
İlgilenen, duyarlılara:

network. İş ağı, çalışma ağı. İlgili yere göre de (anlam genişlemesi, kaplam ile) görev ağı da denebilir. Örneğin koşunda (army).

Yukarıda son geçtiğim gönderideki yazıda anılan ''gereksiz yere (bilinçli) kullanılan sözler''den bir tanesi. Milliyetine, kimliğine, özlüğüne sahip çıkmak çok yönlüdür; ancak dilde olanı tüm kesimleri, tüm ulusu kapsar; yani kapsayıcıdır. Dilimiz dolayısıyla zihnimiz, tarihi hafızamız yeterince darbe, hasar görmüş iken bir de bunlara gerek yok. Hiç yok.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 25 Ağustos 2018, Cumartesi - 18:24
Geçen yazıp olağan ağ yüzde yayınladığımız yazı içeriği misalince aklıma gelen birkaç adı anmak istiyorum. Arkadaşlar görüp gerekli durumda ilgili yerlere iletebileceklerdir. Daha çoğu aklıma gelir ya da denk gelir isem yine derme yapıp yazı halinde ağ yüzünde (web site) verebiliriz.

Yıldıran. Özellikle zırhlı araçlara uygun olabileceğini düşündüğüm bir ad.

Yağan. ''fil''in dilimizdeki karşılığı.

Çığılmar. İbn-ü Mühenna 1200lere tarihlenen sözlüğünde bu sözü ''Silâh ve Savaş Âletleri'' bölümünde anar. Bir tür yay imiş. Ayrıntılı bilgi edinir isem, geçeceğim.

Ozgan. Öne geçen, önde giden/gelen anlamlara gelir. Bir özel ad olarak da bir it türü ya da bu özellikte olan itler için kullanıldığını, yine İbn-ü Mühenna'dan öğreniyoruz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 03 Eylül 2018, Pazartesi - 19:43
Ağ yüzde (website) arkadaşlarımız millî denizaltı fırlatıcı ile ilgili duyuruda bir yerde "fırlatıcı sistem" diye anlatmalarına karşın diğer yerlerde "lançer sistem" demişler. Resmî adda ilgili ucûbe söz yarımay içinde olmakla birlikte genel adda "akustik aldatıcı ..." denmiş, burada da açıkça kullanılmamış. Deniz Kuvvetlerimizin bir projesinin adı da "Dikey Atıcı.. (ya da "Fırlatıcı")" diye başlıyor idi.

Dolayısıyla, YörükEfe üstadım, senden ricam sevgili arkadaşları bu konuda uyarman. Nefer olarak sorumluluğumu yerine getiriyorum. Gerisi onlara kalmış. Dilimizi katletmenin kirletmenin gereği yok. Bu Mustafa Kemal'in bu konuda gösterdiği yolla da çelişiyor.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: YörükEfe - 04 Eylül 2018, Salı - 02:12
Ağ yüzde (website) arkadaşlarımız millî denizaltı fırlatıcı ile ilgili duyuruda bir yerde "fırlatıcı sistem" diye anlatmalarına karşın diğer yerlerde "lançer sistem" demişler. Resmî adda ilgili ucûbe söz yarımay içinde olmakla birlikte genel adda "akustik aldatıcı ..." denmiş, burada da açıkça kullanılmamış. Deniz Kuvvetlerimizin bir projesinin adı da "Dikey Atıcı.. (ya da "Fırlatıcı")" diye başlıyor idi.

Dolayısıyla, YörükEfe üstadım, senden ricam sevgili arkadaşları bu konuda uyarman. Nefer olarak sorumluluğumu yerine getiriyorum. Gerisi onlara kalmış. Dilimizi katletmenin kirletmenin gereği yok. Bu Mustafa Kemal'in bu konuda gösterdiği yolla da çelişiyor.

   Üstadım,dilimiz bilhassa son çeyrek yüzyıldır özellikle ingilizce kelimelerin,terimleri saldırısı altında.Bu konuyu,yıllardır gerek savunmatürk ve gerekse diğer sair alanlarda sıklıkla dile getirmeye çalışmaktayım.Spor camiasında olsun,sanat camiasında olsun,bilim ve teknik alanlarda olsun eğer bir kelimenin karşılığı varsa mutlaka bu kelimelerin kullanılması taraftarı oldum her zaman.Bu sorun aslında Osmanlı dönemlerinden beri ne yazık ki hep vardı.Osmanlı'nın yükselişinden itibaren Arapça ve Farsçayı önce resmi yazışmalarımıza sonra da edebiyat alanına kanalize ettik.Bu durum sonrasında Osmanlıca diye Sun'i bir dil oluştu.Bu durum karşısında karmakarışık hale getirilen dilimiz,Osmanlı tebaasının okur-yazar oranının %2,5 seviyesinde kalmasına neden olsdu.Gayri Müslim okuma yazma oranı oldukça yüksek,müslüman ahali cahil hale getirildi böylelikle.Cahil olan halk nereye çeksen oraya gider.Osmanlı'nın son yıllarında yabancı dil merakı ne yazık ki fransızca'ya kaydı,Fransız kültürünün etki alanına sokuldu Osmanlı tebaası,akabinde İngiliz aklı devreye girdi ve bu cahil bırakılan halk,Arabistan da,Balkanlar da Suriye,Irak,Trablusgarp,Mısır ve Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde yaşayan halklar kışkırtılarak ve din elden gidiyor yaygarası kopartılarak,isyan etmek suretiyle Osmanlı'nın bütün toprakları elden gitti.

   Osmanlı'nın en büyük hatalarından biri de Osmanlı-Türk kültürü ve anadil konusunda tebaasına gerekli çalışmayı yapmaması ve bu alanı boş bırakması olmuştur.Malum doğa boşluk kaldırmaz,bu boşluk mutlaka birileri tarafından doldurulur.Osmanlı'nın yıkılmasındaki en büyük etmenlerden biri de bu dur.

   Günümüz de de aynı hatalar yapılmaktadır.Bizler de,kendi kültürümüz ve kendi öz Türkçemiz konusunda gerekli özeni göstermemekteyiz ne yazık ki.Umarım bizim sonumuz da Osmanlı'nın düştüğü son gibi olmaz.Bunun olmaması için her kes kendi üzerine düşen görevi yapmalıdır.Kendi dilimizi ve kültürümüzü koruyup kollamalıyız.Özümüze dönüp yabancı hayranlığını bırakmalıyız.Bu benim üyelerimize tek tek uyarmak suretiyle değil,her bireyin kendini kontrol etmesiyle olabilecektir ancak.

   Sevgili Caner Çetin,siz bu konuda sitemizde öncü oldunuz.Yayınladığınız sözcükler öztürkçemiz ile ilgili bizlere oldukça ışık tutmakta.Ümit ediyorum ki,bu çalışmalarınız genişleyerek devam edecek ve bizlere örnek olacaktır.Bu vesile ile,açmış olduğunuz bu konu için sizlere teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 10 Eylül 2018, Pazartesi - 14:20
Ağ yüzde (website) arkadaşlarımız millî denizaltı fırlatıcı ile ilgili duyuruda bir yerde "fırlatıcı sistem" diye anlatmalarına karşın diğer yerlerde "lançer sistem" demişler. Resmî adda ilgili ucûbe söz yarımay içinde olmakla birlikte genel adda "akustik aldatıcı ..." denmiş, burada da açıkça kullanılmamış. Deniz Kuvvetlerimizin bir projesinin adı da "Dikey Atıcı.. (ya da "Fırlatıcı")" diye başlıyor idi.

Dolayısıyla, YörükEfe üstadım, senden ricam sevgili arkadaşları bu konuda uyarman. Nefer olarak sorumluluğumu yerine getiriyorum. Gerisi onlara kalmış. Dilimizi katletmenin kirletmenin gereği yok. Bu Mustafa Kemal'in bu konuda gösterdiği yolla da çelişiyor.

   Üstadım,dilimiz bilhassa son çeyrek yüzyıldır özellikle ingilizce kelimelerin,terimleri saldırısı altında.Bu konuyu,yıllardır gerek savunmatürk ve gerekse diğer sair alanlarda sıklıkla dile getirmeye çalışmaktayım.Spor camiasında olsun,sanat camiasında olsun,bilim ve teknik alanlarda olsun eğer bir kelimenin karşılığı varsa mutlaka bu kelimelerin kullanılması taraftarı oldum her zaman.Bu sorun aslında Osmanlı dönemlerinden beri ne yazık ki hep vardı.Osmanlı'nın yükselişinden itibaren Arapça ve Farsçayı önce resmi yazışmalarımıza sonra da edebiyat alanına kanalize ettik.Bu durum sonrasında Osmanlıca diye Sun'i bir dil oluştu.Bu durum karşısında karmakarışık hale getirilen dilimiz,Osmanlı tebaasının okur-yazar oranının %2,5 seviyesinde kalmasına neden olsdu.Gayri Müslim okuma yazma oranı oldukça yüksek,müslüman ahali cahil hale getirildi böylelikle.Cahil olan halk nereye çeksen oraya gider.Osmanlı'nın son yıllarında yabancı dil merakı ne yazık ki fransızca'ya kaydı,Fransız kültürünün etki alanına sokuldu Osmanlı tebaası,akabinde İngiliz aklı devreye girdi ve bu cahil bırakılan halk,Arabistan da,Balkanlar da Suriye,Irak,Trablusgarp,Mısır ve Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde yaşayan halklar kışkırtılarak ve din elden gidiyor yaygarası kopartılarak,isyan etmek suretiyle Osmanlı'nın bütün toprakları elden gitti.

   Osmanlı'nın en büyük hatalarından biri de Osmanlı-Türk kültürü ve anadil konusunda tebaasına gerekli çalışmayı yapmaması ve bu alanı boş bırakması olmuştur.Malum doğa boşluk kaldırmaz,bu boşluk mutlaka birileri tarafından doldurulur.Osmanlı'nın yıkılmasındaki en büyük etmenlerden biri de bu dur.

   Günümüz de de aynı hatalar yapılmaktadır.Bizler de,kendi kültürümüz ve kendi öz Türkçemiz konusunda gerekli özeni göstermemekteyiz ne yazık ki.Umarım bizim sonumuz da Osmanlı'nın düştüğü son gibi olmaz.Bunun olmaması için her kes kendi üzerine düşen görevi yapmalıdır.Kendi dilimizi ve kültürümüzü koruyup kollamalıyız.Özümüze dönüp yabancı hayranlığını bırakmalıyız.Bu benim üyelerimize tek tek uyarmak suretiyle değil,her bireyin kendini kontrol etmesiyle olabilecektir ancak.

   Sevgili Caner Çetin,siz bu konuda sitemizde öncü oldunuz.Yayınladığınız sözcükler öztürkçemiz ile ilgili bizlere oldukça ışık tutmakta.Ümit ediyorum ki,bu çalışmalarınız genişleyerek devam edecek ve bizlere örnek olacaktır.Bu vesile ile,açmış olduğunuz bu konu için sizlere teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Öncelikle geç dönebildiğim için özür dilerim üstadım. Ülkedeydim, Almanya'ya yine dün döndüm. Yanıtın için teşekkür ediyorum.

Dediğin çok doğru, ancak bizler de itki olabiliriz, teşvik ile uyarı ile. Yoksa bazı alışkanlıklar bir oturdu mu dönüşü neredeyse imkânsız oluyor. Mâlum, birileri hep doğruyu durmadan basa basa anlatmalı, göstermeli. Öğüt, doğru bilgi çivi çakmak gibidir; üzerine birkaç kez sağlamca vurulmalı ki, çakıldığı yerde dursun. Onun dışında aynen dediğin biçimde bu işi olduğunca sürdüreceğim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 11 Eylül 2018, Salı - 20:41
Birkaç ad önerisi.

Saklayıcı. Koruyan anlamındadır.

Yağıcı/yağıçı. Savaşçı, savaşan. Bilge Tonyukuk atamız kendi bengi taşında kendisinden için kağanın yağıçısı olduğunu söyler. yağı sözü ise Farsça olan düşman sözünün dilimizdeki karşılığı. Yerine göre ''savaş'' anlamında da geçtiği görülmüyor değil.

Çabış. çavuş sözünün erden, yani asıl biçimi. Yine Tonyukuk ata da kendisi için kağandan söyler. Kaşgarlı bu sözü ''çeriyi aşırı gitmekten, haksızlık yapmaktan alı koyan sü başı'' diye açıklıyor. Anlaşılıyor ki bu gâyet yüksek çerici/askerî bir kur/rütbe.

Türkçe öneri.

Millî/Ulusal Belgi. ''roundel'' denen millîyeti gösteren im için. Kısaca belgi de denebilir, ya da ''ulus belgisi'', ''ülke belgisi''. Adından anlaşıldığı gibi belgi sözü ''belli eden (şey)'' anlamına gelir. belgü biçiminde de 740, 750li yıllarda dikilen Türk yazılı bir bengi taşımızda geçer. Bayan Çor Kağan bu sözü kendisini/hanedanını belli eden betme/damgayı anlatmak için kullanır, ''belgümin urturdum'', ''belgimi (bu taşa) vurdurdum'' der (sanırım böyle diyordu, aklımda sözün kendisi yanlış kalmış olabilir).
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 16 Eylül 2018, Pazar - 16:35
Uzundur hem gözüme hem gönlüme batıyor. Kimi insanlar böylesi kolay konuda niçin bunca kolaylığa kaçarlar, doğrusu bunu da anlamakta zorluk çekiyorum.

Şu ''destroyer'' dedikleri gemi türü var, hepimize az çok bildik. Buna görebildiğimce dilimizde olan bir söz olarak ''muhrip'' deniyor. Benim önceleri bu konuda aklıma gelen/kurduğum/düşündüğüm söz olarak tahripçi gibi bir söz var idi; buradan (Arapça kökenden) yola çıkacak olursak (tahrip etmek, muharebe, muhrip, harabe, ... hepsi aynı kökten geliyor). Onun dışında yıkıcı, sıyan/sığan (sımak = kırmak, yok etmek vs.), basan, baskıncı, bastıran vb. adlar (yâhut sıfat, nereden bakılırsa) da gâyet yerinde. Benzer biçimde geçmişte bu türden gemiye denk gelen ya da yakınlaşan gemi türlerimize/adlarına bakarak da bir yaklaşım edinilebilir veya karşılık bulunabilir. Ancak ne olursa olsun bu iğreti ve iğrenç söz dilimizden çıkmalı. (to) destroy = yıkmak'tan gelen bir sözün karşılığını bulmak bu insanlara bunca mı zor geliyor? Onu da geçtim zaten ''muhrip'' var; kullanın bre arkadaşım. Ne demek destroyer? İngiliz miyiz?
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 17 Eylül 2018, Pazartesi - 23:32
Belki kullanmak, ''güzel, bana uyar'' diyecek adaşlarımız, kardeşlerimiz olur diye kendi düşündüğüm ve kullandığım bir sözü anmak istiyorum. Bu ''drone'' denen araca ben güder diyorum. Çünkü yapıcı ile kullanıcısının ''yüklediği'' görevleri güdüyor, onun gütmesi ile yönleniyor, hareket ediyor. Yâni, büs bütün güdülmesi, dileneni yapması için yapılan, var olan bir nesnedir. O yüzden güder. Dileyen olursa kullanabilir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 18 Eylül 2018, Salı - 16:36
Bilgi: Kardeşlerimizin, adaşlarımızın sözlerinde denk geldikçe, kendi aklıma geldikçe, bir yerlerde ben denk geldikçe böyle tekilce de yazacağım. Ayrıca başlık ''Söz, Dil, Millet'' olduğundan bu başlığı daha da güçlendirip özlüğümüz, kimliğimiz, geleneklerimiz, görgümüz, anlayışımız, uygarlığımız, ... hakkında bilgilerle destekleyip daha dinç hâle getireceğim. Olduğunca. Mâlum, zâten dil kültürün taşıyıcısı (hatta -bilinççe ve de bilinçsizce- uygulatıcısı), kültür de dilin uygulayıcısıdır. Ustam Mehmet Levent Kaya'nın çok sevdiğim sözü.

*

Ağyüz(ü) / ağ yüz(ü). Website.
Yürüten, yürütücü, yürütür. Driver.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 18 Eylül 2018, Salı - 18:10
Tıva kardeşlerimizden. Türk çon, yani Türk elim/halkım diyor. Altay kardeşlerimiz buna ''jon'' derler, el-jon ''el-halk''.

Gönlünüze değsin, yarasın.

Hiçbir zaman unutmayın; bu yer üstünün en ücra köşesinde, bucağında, kıyısında, ... her yerde bizi ''bekleyen'' insanlarımız var. Belki oralara gitmesek de, o yollara düşmesek de, orası, o yollar, o insanlar bizim.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Öneriler ve ''Boyunduruktan Kurtulma''
Gönderen: Caner Çetin - 18 Eylül 2018, Salı - 18:36
Tıva kardeşlerimizden. Türk çon, yani Türk elim/halkım diyor. Altay kardeşlerimiz buna ''jon'' derler, el-jon ''el-halk''.

Gönlünüze değsin, yarasın.

Hiçbir zaman unutmayın; bu yer üstünün en ücra köşesinde, bucağında, kıyısında, ... her yerde bizi ''bekleyen'' insanlarımız var. Belki oralara gitmesek de, o yollara düşmesek de, orası, o yollar, o insanlar bizim.


Dikkat edilirse, solda üye belgisi olarak kullandığım belginin bir unsuru olan Türk yazılı ''törük'' yazısı misali ''törük'' (sanki daha çok ''türük'', aslı ''törük'', ''türk'' sözü de bu ''törük'' sözünden büzüşme ile oluşmuştur) diyor. Bu çok ilginç ve önemli. Çok önemli bir gösterge.

Yeri gelmişken anayım. törük sözü törü (ad) + ük ekinden oluşur. törü bizim günümüzde töre dediğimiz söz. Bu sözün iki anlamı var; birincisi töre, kanun, nizâm. Diğeri de ''devlet''. İlgili ek de ''iye, sâhip'' gibi anlam veren, yani bir tür günümüzde -li/-lı, -lü/-lu dediğimiz, erden dilimizde -liğ/-lığ, -lüğ/-luğ olan eke yakın bir görev üstlenir. Yani Türk adı ''töre, kanun sâhibi'', geniş anlamda da ''devlet sâhibi'' demektir. Kültür, gelenek içinde de değerlendirdiğimiz vakit bu ilk anlamı şöyle açıklamamız gerekecektir: ''kırda keçe evde yaşayan, atlı, (at üstünde) yay geren, avcı, hayvancı/hayvan iktisâdına dayalı yaşayan kişi/kavim''. İşte bu kırlı adam da kırda oluşan/oluşturduğu, zorlu koşullar için ve de ona rağmen bir nizâm yarattığı olguya törü yani töre demiş ve bu doğrultuda yaşamış, günümüze değin sağlıklı gelmesini sağlayan bu öz onu yâni bizi hep ayakta tutmuştur (burada o ulu insanlara saygımı sunmak istiyorum; baş olsun). Yaşamını biçimlendiren, yönlendiren, düzene sokan bu değerler tüzümüdür (system), bu tüzüktür (düzmek'ten, düzen, düzetmek, düzeltmek, düzenlemek, düz, düzgün, ... vd.). Çingis Kağan'ın da yaptığı bu töreyi yalnızca yazıya dökmektir. Yâni Çingis Kağan yasası/yasaları diye bir şey yoktur. Töre, yalnızca ana yasa misâli gerekli olduğunda düzülür, yâni, düzenlenir. Aksak Temür'ün tüzükatü-l te(y)mür'ü de budur. İlgili Moğulca casag sözü de nitekim yukarıda andığım, dilimizdeki karşılığı olan ''tüzük'' anlamına gelir; yani ''düzenleme'' vs., ''yasa'' değil. casa- da tüz- yani düz-. Bu söz sonraları bizim ağızlara da girmiştir ve Oğuz ağzında yasa- olmuştur. Günümüzdeki yasamak, yasak, vb. buradan gelmekle birlikte günümüz anlamları sonraki iştir. Konuyla ilgili denizci (asker) geçmişi olan, dil bilimci ve altayist ustamız Mehmet Levent Kaya'nın şu kısa notuna da bakılabilir: https://www.facebook.com/notes/m-levent-kaya/yasa-sözcüğü-üzerine/10150378660484900/?__tn__=HH-R
Ana yüzünde nerede eğitim gördüğü, nerelerde bulunduğu da görülebilir. Ayrıca birçok Türk ağzı (Altay, Saxa, Kırgız, Kazak, ...) ile Japonca, Korece de bilir. Moğulca ile Mançuca (Sibe) zâten.

Yukarıda andığımı diğer bir yolla anlatan özel, kipleşmiş bir deyiş de vardır. "keçe turdaklı". Bu söz kırda yarı göçebe olarak ve keçe evde yaşayan bütün halkları, "türk turdaklı" ise yarı göçebe olmakla birlikte yalnızca Türk olanları kast eder. turdak için buraya bakınız: https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/536608226696689/?type=3&theater (İlgili FB yüzünü ben yönetiyorum.)

Sonraları kimi sözlüklerde Türk adının kırlı, köylü vb. anlamlarla da açıklanmasını ben buna bağlıyorum. İçindeki dil özelliklerinden Selçük dönemi ya da o sular olması gereken Çalıça Sözlüğü'nde (Bahşayış Lugatı) bu dâhi öyledir. 

Yani adımızın anlamı, böylesi muhteşem muhtevâlıdır. Bu konuda umumî itibârla çokça açıklık yok. O yüzden burada anmak istedim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Eylül 2018, Çarşamba - 15:28
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Eylül 2018, Çarşamba - 16:22
Kuvvet'in günde Twitter gönderisini (bk. http://forum.defenceturk.net/index.php?topic=500.new#new) okurken aklıma düştü. Dün Sağlık başlığında dolaylı konu açılmış, yağımızın düşmanlarımızın dil ve kültür, algı ve kavramlar üzerinden savaşına, saldırısına değinmiş idim. Bu bağlamda:

''ege'' dediğimiz söz Yunanca (yâhut Latince, gâlip ihtimâl Yunanca, egeé de Latince biçimi olmalı) ''aegis'' sözünden gelir. mer egeé de denir ki, buradaki mer sözü Almanca ''Meer'' denen (yâni Germence/asıl Almanca değil) ve ''deniz'' anlamına söz. Bu adı (aegis) özellikle bizler gemiler için olan bir içkin deniz silâhları tüzümünden biliriz. Atalarımız, yâni bizler bu denize ''ezelinden'' beri, tam da öyle olduğu için, Adalar Denizi demişizdir.

Bu ''ege'' sözünü dilimize kim soktu ya da nasıl girdi bilmiyorum, ancak hakkımız olan bir şeyi dâhi nasıl yadın yabancının algıları (sözün anlamı her ne ise onların idrâki, onların anlayışı doğrultusundadır, yani kültür, idrâk meselesidir, dil de bu yüzden bir ulusun en ayırt edici unsurudur), adlandırmaları ile adlandırdığımızı ve bir nevî kültürel anlamda hiç de bilincinde ayırdında olmadan hak tanıdığımızı, görüyorsunuz, değil mi?

Ben bu yüzden bunu öğrendikten beri Adalar ya da Adalar Denizi derim. Bunu her dâim de sürdüreceğim. Siz karındaşlarıma da salığım bu yöndedir.

Şemseddin Sâmî Kâmûs'unda (Kâmûs-ı Türkî, 19. yüzyıl) buna çok güzel değinir. Birazdan ilgili maddeyi buraya yükleyeceğim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Eylül 2018, Çarşamba - 16:40
Görüntüleri neden eğik gösteriyor bilmiyorum; eğik de çekmiyorum/çekmedi. Ayrı sekmede açıp (sağ tık, ilgili seçenek) bakabilirsiniz. O durumda düz gösteriyor.

''ada'' maddesi.

(https://resmim.net/f/j3c2se.jpg)
(https://resmim.net/f/MlD9uj.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Eylül 2018, Perşembe - 13:44
(https://resmim.net/f/rGnH8w.jpg)

Mehmet Levent Kaya hakkında:

29 Mayıs 1974'de Elazığ'da doğdu. 1992 yılında Deniz Lisesi'nden mezun olup Deniz Harp Okulu'na başladı. 1996'daki mezuniyetin ardından kısa sürede Deniz Kuvvetleri'nden ayrılıp, Kadıköy, İstanbul'da Hammer Müzik Dış Ticaret Müdürlüğü yaptı. 1999 yılında uzak yol gemilerinde 2. Zabit olarak çalışmaya başladı. Dönüşte Kadıköy'de Naci Kesener ile birlikte Anadolu yakasının en büyük müzik prova stüdyosunu kurdu. Bu sırada, 2002 yılından sonra, Samsun'da Mavi Akım Projesi'nin başlamasıyla birlikte projeye dahil olup projenin resmi çevirmenliğini yapıp aynı süreçte de Mustafa Nuri Yüksel ile ''Atlantis'' adında bir kafe açtı; proje bitince Moğolistan'a gitti. Burada Devlet Üniversitesi'nin hazırlık sınıfından sonra 2005 yılından başlayarak Moğolca Dil Bilimi Yüksek Lisans çalışması; ayrıca özel bir lisede İngilizce öğretmenliği yaptı. Yüksek Lisans konusu İncannaşi Hoca'nın Höh Sudar adlı eserinin bir bölümündeki sözcük ikilemeleri idi. Pek çok İngilizce makale ve kitabı Türkçeye çevirdi. 2011 yılı sonunda Moğolca aslından yaptığı ''Moğolların Gizli Tarihçesi'' çevirisi ile ilk romanı ''Çölde Dor'' yayımlandı. 2013 yılı içinde Kırgızistan'da Kırgızca dil programına, yine Doğu Türkistan'ın Gulca şehrindeki İli Pedagoji Üniversitesi'nde Sibe-Mançu dil programına katıldı. Moğolistan Devlet Üniversitesi'nde klasik Mançuca bir doktora programına başladı ancak mali yetersizlik nedeniyle tamamlayamadan Türkiye'ye dönmek durumunda kaldı. 2015 yılında TRT TÜRK kanalında yayınlanan ''Türk Uygarlığının Yıldızları'' adlı belgeselin danışmanlığını, yine TRT için Türkiye'de yaşayan Türkistanlı diğer Türk dede ve ninelerimizin yaşamlarından önemli öykülerini anlattığı, TRT AVAZ'ın belgeliğinde erişilir olan ''Eski Topraklar'' başlıklı belgeselin danışmanlığını yapıp, kendisi sundu. 2016 yılında ikinci romanı ''Ölüöne'' yayımlandı. Üçüncü romanı ''100.000'' yayına hazırlanıyor. Samsun'da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Eylül 2018, Perşembe - 13:56
Şu anda yine bilgilik çekimlerine ayrıca devâm etmektedir (TRT AVAZ). Yer İstanbul.

(https://resmim.net/f/sqh9bt.jpg)

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1988203651256505&set=pcb.1988203874589816&type=3&theater

Burası https://www.facebook.com/leventkayausta/ ise ustamızın resmî tanıtma yüzü. Yukarıda belirttiğim gibi ben yönetiyorum. Türk uygarlığımız, kültürümüz, görgümüz, dilimiz ve yazımız ve daha birçok konu hakkında birçok yerde bulunmayan ya da zor bulunan bilgileri burada insanlarımızla paylaşıyoruz. Dileyen ize alabilir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Eylül 2018, Perşembe - 21:11
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Eylül 2018, Cuma - 15:12
Seyir Füzesi. Cruise missile.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Eylül 2018, Cuma - 16:35
İdikut Sözlüğü'nden. Bir Türkçe-Çince sözlüktür. Ming hânedânlığı devrinde yaraştırılmış. 14cü/15ci yüzyıl olmasına karşın erden (erkenki, erde(n)ki, önceki, classic, vs.) dilimizin kimi özelliklerinin o devirde bile korunduğunu (Uygurca) gösterir güzel kanıtlardan. Ör. adığ (sonraları kimi ağızlarda [Oğuz, Kıpçak, Yağma, ...] daha milâdî binli yıllarda bile dönüşmüş biçimiyle ayığ, sonraları ayı), "ayı". Turpan (Turfan) ile Kumul ağzının edebî yâni yazı dilini esas aldığı saptanmış. Bu gönderimde, tümüyle deneme amaçlı değinmek istediğim aşağıda görüntüde gördüğünüz qaraçu/karaçu sözüdür.

İlgili söz ''başvezir, başbakan'' anlamıyla verilmiş ki, Çince karşılığı da bilgim beni yanıltmıyor ise bu türden bir makamı anlatan bir sözü gösterir durumda. Bilindiği gibi günümüzde ''bakan'' dediğimize Cumhûriyyet öncesi ''nazır'' denir idi. Bu sonuncu söz bize ''nazar (etmek) [''bakmak; göz değirmek'']'' ya da ''nazaran (''bakarak'')''dan tanıdık gelmelidir. Dilimizde bakmak, gözetmek anlamında bir de bir karamak sözü vardır. Günümüz Uygurcada kullanımı söz konusu. karakol dediğimiz sözde de gâlip ihtimâl yine bu eylem adını görürüz. İlgili söz kara + kol sözcüklerinden oluşur ve bize bildik olduğu gibi gözet görevini üstlenen bir birliği/yapıyı anlatır. Buradakı kol sözünün ise bir çok anlamı var; birisi çerici/askerî birliği (umumî olarak; özelde tümenlik* birliğin özel adıdır; orta sözü ise binlik birliği anlatan özel addır) imler. Günümüzde ''devriye gezmek'' desek de ilk sözcük yaddır ve bu deyişin aslı ''kol gezmek''tir. Günde de hâlâ ''x, y kol geziyor'' deriz. Yine ''tümenlik birlik'' anlamı doğrultusunda, buradan ilhâm alarak güçlü akıntılara ''kol gibi su'' dediğimiz de var.

Verilen anlam(lar)dan, sözün de yapısını göz önüne alıp buradan ağrı bakınca qaraçu (karaçu) sözünün nazır, günümüzde de bakan dediğimiz sözün dilimizdeki asıl karşılığı ya da karşılıklarından biri olabileceği sonucuna varıyorum. Böyle ise, bu durum da bize neden sonraları ilgili görevleri gören kişilere ''nazır'' dediğimizi gösterir güzel bir kanıttır; nitekim, dil, bir elin ulusun anlayışını, kavramasını yansıtır ve her dâim de dil, o anlayışça örülür ve gelişir ki, işbu diyebiliriz ki ulus olarak olaya olguya görüldüğü/anlaşıldığı biçimiyle bakmışız, öyle adlandırmış, sonraları ise asıl sözün yerini başka, yad bir sözcük alıvermiş ancak temelde aynı bakış açısı, aynı uygulama ve anlayışı sürdürmüşüzdür.

İlgili -çu eki ise -çi/-çı eki ile karıştırılmaması gerekir düşüncesindeyim. Görebildiğimce gelenekte uzluk/meslek, sürekli yapmaklık, vb. bildiren ek ilgili söz ne olursa olsun hep -çi ya da -çı biçimindedir: boldaçı (olacak (kişi, vs.)), bilgüçi (bilici), vs. Yâni -çu ya da -çü olmaz (bu, geç dönem işidir). Ancak bununla birlikte -çu/-çü eki vardır ki, ayrı bir görev/görünüm arz eder: keleçü (Dîvân-ü Lugati't Türk, Oğuzca, söz/öğüt ile yardımcı olmak), bolçu (Orkun bengi taşlarında geçen bir yer adı), vs. ve incelediğimiz söz qaraçu. Dolayısıyla yapıları ayrı olmalı.

Yeri gelmişken; qaraq (karak): göz yuvarı. qara qarak (kara karak) ''gözün renkli bölümü'', ürüŋ qaraq ''gözün akı'', üüt qaraq (uzun ünlülü) ''gözbebeği''. Hepsini de Karahanlı Kaşgarlı Mahmud Dîvân'ında anar.

Yararlandığım çalışma TDK'dan çıkan Mağfiret Kemal YUNUSOĞLU'nun çalışmasıdır (Uygurca-Çince İdikut Sözlüğü, 2012).

*1800lerde yaraştırdığı bir Kaşgar ile Yarkent sözlüğünde Robert Barkley Shaw'ın verdiği birkaç ''kol'' maddesinden birisinde bunun bumınlık (yüz bin sayısının özel adı; Törük/Türk adını ilkin resmîyete döken ve ad babamız olan Bumın Kağan'ın adı da buradan gelmektedir) bir birliği anlattığı kayıtlıdır. Sonradan tümenden bumına çıkmış görünüyor. Buradan ağrı bakınca, ilgili eseri inceleyen çalışanın da söylediği gibi ''kol'' sözünün belki de, sonradan da olsa, sayı anlamı (bumın, yüz bin) da kazandığı, bunu ifâde ettiği ihtimâl dâhilinde görünüyor.

(https://resmim.net/f/NeYU7j.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Eylül 2018, Cuma - 21:57
Tuularım (dağlarım), sularım; Altayım.

dağ sözünün aslî biçimi tağ'dır; yumuşak g nedeniyle kimi ağızlarımızda bu söz sonraları tuu (buradaki yırda olduğu gibi Altaycada), too (Kırgız), tau/tav (Kazak; bkz. Ulytau yır (music, Türkçesi) topluluğu, ''Uludağ''), ... olabilmiştir.

Gönlünüze değsin, yarasın.

Bilgi: Ortalarda ağaca çaput, Altay ağzı sözü ile calama (yalama'dan geliyor) bağladıklarını görürsünüz. Günümüzde bizdeki ağaca bağlama geleneği buralardan gelir. İki hafta önce Fatsa'da iken bir çay bağında bir ağaca küçük, kurdele misâli yeşil bir calamanın bağlandığını görmüş idim; gülümsemiştim, gelenek hâlâ sürüyor, yâni bir bildik ''dop dolu'' ağaçlarda değil. Birisi dilek tutmuş anlaşılan.. hakkında hayır ola. Özellikle ak yeğlenir, çekimde de ak bağlandığını görüyorsunuz. Ak renk adının özel bir saygı deyimi de vardır; ürüŋ. Bu söz ür (''tohum'', bkz. ür-e-mek, ür-e-t-mek, ür-e-t-im, ...) ile öŋ (''renk'', dilimizdeki karşılığı, renk Farsçadır) sözcüklerinden oluşur. Yâni ak için ''kök renk, ana/tohum renk'' gibi özellikle özel bir ad (da) yaranmış, yapılmıştır. Yad kişinin alphabet, elifba, vs. dediği yazıya da biz ürüŋ baş deriz; gâlip ihtimâl yazı yâni bilgi ile başın yâni kişinin akarması, bilgilenmesi ve bilgelenmesi ile ilgilidir. ''kültürlenmek'' de dilimizde akarmak denir. Yine ak renk adından. İleri bilgi için ''Çölde Dor'' çalışmasını dileyenler edinebilirler.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Eylül 2018, Cuma - 22:13
Anmışken geçeyim; özellikle fotoğrafını almış idim, çok güzel diye :)

(http://www.bilder-upload.eu/thumb/97a15f-1537557269.jpg) (http://www.bilder-upload.eu/show.php?file=97a15f-1537557269.jpg)

Dilimizin en geniş söz baylığının*/zenginliğinin bulunduğu Turpan yazmalarında da bunun için sıkça kadağ denir; Moğulca'ya da buradan hadag biçiminde geçmiştir. Kiminiz görmüştür illâ ki; onlar da gök rengi yeğleyip özellikle oboo denen yerlere ve saygı duydukları yapılara yâhut da morin huur denen (bunun kendi dilimizdeki karşılığı toşpuluur olmalı sanıyorum, Altaycada) çalgılarına bağladıklarını sıkça görürsünüz. Bizde daha çok al ile ak yeğlenir.

*bkz. bay-ın-dır (mâmur, müreffeh, gelişmiş, vb.). Bir Oğuz boyunun adı da yine böyledir (Bayundur).

Düzenleme: Fotoğraf şimdi görünür vaziyette. Bu fotoğraf yükleme yüzleri ile de az sorun yaşanmıyor arkadaş. Ancak bu yüzde de eğik göstermiş; sağ döndürün.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 22 Eylül 2018, Cumartesi - 15:20
Bu gün TRT Haber saat 21de Ömür Dediğin sunumu başlayacak. Bir Altay Türkü olacak anladığım kadarıyla. İstanbul/Türkiye işgal edildiğinde bizler ağladık, sizin bundan haberiniz var mı? diyor, tanıtımda görüldüğü üzere. İstiklâl Harbi devrinde Türk dünyasından gelen çok yardım, olan çok iş var bilmediğimiz. Bu sunum da bunun bir yüzünü bir sayfasını gösterecek görünüyor. Kaçırmayın derim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Eylül 2018, Pazar - 22:46
Karındaşlarımız FB yüzümüzde donanmalı T-129 ile ilgili önemli ayrıntı barındıran bir gelişme geçmişler. Burada https://www.facebook.com/DefenceTurk/posts/1149446308556267

Bunu yapar iken haklı olarak ilgili sözü (naval) tırnaklar içerisinde vermişler; çünkü günümüzde karşılığında kullanılan bir karşılık yok. Ancak, dilimizde var. Başlığın amacı da belli olunca, ben de bildiğiniz üzere bildiğimi bölüşmek paylaşmak için gücüm yettiğince çalıştığım için dilimizde buna karşılık olan sözü sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlgili sözlük Bernardo da Parigi'nin eseri olup 1665 yılında Roma'da üç cilt hâlinde yayımlanmıştır. Bu sözlük, Thesaurus misâli çok büyük öneme hâiz bir sözlüktür, sözlüğümüzdür. Almak isteyenler için: https://www.kitapyurdu.com/kitap/soz-kitabi-turkce--italyanca-sozluk/375856.html

İlgili sözlükde her sözlükde hep yaptığım gibi geçenlerde olağan, düzenli çala taramamı yapar iken denk geldi idim. Görüntüde görebildiğiniz üzere donanmalu, günümüz ağzıyla donanmalı sözü Latince navale karşılığında verilmiştir. Günümüzdeki İngilizce naval biçimi de artık yaşamayan bir dil olan Latince üzerinden İngilizceye geçmiştir.

Bilimli ve teknolojik gelişmelerin irdelendiği başlıkta imlediğim gibi bir olguya kavrama nesneye karşılık bulmak gerektiğinde bunun için ilkin baş vurulması gereken kimi yöntemler vardır. Burada da görüp anlayabildiğimiz gibi dilimizde zaten bir karşılık vardır ve bu karşılık açıkça kayıtlı olduğu gibi -ki öyle anlıyor bulabiliyor öğrenebiliyoruz- bizi geçmişimize de bağlıyor. Özellikle o günlerde, târihlerdeki donanma gücümüzü düşününce... iş daha da anlamlı oluyor. Yâni atıf yapmak istediğim ''şey'' anlaşılıyor, kendimi anlatabiliyorumdur sanıyorum. Dilin gücünün küçük bir ama güçlü örneği.

Böylece Donanmalı ATAK, Donanmalı T-129, Donanmalı T-129 ATAK, gibi deyişler bizi kurtaracaktır.

Bilgi: Görüntüler çok büyük, ayrı sekmede açmanız sizi kurtaracaktır.

(https://resmim.net/f/4rZPlT.jpg)
(https://resmim.net/f/8N3n97.jpg)

@YörükEfe üstâdım, ben bu işi sevdim.  :D

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Eylül 2018, Pazartesi - 20:29
Özellikle sana gelsin can Yörük Efe üstâdım.

Yürü demirci efem, can efem, dağ efem.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 24 Eylül 2018, Pazartesi - 22:46
Özellikle sana gelsin can Yörük Efe üstâdım.

Yürü demirci efem, can efem, dağ efem.



   Çok teşekkür ederim Caner Çetin üstadım,beni onurlandırdınız.Rahmetli dedem Demirci Mehmet Efe'nin elemanlarından biriydi.Torunu da benim tarih öğretmenimdi.Böyle yiğit insanlar ülkemizde var oldukça kimse bu memlekete bir halel getiremez.Allah,Onlardan razı olsun,gani gani rahmet eylesin,mekanı cennet olsun.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Eylül 2018, Salı - 00:11
Özellikle sana gelsin can Yörük Efe üstâdım.

Yürü demirci efem, can efem, dağ efem.



   Çok teşekkür ederim Caner Çetin üstadım,beni onurlandırdınız.Rahmetli dedem Demirci Mehmet Efe'nin elemanlarından biriydi.Torunu da benim tarih öğretmenimdi.Böyle yiğit insanlar ülkemizde var oldukça kimse bu memlekete bir halel getiremez.Allah,Onlardan razı olsun,gani gani rahmet eylesin,mekanı cennet olsun.

Ricâ ederim, sevinçlendim üstâdım.

Muhakkak. Bizlere düşen görev de bu töreyi, ahlâkı ve mânevî derinliği, vatan derdi ve aşkını insanlarımıza gençlerimize evlatlarımıza göstermek, öğretmektir, onları bu yönde kılmak, eylemektir. Daha çok Efelerimiz olacak. Ancak ulusun milletin fikrî açıdan ileri gelenleri olarak, fikir sancısı çekip memleket meselesi ile dertlenenler olarak üzerimize düşen görev büyük. Her alanda olmalı ve her bir şeyi, değeri de her alana ''enjekte'' edip içlere girmesini başarmalıyız. Nitekim kültürel yozlaşma, mânevî derinlikten kopma azımsanmayacak ölçüde ilerlemiş vaziyette. Demin Kanal D denen illet kanalda yine bir diziye denk geldim anam sâyesinde, kan beynime sıçradı. Çok ayrıntıya girmeyeceğim, zehir her yerde. Ve açıkça bir şeyler bilinçlice kurgulanıyor. Açık gözler gönüller bunu rahatça görebilirler.

Âmin.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Eylül 2018, Salı - 22:28
Bu adlar değerli hocamız, ulumuz Levent ustanın ortaya koyduğu bizim, kendi dilimizin sayı adlarıdır. Bunların başka bir yerde bulunabileceğini sanmıyorum. Kendisi çalışma, ana kaynaklarımızı (Turpan yazmaları başta) tarama çalışma esnâlarında görmüş, dermiş ki bu dizin ortaya çıkmış. Bilinmesinde yarar vardır.

1 bir
10 on
100 yüz
1.000 biŋ (Burada aslî biçimi ile geçmiş, geniz n imidir)
10.000 tümen
100.000 bumın (Yokarıda belirttiğim gibi Bumın Kağan'ın adı buradan gelir)
1.000.000 sayan
10.000.000 çıbağ
100.000.000 dunçur
1.000.000.000 tere bum
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 25 Eylül 2018, Salı - 23:02
Bu adlar değerli hocamız, ulumuz Levent ustanın ortaya koyduğu bizim, kendi dilimizin sayı adlarıdır. Bunların başka bir yerde bulunabileceğini sanmıyorum. Kendisi çalışma, ana kaynaklarımızı (Turpan yazmaları başta) tarama çalışma esnâlarında görmüş, dermiş ki bu dizin ortaya çıkmış. Bilinmesinde yarar vardır.

1 bir
10 on
100 yüz
1.000 biŋ (Burada aslî biçimi ile geçmiş, geniz n imidir)
10.000 tümen
100.000 bumın (Yokarıda belirttiğim gibi Bumın Kağan'ın adı buradan gelir)
1.000.000 sayan
10.000.000 çıbağ
100.000.000 dunçur
1.000.000.000 tere bum

   Üstadım,çok değerli çalışmalar bunlar.Mesela Bumin Kağan'ın isminin nereden geldiğini bu çalışma sayesinde öğrenmiş olduk.Örneğin,bu gün Tümen,şu anda askeri birliklerde birliğin büyüklüğünün karşılığıdır.

   Sizden ricam bu gün üniversitelerde öğretim üyelerinin Türkçe karşılıkları.Mesela Rektör,Dekan,Profesör,Doçent gibi adlandırmaların geçmişte Türkçemizde kullandığımız karşılığı var mıdır?Varsa nedir?

   Ayrıca ordumuzda bilhassa Kurmay olduktan sonra Generallik-Amirallik başlar,General ve Amiral sözcüğünün eski askeri yapılanmasında karşılığı nedir?
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Eylül 2018, Çarşamba - 01:52
Bu adlar değerli hocamız, ulumuz Levent ustanın ortaya koyduğu bizim, kendi dilimizin sayı adlarıdır. Bunların başka bir yerde bulunabileceğini sanmıyorum. Kendisi çalışma, ana kaynaklarımızı (Turpan yazmaları başta) tarama çalışma esnâlarında görmüş, dermiş ki bu dizin ortaya çıkmış. Bilinmesinde yarar vardır.

1 bir
10 on
100 yüz
1.000 biŋ (Burada aslî biçimi ile geçmiş, geniz n imidir)
10.000 tümen
100.000 bumın (Yokarıda belirttiğim gibi Bumın Kağan'ın adı buradan gelir)
1.000.000 sayan
10.000.000 çıbağ
100.000.000 dunçur
1.000.000.000 tere bum

   Üstadım,çok değerli çalışmalar bunlar.Mesela Bumin Kağan'ın isminin nereden geldiğini bu çalışma sayesinde öğrenmiş olduk.Örneğin,bu gün Tümen,şu anda askeri birliklerde birliğin büyüklüğünün karşılığıdır.

   Sizden ricam bu gün üniversitelerde öğretim üyelerinin Türkçe karşılıkları.Mesela Rektör,Dekan,Profesör,Doçent gibi adlandırmaların geçmişte Türkçemizde kullandığımız karşılığı var mıdır?Varsa nedir?

   Ayrıca ordumuzda bilhassa Kurmay olduktan sonra Generallik-Amirallik başlar,General ve Amiral sözcüğünün eski askeri yapılanmasında karşılığı nedir?

Elbette üstâdım. Şöyle başlayayım.

Burada birçok gönderide belirttiğim gibi dilimiz çok bay/zengin, çok derin bir dildir ve birilerinin söylemesi düşünmesinin aksine çok geniş bir söz varlığına sâhiptir. Öyle ki hem bu alandaki vesîkalar hem de genel olarak bizi anlatan târihî belgelerin hepsi incelenebilmiş bile değil. Daha bizim topraklarda (Anadolu) olan belgeleri, belgelikleri, arşivleri bile tümden dermiş okumuş yormuş anlamış bir seviyede değiliz. Okunmamış, açılmamış çok şeyler yerler, arşivler var. Buna dışarıdakı kaynaklar, özellikle Selçük bağlamında İran kaynakları, yine taranmamış birçok kütüphâne (Hint'ten Çin'e, vs.) gibi işleri eklemek zorundayız. Mevcût olan devâsa olduğu gibi daha araştırılacak çok ama çok şey var, amma ve lâkin yeter ve de uz araştırıcımız yok. Bu, büyük bir sıkıntı ve eksikliktir. Tek bir örnek vereceğim. Yaklaşık 40 50 yıldır Moğolistan'da birinci Türk Kağanlığı dönemine târihlenen, o dönemden elde olan yalnızca birkaç (Niri (gerçek Türkçe ad bu değil) Kağan yazıtı, Bugut/Bugat yazıtı bu az olanlardan ikisi) yazıttan birisi olan bu yazıt bir müze deposunda yarım asırdır beklemekle birlikte hâlâ adam akıllı okunmuş değildir. Çünkü kullanılan yazı dili bilinmiyor, yâni bizde olan bilimciler bilmiyor. Çünkü İran/Pers çalışan yok. İlgili yazı dilinin Brahmi olduğu deniyor. Birkaç yad kişiden oluşan bir ekip geçenlerde birşeyler etti, ancak ortada bir sonuç da görünmüyor. Ne ettiler ne okudular belirsiz. Bu sahalardaki durumlarımızı görmek istemezsiniz hiçbiriniz. Kazı bilimimize (arkeology) ise değinmeye gerek yok. Teşkilâtlı değiliz, yeter ve uz kazı bilimcimiz yok. El âlem çıkarıyor her şeyi.

Bu anlattığım yalnızca bir örnek ve her ne denli son zamanlarda çok başarılı çalışmalar (Mehmet Levent Kaya, Ahmet Taşağıl, Âdil Yılmaz vs., sonuncular özellikle kazı bilimi alanında, Tonyukuk anıt alanında) çıktı ve çıkıyor ise de en âmiyâne tâbirle daha çok ekmek yemeliyiz ve bu durum bizim payımıza çok acı vericidir.

Konuya gelince, elbette herşeyin karşılığı olduğu gibi birçok şeyin karşılığı da altta verdiğim, Levent ustanın yazısında belirttiği yollarca bulunabilir, karşılanabilir. Ben kendim hepsine bir bir karşılığı şudur, budur diyecek vaziyette değilim, ancak imleyeceklerim ve ilgili yazı çok ışık tutacak.

General konusuna. Orkun bengi* taşlarında buna dilimizde seŋün (geniz n ile) dendiğini görürüz. Buradan ağrı da gerekli türetmeler, karşılıklar yapılabilinir ki, ben de zâten general yerine bu sözü kullanırım. Örneğin yine, yeri geldi mi komutan/kumandan yerine sü beyi, sü başı derim. Buna çeri başı, çeri beği vb. birçok kullanım da vardır. İlk sözü ise sengün biçiminde yazarım; günümüzde geniz n'ler orta dilde artık ng olmuştur, ör. süngü, aslı süŋü. El (halk) ağzında ise bu geniz n yaşar.

(*Bengü, BengüTürk kanalından biliriz hepimiz, sonsuz, ebedî, ad olarak da kullanılır ''sonsuzluk''. Günümüz ölçünlü dile uygun olarak bengi diyorum; doğrusu yine 750li yıllara âit bir bengi taşda da bengi biçimi var, geniz n'li ancak; n yerine geniz n imi koyun. Bu taş yazıtlara atalarımız bengi taş, yâni sonsuz (kalacak olan) taş demişlerdir. En güzel ve muhteşem bir deyim bu olduğu için, gerçekten de, Moğolların ve de Mançuların bu taşları korumalarını da göz önüne alarak, bengi durmuşlar, durdular. Bitiğ (''yazı(t)'') taş da derler. bitiğ sözünün anlamı yazı, yazılı (mektup), kitap vb. gibidir. bitimek de ''yazmak'' demektir.

Amiral. Bilindiği gibi ilk donanmamızı Çaka Beğ (Bey, ğ y oluyor sonraları, bu tür özel adlarda aslî biçimi kullanmayı yeğliyorum, çünkü adları öyle olduğu gibi zâten kaynaklardan da öyle görüyoruz, böyle yapmak daha güzel) kurmuştur. O çağların ya da o çağlara yakın kaynaklarımıza bakıp karşılık ya da karşılık için yaklaşım bulabiliriz. Aynı dün verdiğimiz donanmalı (naval[e]) örneğinde olduğu gibi. Bu bağlamda özellikle savaş, harp üzerine yazılmış eserlerimiz de vardır ki onlara özellikle bakmalıyız. Bu konunun alanın genel olarak da derlendiği, çokça iyi bilindiği, bilgisinin (nerede kaç eser var, içeriği nedir, hangi sahada yazılmıştır, gibi) ortaya konduğu görünmüyor; en azından bizler, ulus açısından. Birisi Memlük sahasına âit şu çalışmadır: https://www.kitapyurdu.com/kitap/kitabuttedbiratissultaniyye-fi-siyasetissinaatilharbiyye-harp-sanati-taktikleri--ahsap-ayrac--osmanli-desen--ahsap-ayrac--lale--rolyef-cevizli/450489.html

Kitap bilgisinde okunabileceği gibi bu eser bir yordam/yöntem (strategy/tactics) kulağuzudur ve bu bilgi dışında savaş araç gereçlerin adları da veriliyormuş ki, hemen hemen hepsinin Türkçe olduğuna dikkat çekiliyor. Bunu yakında edinmeyi düşünüyorum bu arada. İşin zor yanı tıpkıbasım diyor, yazı aktarması (bir yazıdan başka bir yazıya aktarma, örneğin Arap yazısından/imlerinden Latine, dil özellikleri aynı kalıyor) yok, yoksa dili anlamak zor değil, sanırım biraz Arapça okuma bilgimi yeniden dürtmem depretmem gerekecek. Hiç kimse için zor değil; biraz okuma, biraz konuyla ilgilenme sonucu anlıyorsunuz. Birçok sözü de biliyorsunuz, açıp anlamına bile bakmanıza gerek kalmıyor kimi yerlerde. Örneğin günümüzde çöl ya da çorak dediğimiz aynı biçimde 1300 yıllık Orkun bengi taşlarında da geçer, Bilge Kağan kullanır. Yokarıda verdiğim süngü (aslî biçimiyle) de birkaç kez yine bu devâsa, muhteşem anıtlarda geçer. Ya da iş küç (iş güç), eb bark (ev bark) gibi deyimler.

Sözün özü üstâdım, çok şey var, resmen bolluk içinde ''yüzüyoruz'', ancak ayırdında değiliz. Atamın güzel bir sözü var, ara sıra konu mevzu açılınca anar: Zengin devletin/varlığın fakir milletiyiz. Bilmiyoruz, araştırmıyoruz, okumuyoruz. Bunu düzelteceğiz. Bilinç uyandıracağız. Bu forumun buna katkı sağlamasını niyâz ediyorum. Ben özüm elimden bilgimden geleni yapacağım.

Şimdi yazıya geliyor, aynen veriyorum. Burada yokarıda belirttiğim gibi kimi şeylere güzel yanıt var. Önemli, can alıcı yerleri ise imleyecek, yerine göre kabartacak ya da eğeceğim. O ya da bu sözün anlamını ise yazının ilerisinde açıklıyor.

Bilgi: Aklıma gelmişken. Kimi kullandığımız sözlerimizde de bir şeyler yaşayıp biz çok farkında olmadığımız için görmüyoruzdur, ancak kullanabileceğimiz, bize yol gösterecek unsurlar vardır. Örneğin ''elçi''ye neden elçi diyoruz? Çünkü baştaki el sözü bildiğimiz Türkeli dediğimizce ''ülke ve üzerinde yaşayan halk/toplum/ulus'' anlamına gelen ''el'' sözü. (Bu söz ikisini birden anlatır; Kazak Eli = Kazakistan, Kazak yurdu, ülkesi, ancak ve de halkı.) [Moğollar ise buna ''elçin'' derler.] Dolayısıyla kimi konularda farkındalık çok yararlık olacaktır.

Bir bilgi daha: Moğolca -çin olmasının nedenini bilmiyorum ancak Çin yıllıklarında Hun dönemi ile ilgili verilen kimi Hunca dil verilerin açılması/çözülmesi sonucu (Talât Tekin) bir tür -çin/-çın eki olduğunu anlıyor gibiyiz. Örneğin erden/klasik dönemde bitiğçi'dir (yazıcı), ancak oradaki bir veri ilgili verilen bir sözün bitiğçin okunmasına müsâittir (verilen biçim Çince telâfuza göre, bunu asıl Türkçesine aktarmak gerek ve tam bir ''kan emici'' iş, adamlar 'enver'e an-i-va-er diyorlar.). Dolayısıyla, burada pek anmadım daha, ancak Moğollarla gâlip ihtimâl ortak ataya çıktığımız için dildeki bu aynılık da buralara bağlanabilir; yâni biz de eskiden belki n'li elçin diyor idik belki de. Yeri gelmişke anayım dedim. Günümüzde de dilleri bizim dilimize bilgisi (dil kuralları) yönünden en yakın dil. Yâni biraz çalışma ile biz Türklerin en kolay öğrenebileceği dil diyebilirim. Çünkü bilgisi, yapısı, kuralları bizimkine çok yakın. Bu konularda da Levent ustanın ''Notlar'' bölümünde hayli yazı var.

*

''Günümüzde kavramlara özüne bağlı Türkçe ad saptanmasında, birincil olarak Türkçe'nin klasik döneminden elde kalan yazılı kaynaklardaki söz varlığını kullanacağım. Bu dönem yaklaşık 400 yılı ile başlayıp 1050 yılına kadar sürüyor. Bu dönemde yaygın olarak Göktürk yazısı diye bilinen yazı dizgesi ile yazılmış kaynaklarımız var. Yine Turpan Uygur devleti döneminde, yazı dizgesi yaygın olarak Uygur yazısı diye bildiğimiz dizgeye dönmüş olmakla birlikte, aynı dil kullanıldığı için, kabaca Turpan Budist ve Manihaist kitaplarındaki dile de dayanacağım.

En yakın kaynak olarak da Kaşgarlı'nın Divanına güveneceğim.

Gerek duyduğumuz kavram imlerini bu kaynaklardan bulamadığımız durumda, "kültürde süreklilik esastır" ilkesi uyarınca bu geleneğin kültürel devamlılık izlerini süreceğim. Günümüz Türk dilleri büyük ölçüde klasik dönem geleneklerini bırakmış olmakla birlikte, uzun yıllar birlikte yaşadıkları Moğol toplumu ortak bir geleneğe sahip olduğu için bu söz baylığının büyük kısmını ortak olarak içermektedir. Buradan, ikincil kaynak olarak klasik ve yakın çağ Moğolca yazılı geleneklere bakacağız.

Elimizde Çağatay, İlhanlı ve Altın-Ordu döneminden kalan bazı kaynaklarda bazı kavram imlerinin Türkçelerine de Moğolcalarına da sahibiz. Türkçe "buyruk" ve "baskak" sözleri ile Moğolca "tüşmel" ve "darga" sözleri vardır. Rus kaynakları bunları buyruk > tüşmel > baskak > darga gibi bir hiyerarşi içinde olarak bize sunar. Oysa Çağatay ve İlhanlı kaynakları [ buyruk = tüşmel ] > [ baskak = darga] gibi aslında iki aşamalı bir kur ilişkisi olduğunu bildiriyor. Çağatay'ın bu işi Rus'tan daha iyi bileceğini kabul edeceğimiz için Rus kaynağını göz ardı edeceğim. Buradan güncel Moğolca'da yaygın olarak kullanılan "tüşmel" ve "darga" sözlerinin anlamları yoluyla "buyruk" ve "baskak" sözlerini anlamaya çalışacağım.

tüşmel (tüsimel) : Bakan, General, Müsteşar, Diplomat gibi yüksek bürokrasideki kişilere verilen ortak kur adı.

Bu kaynağa dayanarak Türkçe "buyruk" sözünün de yüksek bürokrasi için kullanılan bir kur adı olduğunu öğreniyoruz.

darga (darug-a) : Yüksek bürokrasi de içinde olmak üzere Okul müdürü, Bölüm amiri, Birlik komutanı, ekip önderi, sınıf başkanı gibi sivil ve asker yapılarda genel yönetici için kur adı.

Buradan "baskak" sözünün genel olarak sivil ve asker yöneticiler için kullanılabileceğini anlıyoruz.

Yine Türkçe "alp" sözü Moğolca'ya "alba" biçiminde geçmiştir.

Bilge Tonyukuk yazıtında "yuyka kalın bolsar topulgulı alp ermiş, yinçge yoğun bolsar üzgülük alp ermiş = yufka kalın olsa delmesi zor imiş, ince yoğun olsa kırması zor imiş" diye bir deyim var. Moğolca'da da "alba" sözü zor(aki) anlamında kullanılır. Öte yandan Türkçe'de zor beylere/ zor hanımlara "alp" deriz. Benzer biçimde Moğolca'da "alba" sözü daha geniş anlamıyla da "resmi görevli" anlamında kullanılır. "alban gazar = resmi yer", "gadaad heltsiin alba = dış işleri yetkilileri" gibi. Böylece "alp" sözünün hem kolay olmayan, hem de resmi yetkili kişi anlamında kullanılabileceği sonucu çıkarabiliriz.

Turpan Uygur kitaplarında öğretmen için kullanılan söz "bakşı"dır. Ama günümüzde hoca sözünün hem öğretici hem de din adamı anlamında kullanılması gibi, zaman içinde bu söz "kam" kişiler için kullanılagelmiş ve Anadolu'da da biz daha çok bu sonraki anlamını biliriz. Bunun dışında klasik dönem yazıtlarımızda gördüğümüz "öğretgüçi, boşgutguçı" gibi sözler bir görev adından çok ön-ad işlevi gören türetme sözlerdir. Yine aynı geleneğin devamı olarak günümüzde Moğollar öğretmen anlamında "bagş" sözünü kullanılar (Moğolca 'si' yapısı "ş" sesi verir). Aynı gelenek Mançulara bile "bagsi" biçiminde geçmiştir ve Mançuların kullandığı diğer söz de "sefu"dur. Buradan, kurumsal bir yapı içindeki öğreticilere "bakşı" demek gerektiğini anlıyorum.

Öğretim yapısı içinde öğrenen kişilere "öğrengüçi, okuğuçı" gibi adlar verilmekle birlikte, birincil olarak "şabı" denir. 'şabı'ların kendi içinde aşamaları '1. engim' '2. engim' biçiminde sıralanır. Bu 'engim' sözü ayrık olma anlamına gelmekle birlikte Türkçe'de "sınıf" anlamında da kullanılır; hatta bu kullanım daha yaygındır.

Türkçe "kur" sözü rütbe anlamına gelir. Göçebe kültürde rütbeler bele sarılan deri kayışa tutturulduğu için, bele sarılan giysi parçasına da "ku(r)şak" denir. Günümüz Moğolcasında bunun karşılığı olan "col" sözü askeri rütbe anlamında kullanılmakla birlikte, örneğin ulusal güreş karşılaşmalarında çeyrek final, yarı final, finale kalan ve kazanan güreşçilere verilen unvanlara bile "col" denir. Buradan "kur" sözünün yalnızca asker rütbesi anlamına gelmenin ötesinde bir aşama kazanma anlamında kullanıldığını da anlarız.

Yine Türkçe "tuğ" sözü Moğolca'da "tug" biçiminde yaşamaktadır. Ama "yösön höltei cagaan süld = dokuz ayaklı ak tuğ" deyiminden de anlayacağımız üzere bu sözün Moğolcası "süld"dür. Moğolca "süld" sözü bir gönder ucuna tutturulmuş, at kuyruğundan yapılan kur edini göstermekle birlikte, aynı zamanda örneğin devlet armaları, şirket logoları için de kullanılıyor. "töriin süld = devlet arması" (burada devlet sözünün Türkçe "törü" olmasına dikkat ediniz); "kompaniin süld = şirket logosu" gibi...

Yine dünya çağınca daha çok Japonca "do" sözüyle bilinen ve "sanat'' diye anlamlandırılan söz/kavram, Moğolca "erdem" olarak adlandırılır. Savaş sanatı yerine "savaşçı erdemi" derler. Erdem geniş bir kavram imidir; "kitap erdemi" "yaşam erdemi" gibi "kılıç erdemi", "yay erdemi", "süngü erdemi"... gibi alt başlıkları olabilir. Dolayısıyla eğitimlerde çalışılan özel alana göre o alanla ilgili erdem adı verilebileceği gibi, ortak çalışmalar için örneğin tek bir "er erdemi" ya da "çeriğ erdemi" gibi ortak bir ad kullanılabilir (bu adlar benim önerim; karar uygulayıcıların).

Bütün bunları yoğurarak, ben şunu önerebilirim:

* Sanırım yapı içinde öğrenci ve tekniker dereceleri var. Bu dereceler bitince "usta" olunuyor.

* Öğrenci dereceleri için "şabı kurları" adı kullanılabilir. Bunlara sırayla "1. kur, 2. kur..." denebileceği gibi, "1. engim, 2. engim..." de denebilir.

* Tekniker dereceleri için "bakşı kurları" adı kullanılabilir. Ama bunlar için "engim = sınıf" sözünü kullanmak pek uygun olmayabilir.

* En büyük hoca için de kuşkusuz "bakşı" sözü kullanılabilir. Ama "usta" sözü bence gelenek olarak da buraya daha uygun geliyor. Günümüzde "us" sözü yanlış olarak "akıl" diye anlaşılıyor. Oysa Kaşgarlı "us" girdisini "yetenek, el becerisi" diye açıklar. Bu sözden türeyen "usta" sözü, bir konuda en üst düzeye çıkmış sanatçıyı gösterir. Dolayısıyla o kişi "bakşıların bakşısı" olduğu için "bakşı"dır, ama aynı zamanda "usta"dır.

Diğer ayrıntıları gerek duyulan konularda sürdürelim.

Sorularınızla beni geri besleyiniz.''

-Mehmet Levent Kaya, 2015.02.14 saat 15:00, FB.

Usta altta yorum yerine de gelen dönüşler üzerine yazmış. Oraya da bakılabilir, önemli bilgiler var, ve de soru sorulabilir dilendiğinde. Kendisini ekleyebilirsiniz de. İzde kalmak iyi olacaktır. Kendisi de ayrıca, anmış idim, donanma geçmişli birisidir. https://www.facebook.com/notes/m-levent-kaya/yapısal-adlar/10152847467059900/?__tn__=HH-R

https://www.facebook.com/mehmetlevent.kaya

*

kam ''saman''ın Türkçesi. saman derken, ''şaman''. Sonuncusu ''Tunguz'' denen dilden gelir ve batılılar bu sözü yanlış ya da eksik işitip ''şaman'' anlamışlardır, aslı ''saman''dır. Türkçesi ise ''kam''. Bunlar büyücü değildirdler. Ancak transa girip bir takım bilgiler verirler ve de hastalıkları iyileştirmeye çalışırlar. Türk inancında da sanıldığı gibi merkezî bir görevleri olmadıkları gibi öyle bugünkü anlamda ''din görevlisi'' de değildirler. Bu konuyu bir ara başka gönderide irdeleriz. Yazı çok uzun oluyor. Söylenecek çok şey var. Ama şükretmeli. Söylecek bir şeylerimiz, hatta çok şeylerimiz var. Başkaları var ki ya hiçbir şeyleri yok, ya da ithâldır, ya da kurmacadır.

öğre-t-gü-çi. öğre-t-i-ci dediğimiz sözün erden biçimi. öğretgü, yâni öğreti de ''öğretme işi; bir bütünü öğreten şey/yapı, din gibi, değerler tüzümü gibi, öğreti'' gibi anlam(lar)a gelir. biltürgülük. bil-tür-gü-lük - bil-dir-gi-lik günümüz ağzıyla (bildirmeklik, yâni îlân, yarlık/buyruk, ferman gibi her tür bildirmeye yarayan, bildiren bir nesne olabilir.) bildirgi de bildirmek işini anlatır.

okuğuçı. Bildiğimiz ''okuyucu'' sözü.

edin. ed sözü her tür îmâl edilmiş mal gibi anlama gelir. edin de sanırım bu doğrultuda bir ad olup mal, eşya, nesne anlatıyor. Sanırım burada kastı bu. İşin açığı ben de ilkin bu yazıda denk gelmiş idim. Günümüzde eylemek dediğimiz söz de buradan, yâni edlemek'ten geliyor olmalı. edlemek de îmâl etmek, üretmek gibi anlamda idi.

erdem'e sonra değinebiliriz. Levent ustanın daha birçok yazısını sözünü süreç içerisinde burada geçeceğim. Bizde de erdem denir zâten. Bir Kem (yenisey) bengi taşında Bars Beğ adında bir bey eli için yaptığını ''er erdemim bar üçün (er erdemim var (olduğu) için'' diye özetler. sanat, zanaat vs. ''uzluk''tur. Erdem daha çok mârifeti yâni içliği, mânevîyatı, hüneri imleyen, anlatan bir kavram imidir. Kaşgarlı Mahmud da Dîvân'ında ''fâzilet, övülecek iş'' gibi anlamlarla karşılar. Batı bu tür konularda güdük kaldığı için Japonca do gibi bir sözü art (ör. martial arts), yâni sanat ile karşılamış. Oysa do sözü içinde bir mânevîyat, bir yol barındırır, bir erdem barındırır. Biz de zâten buna ayrıca ''yol'' da deriz. yollu sözü örneğin kaynaklarımızda ''kendini bilen, yolu olan, ahlâklı'' gibi anlamlarla karşılanır ki, Bilge Kağan'ın yeğeninin (yeğeni idi sanırım, yanılıyor da olabilirim) adı da Yolluğ Tiğin'dir. Yâni tâlihli, yolu, bahtı açık olan. İlgili söz sözün aslî biçimidir, ğ'li. Yâni o iş martal arts (savunma/döğüşme sanatları) değil, savunma erdemidir. Yay (germe) erdemi, örneğin, sanatı ya da hele ki ''sporu'' hiç değil. Nitekim konu olarak da zâten olmadığı gibi yaycılık bizde en başından beri özel bir yere iye olmakla birlikte özellikle sonraları, Devlet-i Aliyye çağında İslâm anlayışı ile birlikte özel bir mânevî muhtevâya mâhiyete mânevîyata bürünmüş, kazanmıştır ki, sırf buna saygıdan bile ''spor'' denmemelidir. Burada bir yol, bir erdem, bir anlayış, bir idrâk vardır.

us'a. Sanırım Levent usta burada uz demek istemiş, ancak us sözü ile karıştırmış. us sözü ile ilgili verdiği karışıklık bilgisi doğrudur, ancak şu yönde: akıl anlamına gelmez, temyîz, yâni doğru ile yanlışı, ak ile karayı ayırt etme yararlığı/kâbiliyetini anlatır. ''Uslu dur.'' deriz örneğin, yâni ''doğruyu seç, ona göre hareket et''. Akıl anlamına gelen söz ''ukuş''tur. Onun anlatmak istediği uz sözü olmalı (verdiği anlamlarca; eli uzlu, uz elli, eli uz gibi deyimler de buradan); bu söze de -ta yapısı gelince uz sözü us diye ses dönüşümü geçirmiş ve ''usta'' olmuş. Doğrusu sanıyorum ki bu olmalı; çünkü Kaşgarlı'nın verdiği kayıt ve diğer örnekler, kullanımlar açık. Benim kendisine ''usta'' demem de bu nedenlerden ötürü ve de hâliyle gelenek, Türkçe olmasındandır.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Eylül 2018, Çarşamba - 02:10
Bir yeri bütünleyim. biltürgülük/bildirgilik yine, kulağuz/kılavuz, kitap, kısacası bilgi veren yâni bil-dir-en her tür nesne vs. de olabilir. Çünkü adı üzerinde, bildirgi-lik'tir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Eylül 2018, Çarşamba - 18:08
@YörükEfe. Bağlayabilmek adına konumuz bağlamında Levent ustanın bir yazısını daha geçmek istiyorum. Burada alp sözü özelinde çalışılmış, böylece daha ayrıntılı ve yol aydınlatıcı söz eylenmiştir.

*

''Alba / Baatar: “alba (алба)” “bağatur (баатар)” Bugün Moğolcada “alp” sözcüğü genellikle resmi işler için kullanılmaktadır. “gadağadu hereg ün alba (гадаад хэргийн алба)” dış ilişkiler dairesi ya da burada çalışan memurlar demektir. Dolayısıyla resmi ofis ya da bu ofiste çalışan kişiler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca daha Moğolların Gizli Tarihçesi gibi erken bir dönemde bile Çiŋgis’in babasının adı “yesühei bağatur (есүхэй баатар)” olarak geçmekte. Demek ki daha çok erken dönemden beri “baatar” sözcüğünü kullanıyorlardı.

“yuyka kalın bolsar topulgulı alp ermiş, yinçge yoğun bolsar üzgülük alp ermiş”

Yukarıda Orkun yazıtlarından alıntıladığımız deyim “yufka (gibi olan şey) kalın olsa delmesi zor imiş, ince yoğun olsa koparması zor imiş” diyor. Buradan “alp” sözcüğünün kahraman savaşçı yanında zor anlamına da geldiğini öğreniyoruz.

Günümüz Moğolcasında kahraman anlamında kullanılan sözcük “bağatur (баатар)”. Bunun da Türkçe “bağa” (bu sözcük genellikle küçük olarak anlamlandırılmakla birlikte bu anlam pek de doğru değil. Türkçede “bedük-kiçiğ” gibi bir ikilem ve bir de “uluğ-bağa” gibi bir ikilem vardır. Dolayısıyla “bağa” büyüğün değil “ulu”nun karşıtıdır) ile bir unvan olan “tur” sözcüklerinden oluşuyor. Ama önemli hemen bütün Türkçe unvanların bulunduğu Moğolcada “alp” sözcüğünün bilinmemesine çok şaşırmıştım. Tabi Moğolcada “p” sesi ve harfinin olmaması bir neden. Ama daha önemlisi, yukarıdaki deyimi hatırladığımda ortaya çıktı.

Moğolcada “p” sesi yok, özellikle Türkçe kökenli sözcüklerde yerini “b” alıyor. Pek yerine “behe (бэх)” denmesi gibi. O zaman Türkçe “alp” Moğolcada “alb” biçimini almalı. Ama Altay dillerinin bir özelliği olarak “b” sesi yanına mutlaka ünlü ister. O zaman sözcük “alab” ya da “alba” olmalı. Bu ikincisi Moğolcada var. Ama Türkçede bizim yaygın olarak bildiğimiz “kahraman” anlamında kullanılmıyor. Temelde kullanıldığı iki anlam var. Biri “zor(aki)”. Eğer bir şeyin zorla yapılması gerekiyorsa “albatai (албатай)” (zor(un)lu) denir. Ama bir zorlama yoksa yani serbestlik varsa “alba ügei (албагүй)” denir. Hatta “albada- (албад-)” diye bir eylem vardır: zorla-. Buradan Moğolcada “zor” kavramıyla ilgili anlamlarda kullanılan “alba” sözcüğünün Türkçe “alp”tan türediği sonucunu çıkarabiliriz.

Yine aynı “alba” sözcüğünün kullanıldığı ikinci bir anlam daha var. O da günümüz Türkçesinde “resmi” diye bildiğimiz şey. alban gazar “resmi yer (daire)” alban haşaa haa- “resmi çit (askeri birlik) kapa- (bu askerlik yapmak anlamında)” alban biçig “resmi yazı” alban yos “resmi …” (yos bizim Türkçede “töre” olarak bildiğimiz kavramın birebir Moğolca karşılığıdır). alban (yosny) borluulagç “resmi dağıtımcı (bayi)” gadaad hergiin alba “dış ilişkiler dairesi (ya da görevlisi)” örneklerinde olduğu gibi. Buradan bakarsak ana Türkçe mantığında, Moğollarla hem gelenek hem de dil özelliklerimizin ortak olduğunu düşündüğümüzde “resmi” sözcüğünün karşılığı “alp …” biçiminde yapılacak tamlamalarda bulunabilir. Yukarıdaki örnekleri yeniden ele alırsak

alban gazar “alp yeri” alban haşaa haa- “alp çiti kapa-” alban biçig “alp bitiği (yazısı)” alban yos “alp töresi” alban yosny borluulagç “alp (töresi) dağıtımcısı” gadaad hergiin alba “dış ilişkiler alpı” Zaten “resmi” sözcüğünün Latince kullanımına da bakarsak “official” sözcüğünü buluruz, yani “ofis” ile ilgili. Kırda göçebe olarak yaşayan Türk’ün ofisi neresidir? Tabi ki otağ gibi bir yerdir. Otağda kimler olur? Alplar. Mantık da uydu. Öyleyse Türkçede, “alp” sözcüğünün kahraman ve zor anlamlarına ek olarak “resmi” anlamı da taşıdığı sonucuna varabiliriz.''

- Mehmet Levent Kaya, 2011.10.20 saat 15:23, Facebook.

bağatur. Günümüzde bahadır denen söz, bu söz olsa gerek. bahardır için Farsça dense de bu söz bağatur biçiminden geliyor ise Türkçedir ve Farsçaya da bizden geçmiştir. Günümüz Orta Asya Türk ağızlarının baatır, baatur biçimleri bu bağatur sözünden gelir, büzüşmüşlerdir.

Değiştirmek istemedim. Orkun yazıtları demesinin nedeni ilgili üç yazıt (Bilge Kağan, Köl Tiğin ile Bilge Tonyukuk) bu ad altında biliniyor olmasından olmalı. Zîra ilgili deyim Bilge Tonyukuk yazıtında geçer ve bu bengi taş Orkun bengi taşlarından (Bilge Kağan ile Köl Tiğin) yaklaşık 70 ağaç (yığaç (ağaç) = fersah; 70 ağaç yaklaşık 400 km eder) uzaktadır, yâni, esâsen Orkun bengi taşları içine girmez. Bilge Kağan ile Köl Tiğin bengi taşlarına Orkun denmesinin nedeni Orkun vadisinde, ilgili bölgede olmalarından.

bedük ile kiçiğ. İlki ''büyük'' sözünün aslî biçimi. Azerbaycan Oğuzcasında buna böyük denir ki, bedük sözündeki e'nin sonraları ö'ye dönüştüğünü anlıyoruz. Bunun gibi örnek çok vardır: edük/etük - ötük, eb/ev - öv hatta öy (ve üy), etmek (ekmek) - ötmek. y ise d'den geliyor. kiçiğ günümüzde kiçi'dir, kimi yer adlarımızda geçer: Kiçiköy gibi. küçük demek; bu küçük sözünün de kiçiğ'den geldiği, iyice dönüştüğü söylenebilir, ancak bunda emîn değilim.

Bizde bitig yazılan ve bitiğ okunan söz Moğolcada biçig'tir. Türkçe Moğolca arasında t geçişlerinde ç olma vardır. Aynı Türkçe ş'lerin Moğolcada s olmaları gibi: irbiş (kar leoparı, dilimizdeki karşılığı, genel anlamda leopar türünü de anlattığını seziyor gibiyim) - irbis (Moğolcası).
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Eylül 2018, Çarşamba - 18:54
Dil Bayramımız kutlu olsun. Dilimiz kimliğimizdir.

Tarama yaparken denk geldim; Bilecik Başkanı bayramı kutlulayıp güzel söz eylemiş.

"Türkçe'mize sahip çıkılması, varlıklı sözcük yapısının doğru biçimde kullanılması, her bölgede Türkçe yayınların artırılması, eğitim, ilim ve kültür dili şekilde artması konusu için bugün hepimize fert şekilde kocaman mesuliyet düşmektedir. Milli kültürümüzün ana taşı bulunan Türkçe, geçmişle istikbal içinde en diri bağı oluşturmaktadır. İlk önce kendimizden başlayarak, ailemizde, etrafımızda Türkçe'mizin azami biçimde kullanılması, telaffuz edilmesi ve azami biçimde anlaşılabilmesi anlamında çaba göstermeliyiz. Bugün dünyanın değişik coğrafyalarında yaygın bir biçimde uygulanan söz varlığıyla, yapısıyla, öteki dillere bulunan etkisiyle dünyada konuşulan dillerin en zenginlerinden bir tanesi bulunan Türkçe'mize bulunan alakanın arttığını görmek bizleri fazlasıyla mesut ediyor. Görüyoruz ki Türkçe'miz bundan böyle en fazla aşırı tercih edilen diller arasında. Dolayısıyla Türkçenin bir dünya dili olması yolunda kat ettiği fasıla bu manada gurur vericidir. Bugün okullarımızdan başlayarak dilimizin çocuklarımıza ve gençlerimize azami biçimde öğretilmesi için çaba belli eden herkesi kutluyorum.''

Bu da Kürşat Zorlu'nun Facebook'ta ettiği söz.

''Dünyada 1720 dili 10 binden daha az kişi konuşurken, 31 dili birer milyondan fazla kişi konuşuyor.

Türk Dili, tüm lehçeleriyle, 12 milyon km2 alanda 220 milyondan fazla nüfusun konuştuğu dil. Türkiye Türkçesi 34 ülkede konuşuru olan bu ailenin bir üyesidir.

VE DİLİMİZ MİLLİ BİRLİĞİMİZİN TEMELİDİR!

#TürkDilBayramı kutlu olsun''

(https://resmim.net/f/K34yVp.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 27 Eylül 2018, Perşembe - 00:08
   Caner Çetin üstadım,bizlere sunduğunuz bu bilgi hazinesi için,çok emekler harcayıp paylaştığınız bu Şaheser için sizlere teşekkürü bir borç bilirim.Söylediğiniz gibi çok zengin bir dil olan Türkçenin,konuştuğumuz bu dilin,ortaya konan eserlerle,Türklerin göçebe bir toplum olmayıp büyük bir medeniyetin öncüsü olduğu gerçeği gerek Türk tarihçileri,gerek antropologları,gerek dil bilimcilerini zerre kadar ilgilendirmemiş ve günümüze kadar bizlere doğru düzgün bir bilgi sunmamışlardır.Bizim akademisyenlerimiz hazır varken ne diye yorsunlar bir taraflarını.Fransız,Alman,Rus araştırmacıların bulguları! varken neden uğraşsınlar ki.Zaten hazırda yabancıların araştırmaları var.Bizimkiler bu nedenle Türkleri  göçebe,barbar ve hiç bir yazılı eseri olmayan yabani bir ırk olarak batını tasvirine olduğu gibi katılmışız.katılmasak bile karşı bir argüman sunamamışız.

   Kazım Mirşan,Turgay Tüfekçioğlu ,Haluk Tarcan, Oktan Keleş gibi tarihçilerimizin araştırmaları sonucunda vardığı bulgular, Türk medeniyetinin neredeyse tüm medeniyetlerin beşiği olduğu kanısına varır.Bu bilim insanlarımızın bulguları bildiğim kadarıyla hiç bir tarihçi tarafından yalanlanmadı.Yalanlamasa bile yine batının bulguları günümüzde halen daha kabul edilir ''akademisyenlerimiz'' tarafından.

   Vakti zamanında İnönü sadece radyolu günlerde Türk sanat musikisini,Türk Halk müziğini yasaklayarak sadece ve sadece klasik batı müziği yayınlanması emri vermiş ve Anadolu insanına olmadık işkence çektirmişti.Zannediliyor ki halkımıza klasik batı müziği dinletilirse bizim toplumumuz da Avrupai olacak.Günümüzde de bu hastalık neredeyse tüm Güzel sanatlar Fakulteleri,Konservatuvarlar ve Eğitim fakulteleri Müzik bölümlerine de sirayet etmiş buradaki hocalar Klasik batı müziğinden başka bir şey dinlememe yemini etmişçesine,Türk müziğine,Arap müziğine(Genelde Arabesk tarzına) karşı şiddetli bir alerjileri olmuştur.Türk müziğine tahammülleri yoktur.Karşılarına geçip bir bağlama çalınsa onlara küfretmiş gibi hissederler.

   Bir toplumun kültürel derinliği kullandıkları dil,geleneksel müzikleri,halk arasında oynanan oyunları(Düğünlerde,Kınalar da,ağıtlarda,sünnetlerde,nevbahar aylarında bereket ve bolluk olması için düzenlenen toylar,eğlenceler v.b) ile doğru orantılıdır.Örneğin Türk müziğinde çok fazla koma vardır(Natürel olmayan notalar).Bu komalar müzik kültürümüzün derinliğin ifade eder.Mesela Türk sazı(Saz,Türklerde bütün çalgılara verilen ortak addır) olan kopuz,perdeli ve üç telli bir çalgıdır.Bu perdeler de naturel sesler de vardır diyez,diyez1,diyez2 ve bemol,bemol1,bemol2 vardı.Bu perdelerin herhangibir herine bastığınızda makam değişir.Bu Kopuzun günümüzdeki adı Bağlamadır.Bunun küçüğüne cura,daha büyüğüne divan sazı denir.her bir sazı kullanıldıkları toplantılar farklı farklıdır.Günümüzde bu sazlara renk saz diyoruz.Ana saz bağlamadır.mesela bir diğer sazımız tardır.buda telli ve perdeli bir çalgıdır.ses tonu daha farklıdır.Günümüzde kullanılan gitarın atasıdır.Ney kaval gibi üflemeli çalgılar ise daha çok tasavvufi alanlarda kullanılır.

   Bunlara ben neden değinme gereği duyuyorum;Çünkü Türk medeniyeti derinliği olan bir medeniyettir.Kadim bir medeniyettir.Çinliler dövüş tekniklerini,sırf Türklerin derin savaş tekniklerinden korunmak için geliştirmişler.Sonrada batılı tarihçiler,hiç bir atıf bile yapılmadan Çin dövüş sanatı diyerek tüm dünyaya bu şekilde lanse etmişlerdi.Adamlar Türk korkusundan koskoca set inşa etmişler.Varmı daha ötesi.Demek ki düz mantıkla,Türkler o dönemde ne kadar ilerideler ne kadar kudretliler ki Çin'liler set inşaa etme gereği duymuşlar.Çinlileri küçümsemiyorum ancak o döneme ait bir çok teknolojiyi bizden alarak yaptıklarını düşünüyorum.Aynı bu gün yaptıkları gibi.Bu gün de kopyalayarak,tersine mühendisliklerle  fason ve taklit ürünler çıkartarak belli bir teknolojiye gelebildiler.

   Son tahlilde,geçmişimizi arayıp bulmak ancak ve ancak bize düşer.Yabancıların yanlı düşüncelerine değil.Geçmişimizi ararken ne aradığımızı bilerek bu aramayı yapmamız lazım.Körü körüne değil.Öncelikle Türk yurdu olan Tanrı dağlarının bir kolu olan Aladağdaki Saymalıtaş kaya resimlerinden başlayarak Azerbaycan,Kars,Kızılcahamam gibi Türk Kurganları(Anıt Mezar,Mezar) başta olmak üzereburadaki tamgaların ne anlama geldiği,bu tamgaların başka nerelerde kullanıldığı Mısır hiyerogliflerinin ve Mısır medeniyetinin Tür medeniyetine mi dayandığı dünya üzerindeki piramitlerin çıkış noktası Türk piramitleri(Kağan Mezarları)olan Beyaz piramitler olup olmadığı gibi bir çok konunun tam olarak aydınlatılması gerekmektedir.

  Bu vesile ile buradan devlet büyüklerimize bir seslenişimiz olsun.Bu araştırmayı yapacak Türk tarihçilerine,dil bilimcilerine,antrapologlarına,arkeologlarına gerekli araştırmaların gerçekleştirebilmesi için maddi olarak sponsor olması ve yerinde araştırmalar yaparak bu bulguları dünya ile paylaşmasına olanak sağlamak büyük bir önem taşımaktadır.Kısıtlı imkanlarla bu araştırmayı yapan akademisyenler var ancak yeterli değil.Bu araştırmanın yukarıda saydığım akademik kürsülerden akademisyenler tarafından yapılması ve bu yönde bir veya bir kaç komitenin oluşturularak sahalarda çalışmalarının sağlanması elzemdir.Bu konu devlet politikası olmalıdır kanımca.

   Bir başka temennimde Türk devletleri ile bilim-sanat ve kültürel çalışmaları yapacak , alanında uzman kişileri oluşturacağı topluluklar ile karşılıklı ziyaretlerin yapılmasına olanak sağlamak.Bu topluluğun içinde Dil bilimcilerin de olmasında fayda var.Gidilen ülkelerin gelenek,görenek,örf adet,töre,halk  türküleri,halk edebiyatı halk oyunları,el sanatları gibi alanlarda ortak çalışmalar yaparak daha fazla birbirimizi tanımaya olanak sağlamak.

  Son olarak Türk devletlerine kültür turizmi konusunda turizm firmaları ile ortaklaşa uygun fiyatlarla b turlar düzenlenmeli.Mesela Orhun kitabelerine,Altay dağlarına,tanrı dağlarına velhasılı Türkün ayak bastığı ve bizlere miras bıraktığı ne kadar ören yeri varsa buralara turların düzenlenmesi, zannediyorum ki bizleri geçmişimiz ile derin bağlar kurmamıza yardımcı olacaktır.

   Bilhassa gençlerimiz Türk kültüründen oldukça uzaklaştı.Bu teknolojinin maalesef acı bir yansıması.Bilhassa akıllı telefonlar dünyayı elimizi altına kadar getirdi.Dünya kadar faydalı bilgilerin yanı sıra başka kültürleri de tanıma fırsatı yarattı belki ama maalesef kendi kültürümüzden de oldukça uzaklaştırdı.Bu negatifliği ancak kültür turizmi ile aşabiliriz diye düşünüyorum.

   Yazım biraz fazla oldu ancak bütün bunların dillendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.Biz bizi tanırsak,geçmişimizi bilirsek,özümüzü bilirsek,geçmişimiz ile bir bağ oluşturup geleceğe daha güvenle bunu taşıyabileceğiz.Anadolu'dan onlarca medeniyet geldi geçti.Bir tek Türk milleti,Türk medeniyeti kalıcı oldu.Bunun nedeni ise Türk'ün Töresine hep sadık kalmasıydı.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Eylül 2018, Perşembe - 00:11
Âşık olduğum, içimin gittiği eridiği yırlardan, türkülerdendir. Can Kırım'dan.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Eylül 2018, Perşembe - 02:36
   Caner Çetin üstadım,bizlere sunduğunuz bu bilgi hazinesi için,çok emekler harcayıp paylaştığınız bu Şaheser için sizlere teşekkürü bir borç bilirim.Söylediğiniz gibi çok zengin bir dil olan Türkçenin,konuştuğumuz bu dilin,ortaya konan eserlerle,Türklerin göçebe bir toplum olmayıp büyük bir medeniyetin öncüsü olduğu gerçeği gerek Türk tarihçileri,gerek antropologları,gerek dil bilimcilerini zerre kadar ilgilendirmemiş ve günümüze kadar bizlere doğru düzgün bir bilgi sunmamışlardır.Bizim akademisyenlerimiz hazır varken ne diye yorsunlar bir taraflarını.Fransız,Alman,Rus araştırmacıların bulguları! varken neden uğraşsınlar ki.Zaten hazırda yabancıların araştırmaları var.Bizimkiler bu nedenle Türkleri  göçebe,barbar ve hiç bir yazılı eseri olmayan yabani bir ırk olarak batını tasvirine olduğu gibi katılmışız.katılmasak bile karşı bir argüman sunamamışız.

   Kazım Mirşan,Turgay Tüfekçioğlu ,Haluk Tarcan, Oktan Keleş gibi tarihçilerimizin araştırmaları sonucunda vardığı bulgular, Türk medeniyetinin neredeyse tüm medeniyetlerin beşiği olduğu kanısına varır.Bu bilim insanlarımızın bulguları bildiğim kadarıyla hiç bir tarihçi tarafından yalanlanmadı.Yalanlamasa bile yine batının bulguları günümüzde halen daha kabul edilir ''akademisyenlerimiz'' tarafından.

   Vakti zamanında İnönü sadece radyolu günlerde Türk sanat musikisini,Türk Halk müziğini yasaklayarak sadece ve sadece klasik batı müziği yayınlanması emri vermiş ve Anadolu insanına olmadık işkence çektirmişti.Zannediliyor ki halkımıza klasik batı müziği dinletilirse bizim toplumumuz da Avrupai olacak.Günümüzde de bu hastalık neredeyse tüm Güzel sanatlar Fakulteleri,Konservatuvarlar ve Eğitim fakulteleri Müzik bölümlerine de sirayet etmiş buradaki hocalar Klasik batı müziğinden başka bir şey dinlememe yemini etmişçesine,Türk müziğine,Arap müziğine(Genelde Arabesk tarzına) karşı şiddetli bir alerjileri olmuştur.Türk müziğine tahammülleri yoktur.Karşılarına geçip bir bağlama çalınsa onlara küfretmiş gibi hissederler.

   Bir toplumun kültürel derinliği kullandıkları dil,geleneksel müzikleri,halk arasında oynanan oyunları(Düğünlerde,Kınalar da,ağıtlarda,sünnetlerde,nevbahar aylarında bereket ve bolluk olması için düzenlenen toylar,eğlenceler v.b) ile doğru orantılıdır.Örneğin Türk müziğinde çok fazla koma vardır(Natürel olmayan notalar).Bu komalar müzik kültürümüzün derinliğin ifade eder.Mesela Türk sazı(Saz,Türklerde bütün çalgılara verilen ortak addır) olan kopuz,perdeli ve üç telli bir çalgıdır.Bu perdeler de naturel sesler de vardır diyez,diyez1,diyez2 ve bemol,bemol1,bemol2 vardı.Bu perdelerin herhangibir herine bastığınızda makam değişir.Bu Kopuzun günümüzdeki adı Bağlamadır.Bunun küçüğüne cura,daha büyüğüne divan sazı denir.her bir sazı kullanıldıkları toplantılar farklı farklıdır.Günümüzde bu sazlara renk saz diyoruz.Ana saz bağlamadır.mesela bir diğer sazımız tardır.buda telli ve perdeli bir çalgıdır.ses tonu daha farklıdır.Günümüzde kullanılan gitarın atasıdır.Ney kaval gibi üflemeli çalgılar ise daha çok tasavvufi alanlarda kullanılır.

   Bunlara ben neden değinme gereği duyuyorum;Çünkü Türk medeniyeti derinliği olan bir medeniyettir.Kadim bir medeniyettir.Çinliler dövüş tekniklerini,sırf Türklerin derin savaş tekniklerinden korunmak için geliştirmişler.Sonrada batılı tarihçiler,hiç bir atıf bile yapılmadan Çin dövüş sanatı diyerek tüm dünyaya bu şekilde lanse etmişlerdi.Adamlar Türk korkusundan koskoca set inşa etmişler.Varmı daha ötesi.Demek ki düz mantıkla,Türkler o dönemde ne kadar ilerideler ne kadar kudretliler ki Çin'liler set inşaa etme gereği duymuşlar.Çinlileri küçümsemiyorum ancak o döneme ait bir çok teknolojiyi bizden alarak yaptıklarını düşünüyorum.Aynı bu gün yaptıkları gibi.Bu gün de kopyalayarak,tersine mühendisliklerle  fason ve taklit ürünler çıkartarak belli bir teknolojiye gelebildiler.

   Son tahlilde,geçmişimizi arayıp bulmak ancak ve ancak bize düşer.Yabancıların yanlı düşüncelerine değil.Geçmişimizi ararken ne aradığımızı bilerek bu aramayı yapmamız lazım.Körü körüne değil.Öncelikle Türk yurdu olan Tanrı dağlarının bir kolu olan Aladağdaki Saymalıtaş kaya resimlerinden başlayarak Azerbaycan,Kars,Kızılcahamam gibi Türk Kurganları(Anıt Mezar,Mezar) başta olmak üzereburadaki tamgaların ne anlama geldiği,bu tamgaların başka nerelerde kullanıldığı Mısır hiyerogliflerinin ve Mısır medeniyetinin Tür medeniyetine mi dayandığı dünya üzerindeki piramitlerin çıkış noktası Türk piramitleri(Kağan Mezarları)olan Beyaz piramitler olup olmadığı gibi bir çok konunun tam olarak aydınlatılması gerekmektedir.

  Bu vesile ile buradan devlet büyüklerimize bir seslenişimiz olsun.Bu araştırmayı yapacak Türk tarihçilerine,dil bilimcilerine,antrapologlarına,arkeologlarına gerekli araştırmaların gerçekleştirebilmesi için maddi olarak sponsor olması ve yerinde araştırmalar yaparak bu bulguları dünya ile paylaşmasına olanak sağlamak büyük bir önem taşımaktadır.Kısıtlı imkanlarla bu araştırmayı yapan akademisyenler var ancak yeterli değil.Bu araştırmanın yukarıda saydığım akademik kürsülerden akademisyenler tarafından yapılması ve bu yönde bir veya bir kaç komitenin oluşturularak sahalarda çalışmalarının sağlanması elzemdir.Bu konu devlet politikası olmalıdır kanımca.

   Bir başka temennimde Türk devletleri ile bilim-sanat ve kültürel çalışmaları yapacak , alanında uzman kişileri oluşturacağı topluluklar ile karşılıklı ziyaretlerin yapılmasına olanak sağlamak.Bu topluluğun içinde Dil bilimcilerin de olmasında fayda var.Gidilen ülkelerin gelenek,görenek,örf adet,töre,halk  türküleri,halk edebiyatı halk oyunları,el sanatları gibi alanlarda ortak çalışmalar yaparak daha fazla birbirimizi tanımaya olanak sağlamak.

  Son olarak Türk devletlerine kültür turizmi konusunda turizm firmaları ile ortaklaşa uygun fiyatlarla b turlar düzenlenmeli.Mesela Orhun kitabelerine,Altay dağlarına,tanrı dağlarına velhasılı Türkün ayak bastığı ve bizlere miras bıraktığı ne kadar ören yeri varsa buralara turların düzenlenmesi, zannediyorum ki bizleri geçmişimiz ile derin bağlar kurmamıza yardımcı olacaktır.

   Bilhassa gençlerimiz Türk kültüründen oldukça uzaklaştı.Bu teknolojinin maalesef acı bir yansıması.Bilhassa akıllı telefonlar dünyayı elimizi altına kadar getirdi.Dünya kadar faydalı bilgilerin yanı sıra başka kültürleri de tanıma fırsatı yarattı belki ama maalesef kendi kültürümüzden de oldukça uzaklaştırdı.Bu negatifliği ancak kültür turizmi ile aşabiliriz diye düşünüyorum.

   Yazım biraz fazla oldu ancak bütün bunların dillendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.Biz bizi tanırsak,geçmişimizi bilirsek,özümüzü bilirsek,geçmişimiz ile bir bağ oluşturup geleceğe daha güvenle bunu taşıyabileceğiz.Anadolu'dan onlarca medeniyet geldi geçti.Bir tek Türk milleti,Türk medeniyeti kalıcı oldu.Bunun nedeni ise Türk'ün Töresine hep sadık kalmasıydı.

Asıl uzun olanı okumak gerektir üstâdım. Okumaktan, uzun ama bilgi dolu, eğitici öğretici olandan üşendiğimiz, kaçındığımız için zâten başa gelen geliyor. Eline emeğine, yüreğine sağlık. Güzel sözler eyledin. Şöyle başlayayım.

Hiç kuşku yok ki birçok şey çarptırıldı; bu yad yadırgı sözüm ona Türklük bilimcilerinin birçoğu da kilise misyoneri idi zâten. Zararları, zırvaladıkları ölçülemez. Bu konuda bildiğim ancak edin(e)mediğim iki çalışma var, anayım: 1. Kurşunlanmış Türkoloji, 2. Mahvedilmiş Türkoloji. Bu konu öyle derin ve acı ki, girersek -şimdilik- çıkamayız. Bu gün Orta Asya'nın durumunun olan durum olmasının nedeni de budur; aynı Çin'in bugün Uygur Elimizde yaptığı gibi Rus'un kendi kişisini iskân etme sîyâseti (Kazak Eli'nde örneğin), yer adlarını değiştirme kaldırma sîyâseti, kişi ile soy adlarını değiştirme, kendi adlarını yayma sîyâseti, ... , ... vehâsıl asimilasyon ve bağları koparma sîyâseti. Bir Kazak ilgili bir soruya şöyle yanıt verir: ''Ne olduğumu bilmiyorum, Türk kökenli de olabilirim, Rus ya da Moğol da. Bu biraz karışık.'' Esâsen bu yanıt, bu tür insanların aklının, beyninin, gönlünün karışık olduğunun bir göstergesi. Çünkü ölümden beter ölüm olan asimilasyon gerçekleşmiştir. Nazarbayev birçok şey yapmaya çalışıyor, ancak halkın belirli bir kısmında kimi şeyler öyle derin bir işlemiştir ki... Çok uzar bu konu. (Zâten toplumun bilmem kaçı da hâlihazırda Rus.) Bütün bunlara da yanlış bilgileri yayma, ayrıştırma sîyâseti yâni nîfak tohumları eklendi. Dil biliminde kullanılan Turkic, Turkish, ve benzeri kavramlar dâhi yeri geldi bilinçli (yerli yerince) kullanıldı ya da kimisi türetildi ki, Türk toplulukları arasındakı (dil) bağlar(ı) kopuk görünsün diye. Kazak Eli'nin önemli bir bölgesinin, uluşunun (vilâyet demek, dilimizdeki karşılığı) adı Türkistan idi. Bu ad kalktı. Şimdi daha yeni, yarım asırdan art-ık bir zaman sonra yeniden kondu. Sözün özü, çok şey oldu. Bu yaraları sarmak çok zaman alabilir.

Ancak; tüm bu genel tablo ile birlikte kimi konulara da dikkat etmelidir, etmeliyiz. Şöyle ki biz Türklerin göçebe olduğu doğrudur, ancak göçebe değil, yarı göçebe. Yarı, çünkü kışlak yaylak (yay = yaz; yaz da esâsen = bahar, bahar sözü Türkçe değildir; ayr. bkz. yayla sözü) geleneği vardır ve bu göç düzenli biçimde, büs bütün doğanın ve yaşanan yerin iklimin, coğrafyanın (ağır) koşullarına uygun bir biçimde, doğa ile uyumlu bir tüzüğe tertibe, düzene göre yapılıyordur. Yâni bir zorunluluktur. Bu olayı ve daha nice olguyu, Türk'ün üstünlüğü ağır gelip kompleks* yarattığından (söz gelimi bir söz değildir bu, evet, hepsi kompleks ve bizi aşağılama isteğinden kaynaklı.), bilinçli olarak Batılılar hep çarpıtıp farklı gösterdiler. Oysa burada olan belli olduğu gibi biz Türkler ve de genel olarak kır toplulukları muhteşem bir yaşam biçimi yaraştırmış, yaratmışlardır. Yâni (yarı) göçebelik vardır ve Türk yaşantısının omurgasının özünü oluşturur. Yine kurulan Türk şehirleri (Türkçesi ''balık'' ve balçık dediğimiz sözle ilgilidir, Uygur Ötüken Kağanlığı başşehri de Ordu Balık idi, aşağıda değineceğim) de bu olguya göre kuruluyor, kağan ile ileri gelenlerin ve bir kısım halkın içinde ve de çevresinde kaldığı şehirler kışlık şehir, yaylık (yazlık) şehir diye ayrılıp değişik bölgelere kuruluyor idi. Çokça şehirlerimiz var idi ve bunlardan birkaçı, örneğin Toğu (doğu demek olmalı) Balık, Bay (zengin demek) Balık, Ordu Balık, Biş (beş) Balık, günümüz Tıva'da olan ve Tıvaca Por Bajın (toprak şehir anlamına geldiği söylenir; Hakas ağzında da por diye bir söz ''kil'' gibi anlamda var idi doğru hatırlıyorsam) denen gibi balıklarımız, şehirlerimizdir. Bu konuda ileriki zamanda emîn olunuz, vakit buldukça çok muhteşem, güzel örnekler anacağım, göstereceğim. Zîra elimde bunun için çok sağlam çalışmalar, kaynaklar var.

Dolayısıyla bizler bütün hâline söylemek gerekirse kılıç yanında kalemi de, gazap yanında sevgiyi (içimiz ipek, dışımız çelik sözü güzel sözdür) ve adâlet ile eşitliği de, töreyi de, medenîyeti de kendi içinde doğduğumuz o ağır ve sert koşullarda/coğrafyada öyle bir buluşturmuş, yoğurmuş harmanlamışız ki, sanırım dünyalı buna hayret ettiğinden ötürü bu kompleksler ileri geldiği gibi yine bu yüzden dünyanın her bir yerinde Türklük Bilimi/Araştırmaları yerleri bölümleri var. Bu kırdan getirdiğimiz geleneklerin hemen hemen hepsini sonraki dönemlerde görmem mümkündür. Camiilerde, yapılarda, anlayışlarda, vs. Çok güzel dediğin gibi, ki geçen bir dangalak bana bir söz etti ve aynen dediğince dedim, biz bu değerlerimiz sâyesinde birçok toplum burada yok olup gidip müze olur iken bin yıldan daha uzun süredir burada hâlâ dim dik ayaktayız ve bengi de ayakta olacağız. Bana söz eden de Türk kökenli değil, ancak Türkiye'de yaşayan belli ki Anadoluculuk fikriyatında olan birisi idi. Kapağı yedi, def olup gitti. Bu yüzden işbu sözün hülâsası şu ki, gerçek bir biçimde kendimize odaklanıp hiçbir kimsenin dediğine bakmadan kendimizi araştırıp bulmalıyız. Mustafa Kemal Paşa'nın dediği gibi hakikatı arayan isteyen adamlar olmalıyız. Ne, aşağıda biraz ayrıntılıca değineceğim gibi, kimi kişilerin Batılıların söylediklerinden, uydurduklarından yola çıkıp utanıp utanma duygularına göre hareket ettikleri gibi hareket edeceğiz, ne de kendimizi kanıt kaynak olmadan bir yerlerde göreceğiz. Ne yad kişinin abuk sözlerine kulak asacağız, ne de dayanaksız işleri esas sayacağız.

[*Adamlar Vikipedi'de ilgili başlıkta Türk Kağanlığı'nın sınırlarını çizip ordu balıkı/ordu kenti yâni orduşehri(n bulunduğu yeri) {Ötüken} güyâ kendilerince ekledikleri bir diğer sınır olan ''etki sınırı/etki alanı'' dışında tutup göstermişler. Kompleks öyle ileri gidiyor ki beyni bile devre dışı bırakıp resmen felç ediyor. Bir devletin iyelerinin başşehrinin, orduşehrinin bulunduğu yer nasıl onların etki sınırının (etki sınırı neyse?) dışında kalıyormuş? Türkler milâdî birinci bin yılın en kudretli erkli devletini kurdular, demek çok ağır geliyor olmalı belli ki. Sakaları da illâ Fars, İndo-Hint gösterme derdindeler ki, ellerinden gelse Hunları bile başka gösterecekler; ancak sonuncu konuda kanıtlar öyle ap açık ve güçlü ki o çok sıkıyor ancak bu konuda bile ileri gidenler olmuştur/var. ordu sözü, günümüzde biz Türkiye Türklerinin kullandığı anlamda değildir. Mâlikhâne, saray, vb. gibi anlamlara gelir ve kağan ile ondan sonra gelen kimi üst kurlu/rütbeli kişilerin özel yapılarını anlatır. Bu söz kimi diğer Türk ağızlarında günümüzde ''orda'' gibi bir biçimde görülen sözdür (Ak Ordu/Orda, Alaş Orda, Tenger Orda gibi Orta Asya Türklerinin kurdukları teşkilâtlar vardır). Aslı ''ordu''dur ve or- kökü ile ilgildir; örneğin bu kökten gelen orun sözü ''location'' gibi anlama gelir. Yine baylı bir kavram adımız olan ve herkesçe bildik ''orkun'' sözü de bu kökten gelir. oran dediğimiz söz de bununla ilgili olmalıdır (yerli yerince, yerinde olan şey, olgu, durum, vs. gibi). İşte bu yüzden de ordu-ı hümâyuun diye anılan yapı böyle anılmıştır; çünkü en ulu başa âit bir yapı, konak, otağdır bu. army anlamına gelen söz ise sü'dür, ya da benim sıkça kullandığım üzere ''koşun''. Sonuncusunu çok sık olmasa da Azerbaycanlı kardeşlerimiz kullanırlar (qoşun; bu söz İran'da da var ve kullanılıyordu, bizim üzerimizden geçmiş idi, Türkçe diye kaldırıp yerine Farsça söz koydular, çok olmuyor bu iş olalı sanırım). sü sözünü ise subaşı deyiminden biliriz; Devlet-i Aliyye (geçen birisi resmen bunun ''âile devleti'' anlamına geldiğini îmâ etti, bilmezlik ancak bilmezliğinin ayırdında da olmamak böyle bir şeydir, o söz ''yüce devlet'' anlamına gelir ve devletin adı hiçbir zaman ''osmanlı'' olmamaştır, söz günümüzde ''âli menfaatler'' dediğimiz deyimdeki ilk söz ile kökteştir) çağında sü sözü su olmuştur. Orkun bengi taşlarında geçiş sıklığı yüksek sözlerdendir. Yine çeri (aslı çeriğ) de öyle. Bilge Kağan sü süledim, yâni koşunu sefere çıkardım (sülemek = sefere çıkmak, savaşmak değil, savaşmak ''sü(ng)üşmek'') der.]

İlgili kişilere gelince. Bu biraz seni şimdi şok edebilir, ancak o ilgili kişiler tam da andığın kişiler. Örneğin Mirşan'ın, ya da Keleş'in yaptıklarını kötü niyettir diye göstermem. Hepsi Türklük için bir şeyler yapmaya çalıştı, çalışıyor. Ancak bu işin içinde yıllardan beri olan (dil bilimi çalışmalarımın öncesine giden zamanlardan beri), ve bir zamanlar da bu ilgili kişilerin dediklerine inanan birisi olarak açık konuşmak üstüme görevdir ki, bu kişilerin söyledikleri ettikleri bilimli, akıl mantıkla îzâh edilebilecek şeyler değildir. Şöyle ki, belki o ya da bu konuda doğruları olmakla birlikte, hepsi (Keleş bu konuda hâriç olabilir) yukarıda andığım utanma duygularınca hareket eden ve bu yüzden olmadığı hâlde göçebeliğin hâricinde bir şeyler geliştirmeye çalışan ve bu durumu yaratabilmek için de sıkça ''göçmen'' sözünü kullanan kişilerdir ve bu kişiler her şeyi her yeri Türk îlân ettikleri, bildirdikleri gibi söylediklerini esâsen açıkça doğru düzgün kanıtla belgeyle savunamıyorlar. Ancak böyle olmasına karşın söylediklerinin kabul edilmesini istiyor ve de hattâ dayatıyorlar. ''Böyle olabilir.'' demiyorlar, ''Böyledir.'' diyorlar. Bu konuda Kâzım Mirşan hakkında olmakla geçmiş Rehâ Oğuz Türkkan'ın güzel bir sözü vardır, sanırım Teke Tek'te idi. Diyor ki ''Mirşan'ın söylediklerinin gerçek olmasını dilerim elbet, ancak her bir kezinde kendisine sorulduğunda kanıt gösteremiyor ki.''. Evet, kanıt gösteremiyorlar çünkü gösteremezler. Çünkü, bilmem kaç bin, on dört bin yıllık Fransa'da bir mağaradaki çizikleri çızıkları Türkçe yazılar diye okuyan(!) Mirşan, bunu nasıl neyle hangi yöntemle ettiğini kendisine sorulduğunda verdiği verebildiği tek yanıt hep şu olmuştur: ''Okudum işte.''. Böye bilim olmaz. Aynı kişi Orkun bengi taşlarının dört bin yıl olduğundan söz eder. Yine 8.000, hattâ 9.000 ve daha da öte yıllık devletlerden söz eder ve doğru hatırlıyor isem bunları da daha şurada 1000 yıllık olan Rus kaynaklarına dayandırır. Değil o zaman Türk'ün, Türk kimliğinin, yâni ulus kimliklerinin olması, o çağda insan oğlunun nasıl bir yapıda olduğu bile günümüzde bir bilinmez ve bu bilinmez de bilinmezliğini hâlâ koruyor. İnsanın içtimâî yapısı belli değil iken bu şahıs devlet üstelik bir de ulus devletten söz ediyor. Kendi kafasınca uydurduğu, bir biçimde bir şeyleri orada burada uydurduğu at oy bil, bir oy bil gibi adlarda olan -hayâlî- devletlerden söz ediyor. Bu dizini uzatmak mümkün. Tarcan ile Tüfekçioğlu da izcileridir. Özellikle Tarcan ile yıllar önce Facebook öbeğimizde bir sorun yaşadım ki, yeri gelmişken anayım.

Bir kezinde Oğuz adının anlamı kökeni üzerine bir yazı kaleme aldım. Her az çok doğru düzgün yazıda olduğu olması gerektiği gibi bir giriş kaleme aldım ve orada kısaca bu ad üzerine açıklık açıklama getirmeye çalışan kişileri ilkin andım. Gerisini o çağda bilgim düşüncem ne ise kendi bilgimce, kimseyi bağlı bir biçimde temel almadan taklit etmeeden getirdim ve fikrimi ortaya koydum. Bunun üzerine Hâluk Tarcan adlı bu şahıs kendisinin yazar olduğu bir yerde bir yazı kaleme aldı ve beni/bizi (o zamanlar öbeğin adı Ak Orta değil, Millî Tarih Kurumu) güyâ yabancı Türklük bilimcilerini savunmakla, onların ardından gitmekle ithâm edip yerdi. Yazısının gerisinden de anlaşıldığınca bunu kendi kasıntılı takıntılı fikirlerini anıp savunabilmek için yaptı. Zîra ona göre bu işi tek bilen ve ''süper ufuklar'' açan bir tek Kâzım Mirşan vardır. Seviyesini buradan anlamak gerektir. Bu Tarcan da piyanisttir bu arada. Bir de bir cinsel ilişki uzmanı, evet, sex uzmanı, Poroy adında kendini bilmez terbiyesiz biri vardır ki, o da bu takımdandır ve işittiklerime okuduklarıma göre Selçük çağında gelen Türk göçlerinin birer hikâyeden ibâret olduğunu savunup (nereden geldiysek? tonlarca kaynakları da kuşlar uydurdu herhâlde) süper ''ön Türk'' ''masallarından'' (onların masalları) söz eder. Bunlar gibileri ne yazık ki bu son çağlarda çok türedi üstâdım. Bilgisiz olan Bilgili'ler, yılların sinologuna, ömrünü bu işe vermiş, yerinde yurdunda okumuş araştırmış adamlara ''ben daha iyi biliyorum'' anlamlı sözler eden terbiyesizler vs. Bu Tarcan'ı ise birkaç kez dengesiz hareket etmesine karşın hoşgörü gösterip öbekte tutmuş, ancak en sonunda Hüseyin Nihâl Atsız ile ilgili bir paylaşım altına Atsız'a yönelik hakâretvârî, üstelik bir de tam da seçilemeyen sözler biçiminde sözler etmesi nedeniyle uzaklaştırmış, atmış idik. O ilgili açık konuşacağım ruh hastası yazısı da bunun ardından gelmiş idi. Muhtemelen biraz da hıncını çıkarmak istedi.

(Uzun geldi, devâmı altta. Bir yorum olarak gör.)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Eylül 2018, Perşembe - 02:36
Keleş'e ise açıkçası çok değinmek istemiyorum. Doğrusu ben kendisinde çok büyük bir iyi niyet görüyorum, güzel, sıcak yönleri var gibi, az çok gördüğümce de güzel fikireri var, özellikle itikâdî olarak (Cübbeli denen ne yidüğü belirsizin bir takım yönlerini fişâ etmesi, itikâdî yâni dinî olarak kendisini geçmiş zamanlarda izleyebildiğimce temiz bir anlayışa sahip olması, Türklüğe ve geçmişine değer vermesi, Atatürk düşmanı olmaması ve kamlık gibi olguları bile kişiliğinde az çok birleştirme çabaları), ancak onun da konu Türklük Bilimine/Bilgisine/Araştırmalarına gelince ciddiye alınacak yönü yok desem, hiç de incitici söz eylemiş olmam. Kendisi, nasıl yaptı etti bilinmez, yasaklı bölge diye bilinen-olan beyaz piramitler diye bellenen yapıların olduğu yere gidip (?.), gidip de içeri girdiğini iddiâ edip buralarla ilgili olduğunu yine iddiâ edip birkaç görüntü paylaşmıştır. Görüntülerin yanında yazı da yazmıştır ki; bir yerde şöyle der, ''İçeride üç metrelik bir heykel var (bu heykeli göstermiyor ama, nedense.), yanımızdaki köylü (dikkat edin, köylü bir Çinliden söz ediyor(uz).) bunun bizim atamız Oğuz Kağan olduğunu söyledi.''

Bu sonuncu kısma dikkat çekmeye gerek yok ama.. takdiri okurlarımıza bırakmalıyız. Daha Türkiye'deki adam bile Oğuz Kağan kimdir bilmez iken tek derdi, üstelik ağır koşullarda, ekmek parası kazanmak için çeltik tarlalarında uğraşmak olan bir Çinli nasıl olur da Türk'ün kadim atası Oğuz Kağan'ı bilir, girmesi edilmesi zâten yasak olan bir bölgede ne işi olur da bilir... gülelim mi ağlayalım mi, bilmiyorum.

Velhâsıl sevgili üstâdım, elbet herkes içinde Türklük sevgisi taşıyor ve ben ve kimse bunu sorgulayamaz. En sevmediğimiz tipler bile yeri geliyor kendi anlayışlarınca da olsa içlerinde bir vatan, memleket sevgisi beslerler. En olmadık yerde en olmadık sözleri hareketleri olanların yeri geliyor iyi şeyleri de olmuyor değil ve olmuştur. Ben kimseyi yerin dibine sokmak istemem. Ancak durumlar ne yazık ki böyledir ve de vahimdir. Yâni bu kişilerin gerçek yüzlerini, hangi saiklerle hareket ettiklerini görmemiz lâzım, görmek zorunda ve mecburiyetindeyiz. Yoksa başımız daha da belâya girecek. Bizim bilimcilerimizin birçok konuda eksik ve de hatâlı oldukları doğrudur. Ancak sana temîn ediyorum. O ilgili kişileri okumak yerine insanlarımız sağlam olan bilimcilerimizi okusalar, okusalar idi bugün birçok şey çok farklı olurdu. Bahaeddin Ögel, Özkan İzgi, Zeki Velîdi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Emel Esin, vs. gibi. Yenileri de yolda inşallah. En sonlarda andığın teknoloji olgusu var ya; evet, doğru. Ancak o da niye öyle, biliyor musun? İşte bu adamları okumadığımız, kısacası az çok sağlam, eksik bile olabilse de oturaklı, sağlıklı bir kültür kimliğine sâhip olmadığımız için. Beyin boş kaba benzer; içine ne girerse o. Baştan bir şeyler girmiyor ki, bir duvar, bir korunak, bir karşı koyan direnç, dayanç olsun. Kişi kendi bilgisini öğrenmez ise, herşeye açık olur, daha doğrusu daha doğru bir deyişle her bir şey ona girip onu kendisi (girenin özü) yapabilir, dönüştirebilir. Adam kendi güzelliklerini, değerlerini bilmiyor ki? Görmemiş, öğrenmemiş, bilmemiş. Bir de çok güzel andığın gibi, hep kendimizi ve kendimizden olanı yermek de var. Bunlar üst üste gelince hiç iyi şeyler olmuyor.

Yırcılık geleneklerimize. Sazdan çok güzel söz etmişsin, yeni şeyler öğrendim. Sana çok teşekkür ediyorum. Bu bağlamda şunu anayım. Ahmet Taşağıl usta ile kendisinin dâhil olduğu Kazak bir ekip geçen yıllarda üzerinde Türk üsüklü (harf) yazı bulunan 1500 yıllık bir dombra bulmuş idi. Bunu birtakım çalışmaların yapılması için Almanya'ya göndermişler; geri gelmedi/gelmemiş. Düşün olayın boyutunu. Şerefsiz, âdi köpek sürüsü târihimize kendi malımıza bile el koyuyor. Bu konuda ayrıca sana TÜMATA'nın çalışmalarını öneriyorum. Türk Musikisini Araştırma... gibi ad olmalı, getiremedim. Yine Göher Vural'ın iki önemli kitabı var, yır, yırcılık ile ilgili. Birisi bende var ancak daha okuyamadım; İslam öncesi Türklerde Müzik Kültürü mü ne adı. Diğeri de yeni çıkmışa benziyor, dört gün önce denk geldim. Selçük seramiklerinde, çinilerinde var olan çizimlerdeki çalgıları ve benzer betimlerden yırcılık geleneğimize dâir bilgilerini çıkarttığı bir çalışma. Çok önemli bir çalışma olmalı. Bunu da bir ara edineceğim. Bunlar ilgili çalışmalarında sana çok önemli bilgi zemini sunabilirler. Kendim daha okumadım. Ancak önemli oldukları görülüyor. Zâten konu üzerine de görebildiğimce çok az olan çalışmalardan bir ikisi.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Eylül 2018, Perşembe - 03:07
Yazımda unutmuşum. O ''beyaz piramit'' denen piramitler ya da piramit denen yapıya yakın olan yapılar Çinlilere âit. Hemen temellerinin yanı başında zorla çalıştırılmış binlerce Çinlinin kemikleri, dolayısıyla göz yaşları, kanları vardır. Bu konuda National Geographics'in olmalı bir bilgiliği (documentary) de var, seyretmiştim. Bulabilir isem atacağım. Yâni bunca açık olan, belli olan bir konuyu bile kamu oyumuzda birileri öylesine bir çarptırıyor çarptırabiliyor ki, bize âit olmayan bir şey tüm toplumca, tüm elce, kamuca bizim diye belleniyor ve ''örtülen Türk târihi'' gözüyle bakılıyor. Oysa biraz ana hat bilgimiz olsa, kendimiz hakkında, bu yapıların bize neden âit olamayacağını çok çabuk anlayacağızdır. Daha yanına, altına, yanı başına bakmaya gerek bile duyamadan hem de. Çünkü Türk'ün anlayışı, yapısı, böylesi bir yapıyı inşâ etmez, durgurmaz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Eylül 2018, Perşembe - 03:20
Yazımda unutmuşum. O ''beyaz piramit'' denen piramitler ya da piramit denen yapıya yakın olan yapılar Çinlilere âit. Hemen temellerinin yanı başında zorla çalıştırılmış binlerce Çinlinin kemikleri, dolayısıyla göz yaşları, kanları vardır. Bu konuda National Geographics'in olmalı bir bilgiliği (documentary) de var, seyretmiştim. Bulabilir isem atacağım. Yâni bunca açık olan, belli olan bir konuyu bile kamu oyumuzda birileri öylesine bir çarptırıyor çarptırabiliyor ki, bize âit olmayan bir şey tüm toplumca, tüm elce, kamuca bizim diye belleniyor ve ''örtülen Türk târihi'' gözüyle bakılıyor. Oysa biraz ana hat bilgimiz olsa, kendimiz hakkında, bu yapıların bize neden âit olamayacağını çok çabuk anlayacağızdır. Daha yanına, altına, yanı başına bakmaya gerek bile duyamadan hem de. Çünkü Türk'ün anlayışı, yapısı, böylesi bir yapıyı inşâ etmez, durgurmaz.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 27 Eylül 2018, Perşembe - 12:19
   Doğrusu,sizin vermiş olduğunuz bilgiler,bende hayal kırıklığı yaratmadı dersem yalan olur.Yukarıda ismini zikrettiğimiz kişilerin varmış oldukları sonuç,Türk medeniyetinin tüm medeniyetlerin beşiği olduğu yönündeki bulgulardı.Sizin yazdığınız yazıyı özetlersek bu sonuca varılmasının zor olduğu yönünde.

   Ancak kafamı kurcalayan bir taraf var,Yıllar önce sanırım Kanal 6 olsa gerek Hulki Cevizoğlu'nun programına Kazım Mirşan ve Turgay Tüfekçioğlu yayın konuğuydu.Bu programda Kazım Mirşan'ın birkaç dilin yanısıra 7 Türkçe lehçesini de bildiği ve çok iyi çivi ve kaya yazıtlarınında okuyucusu olduğu iddia edilmişti.Bu programda ''Kaya Resimlerini nasıl okudunuz'' sorusuna ''E okudum İşte'' diye bir yanıt verilmemişti.Özellikle Saymalıtaş Kaya resimlerinden yola çıktığını buranında Türk yurdu olması nedeniyle diğer mağara resimlerindeki temel motifinde Saymalıtaş temel motifi ile neredeyse aynı olduğunu söylemişlerdi.Ve hatta bu programda daha sonra halı desenlerin ve tamgalarda birebir örtüştüğü yönünde kuvvetli bulgulara rastlamışlardı.

   Ben elbetteki bu yönde uzman değilim.Sizler gibi derinlemesine araştırma yapmadım.Benim yaptığım çalışma,merak üzerine Türk tarihini medeniyetini öğrenmek ve Atalarımızı daha yakından tanımak.Bu yönde karşıma kim çıktıysa araştırma yapmaya çalıştım.

   Elbette bilim,geçmişi birebir açıklayamasa bile yapılan kazılarda,ortaya çıkarılan eserlerde bizlere bir fikir veriyor.İşte bu nedenle,gerçeğe daha fazla yaklaşmak adına akademisyenlerimiz Türk tarihi konusunda derinlemesine çalışmalar yaparak ortaya çıkarılamayan bilgileri çıkarmak ve ehil olmayan kişilerin uluorta,yalan-yanlış bilgilerin önüne geçerek,gerçeğe erişmek.Tarihte yaşananları,hatasıyla sevabıyla tüm objektifliği ile dünya kamuoyu önüne sermek.

  Tüm isteğim,tarihimizi tarafsız,neler olmuş,neler yaşanmış,nasıl bir medeniyete imza atmışız,bütün bunları öğrenebilmek,yakın geçmişimizden yola çıkarak,Türk tarihinin tüm uzantılarını,taraf tutmadan kişileri,öbekleri,toplumları karalama ve yüceltmelerden uzak,objektif,her şeyin olduğu gibi bizlere aktarılmasıdır.Gerçekleri öğrenmenin hepimizin hakkı olduğunu düşünüyorum.Batı istemiyor diye,içimizde batı hayranları istemiyor diye,içimizdeki farklı zümreler kendi düşüncelerine ters gelen konuları almayıp işine geldiklerini alıyor diye ,iftiralarla karalamalarla,gerçeklerin çarpıtılarak bambaşka bir tarihi önümüze sermek açıkçası kendimize ihanettir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Eylül 2018, Perşembe - 19:06
   Doğrusu,sizin vermiş olduğunuz bilgiler,bende hayal kırıklığı yaratmadı dersem yalan olur.Yukarıda ismini zikrettiğimiz kişilerin varmış oldukları sonuç,Türk medeniyetinin tüm medeniyetlerin beşiği olduğu yönündeki bulgulardı.Sizin yazdığınız yazıyı özetlersek bu sonuca varılmasının zor olduğu yönünde.

   Ancak kafamı kurcalayan bir taraf var,Yıllar önce sanırım Kanal 6 olsa gerek Hulki Cevizoğlu'nun programına Kazım Mirşan ve Turgay Tüfekçioğlu yayın konuğuydu.Bu programda Kazım Mirşan'ın birkaç dilin yanısıra 7 Türkçe lehçesini de bildiği ve çok iyi çivi ve kaya yazıtlarınında okuyucusu olduğu iddia edilmişti.Bu programda ''Kaya Resimlerini nasıl okudunuz'' sorusuna ''E okudum İşte'' diye bir yanıt verilmemişti.Özellikle Saymalıtaş Kaya resimlerinden yola çıktığını buranında Türk yurdu olması nedeniyle diğer mağara resimlerindeki temel motifinde Saymalıtaş temel motifi ile neredeyse aynı olduğunu söylemişlerdi.Ve hatta bu programda daha sonra halı desenlerin ve tamgalarda birebir örtüştüğü yönünde kuvvetli bulgulara rastlamışlardı.

   Ben elbetteki bu yönde uzman değilim.Sizler gibi derinlemesine araştırma yapmadım.Benim yaptığım çalışma,merak üzerine Türk tarihini medeniyetini öğrenmek ve Atalarımızı daha yakından tanımak.Bu yönde karşıma kim çıktıysa araştırma yapmaya çalıştım.

   Elbette bilim,geçmişi birebir açıklayamasa bile yapılan kazılarda,ortaya çıkarılan eserlerde bizlere bir fikir veriyor.İşte bu nedenle,gerçeğe daha fazla yaklaşmak adına akademisyenlerimiz Türk tarihi konusunda derinlemesine çalışmalar yaparak ortaya çıkarılamayan bilgileri çıkarmak ve ehil olmayan kişilerin uluorta,yalan-yanlış bilgilerin önüne geçerek,gerçeğe erişmek.Tarihte yaşananları,hatasıyla sevabıyla tüm objektifliği ile dünya kamuoyu önüne sermek.

  Tüm isteğim,tarihimizi tarafsız,neler olmuş,neler yaşanmış,nasıl bir medeniyete imza atmışız,bütün bunları öğrenebilmek,yakın geçmişimizden yola çıkarak,Türk tarihinin tüm uzantılarını,taraf tutmadan kişileri,öbekleri,toplumları karalama ve yüceltmelerden uzak,objektif,her şeyin olduğu gibi bizlere aktarılmasıdır.Gerçekleri öğrenmenin hepimizin hakkı olduğunu düşünüyorum.Batı istemiyor diye,içimizde batı hayranları istemiyor diye,içimizdeki farklı zümreler kendi düşüncelerine ters gelen konuları almayıp işine geldiklerini alıyor diye ,iftiralarla karalamalarla,gerçeklerin çarpıtılarak bambaşka bir tarihi önümüze sermek açıkçası kendimize ihanettir.

Hayal kırıklığını anlıyorum, ancak yaratmasın. Çünkü bu söylediklerim ve buradan çıkarılacak sonuç onların üstelik kanıtsız dayanaksız savunduklarından daha da yüce bir sonuca götürüyor. Şöyle ki, evet, bizlerin birçok medenîyete bir şeyler verdiği, yerine göre çok güçlü şeyler verdiği, temelinde yattığımız doğrudur. Birkaç örnek. Sümerlerin ne olduğu kesin olmasa da biz Türklerle ilgileri var; çünkü adamların dilinde yüz seksenin üzerinde Türkçe söz saptanmıştır ki bunun en önemlisi ''dingir'' diye verilen ve bizim erden dilimizde te(ng)ri diye gördüğümüz ancak birçok değişik söyleyişi de olan (te(ng)er gibi örneğin) sözdür. Günümüzde buna ''tanrı'' diyoruz ve aslî anlamı ''gökyüzü''dür. Yalnızca bu söz bile bize çok şey anlatıyor. Bu Sümerler Türk veya Türk kökenli olmayabilirler (dikkat, ikisi çok farklı), ancak bizden onlara bir şeylerin ihrâç edildiği, onların aldığı, bir ilintinin bağlantının olduğu açıktır. Benzer biçimde Emel Esin'in söylediği Çin'de milâttan önce bin yılında Çu denilen bir hânedân vardır ve bu hânedanın kimi nedenlerden ötürü Türk olduğu söylenir, en son kertede öyle icâp ettiği düşünülür; Çinin kendi anlayışlarında var olan ''göğün oğlu'' anlayışı örneğin bununla ilgili imiş. Yine Etrüsklerde de ilginç bir şeyler var. Bunları elbette görüyor düşünüyoruz. İskandinavların kullandıkları oyma yazı da kezâ öyle; imlerinin sayısı on altı idi ve bunlardan kendim saydım en az onu bizim üsüklere (harf) ya benziyor ya da yönü değişik olmakla birlikte bire bir aynı. Ancak buralarda bir bağ, bağlantı olsa da,

1. Bu durum o toplumların Türk olduğunu göstermez ya da göstermeye yeterince kanıt değildir.
2. Bu durum yine o toplumların Türk kökenli olduğunu da gösterecek diye bir kâide yoktur.
3. Bu durum biz Türklerle kadaş yâni akrâba olduklarını da göstermez, gösterecek diye bir zorunluluk yoktur.

Çünkü, her tür biçimde etkileşim olmuş olabilir. Örneğin bizim dilimizde bu gün ''tonlarca'' Arap ile Fars kökenli sözcük, kavram imi vardır. Yaratıcıya bile ''allah'' diyoruz çoğunlukla, yaradan, tanrı gibi sözler dışında (geçmişte de böyledir, hattâ kaynaklarda daha çok Türkçe kullanımlar göze çarpar; ta(ng)rı, bayat, çalap (buna Soğdça deniyor) vs.). Ancak bu durum bizim Arap ya da Fars olduğumuzu göstermez. Aksine, bir takım târihî süreçlerden, nedenlerden ötürüdür bu durum. Nitekim dilimiz de Altay diye tasnif edilir.

Ancak sorun şu ki ilgili kesimler illâ sıraladığım noktalar, hattâ ve hattâ özellikle ve özellikle ilkinin üzerinde duruyor ki bu tutumun nedeni duygulardır, aynen yorumunun son kısmında andığın bir takım kesimler misâli bu kesimin de bir şeyleri görmek istediği gibi görmesinden ileri gelmektedir. Çünkü bu tutum bilimli, bilime, doğru anlayışa uygun değildir.

Dolayısıyla burada yapılması gereken ince bile olmayan yalnızca temel olan ayrımlar vardır ki, bu ilgili kişiler bunu yapmaktan imtinâ ediyor, çekiniyor. Oysa çok güzel dediğin gibi gerçeğe, gerçekliğe erişmek için yansız, objektif bir bakış açısı ile çalışma ilkelerine iye olmak gerektir. Bir şeyleri ön koşul kabûl ederek, ''Türk olmalı elbet!'' diyerek, düşünerek bilim yapamayacağımız gibi ancak kendimizi kandırmış, kendimizi zorlamış, şartlandırmış ve inkâr etmiş oluruz ve bu yüzden de ancak mutlu edici olan gerçeği, hakikati dolayısıyla da kendimizi bulamayız, bulamamış oluruz. Bu insanların, her ne denli niyetlerinin Türklük yönünde olduğunu bilsem de ve esâsında kötek hak ederken ve hattâ işini doğru yapmaya çalışan bilimcilerimizi de haksız yere yerer iken bu haklarını teslim etmem de bile -ki birçok kimse bunu yapmak istemez ve ben bunu gâyet anlayışla karşılıyorum- benim onlara karşı iyi niyet göstergemdir, anlamak istemedikleri budur. Şartlanmışlar çünkü. Yoksa ben kendim de tahsilâtlı/okumuş bilimci, dil bilimci, târihçi, kazı bilimci vs. ya da benzeri değilim. Olmayanların da târih, dil araştırmasına karşı çıkmadığım gibi bunun ateşli savunucusuyum. Ancak gerçeğe ermek için bir yordam, usûl ve de çok önemli yöntemler olduğu gibi bunları ilkin öğrenmek, bellemek gerektir ki uygulanabilsinler. Kendimi övmem, hiçbir zaman da övmedim, ancak kimi konularda mütevâzı olmayı gereksiz görürüm. Ben, hem bazı şeylerden geçtiğim, gördüğüm için ve de kendim bu yordamı yöntemleri anlamaya çalıştığım ve de benimsediğim için birçok konuda iyi bir idrâka sâhip olduğum gibi yeri gelir birçok kimi ''akademisyenler''imizden bile birçok şeyi daha iyi anlarım. Bunun kimi bilimcilerimizce az çok teyitleri, takdir etmeleri de vardır. Doğru yordam yöntemler, hak anlayış benimsendiğinde ve en önemlisi bu iş bir eğilim/hobi ya da ''sıradan'' bir uzluk/meslek olarak değil, Türklük görevi, davâ meselesi olarak görülüp vazife sorumluluk şuuru, geleceğe nesillere insanlarımıza aktarmak ve onları akarmak (kültürlemek) yükümlülüğü ve de gönüllülük ile yapıldığında anlaşılmayan ve aşılamayacak iş, sorun, engel kalmıyor. Ancak daha yapının temeli baştan sakat atılırsa gerisinin gelmesi imkânsızdır, beklenmesi de beyhûde bekleyiştir. Bir söz vardır, balık baştan kokar diye. Daha makinenin (soyut anlamda) temel bilgisine sâhip olmayan kişinin mühendisliğini kılması beklenemez ve de o kişi de bunu zâten yapamaz. Ortaya koca faciâlar çıkar. Bu insanlar, bunları görmek istemiyorlar; ve birçok konuda bazan duyguları, bazan benzetmeler vb. ile hareket edip her bir şeyi yanlış yorumluyor ya da olmadık şeyleri doğru veya var diye gösteriyorlar. Benim, bizim itirâzımız tam da burada. Zâten çünkü bir de anlattıkları öyle cibiliyetsiz ki, bu dediklerinden adam akıllı bir kültür kimliğinin, sağlıklı bir yapı ile anlayışı çıkmıyor ve çıkmadığından zâten, bir şeylerin açıkça uyuşmadığından zâten söylediklerinin akıl zemininden yürütülmediğinin göstergesi, kanıtı, ispâtı oluveriyor. 

Bazan da, şunu da anmak gerek, bâzı şeyler çok derinlerde, çok gizlerde değildir. Bu da yine önemli bir ilkedir, bakış açısıdır. Bâzı zaman hepimiz olmak kayıdıyla çok yanlış yerlerde arıyoruz. Bu da diğer bir umûmî durum.

İlgili sunuma gelince. Ona o yıllarda, yalan olmasın, on yıl olmuştur o sunum yayınlanalı, ben de baktı idim. Hattâ bir kitabı da çıktı; kırmızı kapaklı, adını getiremiyorum şimdi, ''Tarih Türklerle Başlar'' olabilir. Orada da bu sunumda konuşulanlar yine sunulmuştu. Onu da okudu idim. Mirşan'ın birkaç Türk ağzını bildiği vs. doğru olabilir. Kendisi zâten Kazak köklü bildiğimce ve bunun da yeri gelmişken bunu da açıkça bir varsayım olarak ifâde etmekten geri durmayacağım ki, tam bu nedenden, yâni Rus emperyalizmi, baskılaması ve asimilasyonundan ötürü de kimi düşünceler, varsayımlar çıkmış olabilir. Kişilerin geçmişleri bazan kimi şeylere neden olabiliyor. Sonraları Almanya'ya gidiyor doğru hatırlıyorsam, orada mühendislik okuyor, savaş çıkıyor yarı kalıyor, savaş yıllarından sonra tamamlıyor vs. Doğru hatırlıyorsam bu biçimde idi. Dolayısıyla biliyordur, zâten birçok şey üzerine baş yormuş ve yayımları da var. Ancak bu durum yokarıda dediğimiz gibi çok bilgili olduğu, işleri olguları doğru yorduğu anlamına gelmez. İddiâlara gelince, kuşkusuz ki herkes kendinden için ya da çevresindeki insanlar desteklediği kişi için güzel iddiâlarda bulunurlar. Kaya çizimleri vs. bellidir zâten esâsen; çok büyük giz gizem yoktur, kimi konularda olsa da. Ancak genel itibâriyle yoktur ve o çizimlerimiz genellikle ''hayvan üslûbu'' denen üslûp üzerinden yürür. Bu ve benzerlerinin Moğolistan'dan tutalım Özbek Eli'ne dek, oralardan tâ Azerbaycan'da olan Gobustan'da görülmesi doğrudur. Dolayısıyla bunları ''okumak'' bir yormak işidir, ne olduklarını anlamak çıkarmak açmak. Ancak diğer işlerde işin içine yazı, imler, anlamları olan işâretler geliyor ki, buralarda verdiğim yanıtı geçerli. Orkun bengi taşları da herşeyi ile ap açık iken bunları da bir garip, bir saçma okur. Oysa bu yazı çözülmüş, anlatılanlar yüzde doksanın üzerinde anlaşılmış, var olan diğer kaynaklarla kıyas edilip doğrulukları varlıkları anlaşılmış ve daha nice bölgedeki (Kem -yenisey'in Türkçesi-, Talas, Koçkor, Türkistan, Altay Dağları, Tanrı Dağları, vs.) yazıtlar ve de yazmalar okunmuş anlaşılmıştır.

Diğer konuya. Öz tutacağım çok yorulmayalım diye. Yer üstündeki tüm mağaralarda, kayalarda, ... ve daha birçok nice yerdeki çizimler, betimler vs. bir birine benzeyebilir. Tüm toplumların, ulusların ürünleri bir birine benzeyebilir. Çünkü yeri gelir anlayışlar aynıdır; idrâk edilen bir şeyin idrâk edilmesi aynıdır; çünkü hepimiz aynı evrende yaşıyoruz. Bir örnek. Nazilerin kullandığı gamalı haç. Bunun ne olduğu üzerine çok ifâde var olup kullanımı bizden, Moğollardan (damga olarak, bugün bir Moğol damga gösteren yapı -sanırım Ulaanbaatar'da- üzerinde bir boy/toplum damgası olarak yer alır) başlar, Hint üzerinden tâ Kuzey Amerika'ya gider. Kökü kökeni nerededir bilinmiyor. Bu kouda da çok şey söylenebilir ancak çok uzun olmasını istemediğim için kısa tutuyorum. Yâni bu işler öyle derin ve uz araştırma, çalışma istiyor ki, onların yaptığı gibi kalıp anlayışça her hangi bir şey için ''Kökeni Türk'tür, şöyledir, böyledir'' demek kolay değildir. O ilgili gamal haç için de Mirşan ''oz damgası'' diyor ki, bunu da nereden getirdiği belli değildir. ''Sağ olsun'', öyle kötü de bir iş yaptı ki, ne yazık ki Nazi hayranı, militarist anlayışta kimi -sözde- ''Türkçü'' kesimler de bu dediklerime (militarist vs.) atıfla bu işâreti kullanıyor ancak büyük aff edersiniz aşağılık kirli kıçları yemediği için bunu açıkça ifâde etmeyip edemeyip ''bu biz Türklerin oz damgasıdır'' diyorlar. Yâni bir de bu gereksiz, arada kalmış, kendini bilmez, câhil cühelâ cânî Nazizim hayranı tayfaya malzeme de çıkardı. oz sözü daha doğrusu eylemi (oz-, ozmak) dilimizde geçmek, (bir şeyi) geride bırakmak, öne geçmek gibi anlamlara gelir. Bilge Kağan soylu hânedânın son üyesi Ozmış Kağan adında bir kağan idi. ''geçmiş'', yâni sanırım ''sıkıntılardan geçmiş, kurtulmuş, arınmış'' gibi bir anlamda olabilir, ama olabilir, öyle mi bilmiyorum. Yâni nereden ne getiriyor, ne uyduruyor, neye göre bunları yapıyor pek belli değildir.

Özeti, bu konu çok uzun üstâdım, acıklı da, ve son tahlilde aynen dediğin gibi kendimizi bulmak gerekliliktir, zorunluluktur, üzerimize sorumluluktur ve de hakkımızdır. Bunun yolları, yöntemleri belli olduğu gibi bu tür insanlar insanlarımızı yanlış yollara sevk ediyorlar ve bu yol üzerinde aydınlatıcı olduklarını sanar (diler) iken ortasında, üzerinde oturup engel oluyorlar ve de üstelik yalan yanlış bir takım saptamalarla da birilerine malzeme çıkarıyorlar. Yâni durumlar onlar açısından hiç de iç açıcı değil.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Eylül 2018, Pazar - 16:12
Ulu Han Altayım. Özüm, köküm, herşeyim.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 30 Eylül 2018, Pazar - 16:47
Gırtlaktan çıkararak icra edilen bir ses sanatı.Hafızam beni yanıltmıyorsa Tuva Türklerinin halk şarkıları olarak geçiyordu herhalde.Bu gırtlaktan çıkarılan değişik tondan sesler için çok küçük yaşta eğitim başlıyormuş.Çok zor bir sanat.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 30 Eylül 2018, Pazar - 16:49
Mesela

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Eylül 2018, Pazar - 17:40
Gırtlaktan çıkararak icra edilen bir ses sanatı.Hafızam beni yanıltmıyorsa Tuva Türklerinin halk şarkıları olarak geçiyordu herhalde.Bu gırtlaktan çıkarılan değişik tondan sesler için çok küçük yaşta eğitim başlıyormuş.Çok zor bir sanat.

Evet, ulu bir iş üstâdım. Bu genel olarak tüm yırlarda* karşımıza çıktığı gibi daha çok, en azından ben öyle bir intibâ alıyorum, domuk (destan, Türkçesi, öyle ya, destanların yaratıcı babalarıyız, elbette dilde bir karşılığı da olacak) anlatma geleneğinin bir parçası olan -kay/yır ile anlatma kısmı, başka türlü araçlar da var ustamın ifâdelerinden anladığımca- kaylarda kullanılan bir uz bu. Tüm Türklerde vardır; Altay, Tıva, Hakas, vs. Yeri gelmişken doğrusunu bilelim diye anayım; adın doğrusu Tıva. Aynı Çuvaş değil, Çıvaş olduğu gibi. Yâhut ilginç biçimde Avrupa ağzıyla(!) Bakü deyip aslının yâni Türkçesinin Bakı olması gibi. Saçma işler; ama konumuz değil.

İlk verdiğin yır Saydaş Monguş adlı bir Tıva kardeşimize âit. Bildiğin Ötüken'i anlatıyor. Burada çok önemli olan şu. İlgili ad hâlâ onlarda/bölgede kalmış ve yaşıyor; tek ayrıtla, söz ''ötügen'' olmuş. taiga sözü ise bildiğimiz tâbî kuşak olan taygayı anlatıyor. Bunun Türkçesi yine Orkun bengi taşlarında geçen yış sözüdür, ör. Ötüken Yış. Yâni adamımız bildiğiniz Ötüken'i anlatıyor. :) ''ötügen taiga çurtuğla men'', yâni, Ötüken yışında/taygasında yurtlarım (yaşarım) ben. çurt sözü yurt'tan dönüşme; aslî biçimi bizim bugün dediğimiz gibi 'yurt'tur. Başka yırları da var, bakabilirsiniz.

İkincisi ise Moğolca. Bilmeyen birisi Tıva Türkleri diye vermiş; ''Cengiz Han'a Övgü'' diye girerseniz karşınıza çekimin aslı çıkacaktır. Tabi adam Tıva olabilir, ancak sanmıyorum. Bu arada çalgısında kadağ/calama/çaput var. Geçen andığım olay.

*Kimi ağızlarda (Nogay bunlardan biri olmalı) dönüşmüş biçimi ''cır'' diye yaşar.

Bu bağlamda Levent ustamızın şu yazısını da geçelim, ileri bilgi göstermek adına:

“ırağu” “takşut”

Dünyanın bütün kültürleri gibi Türklerde de şiir kavramı, ilk başlarda ozanların çalgılarıyla tuttukları ritm ve melodi üzerine söyledikleri sözlerden oluşuyordu. Bu nedenle kabaca “modern” diye adlandırılan tür ortaya çıkıncaya kadar hepsinde yaklaşık benzer biçimde heceye benzer ölçü, uyak benzeri özellikler vardı.

Türkçe “(y)ır” sözü müzik için kullanılan. Buna eşlik için söylenen “koşuk/koşma” “yuğ” “sağu” gibi kavramlar işlenen konuyla ilgilidir ama gerçekte bu üç tür Türklerde şiir kültürünün kökeniyle ilgilidir.

Yazıya işlenen bu nazım ürünleriyle ilk olarak Turpan Uygurları döneminde karşılaşıyoruz. Bu dönemde, Budist kültürün etkisiyle samgarıt dilinden “şlok” sözünün alındığını görüyoruz. Şlok genellikle dört sıradan oluşur (bu 2, 3, 4lü dizgelere “padak” deniyor), genellikle başta uyaklıdır ve din ya da din dışı konular işleyebilir. Bu şlok yazımı sonradan “şilük”e kadar Türkçeye uyum gösterecek değişimler geçirmiştir.

Yazılı nazım türü için Kaşgarlı Mahmut’un “takşut” dediğini görüyoruz. “ırağu takşut” deyimi genel olarak nazım türünü ifade etmek için kullanılır. Buradaki ırağu sözü “ır+a+gu” formülüyle oluşuyor ve şiir kavramını değil, harmoni, ahenk, insicam gibi şiirin yukarıda da değindiğim melodik yapısını işaret etmek amacıyla söyleniyor. takşut’un yalnız kullanıldığını çok görmedim; kullanıldığında ise şiirden çok nazım türünde yazılmış ürünleri kast ettiğini düşünüyorum.

Mehmet Levent Kaya, 2016.04.07, Facebook profili.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Eylül 2018, Pazar - 17:52
Kay örneği (Moğolların höömii dedikleri, kimi yerde bu sözün hömey/kömey yazıldığını görürsünüz dediğim gibi, Altaylar ''kay'' der). Altay(lı) Eles Tadıkin'in kayladığı kay. Yazıda da görebildiğiniz gibi ''Altaylı Batır/Kahraman Domuğu 'Altay Buuçay''' diyor. Bir saatı aşkın. Altay Buuçay adlı bir batırın/baturun domuğunu anlatıyor/kaylıyor. Manas gibi düşünün.


Burada ise daha çok olağan yırlar söz konusu. Yine Eles Tadıkin. Dikkatlice dinler iseniz kimi sözleri anlayacak, size bildik olduklarını göreceksinizdir. Altay ağzı onca da uzak değil bize.


Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Eylül 2018, Pazar - 17:58
Bu sevgili kardeşimiz yurdumuzdan. Sanırım bu uzu bilen çok az birkaç kişiden. Altay Kay'ın Kay* Kojo(ng) yırını yırlamış. Altta benim de bir iki yorumum var, dileyen bakabilir.

*Esasen ''i'' ile yazılması doğru olan, ''y''den farklı bir sesi gösteriyor çünkü. Bizim yazı dizgemize göre belki daha çok y gibi yeğleniyor, ve biraz da öyle söyleniyor. Ondan y ile yazıyorum. Esâsen o ses dolayısıyla söz biraz başka.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 30 Eylül 2018, Pazar - 20:40
Doğu Türkistanlı sanatçı Abdürehim Heyit'in Uçraşkanda” (Karşılaşınca) ezgisi.Doğu Türkistan Türkçesi ne kadarda Anadolu Türkçesine benziyor.


Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Eylül 2018, Pazar - 21:43
Doğu Türkistanlı sanatçı Abdürehim Heyit'in Uçraşkanda” (Karşılaşınca) ezgisi. Doğu Türkistan Türkçesi ne kadar da Anadolu Türkçesine benziyor.


wGR

Oğuz adının okları çoğulu olduğu geç dönem anlayışıdır; buna “halk etimolojisi” denir. Bunun nedeni, adın Bilge Kağan’ın yazdırdığı anıtlarda açık biçimde “wGz” diye yazılmış olmasıdır. Oysa aynı metinlerde, k ve K ünsüzlerinin peşinden ünlülü bir ek gelse bile sedalaşması görülmez. Dolayısıyla bu ad ok sözünün çoğulu olsaydı “wKz” ya da “(wk)z” biçiminde yazılırdı.

Yine diğer Altay dilleri ve özellikle de Türk dilinin en uzak kardeşi Çıvaş dil özelliklerinden görüldüğü üzere Türkçe bir r > z dönüşümü geçirmiştir. Buna göre bu adın da “ogur > oguz” (wGR > wGz) biçiminde bir dönüşüm geçirmiş olması gerekir.

Uygur adının “uy-” eylemiyle ilgili olması da başka bir halk etimolojisi örneğidir. Bunun nedeni de o eylem sözünün yine Bilge Kağan’ın yazdırdığı anıtlarda “ud-” biçiminde geçmesine karşın boy birliğinin adının açıkça “wYGR” biçiminde yazılmış olmasıdır. Eylem kökü “uy-” olmadan boyun adı kendi başına d > y dönüşümü yaşadıysa, ilginç bir durumla karşı karşıyayız (ya).

Türkçe’de ağır ~ yağır ~ yığır, alpağu ~ yalpağu ~ yılpağu, edik ~ yedik, ır ~ yır, uşuk ~ yuşuk benzeri örneklere bakarsak, kimi ağızlarda öne çıkmasına karşın kimi ağızlarda yiten bir “y” sesi görürüz. “uygur” adının bir başka sesletimi “yugur” biçimindedir. Burada da uygur ~ yugur ~ ugur (wGR) biçiminde ağız ayrımları görebiliriz.

Buradan bakarsak aslında Uygur ile Oğuz’un aynı adın başka ağızlarda söyleniş biçimi olduğunu çıkarabiliriz.

Mehmet Levent Kaya, 2017.05.26, Facebook.

Halk bilimi açısından da Uygur ile Oğuz aynı görülür. İkimiz de gâlip ihtimâl aynı soyuz esâsen. Tek ayrıt, erken bir dönemde herhangi nedenden bir yerde bir ayrılma olmuş gibi. Uygur adı ise daha milâd sularında Çin yıllıklarında geçen bir addır. Oğuz adının ise ilkin biçimi yazıda belirtildiği gibi Ogur (Oğur) biçimidir. oğuz hâline ilkin 627 yılında rastlanıyor; sanırım yine Çin yıllıkları. O sırada Türk töresinin (devlet)/Kağanlığının doğu yönünde çözülme ve dolayısıyla bir takım sıkıntılar, vb. söz konusu.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Ekim 2018, Pazartesi - 01:18
Gırtlaktan çıkararak icra edilen bir ses sanatı.Hafızam beni yanıltmıyorsa Tuva Türklerinin halk şarkıları olarak geçiyordu herhalde.Bu gırtlaktan çıkarılan değişik tondan sesler için çok küçük yaşta eğitim başlıyormuş.Çok zor bir sanat.

Küçük yaş derken. Yukarıda andığım Ali Efe kardeşimiz bundan kısa bir süre önce şu çekimi yükledi. O sırada 19 yaşında imiş ve o seviyede gırtlaktan söylüyor. Dediğin gibi, uz gerektiren iş üstâdım. Ondan beri 7 yıl geldi; ve bunun öncesi de var. Kardeşimiz kendini demek çok iyi yetiştirmiş, tâ yıllar öncesinden. Solda.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Ekim 2018, Pazartesi - 19:01
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Ekim 2018, Salı - 00:46
@YörükEfe.

Sözün üzere baktım, dinledim. Tam sana bunu gönderiyordum ki üstâdım, vaktin geçliğinden olsa gerek ki işi karıştırdım, senin gönderin gitti. Mâzur göresin. Sana gelsin.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 02 Ekim 2018, Salı - 01:10
@YörükEfe.

Sözün üzere baktım, dinledim. Tam sana bunu gönderiyordum ki üstâdım, vaktin geçliğinden olsa gerek ki işi karıştırdım, senin gönderin gitti. Mâzur göresin. Sana gelsin.


Var olasın üstadım,çok sevdiğim bir Türküdür.Dert etme,bazen böyle karışıklılar olabiliyor,senin canın sağolsun.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Ekim 2018, Salı - 19:54
Orada altın okla başlayarak altın, gümüş çını ve kaptan dokuz kere dokuz(217), oğul ve kızdan dokuz kere dokuz, at ve deveden dokuz kere dokuz, çeşitli eşyalardan dokuz kere dokuz tanesini armağan verip görüşen Burhan'ı serpmenin dışında karşıladılar.

*

Kırın kamcı geleneğinde dokuz sayısı çok değerli ve kutsal sayılır. Dokuz kere dokuz olunca katmerli kutsanmış olduğu düşünüldüğü için yapılan işe verilen önem belirtilmeye çalışılmış.

Moğolların Gizli Tarihçesi, Kronik Kitap, Moğolca aslından çeviren Mehmet Levent Kaya. En üstte verdiğimiz aktarma metninin ilgili yeri için verilmiş 217ci dip açıklama.

Bu geleneğe günümüz bizde de birçok yerde denk gelinir. Örneğin ''dokuz doğurmak'' deyiminde.

Çını bizim sıvı içmek için kullandığımız gelenek gereçtir. Uygurlarda, Kazaklarda vs. tas, çanak yapısında gördüğünüz. Çay vs. onda içilir.

Serpme keçe evin (çadır değildir) girişi üstünde asılı olan serpmedir. Usta burada https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/536608226696689/?type=3&theater verdiğimiz yazısında şöyle demektedir:

''serpme (үүд). Ağaç "kapı (хаалга)" bulunmadan önce girişteki açıklık bu ağır keçe parçası ile örtülürdü. Aynı gelenek günümüzde de sürmektedir. Türklerde kapı (хаалга) çift kanatlı olur ve gün doğumu yönüne bakar. Moğollarda ise kapı tek kanatlıdır ve artık güneye bakıyor. Buriad başkenti "ulaan-üüd=kızıl serpme" adı bu sözden gelir.''

En ulu, yüksek tuğ sayısının dokuz olması bu yüzdendir.

Görüntü anılan koş kanat kapılı (yâni Türk) bir evi gösterir. koş, çift demektir.

Bilgilendirme Sayfası, 2018.10.02 günü saat 19:49.

(https://resmim.net/f/njyGpL.jpg)

Kaynak: Altayist Dil Bilimci M. Levent Kaya - Bilgilendirme Sayfası. Levent ustanın Facebook bilgilendirme-tanıtma yüzüdür. Bkz. https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/702556243435219/?type=3&theater
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ekim 2018, Çarşamba - 04:41
Öneri

Şu kullanılan ''combat-proven'' sözü var, bildik. Bunun için muharebe-geç(ir)miş, muharebe-görmüş (çok muharebe gören/görmüş olan kendini kanıtlamıştır) gibi deyimler uygundur sanmaktayım.

Bir diğeri ''operational''. Bunun için artık sıkça 'operasyonel' kullanılıyor. Bir diğer destek de zaten 'operasyon' sözünün kullanılması olsa gerek. Ancak buna da harekât-hazır denebilir ki, bu, yerine göre kullanılabilecek güzel bir kısaltma da sunuyor: HH. harekât sözü her tür büyük küçük, uzun kısa sökünler, hareketler, devinmeye geçişler için kullanılıyor:

Ör. (büyük, uzun): Zeydin Dalı Harekâtı.
Ör. (küçük, kısa/geçici/anlık): ''... hava harekâtı düzenlendi.''

İlgili söz 'hareket' dediğimiz sözle ilgilidir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ekim 2018, Çarşamba - 17:47
Dikkat

mode: Kip*, usûl, yöntem.

''gibi'' dediğimiz söz bu 'kip' (''kalıp, biçim, şekil, form(ül)'') sözünden gelir. gibi = kipçe, x kip doğrultusunda, yöntemce; göre, bakarak. Azerbaycan ağzında ''kimi''dir.

(to) operate: Kullanmak, işle(t)mek, işleyici-iş görücü-iş görür-işler hâle/devinime sokmak.
operator: İşletici, işleyici, kullanıcı.

Her ne nesne ise kullanılıyordur, kullanıyoruz, işliyoruzdur, 'opere' filan etmiyoruz.

Geçen andığım Parigi'nin eserinden. Bu gibi şeylere kaynak göstermeye lüzûm yok. Yine de göze bir şey olsun.

(https://resmim.net/f/bxjsqc.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ekim 2018, Çarşamba - 21:52
Aşağıda gördüğünüz bölüm açıklamasını yapar iken bir söz kullandık: atılan. Buna açıklık getirme gereği duyuyoruz.

(https://resmim.net/f/7UA5Y2.jpg)

Günümüzde mermi dediğimiz, yad dilde projectile denen söz dilimizde ''atılan''. Bilgi yâhut daha doğrusu kaynak (öyle de bilinir zirâ), elgin Evliyâ Çelebi'mizin Seyâhatnâme'sinin, Meninski'nin devâsa Thesaurus'unun vb. kaynakların verilerini içine alan Mertol Tulum ustamızın yıllar yılı çalışma eseri, baş tâcı 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı adlı çalışmasından.

Gördüğünüz gibi İngilizcedeki projectile da yine Latince üzerinden; jactus diyor. İki sözün aynı kökten oldukları açık.

Kısaca her tür darbî (darbe vuran, darbe yaratan) atılacağı/atılacak nesneyi kast etmek istedik.

(Salt savaş, muharebe, harp için kullanılanlar/tasarlananlar, bu alana kısıtlı olanlar için ise ''harbî'' denebilir. Örneğin sivil kullanımda 9mm kullanılabilir (atış yerleri), bu yüzden darbîdir, ancak bir füze harbî bir atılandır, çünkü kısıtlama alanı salt koşunlar (army) içindir, yâni harp içindir, harbe yönelik kullanıma kısıt içindir.)

Görüntüleri ayrı sekmede açınız.

(https://resmim.net/f/1Ij4Eq.jpg)

(https://resmim.net/f/mFWAFw.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Ekim 2018, Pazar - 23:42
Dikkat

Kimi yerlerde doğru sözün kullanıldığını görüyorum. Yine de kimi yerlerde biraz sıkıntı var. Dikkat çekmek amacıyla yazıyorum.

Veri Bağı ya da Veri Ağı. ''data link'' için.

Bununla birlikte kullanılmak istenmiyor, bu yüzden, örneğin son okuduğum yazıda da ' ' arasına konmuş; ''network'' sözü. Buna biz gündelik dilde şebeke deriz. Dileyen gâyet böyle diyebileceği gibi bu sözün doğruca anlamı, yapısı bir ''net''ten (yâni ağ) ibâret olduğundan ''tuzak'' anlamına gelir ki, Parigi'nin eserinde de yad köklü olan şebeke sözü (Parigi A ile imlemiş, yâni Arapça, bu kendi bilgisi ancak gâlip ihtimâl doğru olmalı kendisi, Arapça köklüdür) doğruca Türkçe ağ sözüne gönderilir (gönderme, atıf yapılır, anlamına bakmak için, bu durum sözlüklerde genelde ''bkz.'' ile imlenir, böylece ilgili imlenen maddede anlamı bulabilirsiniz). Dolayısıyla bu da ağ'dır. Dilendiğinde ilgili sözler ile nitelenebilir: görev ağı, bilgi ağı, veri ağı, hedefleme ağı, ve sair diye uzar gider.

Ben bütün bu durumlardan şunu anlıyorum: Bizim ne yazık ki adam akıllı sözlük, bir adım öte de dil bilgisi, bunu araştırma bakma kültürümüz yok. Bu vahim bir durumdur ve acilen düzelmelidir. Gördüğüm son bir iki yerde gözüme ilişen kimi hassasiyetler, uyanışlar var. Ancak bunun ivlice artması zorunludur.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Ekim 2018, Pazar - 23:57
Bilgi

ASELSAN burada yadça drone için ''çok rotorlu'' nitelemesi dışında güzel biçimde İnsansız Uçan Sistem (İUS) demiş. Dikkatimi çekti, beğendim. drone demekten kat be kat güzel olan bir seçim. Bilgisini vermek istedim. drone sözü dilimizde daha çok küçük çapta olan insansız hava araçları için kullanılmakla birlikte, İHA, yâni insansız hava aracı deyimiyse daha çok Bayraktar türü yapıda, boyutta olanlar için. Belki ASELSAN'ın kıldığı gibi drone için İUS denebilir. Hiç değilse diğerinden yeğ olduğu gibi ASELSAN gibi dev bir dayanak da var. Onun dışında yad dilde drone sözünün tüm insansız hava, hattâ kara ve de deniz, yâni tüm insansız olan vasıtâları anlattığını, anlatır hâle geldiğini bilmek gerekir. Bu vesileyle ben benim kullandığım sözü yine anmak istiyorum: güder. Bütün bu insansız araçların tek amacı vardır: onlara verilen görevi gütmek ya da diğer bir bakış açısı/deyişle kullanıcısının güttüğü amaç doğrultusunda güdülmektir/yönlendirilmektir (güdümlü bir atılanın yüklenen görevi/hedefi güdüp hedefi yok etme için oraya yöneldiği gibi).

Bu sözü keser, ya da uçak sav-ar (savmak'tan) sözleri gibi düşünün.

(https://resmim.net/f/2D11DW.png)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Ekim 2018, Salı - 21:46
''mobile'' ile ''(up)grade''. müteharrik sözü ise ''tahrik'' dediğimiz söz ile aynı kökten.

Sekmeleyip bakınız.

(https://resmim.net/f/fZVnBl.jpg)

(https://resmim.net/f/zat9o6.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Ekim 2018, Çarşamba - 00:04
Burası iyi izlenen bir başlık oldu. Bunu okuma sayısından anlamak mümkün. Tüm kardeşlerime içten teşekkür ediyorum. Bu yüzden bir tür duyuru asması, pano gibi. Bundan ötürü kamuya dönük hatırlatmalarda, alanımız dışında dikkat çekmelerde de bulunacağım arada. Söz meclisten dışarı işi yâni; biraz da serzeniş. Mukaddesâtımızın savunuşunun yeri zamanı olmaz. Mâlum ki, nasihat çivi çakmak gibidir. Bizim de kimi değerlerimiz yerinden biraz, kimisi çok, oynadı. Biraz çivi çakmamız gerekiyor kısaca.

Şu ''limit'' denen ''şey''e dilimizde sınır denir ve ''sınır'' dediğinizde aklınıza ilgili gelen hangi sözler var ise, işte onlar denir (ya da bağlama uyuyorsa denebilir).

Bu gereksiz ucûbe sözleri dilimize alıp üstümüzü başımızı batırmaya bulaştırmaya gerek yok. Bolluk içinde yokluk çekiyor, yücelik içinde kendimizi küçültüyoruz. ''hız sınırı'' arkadaşım, hız sınırı. ''hız limiti'' değil. Siz bir şeyi sınırlayınca, kısıtlayınca, ''limitliyor'' musunuz?

Küçük görmeyin, ne diyor bu, demeyin. Bu işler hep böyle başlar. Kapıyı bir araladınız mı, işiniz biter. Hint'ten ilaç gelir, Hint'ten geldiği için, adı Hintçe olur (bkz. Turpan (Uygur) yazmaları); Sanskritçe olur, bilmem ne olur. Yadırgı yabancı da joghurt diyor; yâni yoğurt. Ancak kola ''arm'' demiyoruz.

Diline sâhip çıkmayan düşünce üretmiyor, var olan birikimine geçmişine de sâhiplenmiyor demektir. Basit gördüğünüz o ''şey'' insanı insan, ulusları ulus yapan şey.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Ekim 2018, Perşembe - 01:37
Tıva.

Kartal, doğan ve daha sayısız yırtıcı kuşun harsımızda çok önemli yeri var. Burada, bu yırın adı Ezir Kara denmiş, verilen anlam Kara Kartal. Bu büyük ihtimâl Kaya ya da Altın Kartal denen kartal olmalı. Kartala 'Kara Kuş' da denir. Burada kara sözünün, bu sözün birçok anlam taşıması nedeniyle, renk olan kara olmadığını düşünüyorum. Gözü pek, yürekli olanlara ''gözü kara'' dediğimiz gibi birçok kahramanımız bir san olarak adının önüne ''kara'' sözünü almıştır, ör. Kara Fatma. Yine bu sözün ''original'' anlamı da vardır, ör. Kara Kağan sanında gördüğümüz gibi. Yine de diğer ihtimâli de göz önünde tutup ardı etmemeli. Ezir denen sözün ise Moğolca olma ihtimâli var olabilir.

Zeybekceye bakar iseniz birçok hareket sanki kanadı açılmış kuşu andırır. Ben bu geleneğin de, buralardan, hayli geçmişten gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Sâmî Kâmûs'unda bu kurumun kurulu/düzenli hafif bir askerî engim (class) olarak Selçük dönemine değin gittiğini yazar.

Sonda ''yenisey'' adıyla ilgili verilen bilgi ne denli doğrudur bilmiyorum. Bu konuda Türkçe dışında iki üç başka dile de âit olabileceği yönünde açmalar var. Ancak şu kesin ki bu ırmağın adı kaynaklarımızda, bölgedeki bengi taşlarda kesin olarak Kem diye geçer. Bugün hâlâ ''hem'' ve doğru hatrıma getiriyor isem ''hemçik'' gibi kullanımlar var. Dolayısıyla son bilgiye büyük ihtiyâtla yaklaşmakta büyük yarar vardır.

Süt ya da kımız olmalı; gördüğünüz saçıdır. ''Darısı senin başına'' sözümüz de saçı ile ilgilidir. Bugün örneğin Kayseri'de hâlâ evlenenlerin başına darı saçılır.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ekim 2018, Cuma - 01:42
Zerk. Injection.

Zar. Diaphragm.

''fore'' ön, öndeki, baş (taraf) gibi anlamlara gelir.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ekim 2018, Cuma - 21:56
Mevzi. Position. Yâni, ''pozisyon'' değil. Dilini unutmak gerçekten çok kötü bir hastalık.

(http://resimag.com/p1/e0bfe9bb1e.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Ekim 2018, Cumartesi - 01:28
(https://resmim.net/f/F6Ghst.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Ekim 2018, Pazar - 15:07
Bilgi Resmi / Bilgi Taslağı / Bilgi Görüntüsü / ve benzer. Infographic.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Ekim 2018, Salı - 18:48
''gogud'' yaban sarımsağı. Állium ramósum. Tıvaca ''kulca'' denen bu bitkiden Kaşgarlı ''basar'' diye söz ediyor.

Moğolların Gizli Tarihçesi, Kronik Kitap, Moğolca aslından çeviren Mehmet Levent Kaya. 53cü dip açıklama.

Bilgilendirme Sayfası. 2018.10.16.

Sayfa: https://www.facebook.com/leventkayausta

(http://resimag.com/p1/c29e828410.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Ekim 2018, Salı - 19:01
Gönlünüze yarasın.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 16 Ekim 2018, Salı - 21:47
Gönlünüze yarasın.


Üstadım nereden buldun bu şarkıyı,bayıldım,muhteşem bir şarkı.Defalarca dinledim.Eskileri yad ettim biraz,gözümün önünden bir bir geçti özlem duyduklarım,yitip gidenler.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Ekim 2018, Salı - 21:52
Gönlünüze yarasın.


Üstadım nereden buldun bu şarkıyı,bayıldım,muhteşem bir şarkı.Defalarca dinledim.Eskileri yad ettim biraz,gözümün önünden bir bir geçti özlem duyduklarım,yitip gidenler.

Sorma üstādım... beni de hem iyi etti, hem de hüzünlendirdi. Dediğin gibi, birçok yere, ama birçok yere götürdü. Bin anlam, bin duygu var içinde. İnsan var içinde.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Ekim 2018, Perşembe - 21:20
Dikkatlice kulak veriniz. Çok önemli ve de hayatî bir konudur.

https://mobile.twitter.com/okumaliyiz/status/1052643930108547073

Bununla birlikte bizim dilimizde de ''tonlarca'' ayrı görevde bulundukları anlaşılan türlü -l ekleri vardır (örneğin göz-el (''güzel'', aslı közel; göz'ün aslî biçimi köz'dür; ya da renk adları: kızıl, yaşıl (yeşil) ve bu konuda yazı için tuttuğum nice bir küren türlü türlü sözcük). Ancak hocanın söz ettiği, dediği gibi Fransızca üzerinden gelen bir tür -l ekidir. Zehir ve leke gibi her yere bulaşmış vaziyette ve arındırılması zorunludur.

Kısaca birkaç örnek vermek gerekirse;

siyasal değil, siyasî. siyasal diye bir kelime ne dilimizde/kaynaklarımızda vardır, ne de zaten köken itibariyle yad (Arapça) olan bir söze Fransızca bir ek ekleyip o kelime ''Türkçe'' olur; hele hele ''daha'' Türkçe hiç olmaz. Çünkü zaten ''daha Türkçe'' diye de bir şey yoktur desek doğru olacaktır.

hayatsal/yaşamsal değil, hayatî/hayatlı veya yaşamlı, vb.
yörüngesel hesaplar değil, yörünge hesapları. kalpsal sorun da demiyoruz, kalp sorunu veya kalp hastalığı/kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, vs. diyoruz.

Dilimizin dolayısıyla yapı taşlarımızın bozulmasına müsaade etmeyeceğiz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Ekim 2018, Cumartesi - 23:06
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ekim 2018, Salı - 15:50
Sevgili kardeşimi çın gönlümden kutluyorum. Çok başarılı olmuş.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ekim 2018, Salı - 16:30
Dikkatlice kulak veriniz. Çok önemli ve de hayatî bir konudur.

https://mobile.twitter.com/okumaliyiz/status/1052643930108547073

Bununla birlikte bizim dilimizde de ''tonlarca'' ayrı görevde bulundukları anlaşılan türlü -l ekleri vardır (örneğin göz-el (''güzel'', aslı közel; göz'ün aslî biçimi köz'dür; ya da renk adları: kızıl, yaşıl (yeşil) ve bu konuda yazı için tuttuğum nice bir küren türlü türlü sözcük). Ancak hocanın söz ettiği, dediği gibi Fransızca üzerinden gelen bir tür -l ekidir. Zehir ve leke gibi her yere bulaşmış vaziyette ve arındırılması zorunludur.

Kısaca birkaç örnek vermek gerekirse;

siyasal değil, siyasî. siyasal diye bir kelime ne dilimizde/kaynaklarımızda vardır, ne de zaten köken itibariyle yad (Arapça) olan bir söze Fransızca bir ek ekleyip o kelime ''Türkçe'' olur; hele hele ''daha'' Türkçe hiç olmaz. Çünkü zaten ''daha Türkçe'' diye de bir şey yoktur desek doğru olacaktır.

hayatsal/yaşamsal değil, hayatî/hayatlı veya yaşamlı, vb.
yörüngesel hesaplar değil, yörünge hesapları. kalpsal sorun da demiyoruz, kalp sorunu veya kalp hastalığı/kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, vs. diyoruz.

Dilimizin dolayısıyla yapı taşlarımızın bozulmasına müsaade etmeyeceğiz.

İlgili siber toplum mecrasının bağlantısı düzülmüştür.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ekim 2018, Salı - 21:15
Evre / Aşam(a) / Fasıl / Safha. Phase.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: çıspıntır - 25 Ekim 2018, Perşembe - 11:11
Türklüğün vicdânı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.

Bu gün Ziya Gökalp'in ölüm yıl dönümü. Mekanı uçmağ olsun.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Ekim 2018, Perşembe - 11:21
Türklüğün vicdânı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.

Bu gün Ziya Gökalp'in ölüm yıl dönümü. Mekanı uçmağ olsun.

Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan.
Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuz'dan.
Küçüklü, büyüklü hep bir ağızdan,
Dünyaca söylenir türkümüz bizim.

Kanundur, değişmez dünyanın seyri,
Kimsenin kimseye dokunmaz hayrı.
Savaştan yılmayız, Allah'tan gayrı,
Hiç kimseden yoktur korkumuz bizim.

Üç laf etsem Türk'üm derim, üçünde,
Sana cevabım var bana niçin de,
Yetmiş iki buçuk millet içinde,
İşte budur gerçek farkımız bizim.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Ekim 2018, Perşembe - 11:54
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Ekim 2018, Perşembe - 14:00
Ahmet ustamızın yeni çalışması yakında imiş.

(https://resmim.net/f/j7mWoj.png)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Ekim 2018, Perşembe - 20:47
(https://resmim.net/f/XOOj6u.png)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Ekim 2018, Cuma - 21:23
Levent ustamızın önemli bir sözü. Bu gün geçti.

*

Orda, Atilla...

“altın orda” değil “altın ordu”:

İlk söz klasik Türkçe metinlerde “altun” ve klasik Moğolca metinlerde de “altan” biçiminde yazılır. Günümüz standart Türkiye Türkçesinde ise “altın” biçiminde yazılıyor ve söyleniyor.

İkinci sözcük klasik Türkçe ve Moğolca bütün metinlerde “ordu” biçiminde yazılır. “orda” Rusça kaynaklardaki yazımdır. Nedeni Rus dilinin yapısıyla ilgili olmalı. Hangisini tercih edeceğiniz de kuşkusuz sizin dilinizin yapısıyla ilgili.

“attila” değil “atilla”

Bu kişi adı Macarca iki t tek l ile “attila” biçiminde yazılır. Türkçede ise en başından beri tek t ve iki l ile “atilla” biçimi benimsenmiş. Macarlar ile Türklerin ne zamandır ne derecede akraba olup olmadığı tartışmasına girmeyeceğim. Ama her dilin kendi namusu vardır. Zaten söz konusu kişinin gerçek adının ne olduğu belli bile değil. Ayrıca bu adın “ata illig” diye açıklanması, Türk dil biliminin ciddi hiçbir yapısına uymayan, KM, PK, MM gibi maceraperestlerin ve takipçilerinin atlayacağı türden, talihsiz bir yaklaşımdır.

“alma-ata” değil “almatı”

Şehrin adı “Almatı” Elmalı anlamına geldiği için bu ad verilmiş. Kazakça söz konusu ekin ünlüden sonra -lı olarak gelmesi gerekiyor ve önerine Moğolca ek ise -tai ya da -tu biçimindedir. Ama yine de yabancı algısıyla elma dede anlamına gelecek biçimde “alma-ata” demenin akıl ya da mantıkla açıklanacak yanı yok. Hadi Moğolca bilmiyorsunuz, Ulaanbaatar yazamadığınız için Fransızca (gerçi biz dünyada Fransız adı yokken bile Moğolları tanıyorduk ya, niye Fransızcadan aldığımız da belli değil) Ulan Bator diye yazıyorsunuz, anladık, e kardeşim Türkçe de mi bilmiyorsunuz?

Uzar, gider.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Ekim 2018, Cumartesi - 17:14
Tasarım / Kerleme. Design.

Karıştırıcı / Kurcayıcı. Jammer.

Durum Farkındalığı. Situational Awareness.

Sözlük kültürünün önemi.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 28 Ekim 2018, Pazar - 10:30
Ozan Araz Elses'in yeni görüntülü çalışması.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Kasım 2018, Perşembe - 16:13
Dün TRT Haber'de, İstanbul Havalimanı'ndan anlık yayın aktaran muhabir, haber sunucusunun bulunduğu haber ortasına/merkezine konuşur iken, elindeki koskoca kesek/bilette ''Biniş Kartı'' yazmasına karşın, birkaç kez, defaatla ''boarding kart'' dedi. Bu manyaklığın nedeni nedir bilmiyorum, cehalet ve özenti değil ise. Ancak sağ olsun sunucu sonradan olayı kurtarıp ''uçuş bileti'' dedi. Artık ya bu manyaklıktan, ya da kendisi öyle dediğinden. Merak da etmedi değilim hani, o muhabir de günlük yaşamında ''boarding kartımı aldım, bir iki saat sonra uçağa boarding yapacağım'' diyor mu acaba?

Bu gibi gereksiz ve akılsız kişiler yüzünden sağımız solumuz iyice bulanıyor. Elime bir balyoz alıp akıllarını başa getirmek için başlarına geçiresim geliyor.

Siz siz olun ve kendinizi adam yerine koyun.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Kasım 2018, Perşembe - 19:17
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Kasım 2018, Cumartesi - 23:01
Turpan (Turfan) kenti kalıntılarından kesit gösterir görüntü.

(http://resimag.com/p1/985bf02fb5.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Kasım 2018, Pazar - 15:52
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Kasım 2018, Pazartesi - 02:28
Artseyir. Supercruise. Latince kökenli ve aslî biçimi başka olan ''super'' sözü artmak, geçmek, ziyade, mübaala, yenmek gibi anlamlarla ilgilidir. Bu yüzden artseyir sözünün güzel ve uygun bir söz olacağını düşünmekteyim.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Kasım 2018, Salı - 01:44
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Kasım 2018, Salı - 13:05
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Kasım 2018, Salı - 16:23
- Kereğe

Keçe ev yapılırken, dış çevresini oluşturan, çapraz çıtalardan yapılmış kafes biçimindeki duvarlar.

Moğolların Gizli Tarihçesi, Kronik Kitap, Moğolca aslından aktaran/çeviren Mehmet Levent Kaya. 216cı dip açıklama.

(https://resmim.net/f/GSfLAT.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Kasım 2018, Çarşamba - 12:25
Sınama / Deneme / Sınak. Test.

Sonuncusunu Azerbaycanlı karındaşlarımız kullanır. İşin aslı budur. Hangi beyinsiz(ler), hangi zihniyet dilimizde herşeyin karşılığı var ve birçoğu da günümüzde de kullanımda ve veya kendini korumuş iken bu gereksiz sözleri dilimize sokup milleti zehirler?

Ayrıca ortak dil, ortak yazı denip durur ancak kimsenin adam akıllı kendi çapında da olsa bir hareket kıldığı olmaz. Gerektiğinde soydaşlarımızın lugatına bakıp bu ortak dili az da olsa güçlendirmek olabilir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Kasım 2018, Çarşamba - 12:43
Tercih (Seçeneği). Option.

''Ayrıca sözleşme kapsamında ilave 40 adet daha tercih (seçeneği) bulunuyor.'' gibi.


Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Kasım 2018, Çarşamba - 22:20
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Kasım 2018, Cuma - 12:15
Ergüne Gun

İlhanlı döneminde İran’da Moğolca yazılmış bir kaynaktan öğrendiğimiz bir destan. “ergüne” geniş, “gun” ise sarp anlamına gelir.

Bu kaynaktan destanın Moğol toplumu içindeki değişkenini öğreniyoruz. Oysa birbirine yakın yaşayan toplumlar arasında bir destanın benzer ya da değişkenleri olabilir. Dönemin Çin kaynaklarına göre Türkler arasında da bu destanın, İlhanlıdan öğrendiğimizden başka bir değişkeni var. Çince kaynağın anlattığına göre düşman halk bütün Türkleri öldürür. Bu kıyımdan yalnızca bir çocuk kurtulur ama kolları ve bacakları kesiktir. Onu bir dişi kurt kurtarıp bilinmeyen bir vadide büyütür. Bu vadide bir Şangri-la benzerliği olduğuna dikkat ediniz.

Sonra bu gencin dişi kurttan çocukları olur. Soyları kalabalıklaştıkça vadiye sığamaz olurlar. Vadiden çıkıp geniş alanlara yayılmaya karar verirler. Çevrelerindeki demir dağı eritip dış dünyaya çıkarlar.

Çin kaynağı bu destanın adını vermiyor. Moğolcası “ergüne gun” yani geniş sarp (vadi). Bizimkiler de bunu “ergenekon” diye okumuş. Türkçe değişkenin adının ne olduğunu kim bilir? “ergenekon” olmadığı kesin.

Altayist/Dil Bilimci Mehmet Levent KAYA. 2018.11.07.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Kasım 2018, Pazar - 01:16
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Kasım 2018, Pazartesi - 22:46
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Kasım 2018, Pazartesi - 22:49
(http://resimag.com/p1/8a720aa75b.jpeg)

Dikine Uygur Yazısı

Gördüğünüz resim, von Rubruck’un gezi notlarının “Moğolların Büyük Hanına Seyehat” adıyla Türkçe’ye çevrilen baskısının 73. sayfası.

Burada von Rubruck Moğolların Uygur yazısını aldıklarını, bunu soldan başlayan dikey sıralar halinde yazıp yeni satırı sağa doğru sıraladıklarını anlatıyor. Uygur yazısının böyle işlediğiyle ilgili Gansu Eyaleti sınırları içinde bir anıt ve Turpan döneminden bir sürü el yazması var. Ama bir ekol sürekli bu yazıyı sağ baştan başlayıp yeni satırları aşağı sıralanan yatay biçimde ele almaya ısrar ediyor.

Diç: von Rubruck’un Mönh Kağan döneminden verdiği örnek ile Tata Tunga’nın Moğollara okuma yazma öğrettiği zaman arasında 40 yıla yakın süre geçtiğinin farkındayım. Bu durumda şunu sormak gerekir: Uygurlar yatay yazıyordu da Moğollar bunu ne arada ve ne gerekçeyle dikeye çevirdi?

Altayist, Dil Bilimci Mehmet Levent KAYA. 2018.11.07.

https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/pb.104679653222884.-2207520000.1542052128./723541738003336/?type=3&eid=ARAmxuUwK-1N6q0Qx_Lb_PRXC2MLSXE8jYc2vHlgliWVWu3zjxzv-D-1mM43CTo3vty6BWhZciolyUC5

Diç sözü ''note'' demektir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2018, Salı - 01:17
Buyruk. Commander.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2018, Salı - 22:39
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2018, Salı - 23:29
‘Türkler kendi çağdaşı unsurlara göre ulus bilincine en geç ulaşan topluluktur.' diyen bakanlık, bakanlık diyorum çünkü yazan yazdıran her kim ise bakanlık adına yazıyor/yazmış ve anlaşılan kimse de itiraz etmemiş, aklını yitirmesin. Tarihe baksın. Aksi takdirde gün gelir biz o aklı o başa getireceğiz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: firtinabaskan - 14 Kasım 2018, Çarşamba - 14:10
‘Türkler kendi çağdaşı unsurlara göre ulus bilincine en geç ulaşan topluluktur.' diyen bakanlık, bakanlık diyorum çünkü yazan yazdıran her kim ise bakanlık adına yazıyor/yazmış ve anlaşılan kimse de itiraz etmemiş, aklını yitirmesin. Tarihe baksın. Aksi takdirde gün gelir biz o aklı o başa getireceğiz.

Bakanlık kendi kafalarına göre bu saçma metni ekleyen ve bunu kontrol etmeyen bürokratı yani Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü ve iki avukatı görevden aldı. Dilekçeye ek düzeltme Yargıtaya gönderilecek.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Kasım 2018, Perşembe - 00:04
Zırh(a)-Karşı/Zırh-Savar (/Zırhsavar). Anti-armour.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Kasım 2018, Perşembe - 01:20
variation (günümüz İngiliz), variato (İtalyanca, 17. yüzyıl, günümüzde de böyle olmalı), aslen ise, Latin kökenli. Türkçesi görülen. Bu gibi sözler ad olarak da kullanılırlar. Bu olguya bir diğer örnek iyilemez sözü (bkz. Bahşayış Lugatı, muhtemeldir ki Selçük dönemi bir söz kitabı). ''Onmaz, sağalmaz, düzelmez, tedavisi yok ağır hastalık'' anlamına gelir.

(http://resimag.com/p1/c636c8d640.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Kasım 2018, Perşembe - 19:34
Üçayak. Tripod.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Kasım 2018, Perşembe - 20:03
Fevkalade bir yırlık olacak.

Var olun yurdumun öz dolu, ülkü dolu, ulusun ahlak ve töresi ile bezenmiş güzel insanları. Tanrı sizlere algış ve kut versin, önünüzü açsın. Daha da çok insana ulaşasınız.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Kasım 2018, Cuma - 21:06
Azami. Maximum.
Asgari. Minimum.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Kasım 2018, Cuma - 22:59
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Kasım 2018, Cumartesi - 17:56
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Kasım 2018, Cumartesi - 18:09
Bengi Taşlarda (Orkun Yazıtları) gerçek ne yazdığını, yazanın anlayış/kültür içinde neyi karşıladığını/anlattığını gerçekten öğrenmek, bilmek, ve olmak istiyorsanız bu yörüğ (tefsir) baş ucu yörüğünüz, konuda belki de böylesi ilk kez yazılmış baş vuru kitabınız olacaktır.

Neden böyle olduğunu çalışık çıktığında alıp okuyarak öğrenin. Pişman olmayacaksınız.

(http://resimag.com/p1/e5dcb3075e.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Kasım 2018, Cumartesi - 23:52
Her hangi tertibata ad olabilir. Örneğin zırhlı kulesine iyi gider (FNSS TEBER'de olduğu gibi). Neden bozdoğan denmiş? Bilmiyorum. Ancak kaynaklarımızda başka verilmişe (dato "data") denk gelmek illa mümkündür. Bu, Bernardo da Parigi'nin söz kitabından. 1600lü yıllar.

(http://resimag.com/p1/78a0550067.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Kasım 2018, Pazar - 22:34
Taşınır / Taşınabilir. Portable.

Yani ''portatif'' değil. Kavramdan öte, bu zihin karışıklığına son vermeliyiz. Yabancı istilâdan ziyade, kendi kullanımlarımızda bile olguların adlarında, tanımlanmasında teklik, birlik yok. Zihinlerimizin karışık, düşüncelerimizin zayıf olmasının etkenlerinden birisi.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Kasım 2018, Pazartesi - 18:48
https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/727705450920298/?type=3
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Kasım 2018, Pazartesi - 22:39
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Kasım 2018, Salı - 00:37
https://twitter.com/KasmBolat1/status/1064509984422207488
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Kasım 2018, Salı - 15:46
Sabit / Yerli. Static.

yerli sözünün birden artık anlamı var. Aynı yerden olan kişi (yerdeş* [Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lugati't Türk] sözü de var bunun için, hem-şe(h)ri [bkz. 'hem-fikir']); toprakla/yerle ilgili (terreno); günümüzde bildik olan anlamı (natio, nativo); başlangıç; kök, ve sair. Buradaki, yere bağlı, yere kenetlenmiş doğrultusunda. Bu duruma, umumiyetle anlam genişlemesi ve özellikle bu gibisi durumlarda dilin gücü denir. Kaynak için Tarama Sözlüğü ve/veya Söz Kitabı'na (Parigi) bkz.

*krş. ülküdaş, meslektaş, koldaş, arka-daş, a(d)-daş, yoldaş, ve sair. Önemli, çok güçlü bir ektir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Kasım 2018, Salı - 22:00
Buradakı agaru sözü [yırcı da biraz yumuşak söylüyor, ancak daha sert bir ğ gibi, Azerbaycan ağzındakı ğ de bizimkine biraz daha sert gibidir], Oğuz ağzına göre ağaru, bize bildik ağmak eyleminden gelmez. ''yükselmek, çıkmak'' gibi anlamlara gelen bir ağmak eylem adından gelir ve yokaru (yokarı/yukarı; aslen o ile, bkz. yok-uş, yok-a [''yükselti, yerin düz noktalarına karşı yüksek yerleri'']) sözü gibi kurulu olan bir sözdür: ağ-a-ru. Ulu, yüksek, yüce, ediz, ıduk, kutlu, alkışlı (alkış, elle çırpmak demek olan ayalamak eylemini anlatmaz; övgü, ululama gibi anlama gelir), baylı (bay = zengin; ms./mrs.; kutlu, demektir) gibi anlamlara gelen sözlerimizden birisidir. Kaşgarlı Mahmud da Divan-ü Lugati't Türk'te örneğin ağış ''çıkış (yukarı doğru), irtifa'' sözünü anar. Bir diğer 'ağ' sözü ise bacak arasını/bacak arasındakı boşluğu anlatır. Bir diğer madde ağım sözüdür. 'bir ağım yer': Bir adımda üzerine çıkılabilecek yükselti.

ağır dediğimiz sözün de bu kök sözle ('ağ') ilgili olması muhtemeldir. Bu sözün kaynaklarda somut ağırlıktan ziyade manevi ağırlığı, ululuğu, muhteremliği imlediği anlattığı çok açık. ağır iş: Çok önemli, göz ardı edilemeyecek iş. ağırlık: Saygınlık, muhteremlik, muteberlik. Ya da bildik ağırlamak, örneğin konuğu. Ve sair.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Kasım 2018, Salı - 22:05
Son gönderiyi düzdüm. Dileyenler göz geçirebilirler.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Kasım 2018, Salı - 22:38
Yunt karizması. :D

https://twitter.com/tonjukuk/status/1064887931066830855
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Kasım 2018, Çarşamba - 14:08
İlgili gönderinin altına bilgi adına, ortak dil bilgisi namına bilgi geçtim. Ona da bakabilirsiniz.

Diç (note): Adları Tıva. Tuva söyleyişi Rusça üzerinden ilgili. Moğollar kendilerine kendi ağız yapılarına/özelliklerine uygun olarak Tuba demişler. Buradan ağrı da Rus kendi ağzına göre almış, oradan da bize Tuva diye geçmiş. Aynı Fransız Dış İşleri üzerinden yanı başımızda olmalarına, kendilerini ezelden beri tanımamıza ve aynı ulustan öte aynı boydan/topluluktan (Oğuz) gelmemize karşın Bakı'ya Bakü dememiz gibi. Ne saçmalık yahu, dediğinizi işitir gibiyim. Tıvaların kendi belgilerinde (arma, logo, symbol, vs.) de Tıva yazar zaten.

https://www.facebook.com/kzorlu77/photos/a.881666895250045/1933981533351904/?type=3&theater
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Kasım 2018, Çarşamba - 17:09
Özün. Öz özüne, öziçe, kendi kendine; autonomous.

Krş.: iç-in ağlamak, yıl-ın çalışmak, göt-ün gitmek (arka arkaya, kıç-ın gitmek; Ordu'da sıkça kullanılır, örneğin bir aracın arka arkaya gelmesi), ön-ün gitmek (önde(n), ileri(de) yürümek; bkz. Lehce-i Osmânî, Ahmet Vefik Paşa). Görüldüğü gibi ilgili -Xn eki addan sıfat/nitelek (adjective) yapıyor.

Ahmet nasıl ağlıyor? İçin, için.
Askerin çalışı* nasıl yürüyor? Önün (önün).
Bu tertibat nasıl çalışıyor? Özün çalışıyor.

*Selçük devrinde önden giden/taarruz eden koşuna (askerî birlik; sonra bu değerli ve önemli, birçok Türk ağzında Azerbaycan Türkçesi dahil kullanılan söze değinilecektir) verilen ad.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Kasım 2018, Cuma - 01:14
Twitter üyeliğim yok, yoksa dahil olur idim. Burada kasıt, anlatılmak istenen güreşin Roma'dan geldiği sanırım. Onlarda da var. Ancak bizimkisi Altay çıkışlıdır. Yani sonradan birilerinden görüp öğrenmedik. Aynı görenek, töre, kültürü paylaştığımız Moğollara da bakılabilir.

https://twitter.com/KasmBolat1/status/1065221414746234880
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Kasım 2018, Cuma - 15:04
Bastırıcı. Suppressor. (Buraya sabitlemek adına.)
Oranlayıcı. Regulator. bkz. İtalyanca (esasen: ölü dil Latince köklü) regolare; ve oran(-lamak): Tarama Sözlüğü, Kâmûs-î Türkî ve diğer kaynaklarımız.

(http://resimag.com/p1/611e271656.jpeg)
(http://resimag.com/p1/7932559d5f.jpeg)
(http://resimag.com/p1/c9afce08b9.jpeg)
(http://resimag.com/p1/795366f833.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Kasım 2018, Cuma - 20:46
Hareketlik. Mobility.

(http://resimag.com/p1/7c9e286551.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Kasım 2018, Cuma - 23:43
Sevdiğim bir yorumdur. Takımın adı Türkçe. "Gizlice" demek.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Kasım 2018, Cumartesi - 17:56
Birkaç değerli görüntü. Kitabın hali çok değer görmüş gibi değildir, şaşırmayın. İstanbullu bir ağabeyime ikinci el nadirkitap'tan aldırdım.

(http://resimag.com/p1/ac8e086caa.jpeg)

(http://resimag.com/p1/744d57c1ff.jpeg)
Orkun Çağlanı. Sözün aslı 'orkun'dur. 'orhun' dememizin nedeni ise, dilimizde bir k->h dönüşmesi süreç içinde gelişmiş olsa da, bununla ilgili olduğunu sanmıyorum, ki olamaz da; zira bu söz uzun süredir unutulmuş olması lazım gelir. 'orhon' ise Moğolca söyleyişidir. Bundan ötürüdür ki, buradan gelip 'orhun' demiş olmamız lazım olsa gerektir. Çünkü dilimizde izleyen hecede yuvarlak ünlü olmaz. (Bu yüzden örneğin ordo değil, ordu deriz.) Bir Yağlakar (yönetici hanedanın çıktığı boyun adı, Aşına'dan sonra devletin başına geçen) bengi taşında da açıkça 'orkun' diye yazılmıştır. Nitekim dilimizde aslen h sesi yoktur. Ad ise or- kökünden gelir. Bu kökü oran, ordu (army anlamına gelmez, o söz bizde ''sü''dür, subaşı deyimi de buradan, aslen 'sübaşı') gibi sözlerden tanırsınız.

(http://resimag.com/p1/70f4f71898.jpeg)

(http://resimag.com/p1/d3f268a0db.jpeg)

(http://resimag.com/p1/733aec1a09.jpeg)

(http://resimag.com/p1/0634ae161f.jpeg)

(http://resimag.com/p1/20edec05df.jpeg)

(http://resimag.com/p1/d500acafdf.jpeg)

(http://resimag.com/p1/704eb042e9.jpeg)

(http://resimag.com/p1/e8a84244a8.jpeg)
Kızıl olan üsükler (Türk yazı dizgesinin üyelerine verilen ad, harf) günümüzde bengi taşlarda -yazık ki- artık olmayan üsüklerdir.

(http://resimag.com/p1/42981ae041.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Kasım 2018, Cumartesi - 23:40
Bu da baba parçalarındandır.

''damarlarında yaşru''. yaşru sözünün anlamını yukarıda açıklamıştım. Şimdi Mustafa Kemal Paşa'nın o bildik sözünü düşleyin.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Kasım 2018, Pazar - 13:00
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: YörükEfe - 25 Kasım 2018, Pazar - 20:48
Gagavuz doğdum Gagavuz ölcem
https://www.facebook.com/100005270791215/videos/895978153921203/UzpfSTcyNzAyODkwOToxMDE1Njg3NzM2NjQ4MzkxMA/

Gagavuzlar Türk dünyasının Hrıstiyan Ortodoks bir topluluğudur. Gagavuzların menşei ile ilgili pek çok nazariye vardır. Gagavuzların Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a gelen Türk boylarından Hıristiyanlaşanlar, Anadolu’dan Keykavus ve Sarı Saltuk ile beraber gelen Türklerin Hrıstiyanlaşmaları ve Osmanlılar döneminde Anadolu’dan Balkanlar’a geçen Hrıstiyan Türk topluluklarının bir karışımı olduğu ileri sürülmektedir. Bir başka söyleyişle, Gagavuzlar, “Peçenek, Uz ve Kumanlarla Anadolu Selçuklu Türklerinden meydana gelmiş, onların sentezi olan bir Türk toplumudur”. Ortodoks Hrıstiyanlığı benimsemiş olmalarıyla birlikte dilleri Anadolu Türkçesine çok yakındır.

https://turk-dunyasi.cokbilgi.com/gagavuz-ozerk-devleti/
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Kasım 2018, Pazar - 21:18
Gagavuz doğdum Gagavuz ölcem
https://www.facebook.com/100005270791215/videos/895978153921203/UzpfSTcyNzAyODkwOToxMDE1Njg3NzM2NjQ4MzkxMA/

Gagavuzlar Türk dünyasının Hrıstiyan Ortodoks bir topluluğudur. Gagavuzların menşei ile ilgili pek çok nazariye vardır. Gagavuzların Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a gelen Türk boylarından Hıristiyanlaşanlar, Anadolu’dan Keykavus ve Sarı Saltuk ile beraber gelen Türklerin Hrıstiyanlaşmaları ve Osmanlılar döneminde Anadolu’dan Balkanlar’a geçen Hrıstiyan Türk topluluklarının bir karışımı olduğu ileri sürülmektedir. Bir başka söyleyişle, Gagavuzlar, “Peçenek, Uz ve Kumanlarla Anadolu Selçuklu Türklerinden meydana gelmiş, onların sentezi olan bir Türk toplumudur”. Ortodoks Hrıstiyanlığı benimsemiş olmalarıyla birlikte dilleri Anadolu Türkçesine çok yakındır.

https://turk-dunyasi.cokbilgi.com/gagavuz-ozerk-devleti/

Canım kardeşlerim!

Yaşasın Büyük Türk Milleti!

(http://resimag.com/p1/56367c28f3.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Kasım 2018, Pazar - 22:25
koşun Sözü Üzerine

Bu söze değineceğimi açıklamıştım. Bu söz, askerî söz bilgimiz açısından önemlidir. Günümüzde Azerbaycan Türkçesi (Oğuz), Uygur Türkçesi'nde yaşamakta ve kanaatıma göre daha ayrıntılı bakmamış olsam da diğer birçok Türk ağzında yaşamakta olması lazım gelmektedir*. Aşağıda örnekler sunuyorum. Çok yakın tarih olan Kâmûs-ı Türkî (Şemseddin Sâmî, ilk basması 1901), çok olacak diye görüntüye gerek duymadığım Lehce-î Osmânî (Ahmet Vefik Paşa, 1876), ve yine Türkiye karası, yani kendi elimizin 14. yüzyıldan başlamak suretiyle kaynaklarından derme olan Tarama Sözlüğü'nden anlaşılacağı gibi bizim ağzımızda da bu söz vardır. Azerbaycan Türkleri üzerinden ayrıca Fars'a/Farsça'ya geçmiş, Türkçe kökenli olduğu için çok yakın tarihte bu söz ''atılıp'' yerine Farsça söz getirilmiştir.

Bu söz, kimi yerde doğruca ''army'' karşılığı ile görülmek/verilmekle birlikte bu anlamı ziyade geniş anlam (anlam kaplamı içinde olmasından) olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatındayım.

Aşağıda verdiğim görüntülerden anlaşılabileceği gibi söz koşmak eyleminden geldiği açık durmaktadır. koşmak, bir şeyi bir şeye katmak, eklemek, eklemlemek, birleştirmek, bir araya getirmek gibi anlamlar taşır. Günümüzde ''çift'' diye kullandığımız söz esasen Türkçe olmayıp Farsça kökenlidir ve bunun dilimizdeki karşılığı ''koş''dur. 'paralel; yan yana' da, ''koşa''dır (bkz. Bahşayış Lugatı). Günümüzde ''şart koşmak'', ''(ağır) işe koşmak'', ''atı diğer ata koştu'' ve benzer dememiz bundan. şart sözü yerine 'koşul' sözünün kullanımı da buradan ileridir.

Hem Tarama Sözlüğü'ndeki kayıtlar, hem A. Türkçesi'nin günde kullanımı ve hem de Uygurca'dakı örnek sözlere bakarak, sözün anlamının ''bir birine koşulmuş, bir birlik/takım oluşturmuş askerî birlik'' anlamında olduğu söylenmesi gerçekçidir. Azerbaycan bu yüzden, örneğin, Naxçıvan Askergahı'ndakı askerî birlikleri için koşunlar, yani 'Naxçıvan Qarnizonu Qoşunlarımız'' der: Naxçıvan Askergahı Koşunlarımız. Uygurca'dakı ''hava koşunı (yazımda i ile gösterilir, ı okunur; bkz. ilgili düz çekim)'' sözü (ve de karşılığı), ''çet el koşunları'' sözünde koşun sözünün -lar ekli, yani çokluk durumda olup karşısında teklik ama ''ordu'' sözünün verilmiş olmasından ötürü büyük bir bütünü imleyerek ''yabancı el/yurt ordusu'' diye gösterilmesi de bu sözün esaslı itibarla bir birine koşulmuş erlerin/çerilerin, çalışçıların (bu söz ''askerî personel'' demektir, bkz. Mühenna Lugatı) düzenli birliğini, yani bir birlik, bir takım oluşturmuş her tür yapıdakı askerî birliği anlattığını ispatlar niteliktedir.

Böylece, A. Türkçesi ve Uygur Türkçesi'nde görüldüğü misali askerî birliklerimize ''koşunlarımız'' diyebileceğimiz gibi, tüm bir gücü, örneğin kara gücümüzü ''Kara Koşunlarımız'' diye anlatabiliriz. Bir diğer hususî örnek; ''401. Hava Koşunu'', gibi ve benzer olabilir.

Hem tarihî bağımızı pekiştirmek, hem uyrukdaşlarımızla bağı güçlendirmek, hem tarihten beri tüm yer yüzü üstünde en güçlü askerî yapı ve anlayışa iye bir ulus olarak bu konudakı birikimimizi bilmek ve diri tutmak, hem de ortak kullanımlarımızın bilincinde olup ortak bir Türkçe ülküsü namına bu gibi sözlerimizi öğrenmemiz, bilmemiz, ve kullanmamız elzem ve zorunlu bir meseledir. Batıya ve veya oraya buraya bakarak onların kendi anlayışlarının ürünleri olan kavramları çevirmek, üstelik bir de kötü ve veya galat çevirmek bize hiçbir şey kazandırmayacağı gibi ancak zarar verecek ve de tarihimiz dolayısıyla güç verici köklerimiz ile bağımızı, bu örnekte de görüldüğü gibi kardeşlerimizle de köprülerimizi koparacaktır.

Bu sözde de çok bahtlı, talihliyiz ki, hemen yanı başımızdakı İki Devlet Tek Millet dediğimiz karındaşımız (da) bu sözü üstelik en uygun anlamıyla kullanmaktadır. Dilin ne denli güçlü bir unsur olduğunu anlatmamıza çokça gerek yoktur sanıyoruz. Bu konuda Mustafa Kemal Paşa'nın sözleri, yaptığı ve yaptırdığı işler ve eserler ortadadır. Bu konuda yeterince bilgiye vakıf olmayanlar bu konuyu araştırmak zorundadırlar. Zira Mehmet Levent Kaya hocamızın ifadesi ile ''dil, kültürün taşıyıcısı, kültür de dilin uygulayıcısıdır.''

Diline yabancı olan, kendine yabancı oluyor demektir.

''Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. ''

2 Eylül 1930

Bilin, bunu kim ve ne için dedi.

-

*Harezm/Altın Ordu coğrafyasında vücuda getirilen eserlerden derlenmiş söz varlığını içeren ilgili sözlükten, bu çıkartılabilir.

Diç (note): 1800lerden olan Robert Barkley Shaw'ın sözlüğünün bir basmasından verdiğim görüntüde görülen Moğolca 'hosigu(n)' sözüne:

Bir kezinde koş/koşmak sözlerini bakşım (master) Mehmet Levent Kaya'ya sorduğumda aldığım yanıt şöyle idi:

''koş sözü "çift" anlamına gelir. Altay dillerinde iki ile ilgili anlamlar taşıyan "ko-" kökü vardır. Bir şeyi başka bir şeye katmaya "koşmak" denir; paralel olan şeye "koşut" denir; Moğolca 2 "hoyar" diye söylenir; bu örneklerin hepsi o "ko-" kökünden türemiştir.''

koş at sözü de, hakanın yedek atını anlatan bir sözdür; bkz. Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lugati't Türk.

Bu da, o gün kendisi ile söyleşirken sözümüz içinde geçip kendisinin dediği idi. Askerî tarih, harp/savunma namına güzel ek bilgi diye anmak istiyorum:

''Moğolca "gol" sözü Türkçe "ko(o)l" diye yazılan sözden gelir ve yalnızca sünün değil, herhangi bir şeyin ortası, ırmak vb. gibi anlamlara gelir. Anadolu'da güçlü akıntılara "kol gibi su" denmesi bununla bağlantılıdır. Bozkırda sü merkezin iki yanında iki koldan oluşur. kanat biraz İngilizceden tercüme. kol denmesinin nedeni de insan bedeniyle bağlantı kurduğu içindir. Bu nedenle Moğollar sünün/ordunun sağ ve sol parçalarına "gar" derler ki bu da "kol" anlamına gelir.''

''10.000 sayısının adı tümen, 100.000 sayısının adı bumın. Binlik birliğe "orta" deme geleneği Osmanlıya kadar geldi. Bundan yukarısı birlik olarak zaten yoktur, çünkü bozkırda 10.000 eri bir araya getirmek çok olay değildir. Dolayısıyla sünün bir kolunda birkaç binlik vardır ve bunu idare eden beğe "kolbaşı" denir. Bu kişi sünün bir alt birimini idare eder. Günümüzde de sünün/ordunun bir alt birimine "kolordu" başındaki adama da "korgeneral" denme nedeni budur.''

Türk Kağanlığı'nın/Devleti'nin kurucusu ve bize Türk adını miras bırakan kurucu ve ad babamız Bumın Kağan'ın adı da burada kendisinin anmış olduğu bu bumın sözünden/sayı adından gelmektedir. 'sayan' da, örneğin, million demektir. On sayan, yüz sayan ve bir milyarın da özel adları dilimizde mevcuttur. Bu konuda, Bumın Kağan, Levent Usta'nın yakında çok önemli ''100.000'' adlı bir çalışması da çıkacak. İzde kalın.

Görüntüler/Kaynaklar

(http://resimag.com/p1/3c01e4a789.jpeg)

(http://resimag.com/p1/51046eaed4.jpeg)

(http://resimag.com/p1/7718b61790.jpeg)

(http://resimag.com/p1/7c0ecfb622.jpeg)
Burada koşundaş sözüne dikkat.

(http://resimag.com/p1/e94b115c05.jpeg)

(http://resimag.com/p1/34bb62304e.jpeg)

(http://resimag.com/p1/ccc2f24fd1.jpeg)

(http://resimag.com/p1/d730415a3a.jpeg)

(http://resimag.com/p1/b0f4b81aa0.jpeg)

(http://resimag.com/p1/1abc79331b.jpeg)

(http://resimag.com/p1/56abb3e47c.jpeg)

(http://resimag.com/p1/638b75fb62.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Kasım 2018, Salı - 00:44
Bilgi için kayıt açıklamasını okuyunuz.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Kasım 2018, Salı - 00:59
Ene (Ana). Altay.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Kasım 2018, Salı - 14:00
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Kasım 2018, Salı - 14:08
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Kasım 2018, Salı - 14:17
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Kasım 2018, Perşembe - 13:37
https://twitter.com/stratejik_ortak/status/1067824760673972225
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Kasım 2018, Perşembe - 18:26
Aldığım bilgiye göre Azerbaycan, dördüncü sınıf bir okuş kitabından.

(https://resmim.net/f/2uqSP6.jpg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Kasım 2018, Perşembe - 18:35
Ozan Araz'ın güzel bir yırı.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Kasım 2018, Perşembe - 20:29
(http://resimag.com/p1/36ec5f234f.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Aralık 2018, Cumartesi - 21:45
Takım. Suit.

Bkz. Kâmûs-ı Türkî'deki açıklamalar.

Örnek: Elektronik Harp Takımı.

Örnek: 2K3İ/GK (C4ISR) Takımı.

Bizdeki ''takım'' sözü anlam(lar)ı itibarıyla bu işi doğruca karşılıyor. Ancak, ilginç biçimde suit sözünün kendi dilinde karşılığı ''takım (giyim kuşam)'' olması ile birlikte, onlardakı ilgili alan suit ifade kullanımı belli ki (ilgili yerden getirerek) benzetme suretiyle ortaya çıkmış gibi bir görüntü arz ediyor. Hepsi bir yana, suit gibi bir söz dilimize olmaz. Bu sözü geçen de C4'ün haberi bağlamında ifade ettiğim gibi ''süit'' yazıp durumu kurtarmaya çalışmak da bir çözüm değil. ''Nasıl görünür acaba?'' gibi düşüncelerden arınıp işin doğrusunu kılmamız izzetli ve mantıklı bir duruş ve iş olacaktır. Yoksa zihnimize 'suit' geçtiğinde onu oradan söküp atmak çok zor olacak. Birileri ise ısrarla onu başımıza geçirme derdinde.

(http://resimag.com/p1/436d00716e.jpeg)

Muhrip. Destroyer.

Baktığım yerlerde ilgili gemi türü için karşılık bu. Neden tüm Türkiye ucube ve suit sözünden bile daha beter sırıtan böylesi bir sözü kullanır anlamış değilim. Benzer kötü alışkanlıklar da artarak sürüyor. Gün gelecek kafamızı taşlara vuracağız. Ama fayda etmeyecek.

Teçhizat. Equipment.

Bizdeki ''ekipman'' bu Latince kökenli sözün Fransızca üzerinden gelmişi. İngilizce (to) equip, yani takmak/eklemek/donatmak/teçhiz etmek, sözünü herkes bilir. Biz de buna umumiyetle teçhiz etmek ve donatmak deriz.

Bu sözü de her ne denli oturmuş olsa da, yine büs bütün gereksiz, anlamsız yere benliğimize sokulmuş olması nedeniyle söze dikkat çekmek amacı ve Türk-çe hassasiyeti nedeniyle anmak istiyorum.

Ek:

Container. ''contain'', kapladığı/kapsadığı/içerdiği için böyle denmiş. Aynı (to) compute'dan computer, (to) make'den maker (Almanca'da machen make, Macher maker) denmesi gibi. Buna da dileyen, arzu eden Kapsayıcı ya da benzer diyebilir. Bunu da, dikkat çekmek, farkındalık yaratmak için anıyorum. Bir nesnenin ne iş gördüğü, ne olduğu ettiği her zaman bellidir, göz önündedir. Bu denli aff edersiniz bayağı, basit eylemleri ''algılayamayıp'' ona göre basit ama olması gereken/zorunlu bir eylem olan bir tanım, bir ad koyma eylemini gerçekleştiremiyorsak diyecek söz kalmamıştır. Bu gözler loader denen araca ((to) load, yani yüklemek, aracın ne ettiği belli, kum taş bilmem ne her ne ise yükleyip götürüyor, naklediyordur ve sair) 'loder' dendiğini/yazıldığını bile gördü. (Bereket versin ki uzaktan yönlendirilen böylesi bir aracı ürettikten sonra yapıcısı şirket buna ''yükleyici'' dedi, öyle tanıttı. Yoksa hem kendilerini hem de bizi rezil edeceklerdi.) Dolayısıyla sözümüz odur ki, düşünce devinimidir mesele. Bir şeyleri devşirip, sonra zihnimizi üstümüzü başımızı kirleterek, derme çatma, çorbadan mürekkep, tatsız, tuzsuz, asaletten ve güçten, anlanırlıktan yoksun bir dil, dolayısıyla da (dışarıya yansıyan) bir görüntüyle bu iş olmaz. Öz olarak, kendine sadık kalarak, yaratıcı olarak olur. Mustafa Kemal Paşa da bu konuda örnek, kulavuz olamıyorsa, artık ne demeli, takdiri siz verin sorgulayan, akleden takipçilerimiz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Aralık 2018, Pazar - 00:26
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Aralık 2018, Pazar - 02:55
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Aralık 2018, Pazar - 16:38
Sibirya’daki Türk Kökenli Boylar

Yakut dili ile ilgili kimi karmaşalar var. Yakın zamanlarda onların Türklerden çok Moğollara yakın olduğu iddialarıyla karşılaşıyorum. Birinci aşamada dil açısından birkaç örnek almak istiyorum.

İlk olarak kel- (to come) eylemini ele alıp görülen geçmiş zaman çekimini kişi adılları açısından ele alacağım:

Ben:  kel-ti-m
Sen:  kel-ti-ŋ
O:  kel-ti
Biz:  kel-ti-bit
Siz:  kel-ti-ğit
Onlar:  kel-ti-ler

Burada, Türkiye ağzında –miz olarak düşünebileceğimiz ekin baştaki m sesinin b ile değiştiğini göreceğiz ki bu Altay kökenli dillerde yaygın görülen bir durumdur. Sondaki z sesi ise z > s > t değişimi geçirmiştir. Yine Türkiye ağzında –ŋiz olarak göreceğimiz ekin başındaki ulu enklik kimi ağızlarda göreceğimiz üzere yumuşayıp ğ ile değişmiş ve sondaki z önceki örneğe benzer biçimde t olarak karşımıza çıkmıştır. Bu arada eylemin (kel-) klasik Türkçe yapıyla bir olduğu da dikkatinizi çekmiş olmalı.

İkinci olarak yine kel- (to come) eyleminin sonradan görülen (rivayet) geçmiş zaman çekimlerine bir bakalım:

Ben: kel-bip-pin
Sen:  kel-bik-kin
O: kel-bit
Biz:  kel-bip-pit
Siz:  kel-bik-kit
Onlar:  kel-bit-ter

Öncelikle –miş eki sonundaki ş sesinde de ş > s > t dönüşümü olduğuna dikkat edelim. Diğer eklerde bunun üstüne bit-bin > bit-pin > bip-pin, bit-xin > bit-kin > bik-kin, bit-bit > bit-pit > bip-pit gibi dönüşümler ise, ilk ekin sonundaki t sesinin peşinden gelen ünsüzü de sertleştirmesi ve ona benzemesiyle oluşur.

Üçüncü olarak yine buna benzeyen bir ekle türetilen ve daha kesin bilgi ifade eden bir geçmiş zaman ekine bakmak istiyorum.

Ben:  kel-bit-im
Sen:  kel-bit-iŋ
O:  kel-bit-e
Biz:  kel-bit-it
Siz: kel-bit-ik
Onlar: kel-bit-tere

Bu yapıda da çekimler –miş ekinden dönüşen –bit ekine kişi çekim eklerinin gelmesiyle oluşuyor.

Kuşkusuz bu sözler ilk işiten bir kulak için Türkçe ile ortak hiçbir şey çağrıştırmaz. Ama ses dönüşümlerini fark edince her şey çok daha anlamlı oluyor, değil mi?

Son olarak bir de al- (to take) eyleminin yalnızca bir çekimini ele alacağım.

Ben:  al-bıp-pın
Sen:  al-bık-kın
O: al-bıt
Biz:  al-bıp-pıt
Siz:  al-bık-kıt
Onlar: al-bıt-tar

Bu örneği Moğolcada olmayan “ı” sesinin Yakut ağzında olduğunu örneği olarak almış olalım.

Peki, belki Moğolcaları da benziyordur, diye düşünenler için, ilk eylem için iki durumu da çekelim.

Moğolca gelmek anlamı taşıyan eylem ire- (ир-)dir. Moğolcada eylemlerin zaman kipinde çekiminde Türkçede olduğu gibi kişiye göre çekim eki gelmez. Dolayısıyla belirtmek gerekirse başa adıl getirilir.

Ben:  (bi) ire-lüge (би) ирлээ
Sen:  (çi) ire-lüge (чи) ирлээ
O:  (tere) ire-lüge (тэр) ирлээ
Biz:  (bide) ire-cege-lüge (бид) ирцгээлээ
Siz:  (ta) ire-cege-lüge (та) ирцгээлээ
Onlar:  (tede) ire-cege-lüge (тэд) ирцгээлээ

Diğer örneklere gerek olmadan konunun anlaşıldığını sanıyorum. Görüldüğü üzere, bunca yol ve zaman uzaklığına karşın Yakutlar günümüzde de bir Türk dili konuşuyorlar. Kültürel olarak kime yakın oldukları konusunda ise komşuluklarındaki Evenk ve Even gibi Tunguz boylarıyla birlikte yaşadıkları toprakların daha eski yerlileri olan Eskimo boylarının kültürü o bölgede daha ağırlıklı biçimde belirgindir. Bunu dekoratif biçimlerde bile görmek mümkün. Böyle olması doğal, olmaması tuhaf olurdu.

Diğer yandan Tıva ile ilgili olarak şunları söyleyebiliriz. Qing Hanedanı döneminde Tıva Moğolistan üzerinden Pekin’e bağlı idi. Tıva sınırları içinde “Urianhai” diye adlandırılan ve Moğolca konuşan bir toplum var; bundan dolayı Moğol döneminde buranın adı Urianhai olarak geçiyordu. Bu ad Moğolların Gizli Tarihçesinde 9, 38, ve 44üncü maddelerde kişi adı, 12, 97 ve 120inci maddelerde ise boy adı olarak altı kere geçiyor. Bunun dışında kendini Tıva olarak adlandıranlar pek de Moğolca bilmez, günlük yaşamları içinde bolca Moğolca sözcük içeren Tıva dilinde geçer. Tıva adı ise MGTde 239. maddede Moğolca ortografisine uygun olarak Tuba biçiminde geçiyor. Türkiye’de de bu toplum bu etki ile Rusça üzerinden Tuva diye tanınıyor.

Rusya bu topraklara el atınca burada bir süreliğine Budizmi devlet dini yapan ve Moğolistan ile bağları sıkı tutmaya çalışan ve yaygın olarak Tannu Tıva Halk Cumhuriyeti kuruldu. Buradan daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz:

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVHV2YW5fUGVvcGxlJTI3c19SZXB1YmxpYw

Tıvaların konuştuğu dille ilgili olarak da şuradan bilgi alabilirsiniz:

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVHV2YW5fbGFuZ3VhZ2U

Burada yazan bilgilere itirazı olanların dünya bilim toplumuna tezlerini kanıtlaması gerekiyor.

Türkiye’de bile belirli sayıda Moğolca sözcük olduğu düşünülünce, hemen yan komşusu Tıva ağzında bunca Moğolca söz olması hiç de anormal değil. İnternette dolanan bir video vardı. Araştırmacı ( A ) bir Kırgız hanım, Hövsgöl yakınlarındaki Yerli ( Y ) bir Tıva hanım ile konuşuyordu. Konuşma kabaca şöyle geçmişti:

(A) Balan barbı?
(Y) Bar.
….
(A) Balaların kayerde?
(Y) Ak kölde.
(A) Ak köldö emne kılat?
(Y) Surguuliga ketet.*

Araştırmacı kendi Kırgız ağzında konuşuyor, Tıva da ona Tıva ağzıyla karşılık veriyor. Gördüğünüz üzere bu konuşmada geçen Moğolca bir tek surguuli (school) sözü var. Bu arada Altay, Hakas ve Tıva bölgesinde yerleşik Türk dilleri konuşan kimselerin sonradan Türkleşmiş Moğollar olduğu iddiası ile ilgili de, Kazan’a giden (Altın Ordu), İran’a giden (İlhanlı), Taklamakan’a giden (Çağatay) Moğolların Türkleşmesini anlarım da, sayı bu kadar az, Moğolistan’ın yanı başı komşuluğunda ve diğer komşulardan da uzaktayken bu insanların sonradan Türkleşmiş Moğollar olduğu gülünemeyecek kadar kötü bir şaka.

Yukarıda adlarını saydığım Altay, Hakas, Tıva ve Yakut toplumları İslam inancını benimsememiş olmalarına karşın köz gibi Türk kökenlidir. Tıpkı Kafkasya’ya gelmenin Kalmıkları Çerkez ya da Rus yapmayacağı, Afganistan’a gelmenin de Hazaraları Afgan yapmayacağı gibi, bu insanların İslam dışında kalmaları da onları Moğol yapmaz. Her zaman açıkça söylediğim gibi, Bumın Kağan dönemi Türkleri ile günümüzdeki Moğolların daha çok ortak yaşam özelliği var. Bu açıdan bakınca Türk ile Moğolu dilden başka bir özellikle pek ayıramam. Ama bir şeyin adını koymak gerekiyorsa da atıp tutmadan önce şu yukarıda saydıklarımı bir sindirmek gerekir.

Mehmet Levent KAYA, 2018.11.12

*-Balan (çocuğun) bar (var) mı?
-Var.
-Balaların nerede?
-Ak Göl'de.
-Ak Göl'de ne kıl-arlar?
-Okula gid-erler.

(http://resimag.com/p1/be8585a437.jpeg)

https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/735261306831379/?type=3&theater
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Aralık 2018, Pazartesi - 02:03
(http://resimag.com/p1/8c80cfbf5d.jpeg)
(http://resimag.com/p1/3f2951830f.jpeg)
(http://resimag.com/p1/c52c8d87ab.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Aralık 2018, Pazartesi - 03:20
Takım. Suit.

Bkz. Kâmûs-ı Türkî'deki açıklamalar.

Örnek: Elektronik Harp Takımı.

Örnek: 2K3İ/GK (C4ISR) Takımı.

Bizdeki ''takım'' sözü anlam(lar)ı itibarıyla bu işi doğruca karşılıyor. Ancak, ilginç biçimde suit sözünün kendi dilinde karşılığı ''takım (giyim kuşam)'' olması ile birlikte, onlardakı ilgili alan suit ifade kullanımı belli ki (ilgili yerden getirerek) benzetme suretiyle ortaya çıkmış gibi bir görüntü arz ediyor. Hepsi bir yana, suit gibi bir söz dilimize olmaz. Bu sözü geçen de C4'ün haberi bağlamında ifade ettiğim gibi ''süit'' yazıp durumu kurtarmaya çalışmak da bir çözüm değil. ''Nasıl görünür acaba?'' gibi düşüncelerden arınıp işin doğrusunu kılmamız izzetli ve mantıklı bir duruş ve iş olacaktır. Yoksa zihnimize 'suit' geçtiğinde onu oradan söküp atmak çok zor olacak. Birileri ise ısrarla onu başımıza geçirme derdinde.

(http://resimag.com/p1/436d00716e.jpeg)

Muhrip. Destroyer.

Baktığım yerlerde ilgili gemi türü için karşılık bu. Neden tüm Türkiye ucube ve suit sözünden bile daha beter sırıtan böylesi bir sözü kullanır anlamış değilim. Benzer kötü alışkanlıklar da artarak sürüyor. Gün gelecek kafamızı taşlara vuracağız. Ama fayda etmeyecek.

Teçhizat. Equipment.

Bizdeki ''ekipman'' bu Latince kökenli sözün Fransızca üzerinden gelmişi. İngilizce (to) equip, yani takmak/eklemek/donatmak/teçhiz etmek, sözünü herkes bilir. Biz de buna umumiyetle teçhiz etmek ve donatmak deriz.

Bu sözü de her ne denli oturmuş olsa da, yine büs bütün gereksiz, anlamsız yere benliğimize sokulmuş olması nedeniyle söze dikkat çekmek amacı ve Türk-çe hassasiyeti nedeniyle anmak istiyorum.

Ek:

Container. ''contain'', kapladığı/kapsadığı/içerdiği için böyle denmiş. Aynı (to) compute'dan computer, (to) make'den maker (Almanca'da machen make, Macher maker) denmesi gibi. Buna da dileyen, arzu eden Kapsayıcı ya da benzer diyebilir. Bunu da, dikkat çekmek, farkındalık yaratmak için anıyorum. Bir nesnenin ne iş gördüğü, ne olduğu ettiği her zaman bellidir, göz önündedir. Bu denli aff edersiniz bayağı, basit eylemleri ''algılayamayıp'' ona göre basit ama olması gereken/zorunlu bir eylem olan bir tanım, bir ad koyma eylemini gerçekleştiremiyorsak diyecek söz kalmamıştır. Bu gözler loader denen araca ((to) load, yani yüklemek, aracın ne ettiği belli, kum taş bilmem ne her ne ise yükleyip götürüyor, naklediyordur ve sair) 'loder' dendiğini/yazıldığını bile gördü. (Bereket versin ki uzaktan yönlendirilen böylesi bir aracı ürettikten sonra yapıcısı şirket buna ''yükleyici'' dedi, öyle tanıttı. Yoksa hem kendilerini hem de bizi rezil edeceklerdi.) Dolayısıyla sözümüz odur ki, düşünce devinimidir mesele. Bir şeyleri devşirip, sonra zihnimizi üstümüzü başımızı kirleterek, derme çatma, çorbadan mürekkep, tatsız, tuzsuz, asaletten ve güçten, anlanırlıktan yoksun bir dil, dolayısıyla da (dışarıya yansıyan) bir görüntüyle bu iş olmaz. Öz olarak, kendine sadık kalarak, yaratıcı olarak olur. Mustafa Kemal Paşa da bu konuda örnek, kulavuz olamıyorsa, artık ne demeli, takdiri siz verin sorgulayan, akleden takipçilerimiz.

(http://resimag.com/p1/6cfa58923d.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Aralık 2018, Pazartesi - 03:30
Adlık. Kullanım durumunda bakmak için: Bernardo da Parigi'nin söz kitabından. Yavuz KARTALLIOĞLU'nun çalışmasıdır.

(http://resimag.com/p1/466373d1a3.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Aralık 2018, Pazartesi - 13:41
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Aralık 2018, Çarşamba - 01:17
Altay Dilleri

(http://resimag.com/p1/8d3d59ac14.jpeg)

Son zamanlarda bir moda var, herkes benzetme, ayrıştırma, akıllıca açıklanamayacak diğer bazı yöntemlerle sözcük çözümleyerek dil bilimiyle ilgili yargılar çıkarmaya çalışıyor. Doğrusu bu modayı yayanlar arasında dünya çapında tanınmış dil bilimciler de yok değildi ama şimdi onları çekiştirmeye gerek yok.

Dil bilimi yalnızca sözcük çözümleme üzerinden işlemez. Dil bilimi dilde önemli birkaç konu başlığıyla ilgilenir: ses bilgisi (phonetic/phonology), hece yapısı (syllable), sözcük ve eklerinin yapısı (morphology), söz varlığı (vocabulary), söz dizimi (syntax), dil bilgisi (grammar). Diller incelenir ve gruplanırken bu konu başlıklarına göre bir ölçüm oluşturulur ve bunların tümü dengeli biçimde uyumlu olmadan yalnızca ortak ya da benzer söz varlığıyla diller arasında bağıntı kurmak çok doğru değildir; dolayısıyla “önerme”den öte gitmez.

Ben Altay dil ailesini çalışıyorum. Bu yazımda ele alıp örnek vereceğim Türkçe, Moğolca ve Mançucayı neden Altay dil ailesinden saydığımı örneklemeye çalışacağım. Bu yazı bilimsel bir makale değil, ama burada yazan örnekler gerçek ve özgün. Dolayısıyla isteyen kaynak göstermek koşuluyla bu yazıdan alıntı yapabilir. Kaynak göstermek gerekirse, yukarıdaki adres çubuğuna bakınız.*
 
Ses düzeyinde:

Türkçede a, e, ı, i, o, ö, u, ü olmak üzere sekiz kök ünlü ve bunların açık-kapalı, uzun-kısa formları bulunur. Moğolcada bunlardan “ı” dışında hepsi bulunmakla birlikte, Moğol Devlet Üniversitesinden hemen bütün hocalarım “irugal=ёроол” “imaga(n)/ямаа” gibi örnekler nedeniyle geçmişte Moğolcada da bir “ı” ünlüsü varken zaman içinde kullanımdan düşmüş olabileceğini kabul ediyor. Mançuca bu açıdan özgün bir yerde, çünkü a, э (çoğu metinde bunu Latine “e” biçiminde aktardıklarını görürüz; ben de böyle yapıyorum) , i, o, u olmak üzere beş ünlüsü var. Yazı dilinde a ve o ardından i gelirse öndeki sesin yarım ton inceltilerek okunması dışında başka bir ünlü yok. Yine birçok metinde “v” diye göreceğiniz ünlü, aslında, örneğin ku ve qu (işte bunu “kv” diye yazıyorlar; bu yazı dışında ben de öyle yapıyorum) hecelerini ayırmak için kullanılıyor. Buradan, Türkçe ile Moğolca arasında ünlüler düzeyinde bir ortaklık olduğunu söyleyebiliriz.

Ünsüzlerin sayısı daha çok olduğu için liste yapmak daha doğru olacak. Kuşkusuz bu üç dile de diğer dillerden bazı sözler ve birlikte sesler girmiş. Bunları ayrı tutarak bu dillerin kökünden gelen ünsüzleri listelersek:

Tü :  b,    ,ç, d,     g,   , k, l, m, n, ŋ, p, r, s, ş, t, v, y, (z)

Mo : b, c, ç, d,     g, h,   , l, m, n, ŋ,    , r, s,(ş), t,  y,

Ma : b, c, ç, d, f, g, h, k, l, m, n, ŋ, p, r, s, ş, t, v, y,

Eski Türkçede “z” sesi olmadığını ve dil bilimcilerin ortak kabulüyle bu sesin “r”den dönüşmüş olduğunu belirtmek üzere bu sesi parantez içine yazdım. Bu r > z dönüşümüyle ilgili Çıvaş dilinde bolca örnek var. Moğolca Türkçe arası r > z dönüşümünü gösterecek birkaç örnek de var.

Klasik Moğolca yazı dilinde “c” ardından “i” gelmeyen durumlarda konuşma dilinde genel olarak “dz” sesi çıkar. Benzer biçimde “ç” ardından “i” gelmeyen durumlarda da “ts” sesi çıkar.

Moğolcada aslında bir ş sesi olmamakla birlikte “s+i” formülü her durumda “ş” sesi verdiği için parantez içinde belirttim.

Mançu dili 1650ler gibi çok geç bir dönemde yazıya geçtiği için daha öncesini kestiremiyoruz. Yazı dilinde f, v ünsüzlerinin olması yazıya geç dönemde geçilmesiyle ilgili olabilir, çünkü o dönemde Türk ve Moğol dilindeki birçok söz de örneğin b > v (Bu ünsüz w olarak da düşünülebilir. Türkiyedeki yerleşik kullanımdan dolayı v yazmayı tercih ettim) dönüşümü yaşamıştı.

Yine Mançuca “s” sesi ıslıklı, bizim “ş” sesimize yakın çıkar. Mançuca “ş” sesi ise daha ıslıklı ve yuvarlak söylenir. İşte bu nedenle batılı kulakları, diğer bir Tunguz toplumu olan Evenklerden “saman” sözünü işittiklerinde baştaki “s” onlara ıslıklı gelmiş, dolayısıyla bu söz uluslar arası literatüre “şaman” biçimine geçmiş.

Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde ses bilgisi düzeyini çalışan bir okul müdürü tanıdığım var. Benim özellikle çalıştığım alan değil.

Hece düzeyinde:

Eldeki veriye göre, bu üç dilin erken dönemlerinde hece yapıları a, ab, ba, bab biçiminde yazılıyor. Günümüz Türkçe ve Moğolca yazı dilleri konuşmadan etkilendikçe abç ve babç hece yapıları da oluşmuş. Mançu yazı dilinde böyle bir durum yok ama konuşma dilinde var. Örneğin “araki” diye yazdıkları sözü “ärk” biçiminde söylerler.

Bu durumu belirleyen “b (v), g, l, m, n (ŋ), r” ünsüzleridir. Bu ünsüzler konuşma dilinde yanlarında mutlaka ünlü ister. Diğer ünsüzler kendi aralarında iken ünlü ister, ama bu ünsüzlerden birinin yanındayken ünlü olmadan da söylenebilir. Dolayısıyla klasik yazımıyla “törük” sözü önce konuşma dilinde, sonradan benzer biçimde yazı dilinde “türk” biçiminde dönüşebilmiş.

Yine özellikle Mançu dili için “n” ile bitenler dışında yapının hep açık heceli olduğunu söyleyen çoktur. Oysa Mançu yazı dili öğretiminde hece yapısını öğreten “juven juve hergen=on iki harf/yazı” dedikleri örnekler vardır. Bunu “a” harfine göre gösterecek olursak:

a, ai, ao, an, aŋ, am, al, ab, ad, ak, ar, as

Bu dizgeden de görüleceği üzere, Mançu dili hep açık heceli bir yapıda değildir. İlk başkentleri “mukden” şu anda Mançu dilinde yayınlanan süreli tek gazete “çabçal serkin” adlarında da göreceğimiz üzere Mançu dilinde de bolca kapalı hece bulunuyor.

Mançuca hece sonundaki “l” sesi dil çokça geriye kıvrılarak söylenir. Bu biçimiyle ses Çince hece sonundaki “r” gibi ses verir.

Hece yapısı da özellikle çalıştığım bir alan değil ama yazı ve konuşma dili bu konuda çok örnek sunuyor.

Söz yapısı düzeyinde:

Bu üç dilde de söz kökleri tek ya da iki hece olabiliyor. Söz kök ve gövdelerine yapım ekleri denen parçacıkların sırayla eklenmesi ile sözcük türetme özelliği üç dilde de var. Bunlar arasında addan ad, addan eylem, eylemden ad, eylemden eylem türeten ekler var ve üç dilde bazıları ses açısından başka olsa da ortak işlevli birbirine karşılık gelen çok sayıda türetme eki var.

Bu yönüyle bu dil ailesi Hint-Avrupa dil ailesine benziyor. Ama Hint-Avrupa ailesinde örneğin ön-ekler de var ama bu üç dilde ekler yalnızca sona getirilir. Yine Altay ailesinin en önemli özelliği “ünlü uyumu” dediğimiz yapısal özelliktir. Büyük ünlü uyumu dediğimiz bu kurala göre bir söz içindeki ekler dâhil bütün ünlüler ilk hecedeki ünlüye göre ön ya da art olmalıdır. Zaman içinde, en belirgin biçimini Mançucada gördüğümüz küçük ünlü uyumu da gelişmiş. Bunun nedeni Mançu dilinde beş ünlü bulunması olabilir.

Klasik dönem Türkçe ve Moğolca yazı dilinde bu kuralın çok sıkı biçimde uygulandığını görürüz. Orkun dönemi yazı dizgesinin imlası bile bu özellik üzerine kuruludur. Buna karşın çoğu dil bilimci Mançu dilindeki ünlü uyumunun gevşek olduğunu söyler, ama bence bu eksik bir yargıdır. Buna karar vermeden önce Türk ve Moğol dillerinde zaman içinde ünlü uyumu kuralının bazı istisnaları (ör. Tü, -iyor ve Mo, -cee eki) oluştuğunu, Mançu dilinin yazıya aktarımının 17. yy ikinci yarısında oluştuğunu ve dolayısıyla bu tür istisnaları içerdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. İkincisi, yine Mançu dilinde beş ünlü olduğu için ünlü uyumu diğer iki dildeki gibi işleyemez. Yine de Mançu dilinin kendi içindeki kurallarına göre yazı dilinde özgün bir ünlü uyumunun sıkı biçimde işlediğini görürüz. Buna örnek vermek gerekirse, olmak eylemi “ocara/ocaru” değil “ocoro” biçimindedir. Mançu yazı dilinde a ve o art, e ön, i ve u ise yönsüz ünlü sayılır. Buradan bir kural yapılandırmak gerekirse, yine ilk hecede o bulunan bir sözcüğün sonraki hecelerinde gelebilecek ünlüler bellidir.

1. o

2. o – i – u

3. 2 – 2 – a, i, u

4. 3 – 3 – a, i, u

5. 4

6. 5

ve hece sayısı arttıkça böyle sürüp gider.

Ünlü uyumu olmayan dil Altay dili olamaz. Birçok kişi Altay dillerinin bu en önemli özelliğini hiçe sayarak Türk dili hakkında önermeler türetiyor; dikkatli olunuz.

Yapısal olarak Moğolca Türkçe’ye daha yakın olmakla birlikte, bu kapsama giren bir ayrıntıda Türkçe ile Mançucanın benzer bir kural işleyip, Moğolcanın bu konuda ufak bir farkla ayrıldığını görüyoruz. Türkçede ve Mançucada bir söz iki katlı ek alırken önce kişinin ilgi eki, ardından durum eki gelir. Buna karşın Moğolcada önce durum eki, ardından kişinin ilgi eki gelmesi gibi özgün bir özellik söz konusudur. Bunu örneklersek:

Tü.  dede-si-(n)i

Mo.  övöö-g ni / övöö-g-öö

Ma.  Mafa niŋge be / mafaŋge be

Görüldüğü üzere Türkçe yükleme eki (burada ni) ile Mançuca yükleme eki (be) aynı yere gelirken, Moğolca yükleme eki (burada g) ile kişi ilgi eki yer değiştirmiş.

Bu üç dilde “l” ve “r” ile başlayan bütün sözler yabancı dillerden ödünç alınmıştır. “l” ile başlayan sözlerin söylenmesinde sorun yoktur ama “r” ile başlayan sözleri dillerinde yumuşatıp söyleyemezler. Bu nedenle konuşma dilinde “ramazan > ıramazan” “ragçaa > arǎgçaa” gibi dönüşümler gözlenir. Dahası, bu dillerin Uygur harflerinden uyarlanan klasik yazı dilini çalışırken hocanıza “r” harfinin söz başında nasıl yazıldığını sorarsanız, hepsinden “söz başında r olmaz” cevabı alırsınız.

Bu konu başlığını kısmen çalışıyorum. Bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü dergisinin 2013 yılı Osman Fikri Sertkaya armağan sayısı (Yalım Kaya Bitiği) 397-403. sayfalarındaki makalemden edinilebilir.

Söz varlığı düzeyinde:

Türkçe ve Moğolca arasındaki ortak sözler çokça çalışılmıştır. Bunlardan kiminin Türkçeden Moğolcaya, kiminin Moğolcadan Türkçeye geçtiği bellidir. Bunun dışında bu iki dil arasında ödünç olması muhtemel olmayan, ortak kökenden geldiği belirgin olan sözler de önemli sayıda var. Örneğin:

Tü.  koyun (koñ)  deve (töge)  teŋri 

Mo.  honi(n)/хонь temege/тэмээ  teŋri/тэнгэр

Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi içeren henüz yayınlanmamış bir makalem var.

Moğolca ile Mançuca arasında da çok yüksek sayıda ortak sözcük var. Bunlardan Türkçe ile de ortak olan 187 söz içeren bir listeyi Hakim Yayınları 2015 yılı Özkul Çobanoğlu armağan sayısı (Dört Kıtada Folklorun İzinde) 815-821. sayfalardaki makalemde yayınladım. Burada üzerinde durulması gerekecek düzeyde ilginç olanı “hala” ve “amca” sözlerinin Türkçeye Mançucadan geçmiş olmasıdır (ayrıntıya burada girmeyeceğim). Yine klasik Türkçe “sakızgan” sözünün Mançucada “saksaha” biçiminde yaşıyor olması ilginç.

Bu konu başlığı da özel olarak çalıştığım bir alan değil. Ama ayrıntılı bilgi isteyenlere elimden gelen yardımı sağlarım.

Söz dizimi ve dil bilgisi düzeyinde:

Altay dillerinde söz dizimi, arada kimi öğeler eksik olsa bile şaşmaz biçimde şu kurala uyarlar:

İye (özne), zaman belirticisi (ne zaman), yükleme belirticisi (kimi/neyi), yer belirticisi (nerede), yöntem/yordam belirticisi (nasıl), yüklem (ne yapıyor).

Ünlem sözleri bunun dışındadır, bir virgülle ayrılarak en başa ya da en sona yazılırlar.

Bunu bize okullarda kurallı tümce diye öğretirler. Diğer öğelerin yerleri değişince bizi pek rahatsız etmez, o durumlar için bir tanımlama yoktur. Ama yüklemin yeri söylemin en sonudur, onu yeri değişirse buna “devrik tümce” adı veriliyor.

Böyle bir söz dizimi yapısı Altay dilleri ile birlikte yalnızca Ural grubu ile Kore ve Japon dillerinde görülür. Ural dillerinin ayrı bir grup olduğu artık kesin biçimde belirlendi. Kore ve Japon dillerinin Altay dillerine sözcük türetme yapıları ve söz dizini açısından benzerlik gösterdiği biliniyor, ama tam bağıntı henüz çözülememiş. Ben böyle bir bağıntı olup olmadığının çözülebilmesi için Mançu dilinin iyi bir çalışmasına gerek olduğunu düşünüyorum. Belirgin biçimde bir Altay dili olan ama kimi özellikleri Koreceye, kimi özellikleri de Japoncaya benzerlik gösteren Mançu dilinin iyi bir çalışmasının, diğer iki dilin Altay dilleri ile ne derece bağlantılı olduğunu ya da olmadığını ortaya çıkaracağına inanıyorum.

Kısaca, Altay dilleri için ünlü uyumundan sonra en belirleyici özellik bu söz dizimidir. Burada kısaca özetlemeye çalıştığım nedenlerle, bir dille ilgili yorum yapılırken yalnızca sözcük çözümleme ya da sözcük benzerliği yöntemi çoğu zaman aldatıcı olabilir. Bütün bunları bir arada değerlendirirsek en azından doğruya yakın bir düşünce edinmiş oluruz. Bunun dışında oyun oynayanlar zamanınızı harcıyor, aynı zamanda sizinle dalga geçiyorlar.

Ben daha çok bu konu başlığını çalışıyorum. Bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi yukarıda değindiğim, Osman Fikri Sertkaya armağanı dergisinde çıkan makalemde bulunabilir.

Bütün bu saydıklarımı “tesadüf” olarak açıklamaya çalışan akademisyenler oldu. Ben bunca tesadüfün fazla olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bunca yapısal benzerliği “uzun süre bir arada yaşamaktan kaynaklanan karşılıklı etkileşim” ile açıklamaya çalışanlar da oldu. Ama bu da bu üç dilin neden o bölgede çevresini en çok etkileyen Çince etkisinde değil de bu üçlüden birinin (ya da her birinin) etkisinde kaldığı sorusunu açıklamıyor. Üç dili de çalışmış biri olarak ben bu dillerin çok güçlü ve eski ortak bir kökü olduğuna inanıyorum.

Daha ayrıntılı bilgi almak isteyen lütfen yorum kısmına yazınız.

Mehmet Levent KAYA, 2017.04.03.

*İlgili yerlik: https://www.facebook.com/notes/m-levent-kaya/altay-dilleri/10154804070729900/

-

Sorusu, sözü olan buradan, ustanın fb yüzünden ya da altayıst yüzünden ulaşabilir.

https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/736696680021175/?type=3&theater
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Aralık 2018, Çarşamba - 01:49
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Aralık 2018, Perşembe - 00:38
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Aralık 2018, Perşembe - 09:59
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Aralık 2018, Perşembe - 19:10
Uygur adı altında toplanan boylardan birisi olan Yağlakar boyundan çıkan yönetici oğuşun (aile) diktiği bengi taşlardan biri. Yıl 744 olmalı idi. Türk töresinin (''devlet'' (de) demektir) başına Aşına'dan sonra geçen hanedandır. Kağan olan Bayan Çor Kağan (bu adla anılır; ünvanı başka idi doğru hatırlıyorsam) konuşmaktadır; o da diktirmiştir. Bengi taşda süreci, olanları, bozulan düzeni nasıl sağladığı, özellikle aynı Bilge Kağan'nın ''Dokuz Oğuzlar benim bodunum idi'' sözündeki özsinme gibi Oğuzları bir araya getirip derlediğinden, süngüşmelerden, yaptırdığı kentlerden vs. söz eder. Hem geçmişimiz, hem de göreneğimiz, hem de dilimiz adına çok önemli, çok bay (zengin*) bir belgedir. İleride daha ayrıntılı değinebilirim. Konu üzerine dünyadakı en iyi çalışma elimde.

Görüntüde bengi taşın yanında olan değerli ustamız Ahmet Taşağıl'dır.

*krş. (karşılaştırın) 'bayındır' sözü.

(http://resimag.com/p1/de58550067.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Aralık 2018, Perşembe - 19:13
Dutarı ile bir Türkmen (Türkmenistan) dede. İçli adam.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Aralık 2018, Cuma - 20:13
(http://resimag.com/p1/e9ca1cd2f4.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 08 Aralık 2018, Cumartesi - 01:58
Kuşak / Nesil. Generation.

Yüzmeli. Amphibian. İlgili Türkçe söz yüzme yetmeliğine sahipliği anlatır. Kara araçları zaten kara araçları olup, ancak belirli kısım (yani yüzmeli olan) araçlar su üstünde yüzme yetmeliğine sahip olduklarından, bu özelliği araçlardan için ''yüzmeli'' ile anlatmak yerinde bir düşünce olacaktır. Burada meselenin yattığı yer, oturmuş olsun olmasın, sözlere/kavramlara -adam akıllı- Türkçe karşılıklar bulmaktan -ve böylece millî bir vazifeyi yerine getirmekten- ziyade düşünce üretmektedir. Bir bakış açısı elde etmek, ve bunu yapar iken de kendi köklerinden gelen anlayış ve araç gereçlerle bunu kılmak, kılabilmektir. Ek olarak, ilgili yad söz (Yunanca'dan gelir) ''iki yaşamlı, iki yönlü'' gibi anlama gelir [of or relating to a type of animal that lives both on land and in water]; örneğin kurbağalar için denmiştir ve çıkış yeri doğru hatırlıyor isem canlı âlemidir. Her tür yol, benzetme, yakıştırma bir yol ve olur olmakla birlikte bilim ve teknikte kullanımların alanın mahiyetine, yani bilimli (scientific), işin özüne, yapısına uyar, onu iyi ve doğruca anlatır bir öze sahip olmaları kanımca doğru ve olması gereken bir iştir. Bu söz, ayrıca ''yüzer birlik'' gibi kullanımlara da uygu sağlıyor.

Diğer yandan Ata'nın çabaladığı, hepimizin çabaladığı dilde açıklık ülküsü bu bağlamda yine ele alınabilir. Doğruca anladığınız bir söz, ya da işitmedi iseniz bile bildik köklerden ya da gövdelerden yani kendi dil hazinenizden geldiğinden dolayı bir sözün anlattığı şeye dair çok kolay çıkarım yapabileceğiniz sözleri hafızanızda hem söz size aşina geldiğinden, hem de çokça başka aynı kök ya da gövde ile söz tanıdığınızdan onlarla (anlam kaplamı içerisinde olduğundan) köprü kurabileceğinizden ötürü kavramları daha çabuk anlayabileceğiniz, beyninize daha hızlıca işleyebileceğiniz gibi, bu öğrendikleriniz de daha kalıcı olacaklardır. Çünkü söz (öğrendiğiniz) artık büyük bir anlam dünyası ile bağlantı kurup kök salmış (ya da kök bulmuş), pekişmiştir. Uçması artık zordur; çünkü büyük bir tabanı vardır ve başka şeylere bağlanmıştır. İşte, buraya dikkat; düşünceyi dolayısıyla bir toplumu güçlü kılan da budur. Çünkü böylece dilde/düşüncede kayıt ettiğininiz bilginizi, biliminizi ilerletiyor, ona tabir caiz ise su katıp dallandırıp budaklandırıyorsunuzdur. Düşünce böyle genişler. Kopuk olan ise zayıf kalır. Türkçe gibi diğer kimi dillerin (dolayısıyla ulusların) güçlü olmasının en büyük nedenlerinden birisi budur; çünkü bilgi ve anlam dünyaları çağlar içinde genişlemiş, öğrenilenler, görülenler, keşfedilenler, anlamlar, ... dile, söze (yazıya) imlenmiş, yani kodlanmıştır. Siz bu hazineye sahip çıkmaz, genişletmez, hatta elinizin tersi ile itip ötelerseniz çöküşünüz yakındır. Dilin güçlü, zengin ve açık, özlü, ahenkli olması işte bu yüzden önemlidir. Çorba olan hiçbir sistem çalışmaz. Her tüz-üm (system), adı üzerinde düz-en ister, bir tertip, bir tüz-ük ister.

Bu anlatılan olgu belki bu madde başı sözde çokça öne çıkmıyor, yani büyük önem arz etmiyor olabilir. Ancak çok büyük önem arz ettiği yerler vardır; hendese* (bilimi) gibi. Dil düşünce ve de kültür demektir, birikim, hazine, anlam ve bilim, bilgi, görmüş geçirmişlik dünyası demektir ve bu çabalar bunun için verilmişlerdir. Geçen bir arkadaşım arkussinüsün tam olarak ne anlattığını sordu idi; o işi yapmış ya da birkaç kez görmüş olmasına karşın. Almanca'da da arcussinus denen sözdeki 'arcus'un ne olduğunu bilse idi (Latince imiş bu da, dolay/daire yayı demekmiş), ya da bu söz adam akıllı bir Almanca söz ile anlatılsa idi hiç değilse o anda bir çıkarım yapabilecek, buradan ağrı da belki başka tür düşünceler geliştirebilecek idi. Ancak arcus denince, sinus'un nasıl göründüğü, ne olduğu bilinse de, akla bir şey gelmeyince öylece tıkandı. Oysa anlayabileceği bir söz olsa idi belki zihninde hiç değilse bir şeyleri tasvir edebilecek, o an için olsa bile, ve bir zemin bulacaktı. Zaman değerlidir. Sözler, anlamlarınıza, öğrendiklerinize giden anahtarlardır, giriş kapılarıdır.

bk. mü-hendis sözü.

Ek: Benzer biçimde Fransızca'dan (kökü ise Latince olmak suretiyle) anlamsız, pervasızca getirilen bir -Xl ekinin, ulus-al gibi sözler nedeniyle sonradan -sXl sanılması sonrası kene gibi her söze, her yere yapışan -sal/-sel ''uydurmasyon'' ekiyle söylenen 'işitsel' vb. sözler de örneğin doğrusu/Türkçesi bu olduğundan işitmeli söylenmelidir. Zira, ne ekin getirildiği dilinde, ne de kendi dilimizde dilimizi körelten, yavanlaştıran -sal/-sel gibi bir ek vardır (kumsal ile uysal sözlerinin yapısı başkadır; bir ara değinebilirim).

[kızıl, yaşıl (''yeşil'', aslı, 'yaş' sözüne dikkat), güzel (göz-el, yani göz ile ilgilidir, Azerbaycanlı kardeşlerimiz hâlen gözel derler) gibi sözlerimizdeki ek Türkçe bir ektir ve asırları aşar. Bu iş başka iştir.]

Seçmeli. Optional.

İcraî (icrai). Operational.

(Yeniden) Düzenleme / Düzetme / Düzetiş / Düzeltiş / Tertip / Yapılanma. Reorganisation.

Örnek: ''Savunma Sanayii Başkanlığı'nda (SSB) bir başkan yardımcılığına bağlı olarak görev yapan beş daire idari açıdan yeniden tertip edildi (/düzenlendi/yapılandı/yapılandırıldı).''

Bununcicik aklın olmadığı yerde -ya da kasıt mı var?- böylesi görüntünün olacağı açıktır. Evet, C4'ün son SSB ile ilgili haberini (http://www.c4defence.com/Gundem/ssbde-yeniden-organizasyon/7516/1) kast ediyorum. Şimdi utanmadan, sıkılmadan, arlanmadan bir de (Latince) re- ön ekini/takısını mı dilimize sokmaya çalışıyorlar? Saçma sapan bir iş olmasını, dünün ve yakın zamanın birilerinin yanlışının tekrarı olması bir yana, dilimiz eklemeli bir dildir; yani söze (ardından) eklenerek gidilir, söz yapılır (düz-en-le-mek gibi). Hiçbir zaman bir sözün önüne bir şey getirilmez. Bir şeyleri yazar söyler yapar iken Türkçe düşüncenin olmamasıdır bu işler. Türk, ''(yeniden) tertip yaşa(n)dı)'' demez! Türk, (yeniden) tertip ''yaşamaz''. Türk, tertip yapar! Tertipler, teşkil eder! Türk, yapar! Türk, düzenler, eder, düzer, düzgün hale getirir!

İnsanın ayranını kabartmayın. Bu saçmalığın önüne geçeceğimizi ve her yerde, her alanda bu dil dolayısıyla benlik ve kültür yozlaşma ve aşınmasına karşı sesimizi çıkaracağımızı herkes bilmeli. Kimse bilinçli-bilinçsiz bünyemizi kurbağa misali ısıtıp zehirleyemeyecek. İnsan iş yapar iken önce düşünür. Bu, birçok sözde bir iki başlayıp alıp başını gittiği gibi, bu gibi re-'ler de dik duruş sergilenmez, akıl başa alınmazsa bir iki, sonra üç dört olup çoğalacak, sonra başka başka kokuşmuş, köhne işlere de kapı aralayacaktır.

Bu vesileyle burada yorumlarımızı okuyan herkesi dikkate, millî şuura ve uyanıklığa, ilgilileri de akl-ı selimliğe çağırıyorum.

Gittiğiniz yol yol değil. Bu milletin kodlarıyla oynamayı, birilerine, bir şeylere özenti duymayı bırakın.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 08 Aralık 2018, Cumartesi - 20:05
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Aralık 2018, Pazar - 05:24
Keskinlik / Etkinlik / Etkilik / Etkililik / Etkirlik / Eterlik*. Effectivity.

*krş. (karşılaştırın): tutar, gider, ve benzer sözler.

Bilgi: Görüntülerin sağ kısımlarını görebilmek için gönderinin alt kısmında bulunan kaydırıcıdan sağa kaydırın ya da sağ tıklayıp görüntüleri ayrı sekmede açıp bakın, ki bu daha sağlıklı olan.

(http://resimag.com/p1/5eba467f4f.jpeg)

(http://resimag.com/p1/5c311a666c.jpeg)

(http://resimag.com/p1/e229d3c232.jpeg)
Üsttekiler bildik, sıkça kullandığım bir kaynak olarak Parigi. Bu, Mukaddimetü'l Edeb'in Çağatay Türkçe-Moğolca olan örneği. Bu Türkçe söz kitabının birçok başka yazması daha var; biri örneğin Şuster yazması, ki yukarıdakinden daha eski olmalı ve karşısı Moğolca değildir. Kaşgarlı Mahmud'un Divanı'ndan sonra gelen önemli söz kitaplarındandır. Yazarı Ze-Mahşerî'dir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Aralık 2018, Pazar - 18:20
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Aralık 2018, Pazartesi - 23:45
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Aralık 2018, Çarşamba - 00:07
Güzel bir Kırgız yırı.

Tam çeviremedim, ancak birkaç sözü aynı dili konuştuğumuzu göstermek için gösterebilirim.

İlk dize: Yanına vara..
İkincisi: Iraktan bakıp durdum.

joksun: yoksun.
jaksı söz: yahşı (güzel) söz. Azerbaycan Türkçesi'nde bu aslı 'yakşı' olan söz halen kullanılır. yakışmak sözünde gördüğümüz yak- köküyle ilgilidir. yak(ı)şı. krş. yakışıklı sözü.
jürök: yürek. Kırgızcada aslî y'ler süreç içerisinde devine devine j'ye dönmüştür.
artı(ng)dan kala berdim: ardından kala/kalı verdim.
jörük sızdap: yürek sızlayıp.

*

Janıŋa bara albastan,
Iraaktan karap turdum.
Baştagı kündördü estep,
Başımdı çaykap turdum.

Sen anı, sen anı,
Sen anı sezgen joksuŋ,
Sen anı bilgen joksuŋ.

Jok nersem tabılganday,
Jaraattan arılganday.
Jan düynöm balkıp turdu,
Oşol kez kayrılganday.

Jakındap bargım keldi,
Jakşı söz aytkım keldi.
Janıŋda jarım münöt,
Bir bolup kaytkım keldi.

Karaanıŋ menden uzap,
Jüröktü çırmap, tuzap.
Artıŋdan kala berdim,
Armanda jürök sızdap.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Aralık 2018, Çarşamba - 00:11
Burada da yörük olan Ali Efe kardeşimiz Ak Tilek (Ak Dilek; güzel, iyi dilek) adlı Kazak yırını yorumluyor. Var olsun.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Aralık 2018, Çarşamba - 20:36
Kaydın açıklama kısmından. Geçen uzun bir açıklama yazısında değindiğim koşun sözüne dikkat. Okuyamamışlar yukarı çıkıp okuyabilirler.

''Bu eser, Gence tren istasyonunda saz şairiyle Halil Paşa arasında geçen diyalog esas alınarak Kerim Sezer tarafından bestelenmiştir.

"...Tiflis'teki karardan sonra Bakü'yü çeviren Ordu Karargâhı'nda bulunmak üzere Azerbaycan sınırlarına girdik. İlk istasyon, Ahıstafa idi. Burada bizi Enver Paşa'nın küçük kardeşi, Halil (Kut) Paşa'nın yeğeni ve İslam Ordusu Başkumandanı 29 yaşında Nuri Paşa karşıladı. Gece yarısından bir saat sonra Gence'ye vardık. İstasyonda bizim şerefimize çay hazırlanmıştı. Çaylarımızı içerken bir saz şairi bize saz çaldı. Sınırlar ötesindeki bu Türk sesi hepimizi duygulandırıyordu. Turan yolunda Türklerle karşılaşıyorduk. Saz şairi yüzyıllardan beri süregelen Türk ıstıraplarını öyle güzel anlatıyordu ki gözlerimiz yaşlanıyordu.

Saz şairi:

Trenler koşun (asker) taşır Bakü'ye
Bunda bir iş var söyle Halil Paşa
Allah aşkına, bunda bir iş var ... diyordu.

Zaten herkesin heyecanı son haddindeydi. Çay bitmişti. Biz ayağa kalkarken şair bağırıyordu:

Söyle Halil Paşa Allah aşkına, bunda ne iş var?

Kumandan dayanamadı ve bağırdı:

Bugün Bakü, yarın Merev [Merv], öbür gün Karakurum, ne olacak Turan var...' dedi. Bir alkış, bir hıçkırık, bir ürperiş sardı her yanı...

Tren hareket ederken saz şairi söylüyordu:

Allah yolunu açsın Turan'a
Seni verdim yaradana
Senden isterim Bakü'yü
Türk Halil Paşa.

Tren Gence istasyonundan kalktıktan sonra tepeleri, karlı Kafkas dağlarını seyrederek ve şairin heye­canlı sesinden aldığımız ilhamla cepheye gidiyorduk. Ertesi gün öğleyin 10 Eylül 1918 günü Bakü'nün karşısında bir köyde bulunan İslam Ordusu Karargâhına geldik. Trenden sonra bir saat otomobille ilerledik. Vardığımız yerden Bakü'nün güzel manzarasını ve Hazar Denizini görüyorduk." (İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattin'in Romanı, s. 420-421'den nakleden: Nejdet Karaköse, Afrika Grupları Komutanı Kafkas Ordusu Komutanı Sütlüce Fabrikasının Sahibi Nuri Paşa (Killigil) (Enver Paşa'nın Kardeşi), Ötüken Neşriyat, 2012. S. 218-219)''

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Aralık 2018, Çarşamba - 21:04
Dalış Havuzu. Moonpool.

Buna böyle denebilir sanıyorum.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Aralık 2018, Perşembe - 00:58
(http://resimag.com/p1/eabd567167.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Aralık 2018, Perşembe - 03:20


Ek: Benzer biçimde Fransızca'dan (kökü ise Latince olmak suretiyle) anlamsız, pervasızca getirilen bir -Xl ekinin, ulus-al gibi sözler nedeniyle sonradan -sXl sanılması sonrası kene gibi her söze, her yere yapışan -sal/-sel ''uydurmasyon'' ekiyle söylenen 'işitsel' vb. sözler de örneğin doğrusu/Türkçesi bu olduğundan işitmeli söylenmelidir. Zira, ne ekin getirildiği dilinde, ne de kendi dilimizde dilimizi körelten, yavanlaştıran -sal/-sel gibi bir ek vardır (kumsal ile uysal sözlerinin yapısı başkadır; bir ara değinebilirim).

Nokta Hassasiyeti.

Örnek: ''Bora füzesi yapılan atış sınamasında nokta hassasiyet(iy)le hedefini vurdu.''

İkinci Örnek: ''Bora füzesi yapılan atış sınamasında noktalı hassasiyetle hedefini vurdu.''

Üçüncü Örnek: ''Bura füzesi yapılan atış sınamasında noktalama hassasiyetle hedefini vurdu.''

Dilimizi -sal'a bindirip -sel'e veremeyiz, vermeyeceğiz.

Kimse ''kalpsal vuruş'' demiyor. Kimse ''ayaksal sızı'' demiyor. Kimse ''bilgisayarsal destek'' demiyor, ''bilgisayarlı destek'' ya da ''bilgisayar desteği (ile)'' diyor. Kendi diline yadırgı/yabancılık, onu bilmeme, buna ek olarak yad dile özenti ile türeyen bu tür abuk işler günümüzde artık olağanlaşmaya, yayılmaya başladı. Dili yavanlaştırıyor, her tür dilin uzuvlarını (ekler, vs.) dışa itip varlığını unutturuyor, gücünü ve de dinamiğini, güzelliğini, latfiliğini ve ahengini kırıyor, sonra herkes bu uydurma saçmalıklara mahkûm kalıyor. Buna durmaksızın dikkat çekecek, doğrusunu göstereceğiz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Aralık 2018, Perşembe - 17:36
''telege'' kemer. Bu söz Türkçede olduğu gibi hem bele takılan iki uçlu kuşağa, hem de iki ayak üzerindeki kemerli yapıya ad olarak kullanılıyor. İki anayı aynı anda emen kuzuya ise ''telege huruga(n)'' kemer kuzu deniyor.

Moğolların Gizli Tarihçesi, Moğolca aslından çeviren Mehmet Levent Kaya, Kronik Kitap'tan basılı, altmışıncı yüzde altmış dördüncü dip açıklama.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Aralık 2018, Perşembe - 18:24
Yanda olana, birlikte iş görülene ortak deriz. partnership de 'ortaklık'tır. Çünkü aynı ortak payda da buluşuluyor, aynı bir ortaya geliniyordur. Buna ''partner'' demek lüzûmsuzluktan başka bir şey değildir.

Aşağıda bir söz ayrıyeten dikkatinizi çekecektir. Günümüzde ''şirket'' dediğimiz söz onunla ilgili. Hatta o söz ('şirket') de doğruca geçmekte. İkisi de aynı Arapça kök sözden ('şirk' olmalı) ileri ve günümüzde ilgili anlamlarca kullanmamızın nedenini aşağıda çıkarımlayabilirsiniz. İtalyanca (Latince) karşılıklara da bakınız.

Bilgi: Bu görüntüleri bilgi adına, biraz da güzellik ve öğrenmeklik (sözlerin kaplamı) adına ekliyorum. Yoksa herkes neyin ne olduğunu gayet biliyor. Ancak millî şuurumuz gevreyince ne yazık ki bu hâllere düşüyoruz. (Bir İtalyan'ın yahut Alman'ın, yahut da Avustralyalı'nın ya her kimsenin hiçbir zaman ''ortak'' diyeceğini asla görmeyecek, işitmeyecek, duymayacaksınız. Türk'e ne oluyor da 'partner' diyor? Ne için diyor? Kendine ne diye yad, yabancı oluyor? 'partner' deyince ne oluyor? Neremize ne batıyor?) Gün gelecek aynı tarih boyunca olduğu gibi başımıza yine büyük bir taş düşecek, sonra akıllanacağız. Fakat heyhât; çok merak ediyorum, bu döngüleri acaba daha ne kadar yaşayacağız? Acaba bıkmadık mı? Usanmadık mı? Sıkılmıyor muyuz? Ya da hiç 'bilmiyor' muyuz? İlla durmaksızın aynı yerlere dönmek mi gerekli? İlla başımız bir yerlere, yeniden ve yeniden, çarpmak zorunda mı kendimize gelmemiz için? Hani Âkif diyor ya, hiç ibret alınsa idi târih tekerrür (bk. tekrar sözü) eder miydi?

Şu ibret denen sözü tüm zihinlere dağlama yoluyla 'çakmalı'. Ulan ülkenin her yeri dökülüyor, her yerinde ayrı bir eksiklik, ayrı bir saçmalık, türlü türlü şuursuzluklar, bilinçli bilinçsiz tahribat var; hâlâ dörünüp duruyoruz. Bakalım bu hâller nereye çıkacak?

Hani çok bilinen, sevilen bir söz var. Diyor ya Bilge Kağan, ''altta yağız yer delinmedikçe, üstte de mavi gök basmadıkça, ey Türk Milleti, senin ilini ve devletini (törü sözü burada 'devlet' anlamıyladır) kim bozabilir,'' diye. Bu söz ya bilinçli işe öyle geldiğinden, ya da hiç kimse eline kitap almadığından yanlış söyleniyor. Burada geleceğe dönük bir ufuk çizilmiyor; hesap soruluyor. Çünkü o sözün aslı, ''altta yağız yer delinmedikçe, üstte de mavi gök basmadıkça, ey Türk Milleti, senin ilini (ülke, yurt) ve devletini kim bozabilir İDİ?''

Çok feci şeyler olmuş, ve bizimkiler durumu 'toparlamış', ve millete bunun hesabını soruyorlardır. İbret alınsın, bir daha olmasın, gelecek kuşaklara örnek ve öğüt olsun diye 'gönüldeki sözlerini' vurdurmuşlardır o bengi, ebedî taşa.

Anlatabildiğimi sanıyorum. Ne zaman ki millî benlik ve şuurda, ufak tefek de olsa, yozlaşma baş gösterse, nihai yer hep bellidir. Kimlik, kişilik denen şeyler okumak iledir. Bilgi iledir. Bunun gereklerini yapmadığımız sürece hepimiz sürüneceğiz!

(http://resimag.com/p1/669feb1c9d.jpeg)

(http://resimag.com/p1/bd9f72fc68.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Uygur - 14 Aralık 2018, Cuma - 01:02
Birlik olmak için önce dil olgusunu öne süren İsmail Gaspıralı Beyin ne denli haklı olduğunu bu izletiye bakınca anlayacaksınız.
Türkiye Türkçesi ile konuşan gezgin arkadaşımız Uygur Türkü amcamız ile anlaşabilmekte, bu yüce dilin Balkanlardan Turfan'a değ her bucakta konuşuluyor olması da ayrı bir güzellik.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 01:42
Birlik olmak için önce dil olgusunu öne süren İsmail Gaspıralı Beyin ne denli haklı olduğunu bu izletiye bakınca anlayacaksınız.
Türkiye Türkçesi ile konuşan gezgin arkadaşımız Uygur Türkü amcamız ile anlaşabilmekte, bu yüce dilin Balkanlardan Turfan'a değ her bucakta konuşuluyor olması da ayrı bir güzellik.

Bu ne yüce bir iş, ne yüce bir duygudur. Bir yanda Batı Türkeli, diğer yanda Doğu Türkeli. Arada binlerce km. var. Ancak, buradakı Türkçe, burada öğrendiğimiz ana dili Türkçemiz ile ta doğudakı bir Türk ile kimi yerde zorluk olsa da anlaşabiliyoruz. Bu yücelik, güzellik ve nimet başka hangi ulusta var? Var mı emsali? Ta Sibir'in öte ucundakı Saxa'yı bile anlayacağız, biraz dilindeki dönüşümleri ve biraz bilgisini çalışsak.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 01:51
Eklemekte yarar var. Uygur amcanın vedâda dediği ''aman bol'' sözü ''emîn ol'' demek. Yani bildik, kaynaklarımıza geçen (yani kimsenin kafasınca ortaya attığı bir söz/vedâ sözü olmayan) ''esen kal'' sözü. ''İyi, esende, emniyette, güvende olasın/kalasın.''
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 02:01
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 03:46
(http://resimag.com/p1/be67be2034.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 19:40
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 19:58
Güney Azerbaycanlı ozandan Türklük konuşması, ardından yırı.

Elbet gün gelecek, öyle, ya da böyle, tüm avazlarımız hür ve gür çıkacak. Zulüm ve baskı dinecek, özgürce yaşam sürecek.

Bu vesile ile tüm kardeşlerimize, tüm ozanlarımıza ve can Ozan Araz'a selâm olsun. Yaradan gönlünüzü ve sesinizi, ününüzü bek kılsın.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 20:02
Tarihî. 'tarihsel' değil. 'tarihsel eser' denmiyor, 'tarihî eser' deniyor; çünkü tarih, yani geçmiş ile ilgili olduğu için. Tarih ile ilgili olduğu için bir süreç, 'tarihî süreç' deniyor. 'tarihsel bir yazma' denmiyor, 'tarihî bir yazma' deniyor. Dizin uzatılabilir. Yozlaşmanın, bozulmanın en önemli göstergelerinden birisidir bu örnek.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Aralık 2018, Cuma - 20:34
Yinelemedir. Önce geçmiş idim. Yine görmekte yarayış vardır. Kullanılmasa da, bilmekte yarayış vardır. Bizim hazinemiz, değerimizdir, malımızdır. (Hiç değilse) varlığını bilmek gerektir. Atalarımız bu konuda da 'boş durmamışlardır', bizim de sayı adlarımız var. Yine sayan için 'bin bin' gibi ifadeler de vardır.

Bir: 1
On: 10
Yüz: 100
Biŋ/Bin: 1.000
Tümen: 10.000
Bumın: 100.000
Sayan: 1.000.000
Çıbağ: 10.000.000
Dunçur: 100.000.000
Tere Bum: 1.000.000.000

Bu değerli bilgiyi bize ulaştırdığı için bakşım, ustamız Mehmet Levent Kaya'yı saygı ile gıyabında anıyorum. Önümüzdeki günlerde, çok kalmadı aldığımız bilgiye göre, Orkun Bengi Taşlarının bir yörüğü (tefsir) niteliğinde olan çalışması Bilge Yazıtlar çıkacaktır. Gerçekten samimî olan ve (ne olduğunu, ne olmadığını) öğrenmek isteyenler bu çalışmadan herşeyi öğrenebilirler.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: çıspıntır - 15 Aralık 2018, Cumartesi - 20:29
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Aralık 2018, Cumartesi - 21:23
("ordı" = "ordu". Anlamı (aslen) görülendir. campo sözü de İngilizce'den bildiğiniz camp sözüdür.)

Sağ kaydırın ya da yeni sekmede açın.

(http://resimag.com/p1/f579a00c95.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Aralık 2018, Cumartesi - 22:00
Ocak'ta ocağınızın yalın yalın od tutmasını istiyor iseniz.

(http://resimag.com/p1/baad5fdcc8.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Aralık 2018, Cumartesi - 23:09
"Türk demek Türkçe demektir."

Başbuğ Mustafa Kemal.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Uygur - 16 Aralık 2018, Pazar - 00:57
Saraylarda süremem, dağlarda sürdüğümü.
Bin cihana değişmem, şu öksüz Türk'lüğümü diyen Atsız Bey'in güzel deyişi.

Dukhalar bizim Moğolistan'daki parçalarımız. O toprakları ağ aracılığıyla gözleyebilmek ne hoş. En uzaktaki parçalarımızda hem farklı hem aynı olan bir çok yanımız var.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Aralık 2018, Pazar - 05:22

Hiç kötü değil. Adam açıkça iyicesine araştırmış. Üstelik, dürüst. Gayet hem de. Bakmış olanlar -bakmamışlar baksın- geçen en âmiyâne tâbirle tepemi attıran C4'ün 'reorganisation' sözünü (devşirilmişini) kullanması üzerine söz ettiğim eklemeli dil olgusuna da güzel, öz örnekler gördüler böylece.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Aralık 2018, Pazar - 05:53
Bu türküyü Ozan Araz seslendirmiş idi. Şimdi ise kayıt çalışması yapmış ve efsane olmuş. Sanırım yer Kırgız Eli. Bir diğer kayıt çalışmasını da yine orada yapmış idi.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Aralık 2018, Pazar - 20:47
Kaşgarlı Mahmud babamızın, ulu dil bilginimizin şaheseri Divan'ından.

Kaydırın yahut ayrı sekmede.

(http://resimag.com/p1/438a4eb406.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Aralık 2018, Pazartesi - 19:40
Tüm görüntü için kaydırış ya da sekmeleme.

(http://resimag.com/p1/191bdacefc.jpeg)

(http://resimag.com/p1/a02ea75296.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Aralık 2018, Pazartesi - 20:43
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Aralık 2018, Salı - 00:40
''Onca kazanmış (ilerlemiş), onca edilmiş* (düzenlenmiş, yapılmış ve yüksek basamağa çıkartılmış) elimiz (ülkemiz) ve de devletimiz (var) idi. Türk Oğuz beyleri (ve) bodun(u) işitin(!): Üstte gökyüzü (''te(ng)ri'') basmasa, astta (altta, bkz. 'ast') yer delinmese, Türk bodun/ulus(u), elini ve devletini kim bozmaya muktedir (olabilir) İDİ? Türk ulusu, [yaptığın yanlışlardan vaz] geç, ökün (''pişman ol'')!''

Son kısım her yerde ''titre ve kendine dön'' diye gördüğünüz/size gösterilen kısımdır. Yani öyle bir şey yok. Bilge Kağan'ın dediği budur. Burada geçen de dediğim gibi geleceğe dönük bir ufuk çizimi değil, bir hesap soruş vardır. İlgili bildik, veciz sözün sonunda bir ''erti (erti -> edi -> idi)'' yani ''idi'' sözü vardır.

*etmek sözünün anlamı, çağın ağzında "itmek", ''(bir şeyi) düzenli biçimde yapmak, uygun hale getirmek/getirip yapmak'' vb.dir. Günümüzde örneğin Ordu'da hâlâ ''odun ediyor" denir. Bunun anlamı ''odunu uygun hâle getiriyor'', ''odunu kesip kullanışlı, yarayışlı hâle getiriyor''dur.

(http://resimag.com/p1/071a0908dc.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Aralık 2018, Salı - 08:13
Bu dirinin adı dilimizde 'irbiş'tir. sungur, bars (kaplan demek), arslan gibi diri adlarınca yine san olarak kullanılmıştır. Moğolcaya da 'irbis' diye geçmiştir; bu dilde Türkçe son ses ş'ler s'ye döner. Buna bir diğer örnek uluş sözüdür. Bu söz 'vilayet'in asıl Türkçesidir ('il(/el)' esasen 'ülke ve üzerindeki toplum' demektir, 'el'* diye de halen dediğimiz söz budur, ancak biz batı Türklerinde nedense vilayeti anlatır hale gelmiş**) ve 'vilayet ile üstündeki toplum'u anlatır. Moğolcaya bu söz ulus diye geçmiştir, ya da belki daha doğru bir söz ile, bu söz Moğolcada 'ulus' olmuştur. Levent Usta'nın dediği gibi işin ilginç yanı bizdeki anlamı denence olduğu gibi onlarda anlam 'ülke ve üzerindeki toplum' oluvermiş. Her ne ise, bu söz, aynı bu biçimde sonraları bize geri dönmüş ve o anlamca (yine) kullanır olmuşuz ('el' anlamınca, yani 'ülke ve üzerindeki halk'). Kaynaklara baktığınızda bu sözün bizimkilerce kullanıldığını görürsünüz; cumhuriyet sonrası bir iş değildir.

*Türk Eli; ''El mi yaman, bey mi yaman göstereceğiz.'', ''El alem.'', ''Elden fayda yok/gelmez.'' vb.
**il issi = vali. İkinci söz 'iye, sahip' anlamınadır. Kaynakları tarayınız. Yine 'vali' ile 'vilayet' sözleri bir biri ile ilintilidir.

Göreneğimizde çok önemli yere iyedir. Ötüken'de bulunan korumda (kurgan) görülebileceği gibi Çin'i evren/ejderha temsil eder iken, bizi irbiş temsil ediyordur. Günümüzde birçok Türk toprağında, ülkesinde bu diri belgi olarak kullanılır. Yani sözün özü şudur ki elin oğlunun dilinden 'kar leoparı' diye 'çevrilse' de biz bu diriyi onlardan çok, ama çok önceleri tanıyor ve de kutlu sayıyorduk. Tabi demeden olmuyor; kendin bilmemek böyle bir şey ne yazık ki. Demem o ki, kendimizi ulus olarak tanımaya başlayaduralım.

(http://resimag.com/p1/6476ffdd7c.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Aralık 2018, Salı - 19:51
Tarihlere ve "Türk ulusu" deyişine dikkat. Ayrı tarihlerde ayrı eserlerde saptanmışlar* bunlar. Daha artığı da var. Bu yıllar öncesinin çalışması Tarama Sözlüğü'nden. Belirli sayıdakı tarihî eser taranıp verilmişi toplanmıştır.

*ad.

(http://resimag.com/p1/7e897a9898.jpeg)

(http://resimag.com/p1/4aa236adf1.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Aralık 2018, Salı - 22:18
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Aralık 2018, Çarşamba - 02:21
Bahşayış Lugatı'ndan. Söz kitabı Selçük çağı özellikler de barındırıyor. Gayet eski olma ihtimali var.

(http://resimag.com/p1/1e52a55c27.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Aralık 2018, Perşembe - 07:27
1600lüklü Meninski'nin devasa Thesaurus'unu da içeren Mertol TULUM ustanın "17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı" çalışmasından.

(http://resimag.com/p1/c00e88bada.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Aralık 2018, Cuma - 05:35
(http://resimag.com/p1/46f644d2bd.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Aralık 2018, Cuma - 08:55
Günümüzde de kullandığımız tahrik sözü muharrek sözü ile ilintilidir.

(http://resimag.com/p1/4d53d772da.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Aralık 2018, Cuma - 10:43
Sana taş atan yazıklar, biter özü özünden.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 22 Aralık 2018, Cumartesi - 23:41
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Aralık 2018, Pazar - 00:59
https://www.turkudostlari.net/soz.asp?turku=19577

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Aralık 2018, Pazar - 02:34
''Kırgızistan'da geleneksel oğlak tarkış (kökbörü) oyununun kazanan oyuncusuna ödül olarak bir ak deve veriliyor. Kazanan oyuncu, diğer oyuncular tarafından kutlandıktan sonra deveyi tutan çobana bahşişi verilerek oyun alanından uzaklaşılıyor. Sert, yırtıcı, hareketli ve birlik duygusunun güçlü olduğu Orta Asya coğrafyasının ruhu sahnelerde hissediliyor.'' denmiş.

kök, yani gök sözü esasen (salt) ''mavi'' anlamına gelir; gök yüzü anlamı sonrakı çağların işidir ve temelinde farklı nedenler yattığı görülür*. Bu söz, Kaşgarlı Mahmud'un Divan'ındakı ifadesi ile, göğün rengine benzeyen her rengi (de) anlatır. Buna yeşil de dahildir ki, göğermek (yeşermek; yaşarmak da denir halk ağzımızda ki, aslı 'yaşarmak'tır, bkz. yaş sözü ve anlamları**) sözündeki kök*** eylem söz 'kök-' yani kök/gök sözüdür: kök-er-mek = göğ-er-mek. Yumuşama ile 'göğ-' olmuştur. Dolayısıyla bu söz boz, kurşun gibi renkleri de anlatır ki, Kaşgarlı, ayrıyeten bir ''kökşin'' sözcüğünü de anar. Bu sonuncu sözcüğü belki ''gökçen'' sözü ile karşılaştırmak mümkün olabilir. Dolayısıyla kök böri****, yani gök börü ifadesinin anlattığı, benim kanaatımca, maviden çok boz börüdür ki, biz Oğuzların buna ''boz kurt'' dememizin nedeni de yine bu olsa gerektir.

Kısaca, son tahlilde kök börü ile boz kurt ifadeleri, aynı şeyi anlatmaktadırlar.

*Gök/göğ/gök yüzünü asıl anlatan söz te(ng)ri sözüdür, bkz. Orkun Bengi Taşları. kök te(ng)ri = mavi gök(yüzü). yağız yir (yağız yer) karşılığında kullanılır.

**1.) Yaş-am, ömür.
2.) Yaş.
3.) Yaşlık, nemlik.
4.) Sebze, vs. Umumi ifade.

yeşil sözünün aslı yaşıl da buradan. Dirlik (hayat) ile yaşılın, yeşil olanın/yeşil olanın olduğu nesne arasındakı bağlantıya dikkat ediniz.

***Oğuz ağzında bu söz bildik kök, köken, soy, asıl anlamına da gelir, ki Kaşgarlı bu ayrıntıyı da Divan'ında anmıştır. İkisinin arasında bağ var mı bilmiyorum.

****böri sözü, günümüz ağzıyla börü, ortak/umumi Türkçe'nin, yani tüm Türk ağızlarında yırtıcı kurt için tabiridir. Bilge Kağan da ''süsi böri teğ, yağısı ko(ny) teğ ermiş'', yani ''çerisi (army) börü gibi, yağısı koyun gibi imiş'', der. Yine Kaşgarlı daha 1070li yıllarda biz Oğuzların buna ''kurt'' dediğini bildirir. Niye böyle, doğrusu bu güne dek halen anlayabilmiş değilim. Yani son zamanların yeni bir ifadesi olarak ''başına gezen kurt''u anlatmaz, ona Azerbaycan Türkçesi'nde rastladığımız gibi yalkuzak denir, ki buradakı yalkuz/yalguz sözü bildiğimiz yalnız sözüdür. Bu söz yalı(ng)uz sözünden gelir ve süreç içerisinde (ng) yani geniz n sesinin dönüşmesi/büzüşmesi yüzünden hem yalguz, hem de yalnız gibi değişik biçimlere girmiştir. Asli olan yalı(ng)uz sözü yalı(ng)-uz yapısındadır ve ilk söz bildiğimiz yalın sözüdür. Yalın ayak, ifadesinde gördüğümüz gibi. Belli ki bu söz de asli olarak geniz n'li. Sondakı -uz takısı için ''öz'' sözünden geliyor diyenler de var: yalın öz, başına öz/kişi.

Ek: Azerbaycanlı karındaşlarımız da örneğin, gök (yüzü) için doğruca ''göğ'' derler.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Aralık 2018, Pazar - 17:59
"namlu" sözünün geldiği yer.

Tüm görüntü için kaydırış ya da sekmeleme.

(http://resimag.com/p1/d13a75474b.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Aralık 2018, Pazar - 22:13
Patlama(-)Korumalı. Ex-Proof.

Patlama Korumalı Muharrek/Motor.

Şimdi ne desem azdır. Bunca akıl da mı yok? Ya da yad olanı almak çok mu ''akademik'' ve ''bilimli'' geliyor size, asıl akletmesi ve sahip çıkması gereken -üst tabaka- insanlar?

Bu duyarsızlığın, hatta, kimse kusura bakmasın, dost acı söyler, şuursuzluğun bir nedeni olmalı. İleride bu kendiden yoksun hareketlere devam eder iseniz anlarsınız, ancak haliniz/halimiz nice olur; görmeye o günleri.

Sağ olsun, siber ağda işleyen bir savunma ilgilimiz bile ''Patlamayı Engelleyen (Motor)'' demiş. Bu, bunca ucubelik ve özün bilmezlik içinde, inanın, takdir edilesidir. Büyük Türk Milleti adına bu duyarlılık, incelik (esasen incelik olmayan incelik, çünkü olması gereken ve olağan, ola gelen budur, olmalıdır) için teşekkür ediyorum.

tureng bile böyle demiş, ayrıca: http://tureng.com/de/turkisch-englisch/ex-proof

Bir şeye bir şey der iken, yani onu bayrak yapar iken, insan düşünmez mi?

İçler acısı. Tarayıcıya doğruca ''ex-proof'' yazdığınızda bile İngilizce değil, katar katar Türkçe ağlar çıkıyor. Bu durumdan anlanan/anladığım o ki, geçer olarak/yazılmışta (literature) yad adam bile ''explosion proof/explosion protected'' diyor. Çünkü böyle yazınca nesne çıkıyor.

(http://resimag.com/p1/a8b1824800.png)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Aralık 2018, Pazartesi - 02:56
Bu (http://forum.defenceturk.net/index.php?topic=80.0) başlığın adını biraz açmak adına. Sanırım yerinde olacaktır. Böylesini uygun çözüm gördüm. Her türlü boyutu, ölçekliği ayrı sözle (askerî, istihbarî, vs.) anlatıp sıralayınca başlık artık başlık olmaktan çıkyor.

Görüldüğü gibi kamu sözünün anlamı böyledir. Azerbaycanlı kardeşlerimizin ''hepsi, herkes'' anlamında ''hamı (hamısı = hepisi, tümü)'' diye sözledikleri söz de galip ihtimal bu kamu sözünün dönüşmüş biçimidir. Zira aynı durumu kankı ya da kanı sözünde de görürüz; günümüzde sırasıyla 'hangi' ve 'hani' deriz.

Sözün aslı kamuğ'dur ve Bilge Kağan bengi taşında bunun kamağ biçimini kullanır: kara kamağ bodun = bütün ulus, tüm halk.

Yunus Emre de bir koşuğunda doğru hatırlıyor isem ''kamu âlem'' diyor idi.

Günümüzde ''kamu oyu'' dememiz de bu yüzdendir. Buradakı oy sözü de Arapça rey sözünün dilimizdeki karşılığıdır, fikir demektir. ''Oy kullanmak'' deyimi de yine bu yüzden.

(http://resimag.com/p1/49a93635e8.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Aralık 2018, Pazartesi - 22:32
Anlam kaplamı nedeniyle. Düşünce/algılama, kök sözün (tüz-/düz-) anlattıkları/anlatabildikleri ile ilgili durumdur. Küllî bir durumdur ve her dilde bu yüzden görülen bir iştir.

(http://resimag.com/p1/8f11dccb47.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Aralık 2018, Pazartesi - 23:17
Evet, birkaç kez önemle andığım Bilge Yazıtlar çıktı. Vakıt yitirmeyin.

https://www.kitapyurdu.com/kitap/bilge-yazitlar-amp-bilge-kagan-ve-bilge-tonyukukun-yazdirdigi-yazitlarin-bolgenin-yasam-bicimi-baglaminda-yorugu/487556.html&filter_name=bilge%20yazıtlar

''…Dönemin dilini en iyi biçimde anlamak için o dilin yansıttığı yaşam biçimini ve söz konusu dilin bu yaşam biçimini nasıl yansıttığını iyi bilmek gerekir. Bunun için de öncelikle bu ifadelerin içinde doğup büyüdüğüm Türk yaşam biçimindeki karşılıklarına, ikinci olarak aynı yaşam biçimini günümüzde de sürdüren Moğol toplumunun yaşam biçimine, bununla bağlantılı olarak Moğol toplumunun bu yaşam biçimini nasıl algılayıp dili ile nasıl ifade ettiğine yöneldim. Bu bağlantıyı benimsemeyen kişiler olsa da Bilge Kağan’ın sürdüğü yaşam biçimine en çok benzeyen yaşam bugün Moğolistan coğrafyasında sürülüyor.''

(http://resimag.com/p1/946ea5fe6d.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Aralık 2018, Salı - 02:00
Bu kişi takdir edilesidir. İlkin şu her türlü yanlışlığın ve uydurmanın -özellikle bu konuda- olduğu ağ ortamında 193cü gönderide andığım sözü doğru yansıtanı görüyorum, gördüm. Neden? Çünkü boş durmamış. Çünkü, okumuş. Yani biliyor. Taklit etmiyor, tekrar etmiyor. Ezber söylemiyor, ulusu yalanla zehirlemiyor. Yaradan sana algış versin güzel insan.

Alta ayrıca bir yorum da geçtim. Okumak isteyenlere.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Aralık 2018, Salı - 06:27

(http://resimag.com/p1/7f393015ba.png)

(http://resimag.com/p1/16e8e12cd9.png)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Aralık 2018, Çarşamba - 04:54
o(ng)urga = omurga.

(http://resimag.com/p1/b8f442270f.jpeg)

(http://resimag.com/p1/53f91db3d3.jpeg)

(http://resimag.com/p1/b787001be4.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Aralık 2018, Çarşamba - 16:43
gişi = kişi.

uz (elli) kişi sözünü örneğin bilir kişi sözü ile krş. Sonuncu bilür kişi biçiminde Mukaddimetü'l Edeb söz kitabının Çağatay Türkçe-Moğolca örneğinde/nüshasında geçer. bilir için bilür diye büyüklerimiz hâlâ der. Onları dikkatlice dinler iseniz ağızlarının erden (classic) Türkçenin ağız yapısına birçok konuda bire bir olduğunu yani hâlâ o ağız özelliklerinin günümüzde bile yaşadığını bizzatihi tanıklayabilirsiniz. Bunun anlamı üzerinde düşünün.

Mukaddimetü'l Edeb Harezmşah Atsız'a Zemahşerî tarafınca sunulan bir söz kitabıdır. Kaşgarlı Mahmud dedemizin söz kitabı/Divan'ından sonra gelen en mühim söz kitaplarındandır. 1150+ - 1220 suları bir tarihtedir. Yani gayet eski söz kitaplarımızdandır. İçinde geçen söz varlığı/baylığı nedeniyle özel bir yerde durur. Andığım örneği ise biraz daha geç tarihlidir.

Buradakı uz sözünü en iyi "uzman" sözünden biliyorsunuz. Ancak "uzman" sözü galat, yani dilde (hem) olmayan, (hem de) muhtemelen yanlış yapılmış/türetilmiş bir sözdür. Günümüzde bu gerçeklik, ne etkir, ayrı bir mesele. Ancak bilmek gerektir. Aşağıdakı bağlantı yerinde biraz daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz (Ek Açıklamalar).

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/uzman

Burada sözün (uz) anlamı ad olarak verilmiş. Ancak sözün nitelek/sıfat olduğunu söylemek doğru olacaktır. usta dediğimiz söz de, Farsça kökenli üstad ile ilgisi yoksa, bu sözden ileri olmalıdır. Öylesi durumda t sesi nedeniyle z sesinin s'ye dönüştüğü yani uyum sağladığı denebilir.

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/uz

u(u)- eylem adından gelen ve andığım söz kitabının özünde (original)/öz yazmasında geçen bir umak sözü vardır. kudret sözünün dilimizdeki (bir) karşılığıdır. Yine yaratıcının sıfatlarından için buradan gelen bir ugan/uğan (muhtemelen -gAn eki) sözü vardır, "muktedir". Kaşgarlı "ugan te(ng)ri" der, muktedir/kudretli Tanrı.

Ugan/Uğan (bizim Oğuz ağzına göre ikincisi) güzel bir savunma aracı adı olur bu arada.

(http://resimag.com/p1/784b58e28b.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Aralık 2018, Perşembe - 23:12
Söz kitabı çalışmam sırasında yine denk geldiğim güzel olay.

Bilgi: piyade sözü Farsçadır ve bildiğiniz "yaya" anlamına gelir. Parigi'nin söz kitabında (1665) da bir "yaya 'asker" sözü vardır.

Ek: Bir düzeltme yapmam gerekiyor. Yukarıda ME söz kitabının öz yazması için verdiğim tarih yanlış. Aklımda doğru kaldığından emin idim, değilmiş. Daha da geriye gidiyor. Doğru tarih (aralığı) 1127-1144. Bu aralıkta (bir yerde) yazıp Atsız'a sunmuştur.

(http://resimag.com/p1/41b1ac7a723.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 28 Aralık 2018, Cuma - 05:35
Nece arı ses, nece arı söz. İçdeki arılık sese ancak bunca, bunca yalın, açık ve bariz yansıyabilir.


Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 28 Aralık 2018, Cuma - 21:27
MKE gönderisinde sonra değineceğimi söylediğim konu.

İlgili Latin/İtalyanca karşılıklara dikkat ediniz.

Söz yapısına gelince. -mAklIk (-mAk+lIk) yapısı günümüzde daha çok -mA ya da -Iş ile karşılanıyor. Söz konusu olan sözümüzü örnekleyecek olursak: geçmeklik = geçme/geçiş (penetration). Dileyen geçmeklik de diyebilir. Güzel bir yapıdır ve yerli yerince ben de yeğlerim.

(http://resimag.com/p1/f6b06dd5a21.jpeg)

(http://resimag.com/p1/0a96152df32.jpeg)

Burada ise dün tesadüfen denk geldiğim, söz kitabının A bölüğünde olan ilgili eylemin geçtiği bir örnek söz görülüyor.

arkurı/arkuru sözü günümüzde, en azından Karadeniz yönlerinde, çoklukla ağkuru avkuru diye denir. O sözdür. Aslı ise burada görünendir.

(http://resimag.com/p1/225633d3ddb.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Aralık 2018, Cumartesi - 22:16
Geçen anmış idim. Öyle iken geçeyim.

Örneğin hafta dediğimiz de Farsça ve bildiğimiz "yedi" anlamına gelen söz. Kaynaklarda bizim haftaya (sayı olmayan) "yedi" ve "yedigün/yedi gün" dediğimizi saptadım. Kim bilir, belki de, aynı STM'nin örneğin Kargu adını Kaşgarlı Mahmud dedemizin Divan'ından aldığı gibi içecek olan Yedigün için yapıcılar öylece ilham almışlardır.

Burada önemli olan ve ibret alınması gereken şu. Bir ulus ya da daha doğrusu ileri gelenleri nasıl oluyor da bunca "ileri" gidebiliyorlar. Bunda yerine göre birçok dinamik oynuyucu. Ancak baş yormak isteyenler bu garipliğin üzerine düşünsünler.

Ek yahut Bilgi: Latince/İtalyanca karşılıklara yine dikkat ediniz. Farsça piyaade (uzun ünlü, günümüzde bu sözü tek ünlü ile yazsak da uzun okuruz/söyleriz), İtalyanca ne diyor peki? piedi. Nedeni, Farsça nev (nevruz sözündeki nev, nev + ruz = yeni gün ("yeni yıl (başı)") eşittir İngilizce (Latince) new. Fars dili ile bu Avrupa dili bir yerde kökteş, bitişiyorlar bir yerde. Bu yüzden kimi yerlerde (dil biliminde) bu dilleri bir aile gören kavramlara tanımlara denk gelirsiniz. Yani bu herifler bir bakıma kardeşler. Bunu bilmek çok önemlidir. Çünkü bu işler yeri geliyor sıyasete de yansıyor. Karşınızdakını iyi bilmek istiyorsanız, onun her şeyini, evet her şeyini, bilmek zorundasınız. Kimi anlayamadığınız, var ise, dinamikleri ancak öyle çözüp görebilir, anlayabilirsiniz.

(http://resimag.com/p1/f67d36ab040.jpeg)

(http://resimag.com/p1/5e476749da1.jpeg)

ye(ng)içer, yani ye(ng)i (yeni) çeri "yeni asker" demektir.

(http://resimag.com/p1/d80a3e2838c.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Aralık 2018, Cumartesi - 23:20
İlgili olduğu için birikim olması, sonradan bir zamanda okuyacaklar adına burada da dursun.

http://forum.defenceturk.net/index.php?topic=557.msg5618;topicseen#msg5618
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Aralık 2018, Pazar - 08:38
''Ulus ad babamız, devletin adını elimizdeki bilgiye göre ilkin ''Türk'' diye çağıran Bumın Kağan'ın ve yakınlarının öyküsü. Ne olmayacak olay örgüleri ve anlatımlar, ne de uydurmalar. Tarih, görenek, dil. Hepsi dili, tarihi, kültür ve anlayışı, çağın yaşayışını bilen ve de coğrafyayı görmüş geçirmiş, bilici, uz kişi Mehmet Levent KAYA ustamızdan.

Şükür ki, çok önemli bir yapıtımız daha çıktı dostlar. Bu çalışmada, elimizdeki bilgilere göre tarihi ve Türklüğü sürükleyici ve akıcı roman tadında, ancak gerçekçi, gerçeği anlatır bir tarzda okuyacak, hem dilimize dair bir şeyler öğrenecek, hem tarihi görecek, hem de kimi bilmedik ve belki de ilkin bu çalışmada bulacağınız şeyleri öğreneceksiniz.

Yeni çıkan ve Orkun ile Tonyukuk Bengi Taşlarının bir yörüğü/tefsiri olan ''Bilge Yazıtlar'' yanında bu çalışma, çok iyi bir koşdaş olacak, hatta belki de ikisi bir birini tamamlayacak unsurlardır desek, yanlış olmayacaktır. Bir yandan çağı belki de en iyi anlamamızı sağlayan tarihimizin en ulu belgelerinden Orkun ve de Tonyukuk taşlarının tefsir edilişi, diğer yandan yılların emeğinin oluşturduğu tecrübe ve bilgi birikiminin bir yapıtta canlı vücut buluşu ile ''tefsir olunan(lar)ı bir kez daha tefsir'' edişi. Yani, hem anlamak, hem yaşamak!

Herkes iyi, ya da kötü anlatıldı. Ancak Bumın, belki de anlatılması gereken en önemli kişiliğimiz, atamız ve ad babamız, hiç anlatılmadı. Sıra, elbet ona da gelecekti. Şükür ki, o gün artık geldi.

O dönemden bu döneme:
Ne mutlu Türk'üm diyene.

*

“Tarihi roman okumak hevesim hiç bitmedi. Elinizdeki “100.000” belgesel tadında tam bir tarih romanı. Abartı yok, masal ve mitolojik tasvir yok.” (Adem Alan)
 
“Özellikle ‘Ölüöne’ romanında gördüğümüz bölgeye dâir coğrafya bilgisini bu romanda çok iyi görüyoruz. Hattâ diyebilirim ki, şimdiye kadar okuduğum romanlar içerisinde bozkır ve Ötüken bölgesine dâir en başarılı anlatımlar, bu eserde yer alıyor.
Tümen Yabgu’nun Bumın Kağan oluşunu, mücâdelesini, savaşlarını, kağan seçiminin nasıl yapıldığını ve bütün coğrafyayı, kısaca bozkır yaşamının nasıl olduğunu anlamak isteyenlerin mutlâka okuması gereken bir roman. Okuyunuz, efendim. (Kutlu Altay Kocaova)
 
“Kitabı okurken bazen bozkırda at koşturan âşık bir Kunçuy, bazen devleti için endişelenen bir Kağan, bazen de beyi için büyük fedakârlıklar yapan bir alp oldum. Her karakteri yaşadım, korktum, sevindim, üzüldüm. Ancak beni en çok etkileyen bölüm udağanın Tümen Yabgu’nun yanına gelerek yükünce başladığı bölüm oldu. O sırada Tümen Yabgu’nun hemen yanında oturmuş yüküncü izliyordum.” (Hüsna Erkuş)
 
“Ne yalan söyleyeyim, Kunçuy ile Kökköl yola çıkana kadarki kısımların sıkıcı geçtiği ve sonrasının da böyle devam edeceğini düşünmüştüm. Ta ki bir börü ile karşılaştıkları anda fikrim değişti. Sonrasında ise öykü kendiliğinden aktı gitti.
Bu kitapta dil, tarih ve edebiyat bir arada. Okuyanların okumayanlara okutturmasını dilerim.
Bu arada, Yılma ne oldu?” (Şaban Özel)
 
“Soluk soluğa okuyacağınız nefis bir roman.” (P. Y.)

https://www.kitapyurdu.com/kitap/100000/487885.html&filter_name=100.000

https://www.kitapyurdu.com/kitap/bilge-yazitlar-amp-bilge-kagan-ve-bilge-tonyukukun-yazdirdigi-yazitlarin-bolgenin-yasam-bicimi-baglaminda-yorugu/487556.html&filter_name=Bilge%20Yazıtlar ''

(http://resimag.com/p1/01eb69fe52a.jpeg)

https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/752223835135126/?type=3&theater
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Aralık 2018, Pazar - 23:02
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 31 Aralık 2018, Pazartesi - 12:03
(http://resimag.com/p1/2c527dd9e0d.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Ocak 2019, Salı - 06:05
Kâmûs-ı Türkî, Şemseddin Sâmi. Yıl 1899.

Bunun gibi çok söz var; kullanırız ancak gövdesinin ayırdında değilizdir. Böylece çok değerli ve önemli söz varlığını yitiriyoruzdur. Bu, çok tehlikeli bir durum. Bu sözü (ve durumunu) "danışık-lı (danışık = istişare (Ar.)", "barışık", "acık-lı (acık = keder, elem, vb.)" gibi sözlerle krş.

(http://resimag.com/p1/57eac48a9c3.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Ocak 2019, Salı - 22:29
Aynı muazzam eserden.

(http://resimag.com/p1/f764188480e.jpeg)

(http://resimag.com/p1/a3859a739ed.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ocak 2019, Perşembe - 02:28
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ocak 2019, Perşembe - 02:28
Bernardo da Parigi, 1665, Roma.

baş-ka. krş. öz-ge (özge).

(http://resimag.com/p1/2b483b4a7ac.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ocak 2019, Perşembe - 23:12
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Ocak 2019, Cuma - 23:12
Kaşgarlı Dede'miz ve Türkçenin Gücü.

Basma, Kabalcı'dan çıkan.

(http://resimag.com/p1/21bed0ebcbe.jpeg)

(http://resimag.com/p1/0495fe46d56.jpeg)

Buna da Kâmûs'da denk geldim. Güzeldir.

(http://resimag.com/p1/f50f38523d3.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Ocak 2019, Cumartesi - 11:31
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Ocak 2019, Cumartesi - 21:54
Bunu kesin ve çok iyi dinleyin. Özellikle ''vatan'' sözü ile Türkçe'nin yapısına değinişi. Dilden (kullanışlardan) bir ulusa dâir çok ama çok şeyi anlayabilir, çözebilirsiniz.

Dilimizin yapısı konusunun hemen ardından değindiği mesele de (oturmuş klasik yazı dili) bir onca üzerinde durulması gereken bir mesele. Dediği bir bakıma doğru değil denebilir, çünkü Kaşgar'ın dayandığı Turpan (Uygur) ve bu köklü geleneğin dayandığı öncesi (Ötüken Uygur, Doğu Türk (Kök Türk)) var. Dolayısıyla güçlü, kullanılan ve zaten Karahan (Kağanların sanlarından Rusların yakıştırdığı takma ad, ''Osmanlı'' gibi, ''Karahan'' kendilerine Türk derler) Türklüğünün/yazısının geldiği yer de burasıdır.

Ancak ''doğrudur'' denebileceği kısım ise, bu köklü geleneğin tüm Türk kolları/toplulukları için geçerli olmadığıdır. Zaten Türk tarihine bakıldığında onu umumi anlamda Oğuzların/Uygurların biçimlendirdiği bir gerçektir. Dolayısıyla da medeniyetini; devlet töresi, görgüsü, yazısını, edebiyatını, ve sair. Zaten söz ettiği Kaşgar yazı dili tüm Orta Asya Türklüğünün yazı dilidir. Buna yazılmışta Orta Asya Ortak Türkçe ya da benzer ifâdeler ile de denk gelirsiniz, yahut Kaşgarlı Dede'mizin ifâdesi ile Hâkânî lehçesi/yazı dili, ki, Uygur ve öncesine gider isek, farklılık olmakla birlikte, bu yazı/dil bizi Orkun'da gördüğümüz yazı diline çıkartır.

Kaşgar'dan sonrakı yazı dili Harezm Türkçesi'dir. Temelinde Hâkânî, yani yukarıda andığım silsilece devletli anlayışın kullandığı dilden serpilerek gelen dil olmakla birlikte (ki bu ''devletli dil'' esasen pek çok Oğuz ağzı özelliği barındıran bir dildir, anlayana bu çok şey anlatır, Orkun'un diline bakınız), buna kimi Oğuz, Kıpçak, sanırım da Karluk özellikleri girmiştir. Onun da Orta Asya'da yerini sonraları Çağatay Türkçe alacaktır.

Bütün bu ve burada (ve başka zamanda başka yerlerde) andığım nedenlerden dili korumak ve de onu geliştirmek en hayatî bir vazifedir. Bu işin şakası yok. 

Sonda söz ettiği çeviriş işine ek:

Her hangi bir metni öz dilinden okumak (ve anlamak.), hiç kuşku yok ki ve gerçekçi olmak gerekir ki, en sağlıklı usuldur. Bu birçok açıdan yarar getirir. Ancak bu, sağlıklı ve anlamı bire bir verecek bir çevirişin hiçbir zaman olamayacağı anlamına gelmez. Nitekim ifâde etmeye gerek yoktur ki, her dil insandandır ve insanın anlattığı ya da dil aracılığıyla aktardığı bir anlam üzeredir. Anlam ise küllîdir (universal). Dolayısıyla bu iş, her iki dili en iyi, mükemmelen kazanmış dil bilenlere bakıyor. Hangi metin/dil olursa olsun; her hangi metni anlamak dilli/dil bilimli bir meseledir ve de dolayısıyla ki ilgili dil(ler)i bilmekten geçer. Gökten zembille inen bir dil olmadığı gibi de ortada öyle mâlum tayfaların iddiâ ettiği gibi çevrilemeyecek, başka dilde/çevirişte anlaşılamayacak ne bir söz, anlam ne de başka bir şey vardır. İnsan bilinci küllîdir. Diğeri, yalnızca size daha çabuk ve bazı şeyleri daha ayrıntılıca kavramanızı sağlar. Ancak gidilecek tek yol değildir. Zaten böylesi bir durum her tür akla, mantığa ve insan gerçekliğine aykırıdır.

Buna bir örnek. Vatkı zamanında bir İngiliz Kur'an'ı öğrenmek ister. Adı aklıma gelmiyor. Kur'an ise 1400 yıl önce (bin dört yüz, yani günümüz Arapçası da, 500 yıl önceki de yetmez.) konuşulan/yazılan Arapça iledir. Ne yapar (yapmalı) bu durumda kişi? Aynı bütün uluslarda/kavim/topluluklarda olduğu gibi ilgili toplumun yöreli, kırlı, köylü, çöllü, ... artık coğrafyaya göre ne ise insanına gider (ve zaten baş iş olarak o dilin tüm sözlüklerini, lugatlarını, ve yeter düzeyde metinlerini çalışır). Bu durumda çöldeki bedevîlere. Nasıl ki bizde büyüklerimiz hâlâ ''ayrı'' bir Türkçe konuştukları gibi. Bu İngiliz de gitmiş ve öğrenmiş. Ardından Kur'an'ı çevirmiş. Günümüzde ise bu adamın çevirişi en sağlıklı, en güvenilir çevirişlerden birisi olarak görülmeye devâm eder.

Dolayısıyla demektir ki, bileceksiniz arkadaş. Bilmek, hele ki mesele dil ise, hele ki mesele bin yılı geçmiş yani iş ''uzay''a çıkmış ise, hele ki bir de bu dil engin bir dil olan Arapça ise, hiç kolay değildir. Yıllarınızı alır. Bizde de işini düz yapan, düzgün ve dürüst yapan pek kimse kalmadığı için, her bir konuda, kendi tarihimiz, dilimiz dâhil çöplük ortalığı götürüyordur.

Olayın özeti bu. Diğer yandan başka dile âit olup başka dile geçen sözler süreç içerisinde kendi dillerinde zaten dönüşüm geçirebildikleri (ve de geçirdikleri) gibi o başka dillerde üstelik bir de bam başka anlamlar da kazanabiliyorlar. Biz bugün ''câhil'' dediğimizde akılsız, bilmez, bilgisiz ve sair gibi bir insan türünü anlarız. Oysa Kur'an'da geçen hâliyle hiç de bu anlam söz konusu değildir. Ve bu örnek, olanın karşısında çok basit bir olay bile.

Anlatılacak, yapılacak çok iş var; şimdilik bu kadar.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Ocak 2019, Cumartesi - 22:08
Bunu kesin ve çok iyi dinleyin. Özellikle ''vatan'' sözü ile Türkçe'nin yapısına değinişi. Dilden (kullanışlardan) bir ulusa dâir çok ama çok şeyi anlayabilir, çözebilirsiniz.

Dilimizin yapısı konusunun hemen ardından değindiği mesele de (oturmuş klasik yazı dili) bir onca üzerinde durulması gereken bir mesele. Dediği bir bakıma doğru değil denebilir, çünkü Kaşgar'ın dayandığı Turpan (Uygur) ve bu köklü geleneğin dayandığı öncesi (Ötüken Uygur, Doğu Türk (Kök Türk)) var. Dolayısıyla güçlü, kullanılan ve zaten Karahan (Kağanların sanlarından Rusların yakıştırdığı takma ad, ''Osmanlı'' gibi, ''Karahan'' kendilerine Türk derler) Türklüğünün/yazısının geldiği yer de burasıdır.

Ancak ''doğrudur'' denebileceği kısım ise, bu köklü geleneğin tüm Türk kolları/toplulukları için geçerli olmadığıdır. Zaten Türk tarihine bakıldığında onu umumi anlamda Oğuzların/Uygurların biçimlendirdiği bir gerçektir. Dolayısıyla da medeniyetini; devlet töresi, görgüsü, yazısını, edebiyatını, ve sair. Zaten söz ettiği Kaşgar yazı dili tüm Orta Asya Türklüğünün yazı dilidir. Buna yazılmışta Orta Asya Ortak Türkçe ya da benzer ifâdeler ile de denk gelirsiniz, yahut Kaşgarlı Dede'mizin ifâdesi ile Hâkânî lehçesi/yazı dili, ki, Uygur ve öncesine gider isek, farklılık olmakla birlikte, bu yazı/dil bizi Orkun'da gördüğümüz yazı diline çıkartır.

Kaşgar'dan sonrakı yazı dili Harezm Türkçesi'dir. Temelinde Hâkânî, yani yukarıda andığım silsilece devletli anlayışın kullandığı dilden serpilerek gelen dil olmakla birlikte (ki bu ''devletli dil'' esasen pek çok Oğuz ağzı özelliği barındıran bir dildir, anlayana bu çok şey anlatır, Orkun'un diline bakınız), buna kimi Oğuz, Kıpçak, sanırım da Karluk özellikleri girmiştir. Onun da Orta Asya'da yerini sonraları Çağatay Türkçe alacaktır.

Bütün bu ve burada (ve başka zamanda başka yerlerde) andığım nedenlerden dili korumak ve de onu geliştirmek en hayatî bir vazifedir. Bu işin şakası yok. 

Sonda söz ettiği çeviriş işine ek:

Her hangi bir metni öz dilinden okumak (ve anlamak.), hiç kuşku yok ki ve gerçekçi olmak gerekir ki, en sağlıklı usuldur. Bu birçok açıdan yarar getirir. Ancak bu, sağlıklı ve anlamı bire bir verecek bir çevirişin hiçbir zaman olamayacağı anlamına gelmez. Nitekim ifâde etmeye gerek yoktur ki, her dil insandandır ve insanın anlattığı ya da dil aracılığıyla aktardığı bir anlam üzeredir. Anlam ise küllîdir (universal). Dolayısıyla bu iş, her iki dili en iyi, mükemmelen kazanmış dil bilenlere bakıyor. Hangi metin/dil olursa olsun; her hangi metni anlamak dilli/dil bilimli bir meseledir ve de dolayısıyla ki ilgili dil(ler)i bilmekten geçer. Gökten zembille inen bir dil olmadığı gibi de ortada öyle mâlum tayfaların iddiâ ettiği gibi çevrilemeyecek, başka dilde/çevirişte anlaşılamayacak ne bir söz, anlam ya da başka bir şey yoktur.

Buna bir örnek. Vatkı zamanında bir İngiliz Kur'an'ı öğrenmek ister. Adı aklıma gelmiyor. Kur'an ise 1400 yıl önce (bin dört yüz, yani günümüz Arapçası da, 500 yıl önceki de yetmez.) konuşulan/yazılan Arapça iledir. Ne yapar (yapmalı) bu durumda kişi? Aynı bütün uluslarda/kavim/topluluklarda olduğu gibi ilgili toplumun yöreli, kırlı, köylü, çöllü, ... artık coğrafyaya göre ne ise insanına gider. Bu durumda çöldeki bedevîlere. Nasıl ki bizde büyüklerimiz hâlâ ''ayrı'' bir Türkçe konuştukları gibi. Bu İngiliz de gitmiş ve öğrenmiş. Ardından Kur'an'ı çevirmiş. Günümüzde ise bu adamın çevirişi en sağlıklı, en güvenilir çevirişlerden birisi olarak görülmeye devâm eder.

Dolayısıyla demektir ki, bileceksiniz arkadaş. Bilmek, hele ki mesele dil ise, hele ki mesele bin yılı geçmiş yani iş ''uzay''a çıkmış ise, hele ki bir de bu dil engin bir dil olan Arapça ise, hiç kolay değildir. Yıllarınızı alır. Bizde de işini düz yapan, düzgün ve dürüst yapan pek kimse kalmadığı için, her bir konuda, kendi tarihimiz, dilimiz dâhil çöplük ortalığı götürüyordur.

Olayın özeti bu. Diğer yandan başka dile âit olup başka dile geçen sözler süreç içerisinde kendi dillerinde zaten dönüşüm geçirebildikleri (ve de geçirdikleri gibi) o başka dillerde üstelik bir de bam başka anlamlar da kazanabiliyorlar. Biz bugün ''câhil'' dediğimizde akılsız, bilmez, bilgisiz ve sair gibi bir insan türünü anlarız. Oysa Kur'an'da geçen hâliyle hiç de bu anlam söz konusu değildir. Ve bu olanın karşısında çok basit bir olay bile.

Anlatılacak, yapılacak çok iş var; şimdilik bu kadar.


Yeri gelmişken; yine okuma yapar iken aklıma geldi. Arapça yazısı da ne Araplara âittir (yani onların türettikleri bir nesne değildir, başka bir yazı dizgesine dayanır), ne de dilleri tümden arı bir dildir. Özellikle Yunan/Latin'den çok şey almışlardır. Örneğin ''madde'' deriz, Arapça'dan dilimize girmiştir (Türkçesi etüz/etiz); ilgili dillerdeki karşılıklara bakınız, şaşırabilirsiniz. Bunun gibi tonlarca örnek var.

Tüm olaylara bilimli/bilimci ve gerçekçi yaklaşmak, her işin çözümünü getiricidir. Kimi kendini bilmez, kimi de bilinçli yapılmak suretiyle çaşıt tayfaların, kimi de mistizimi çok sevenlerin yaptıkları gibi ister bu konuda, ister başka konularda olgulara ''ilâhî bir gömlek'' giydirmek, yalnızca bir yanılgı ve yanlışlıktan ibarettir ve de herşeyi çözümsüzlüğe götürücüdür.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Ocak 2019, Pazar - 10:21
Demek bizde böyle deniyor. Üstelik bizim lehçe. Dîvân'dan. Bunları öğrenmek ayrı zevkli.

(http://resimag.com/p1/ccefb328425.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Ocak 2019, Pazar - 23:03
Buna da Kâmûs'da denk geldim. Güzeldir.

(http://resimag.com/p1/f50f38523d3.jpeg)

1000 yıl önce, 1000 yıl sonra. Biri Kâmûs, diğeri Dîvân. İkisinin yaratıcısı da ulusu düşünen dağ gibi Türk ve ona yüce bir miras ve ululuk bıraktılar.

(http://resimag.com/p1/149b822315d.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Ocak 2019, Pazar - 23:11
(http://resimag.com/p1/8d0d688c08c.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Ocak 2019, Pazartesi - 07:14
"büyük (bedük aslî biçim) bağırlı(ğ)". Kimi ağızlara/lehçelere başta Oğuz göre ünlü ardınca gelen g'ler yumuşar. -lı/-li, -lu/-lü dediğimiz ekin aslî biçiminin sonda g'li olup günümüzde böylece dememiz dildeki bu güdüyle ilgili olabilir.

"ciğeri beş para etmez." gibi sözler işbu Kaşgarlı'nın burada andığı sözde görülen anlayış nedeniyledir. Yine "korkusuz" ve sair için yürekli dememiz de daha geniş anlamda bakınca organlara manevî (ve de maddî, korkulu olanın yüreği çokça atar örneğin, -suz olanınki ise pektir) bakışımız ile ilgilidir. Yine örneğin öfke dediğimiz sözün aslî biçimi "öpke"dir ve akciğer anlamına gelir; aynı anda da "öfke"yi anlatır.

(http://resimag.com/p1/cd1fc507f9e.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Ocak 2019, Çarşamba - 08:56
Harika ötesi. Ruh dolu, anlam dolu. Kısa, ancak güzel bir çalışmaya giriş olmak için bire bir.


*

Ayrı konu. Bunu kaylardan (domuk (destan) anlatma göreneğinin bir parçası olan gırtlaktan söyleme, Moğolcasıyla ''höömii'' (bunu kömey diye yazanlar da var)) bilirsiniz. Örneğin Altay Kai yır topluluğunun kaylarından/yırlarından.


Sığıt ''ağıt'' demek. Bugün ağlamak dedğimiz ''yığlamak'' biçiminden gelir ve bunun bir de ''sığtamak'' biçimi vardır. Yapıyı yastamak (yaslamak), ündemek (seslemek, ünlemek) ile krş.

Bilge Kağan da bilge taşında bu sığıt sözü yanında sığıtçı (yasçı, ağlayıcı) sözünü kullanır.


Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Ocak 2019, Çarşamba - 13:50
Kutlu Hoca'mın da üçüncü târihî romanı çıkmış. Çok sevindirici bir gelişme. İşin güzel yanı, Celâlî İsyanlarını konu alıyor. Bu hususta pek yazıldığını, yazılmış olduğunu görmedim. Ayrıca ileri geri dilediğince konuşanı, ''ideolojik'' bakanı da çok var bildiğim. Hocam uz kalemdir. Güzel bir kitap sizi bekliyor. Alınız ve kalemlerimize destek olunuz dostlar. Gönül aşınızı artırın. Yoksa emek, olmaz yemek. Bunu unutmayın. Sosyal ağ denen nesne iş bitirmez. İş için bir katkıdır.

https://www.kitapyurdu.com/kitap/bozkirin-isyani/484520.html&filter_name=kutlu%20altay%20kocaova

*

''Ozan’ın sessizliği ise hem çorbacı için, hem köylülerin çoğu için suçlamaların kabûlü gibiydi. Hem “Sükût ikrârdandır” dememişler mi? Koca Ozan, önce boynuna dayanan kılıcı indirdi, sonra da boynunda hafifçe akan kanı sildi ve köylülere dönüp, konuşmaya başladı.
“İçeride iki yiğit yatıyor. Şafak vaktinden beri dövüşen iki yiğit. Ne için dövüştüklerini bilmiyorum. Allah’ın izniyle, iyileştiklerinde sorarız. Lâkin birbirlerine ölesiye, öldüresiye saldıran iki yiğit, bunlar...
Şu bağlamam şâhiddir ki, ömrüm boyunca çok ölüm gördüm, çok üzüldüm, çok defâ karalar bağladım. Amma ve lâkin, şimdiki kara bağlamam, yatan yiğitler için değildir. Allah’ın izniyle iyileşirler... Ayağa kalkarlar. Ama bu ikisini kurtaran, onlar için cânını veren yiğit... O yok...”
“Mehmed...”
* * *
Bu okuyacağınız kitâb, Türk’ün Türk’ü kırmasının son hikâyesidir. Yazarın daha önceki iki kitâbında da Türk’ün Türk’ü öldürmesi konu edilmişti. Bozkırın Savaşçısı, 17. yüzyılın başlarında Anadolu köylüsünün bir yandan Osmanlı, bir yandan Celâlî, bir yandan eşkıyâlar, bir yandan da sûhteler (medreseliler) arasında nasıl kaldığını anlatıyor.
Bozkırın İsyanı Celâlî İsyanlarını konu alıyor. Bu isyânların nasıl çıktığını, yayıldığını ve yıllar boyunca Osmanlı’nın Anadolu’da nasıl hâkimiyetini kaybettiğini anlatıyor. Eserin Anadolu’daki yangını anlatma ve anlama noktasında oldukça önemli bir yer edineceğini düşünüyoruz...''

FB yeri: https://www.facebook.com/kutlualtaykocaova

(http://resimag.com/p1/ace4b3ce392.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Ocak 2019, Çarşamba - 14:43
İlki Tarama Sözlüğü'nden. Tuhfet'ül Kibar fi Esfar'il Bihar adlı târihî eserden geçmişler ("2." imli ikinci anlam maddesi). 1600lü yıllar. Parigi'de de "döğiş (döğüş), urış (vuruş)" gibi adlar söz konusu bu anlam kaplamına giren. Diğeri Kâmûs, 19./20. yüzyıl.

Rus başlığında kullandığım (söz) için.

Târih ve dil bunca engin ve zengin olunca yüz çevrilemez. Sâhip çıkmak zarûret ve millî bir vazifedir.

(http://resimag.com/p1/42bf3caf406.jpeg)

(http://resimag.com/p1/dc0f768995e.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Ocak 2019, Perşembe - 08:33
https://www.facebook.com/leventkayausta/posts/758885704468939
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Ocak 2019, Perşembe - 13:41
(http://resimag.com/p1/77633b93287.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Ocak 2019, Perşembe - 14:24
Bu kardeşim çok iyi. Çalap yüreğine güç, sesine ses versin. Nice gönüllere erişesin.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Ocak 2019, Perşembe - 15:39
Alanımızdakı baş ucûbe ikili, "launcher" ile "turret (kulecik)". Bunlar da yine Latin köklü. Söz kitabı Parigi, 1665, Roma.

(http://resimag.com/p1/00bf7b2fb10.jpeg)

(http://resimag.com/p1/a187138167c.jpeg)

(http://resimag.com/p1/067f2c50c99.jpeg)

(http://resimag.com/p1/25646fcb185.jpeg)

(http://resimag.com/p1/9e3fab12737.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ocak 2019, Cumartesi - 07:16
https://mobile.twitter.com/Caneret03896963/status/1083619289914114048
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ocak 2019, Cumartesi - 13:03
Bugüne dek çok türkü dinledim, çok da etkileyen, ancak bu denli beni etkileyeni hiç olmadı.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ocak 2019, Cumartesi - 15:11
Geçen günde 'döğmek' konusu içinde ucundan değindiğim Parigi'de topçuluk söz bilgisi (terminology) verilmişi.

kalgı için: Kâmûs'da beyimiz kalgımak ve diğer söyleyişi kalkımak için "sıçramak, fırlamak, hoplamak, şâha kalkmak" der. kalkı-t-mak için de, hâliyle, "sıçra-t-mak, fırla-t-mak, ... , ". Bunun kalkmak eylem sözüyle ilgisi açık. Yine "kalkık" deriz. Bura ile ilgisi olan bir diğer söz de "kalık" sözüdür. "hava", (dolayısıyla da) yerli yerince de gök(yüzü), için birçok diğer sözümüz* yanında dilimizdeki karşılıktır, "hava" Türkçe köklü değildir nitekim. Çünkü yok (bk. yokuş (yer)) yerde, yani yokarıda (aslî)/yukarıdadır.

Dolayısıyla da kalgı (/kalkı) sözünün "yokarıya kalkış, fırlayış/fırlama, şahlayış" anlamına geldiğini, en azından bu bağlamda böyle kullanıldığını söyleyebiliriz. Bağlamımızca, güllenin fırlaması/atılması; topun fındığını/güllesini fırlatmak. kalgıtıcı/kalkıtıcı ve gibi sözler dilendiğinde ilgili herhangi nesneler için buradan getirilebilir.

Ek: "gülle" için yine "yarma" denir. bk. Zebân-ı Türkî.

*Birisi "te(ng)-iğ", buradan ağrı te(ng)-ri sözüne dikkat. Yine bir diğeri te(ng)ük sözü. (ng) ile geniz n sesini imliyorum. te(ng)mek de "havaya kalkmak, havalanmak", te(ng)itmek "havaya kaldırmak/uçurmak, atmak, fırlatmak (örneğin oku)". Sonuncuya te(ng)ürmek de denir (bk. içirmek gibi). te(ng)itmek yapısı için ise bk. sap-ıt-mak. Benzer biçimde te(ng)türmek de var; bu da bize bildiktir: bkz. yap-tır-mak, verdirmek, göm-dür-mek ve sair.

Günde değlengeç, devlengeç, de(ng)lengeç, devleğeç, ...,  gibi (daha birçok değişik sesletişi var) dediğimiz yırtıcı kuşa da Oğuz ağzında te(ng)leğüç (ilkler bundan dönüşme), diğer ağızlarda da te(ng)legün/te(ng)leğün (milvus migrans) dendiğini, yine Kaşgarlı Dede bildirir. ğ-v için: koğa-kova, öğmek-övmek, döğmek-dövmek. ta(a)ğ (dağ, aslî), Kazak, Kırgız ve sair gibi ağızlarda tav, tau, hattâ bu ğ güdüsü nedeniyle tuu diyeni de vardır. "Yakın" sesler olduğundan. g (ğ) ile (ng) de her dâim nöbetleşir, bu günümüzde de böyle: yağız - ya(ng)ız (Aksaray; geniz n hâlâ yaşıyor; Kayseri'de çok var), yağan - ya(ng)an ("fil"in karşılığı, Dîvân).

Ayrıntı: "hava açık", "hava açıldı" deriz. Burada kasıt gökdür. Nitekim Kaşgarlı Dedemiz 'açıldı' maddesinde örnek söz olarak "köök açıldı (gök açıldı)" der. Dolayısıyla günde 'hava' sözünün kullanılışında da ilgili kullanış tasarrufu, anlayış, görenek, görülebilir. Yerini yad söz almış olsa da tüm kipler, anlayış ve bakışlar sürmektedir. Benzer biçimde "nazır (bakan), ["nazar etmek (bakmak)"]" {örneğin harbiye nazırı} sözü bir diğer örnektir buna. Buna dilimizde bir örnek söz olarak 'karaçu' deriz. Yüksek konumlu, kurlu (rütbe) bir kişiyi anlatır. Nitekim, karamak, gözetlemek demek, kanaatıma göre 'kara+kol' (karayan, gözeten kol [kol = burada devriye demektir, bu yüzden 'kol gezmek'# deriz) sözü de buradakı eylem adından gelmektedir.

#Ne yazık ki bunun da yerini "devriye" sözü almış gibi görünmektedir. "ranger" da kolcu'dur. Böyle böyle, azar azar tükeniyoruz. Hiç farkında olmadan.

Açıklama (olası kafa karışıklığını önlemek adına): Kaşgarlı'nın köök (gök) demesinin nedeni dönüşümün kendi çağında çoktan gerçekleşmiş olmasındandır. Ancak yine O, müslüman olmayan Türklerin, yani doğudakı Türklerin, "göğ"e te(ng)ri dediklerini aktarır. Hattâ ulu, uca gördükleri ağaçlara, dağlara da. Bunun böyle olmasının nedeni, hem yüceye değmeleri/yakın olmaları (ve de öyle olmaları), hem de olaya manevî bir açıdan bakıyor olmalarıdır. Doğa göreneğimiz de bildiktir. Bunun yansımasını belki de Bektaşîlik, Yesevîlik'te görebiliriz: "Hakk her yerdedir." Dağların, suların, ağaçların, ... , iyeleri, yani sâhip ruhları vardır. (Bunlar ilâh değildir ve tapınılmıyordur; ancak çok ulu saygı besleniyordur). Dede Korkut gibi görece geç/sonrakı dönemde dâhi birçok unsurun görülmesi bu anlayışla ilgilidir. Yine günde dağlarla konuşmamız, onlara, onlar üzerine türkü yakmamız (bk. Barış Manço, Dağlar, bir örnektir) bununla ilgilidir. Yine Korkut Ata'da Bamsı Beyrekler, Deli Dumrullar, ... ağaçlara dağlara konuşurlar. İşte bu, Türk'ün doğaya, çevresine, tüm varlığa olan muhteşem saygısı ve beslediği derin sevgisidir. Günümüzde de ağaçların gerçekten bir "ruh"a sâhip oldukları, aralarında (köklerinden) yardımlaştıkları, hattâ savaştıkları kanıtlanmış olup bilinmektedir. Kim bilir? Belki de dedelerimiz, eskiler, gerçekten de hep klişevârî dendiği gibi çok şey, sandığımızdan çok şey biliyorlardı. Ya da ... yalnızca ve yalnızca evrenin muhteşem ruhunu dinlemeyi ve anlamayı... günümüz insanın tüm aksine..

te(ng)riken de çok ulu bilge kişilere denir.

Bilgi: Bir bütün olarak burada sunduğum bilgi resminden şu sonuç çıkar. Kökümüze ve aslî olana hiç uzak değiliz. Tam aksine, hem de çok yakınız. Yalnızca bilinç eksikliğimiz var.

Birçoğunuzun bildiğinden emînim, ancak bütünlük adına anayım. te(ng)ri sözü Batı Türkçesinde ta(ng)rı'dır. Günümüzde, ne yazık ki geniz n sesinin orta dilimizde düşmesi nedeniyle, buna Tanrı deriz. Aslî anlamı gök(yüzü)dür ve bununla birlikte orada olduğu düşünülüp özdeşleştirilen ilâhî güç de böyle adlandırılmıştır. Bilge Tonyukuk Dedemiz, örneğin, "tanrının bilgi verip" ona yol gösterdiğinden söz eder. Yine Bilge Kağan atamız O'nun güç verdiğinden söz eder. Burada belki de somut ile soyutu birleştiren bir anlayış var. Türk göreneğinin her dâim abuk subuk anlayışlardan uzak olması, son derece aklı başında, orta yollu olması bu ve gibi olgulara bağlanabilir.

Söze gelecek olursak, bu yüzden, bu söz çok kutlu, ulu bir sözdür ve herhangi "ilâh" anlamınca (x tanrısı, y tanrısı, ve sair) kullanılmamalıdır. Bu onun aslî değer ve kutluluğunu gölgelemekte, zihnimizde olan anlamı ve değeri, onun târihini, geçmişini, anlattığını, yani "bizi", hiçe saymaktadır. Nitekim "tanrıça" sözü de pespaye bir uydurmadır.

(http://resimag.com/p1/a7f540e4e20.jpeg)

(http://resimag.com/p1/97edf4bd8a7.jpeg)

(http://resimag.com/p1/6c01b8bb1f4.jpeg)

(http://resimag.com/p1/94e37b72d3a.jpeg)

(http://resimag.com/p1/43f3d2edffd.jpeg)

(http://resimag.com/p1/635d111f687.jpeg)

(http://resimag.com/p1/2cd0874ecf4.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ocak 2019, Cumartesi - 15:22
Son gönderiye güzel bir ek: Yukarıda Allah var, sözümüz de bu anlattığımla ilgilidir denebilir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Ocak 2019, Cumartesi - 16:05
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Ocak 2019, Pazar - 01:31
Dîvân'dan.  Nasıl ama?

(http://resimag.com/p1/08849c4c3cc.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Ocak 2019, Pazar - 13:07
Buram buram Türk'ün rûhu, özü, aşkı, içi, herşeyi. Herşeyin özetidir türkülerimiz. Sözümüzdür, sesimizdir, isyânımızdır, haykırışımızdır, sevdâmızdır, gönlümüz ve davâmızdır. Halkımızın, kamu ulusumuzun yüceler yücesi güzelliğinin en güzel ve muhteşem tecellisi, ifâdesidir. Onları kaybedersek, savaşı da kaybederiz. Kendimizi yitirir, yelin savurduğu yaprak gibi savrulur yok oluruz.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Ocak 2019, Pazartesi - 10:47
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Ocak 2019, Pazartesi - 13:43
https://www.facebook.com/mehmetlevent.kaya/posts/10156508643549900
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Ocak 2019, Salı - 16:00


Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Ocak 2019, Salı - 17:58
Öğüt çivi çakmak gibidir. Arada bir yineleme kılmanın ziyânı olmaz.

Bu 'combat-proven' demesi için, kendi dilimizden ve Azerbaycanlı karındaşlarımızın kullanışından yola çıkarak, döğüş (/dövüş)-görmüş, ya da muharebe-görmüş/muharebe-geçirmiş gibi ifâdeler kullanılabilir. Mâlum ki dilimizde, yâni bizim anlayışımızda tecrübe kazanmışlık, görmeklik/görmüşlük, sınanmışlık, iş bilirlik, bir işte hususta uzluk ''görmüş geçirmiş'' ve benzer ifâde, söylemeler ile anlatılır. Yine bir işte tecrübelik görgü sözü ile anlatılır (bkz. Kâmûs). Dolayısıyla bunlar ilgili kavramı anlatmak için uygun söz kipleridir.

Seçmeler

Her sözlüğü baştan sona tararım. O olağan iş sırasında denk geldiklerim.

Günümüzde de, örneğin, ''kundağı motorlu top'' dememiz buradan ileri olsa gerek.

(http://resimag.com/p1/e8a4c80798a.jpeg)

Andığım top kalgısı meselesi (kalgımak) bağlamında. Parigi'de (1665) de ayrıyeten geçiyormuş. Bu tür sözlükleri tarar iken, size bilgi diye olsun, her madde önemlidir. Dönemin yazarları ayrı ayrı maddelerde bir birinden uzak ancak bir hususu ilgilendiren (bazan da kendileri de belki bundan habersiz) veriler, örneğin örnek sözlerde (burada olduğu gibi), anmışlardır. Bunlar da size yerine göre bir hususu anlayıp çözmenizde yardımcı ya da sonuç verici olabilirler. ''Ara''ya bakmakta her zaman yarar vardır.

(http://resimag.com/p1/2755e07831c.jpeg)

Güzel diye.

(http://resimag.com/p1/f056ffb55a2.jpeg)

Dîvân'dan. Sözü garipsemeyin, benzer biçimde örneğin duv-ar diyoruz. Kıfçak dediği de Kıpçak. Bahşayış Lûgatı'nda da örneğin çeri kulağuzu diye bir söz geçiyordu; bu da onun gibi bir diğer (başına) söz.

(http://resimag.com/p1/bda195af167.jpeg)

Ne muazzam bir anlayış, değil mi?

(http://resimag.com/p1/dffb0ee68d8.jpeg)





Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Ocak 2019, Perşembe - 18:17

(http://resimag.com/p1/9e0c9174f51.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Ocak 2019, Perşembe - 18:46
(http://resimag.com/p1/2232be18dfb.jpeg)

(http://resimag.com/p1/ed0bdd3d5d3.jpeg)

(http://resimag.com/p1/65beb25eea2.jpeg)

(http://resimag.com/p1/c5ec04da571.jpeg)

(http://resimag.com/p1/b8d220af06a.jpeg)

(http://resimag.com/p1/fdd37431f00.jpeg)

Gâlip ihtimâl yara- (yaramak) eylem adından. Gerekli, yararlı âlet olduğundan. yarmak ile de ilgisi olabilir, ancak bunda temkinliyim ve sanmıyorum da. Bu yarak sözü Kaşgarlı'nın andığı tulum (tulmak; vurmak, çarpmak gibi bir anlamda idi şu an doğru hatırlıyorsam) sözü yanı sıra gelenekteki söz, yâni, geçer kullanıştır (aynı bizim bu gün 'silâh' dememiz gibi). Bilge Kağan da bilge taşlarında bu sözü kullanır. Günümüzde Türkmenistan'ın silâhlı güçlerine de (bizim Türkçemiz ile) ''Türkmenistan Yaraklı Güçleri'' denir. Yine pusat, sağıt ve benzer sözler vardır. 'silâh' görüldüğü gibi Arapçadır. Erkeğin cinsel organını (da) [ne yazık ki sonraları/günümüzde argo yâni aşağılayıcı anlamca] anlatmasının nedeni, onun da, çıkarımım bu yönde, erin âleti olmasındandır ki, yazılmışta bunun için ''erü(ng) âleti/âlatı'' dendiği de vardır; nerede geçtiğini hâlde aklıma getiremedim, ancak geçtiğini, gördüğümü biliyorum. Dolayısıyla da yarmak değil, yaramak ile ilgisi olduğunu söylemek çok daha yakın. er âleti, aslî biçim olarak da er yarağı; geçmiş bir gönderimde andığım olguca yerini ilgili kullanımda başka söz almışa benziyor.

Diyeceksiniz ki bu ilginç aynılık niye. Çok açık. Geçmişin insanları adamdı ve aff edersiniz akılları (penis desem kimse bir şey demeyecek, Türkçesini desem ''argo'' olacak, sapıkların ve sapık anlayışların dilimizi -bu konuda- getirdiği hâlı buradan anlayın; el vagina deyince bir şey olmuyor da, biz a. deyince mi kötü? Her şey akıl, beyin ve niyetiniz ile ilgilidir.) ağlarının, uyluklarının arasında değil idi. Her hangi bir nesne bir konuda ''yarak (yarayan nesne); bkz. saç-ak, ve aynı söz yapısında olan nesne belirten sözler)'' iken, başka bir konuda da başka işler doğrultusunda yarak olabilir. Koca Kaşgarlı Dîvân'ında yukarıda yazmaya imtînâ ettiğim sözleri anıyor. Niye acâba?

yat yarak diye bir ikileme de vardır. Belki günümüzde bu söz kullanılamaz, ancak hiç değilse bir şeyleri bilmek, bilmekle birlikte ayrımını yapabilmek gerektir. Her şey adamlıkla ilgilidir. Aklınız ve gönlünüz adamsa sorun da olmayacaktır.

Doğrusu, kendi açımdan gereksiz bu açıklamayı geçmeyi düşünmüyor idim. Ancak siz bilgilenmeyi dileyen, bu yüzden de bu başlığı büyük bir rağbetle izleyen karındaşlarımı tümden de ayazda bırakmak istemedim.

(http://resimag.com/p1/3dbfbfbded6.jpeg)

(http://resimag.com/p1/fa8a26f7963.jpeg)

Yukarıda açık kıldığıma burdakı ''cenk âletine donatmak'' da bir ışık tutabilir. Gâlip ihtimâl düşüncem doğru yönde. Görülüyor ki, ilgili dönem(ler)de her tür kullanım söz konusu imiş; hem ağızda, hem yazıda (Parigi, İstanbul'da bulunup yazanların ayrı bir dille yazdıklarını ifâde ediyor; birçok veriyi de konuşma dilinden almıştır ki, yazı ne olursa olsun, ki Türkçe yazanlar ve Türkçe/Arapça/Farsça karma dil yazanlar da var, konuşma dili her dâim Türkçe'dir. Bu konuda yine Yavuz KARTALLIOĞLU Hoca'nın değerli bir çalışması çıkmış (Osmanlı Konuşma Dili), dileyenler alabilirler, ben daha almadım.). Hem ''yarak'' (yarayan nesne; ancak umumî kullanımca açıkça savaş için gerekli (yararlı) nesne, ki yoksa Bilge Kağan'ın koca dev bengi taşında da bu kullanım geçmez idi), hem de ''cenk/harp âleti'' ve sair olarak.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Ocak 2019, Perşembe - 21:13
Sonunda. Ancak, Bilge Yazıtları, üstelik dört âdet ısmarlamıştım, zuladılar. Uğraştıracaklar beni tâ Nemçeler yurdundan.

Burhân-ı Katı ise çok değerli bir târihî eserimizdir. Bu eserin aslı Farsçadan Farsçaya bir söz kitabıdır. Mütercim (dilmaç, çevirici, tercüman) Âsım Efendi beyimiz ise, bunu Farsçadan Türkçeye bir söz kitabı kılmış, engin Türkçe bilgisi ile bize muazzam bir yapıt bırakmıştır.

Rûhun şâd, kutun bengi olsun beyim.

100.000'e (Bumın) gelince; muhteşem bir gece beni beklemektedir.

(http://resimag.com/p1/ca99bc09aad.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Ocak 2019, Cumartesi - 21:02
100.000, sözün tam anlamıyla hârika ötesi. Uykum basmasa idi tek gecede bitirecektim. Türk oğlunun okuması gerekir bir çalışık. Başka yerde öğrenemeyeceğiniz pek çok öz bilgiyi, öğreyiğimize (culture) dâir çok önemli ayrıntıları bu çalışıktan öğreneceğinizi size bilen kişi olarak temîn ediyorum. Alınız, okuyunuz, akarınız.

Bilge Yazıtları zulamasalar idi, ondan da size bilgi verebilecektim. O, sonraya kaldı.

(http://resimag.com/p1/b28b401fc42.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Ocak 2019, Cumartesi - 21:38
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Ocak 2019, Pazar - 17:57
nozzle denene dilimizde burma, lüle, ve sâir denir. Yerine göre ağız da denebilir. Sanayi başlığında sonca geçtiğim roket muharreki gönderisinde söz konusu olan nesnece de, ön ''baş'' iken, arka için yine ''kıç'' ya da ''ayak'', ya da uygun duyulan her hangi ad konabilir.

nozzle denen sözcük ise nose (''burun'') sözcüğü ile yakından ilişiktir. Etymology Dictionary'ye (https://www.etymonline.com/word/nozzle#etymonline_v_9851) göre ise nose sözcüğünün küçültme biçimi imiş (bizde bu görevi gören ilgili ekleri biliyorsunuzdur); yâni anlamı ''buruncuk''. Kullanıldığı anlamı ise son cümlede belirtmişler. İlk kayıt târihini de belirtmişler. Bizde de aynı işi gören bir yüz var; yerine göre hatâları olsa da kötü sayılmaz: https://www.etimolojiturkce.com

Kaşgarlı bir tütek sözcüğü de anar. Bunun tütmek eylem adıyla ilgisi açık. Bunu da kullanmak olur.

Söz meclisten dışarı; insanların bunun gibi bir nesneye dâhi adam akıllı kafalarını kullanıp basit bir kullanım yerleştirememeleri çok acı gerçekten (hâldeki umumî durumumuzu ve buna neden olanları kast ediyorum). Sonra da garip biçimde yaygınlaşıp geçer kullanım hâline geliyor. Doğrusu biraz eskiler zâten lüle derlermiş; bir kezinde sağ olsun HDS üstâd söz etmiş idi. Ancak günümüz berbat ve felâket. Bu iş ılık sudakı kurbağa misâlidir. En basit bir olguya, kavrama, nesneye başını kullanıp düşünce yaratamayan, yâni ki bu demektir hayâl edemeyen, kuramayan kurgulayamayan, bunu dışarıdan ithâl edip dolayısıyla düşünceyi de, ardında olanı da ithâl eden daha ilerikilerine de zahmet eylemek istemez. Bu hayatî ve tehlikeli bir durumdur. Bu durumun bizim düşünce yaratma, derin düşünebilmemiz ile yakından ilgisi var. Hep ifâde ettiğimiz gibi, dil salt (basit) bir anlaşma aracı değildir. Herşey bir biri ile bağlantılıdır ve bir uzuv iptâl olursa, diğer uzuvlar da tahrîb olacaklar, hattâ olmuşlar demekir.

(http://resimag.com/p1/5d884619b6c.jpeg)

(http://resimag.com/p1/f94bdcfb528.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Ocak 2019, Pazar - 21:19
Elbet yeni bir sözlüğün ele geçmesi büyük bir sevinç ve mutluluktur. Böyle olunca ileri geri birazcık taradım. (Çok erden/arkaik verilerin târihine karşın olduğunu söyleyim.) Yukarıda bu gönderi ile ilişik olan gönderideki bilgi 1665 çıkışlı (kayıt târihi olarak). Burhân (Burhân-ı Katı; yine yukarıda gösterdiğim söz kitabı; baş yapıtları böyle başına özel adca çağırmayı severim, alışkanlık hâlını aldı artık) ise 1797 yılında bitirilmiştir. Tarar iken buna denk geldim.

(http://resimag.com/p1/469ae74a3aa.jpeg)

(http://resimag.com/p1/0fd88323f01.jpeg)
(Buradan, bizim üzerimizden sözün ''yerâg'' biçiminde Farsça'ya da geçtiğini anlıyoruz ki, askerî birçok söz geçmiştir, yâni Farsça'da bizden çok askerî söz bilgisi (terminology) vardır. (Yakın târihlerde ''sü, ordu'' anlamına kullandıkları koşun sözünü geçerden kaldırıp yerine Farsça bir söz getirmişlerdir.) Hattâ yezek gibi, yalnızca ben özümün Kaşgarlı Dede'nin Dîvân'ında, yâni en eski söz kitabı kaynağımız olan bir eserde ancak denkleştiğim bir söz bile (bu bir tür özel engimdir (unit); düşman unsurları var mı yok mu diye tarar, ileri bir kol denebilir, yezemek de ilgili görevi kılmaktır; yine yelme ve sâir tâbir olunan türlü türlü özel engimler vardır). Aşağıda vereceğim bir diğer görüntüden anlaşılıyor ki, Âsım Efendi beyimiz İran'dakı Türkler (ve Asya'dakılar da) hakkında gâyet ayrıntılı ve geniş bilgiye iye olduğu gibi, oradakı Türkçe'nin tüm bölgede ağır olduğu ve etkili olup işlediği görülmektedir.)

Burada bir husus çok güzel ve önemli. Aynı biçimde yaranmış at dendiğini ifâde ediyor (buna kedimli (geyimli, yâni giyimli) at da denir). [Buradakı olay aynı anda, yarak sözünün yara-'dan geldiğini bize kanıtlıyor; düşünce doğru imiş, yoksa yaranmış/donanmış/yaraklanmış ata ''yarak'' dendiğini de bildirmez idi.] Bu yaranmak sözü günümüzde bizde pek ''bilinmez'' ve olumsuz anlamca kullanılır. Ancak bunun, sizlerin artık benim söylemeden de anlayabilecek duruma geldiğinizi düşündüğüm biçimde yaramak eylem adıyla ilgisi ortada. Dolayısıyla aslî anlam ve de anlam kaplamına bakmalıdır. Günümüzde bizdeki anlamı da ancak böyle gerçek anlanır, nereden geldiği, neden böyle dendiği ancak böyle anlaşılır. Nitekim, benzer biçimde güzel, uyumlu, uyuşuk, yakışık olana da yaraşık deriz. Uygun düşmeyene, uygunsuz olana da yaraşmaz deriz. Yine yavuz, kem işlere, kişilere yâhut da çok ussuz, uslu durmayan çocuklara yaramaz deriz. yarar ve sâir sözü de buradan. (yarar kişi = bağatur/ba(a)tur - ba(a)tır/bahadır demektir; bkz. Osman Batur. 'bahadır' da Farsça'ya geçen, sonra yine bize geri dönen sözlerden.) yaranmak sözü de, aynı dona-n-mak (yükle-n-mek, sarı-n-mak gibi) işbu biçimde, hem kendi kendini yarandırmak/donatmak anlamınadır (düzen kurmak, donanmak, tesis olunmak, ve sâir), hem de geçişsizdir. Geçişsize örnek: ''Eskirşehir'de X.ci Hava Koşunu yarandı (tesis edildi, kuruldu, meydana getirildi, oluşturuldu, peydâ oldu).'' Bir Azerbaycan Türkü olsa, aynen böyle derdi. SoloTürk ile ilgili bir haberde de aynen böyle demişlerdi (yaranmak).

Benzer biçimde yaratmak dediğimiz (aş. bk. yaratgan = yaratan, Oğuzcada g düşer; tümen (halk) ağzında daha çok d ile yaradan, büyüklerimiz -hâlâ- çok kullanır, illâ bileniniz işiteniniz vardır) öyle. Bunun anlamı ''var etmek'' olduğu gibi, aynı anda bir şeyi uygun hâle getirmek de yine bu sözcük ile anlatılır. Kaşgarlı da bunu ifâde eder ve bu kullanışın daha çok Oğuzca olduğunu söyler. Yalan olmasın; sanırım Gâziantepli bir ağabeyim olsa gerek idi; babam araba ustasıdır ve ben de arada kendisine vakıt buldukça yardım eylerim. Bir kezinde bu ağabeyin dizgin düzeneğinde bir sıkıntı var idi, özel müdâhale gerektirdi; babam el attı, yaptık, sıkıntılı hâlden çıkardık. Adam aynen şu sözü kullandı: ''Usta, sana helâl olsun, ânında yarattın.'' Burada ''yarattın'' sözü ile kast ettiği açık biçimde ''(sıkıntılı durumu) kaldırıp işi uygun hâle, çalışır vazıyete getirdin,'' idi. Yâni Kaşgarlı'nın ifâde ettiği Oğuzların (aynı anda olağan/orta/geçer kullanış dışında bu özel) kullanışı doğrultusunda bir kullanış, ifâde ediş tarzı. (Buradan, dilden, kendinize dâir çok şey öğrenebilirsiniz.) Dolayısıyla bu da yine demek olur ki, hep dediğim gibi, birçok şey hâlâ dinçtir. Ve bu, çok önemlidir ve iyidir. Bu işe biraz kulak kabarttığınızda emîn olunuz çok ilginç şeylere denk gelecek ve öğreneceksiniz.

Hâsılı, dilerseniz siz de biraz ulularınızın konuşmalarına kulak kesilin. Dilerseniz de hattâ, bu tür size ''ilginç'' gelen sözcükleri, sözleri, ifâdeleri, ata sözlerini tutun, yazın; benim gibi. Özellikle sözcükler gibi ata sözleri de binlerce yıldan beri süre gelen, dolayısıyla anlamları itîbârıyla asırların tecrübelerinin sözleridir; birkaçını Günün Sözü başlığında Kaşgarlı Dede'den geçtim. Bunlar, çok derin husûsiyetlerdir. Şu an kaç madde oldu bilmiyorum ancak 500ü çok rahat geçti; Ordu'dan, Çorum'dan, Nevşehir'den; tüm bölgelerden derliyorum, adaşlarla derliyoruz. İleride bunları bir kitâp hâlinde bu ulus nâmına ve dedelerimiz, bize bu ulu mirâsı bırakanlar adına, bu ulu uygarlık ve öğreyik, kültür adına, yoluna bir şeyler yapmak adına yayınlayacağım. Siz de böyle yapabileceğiniz gibi, bunları benimle de üleşebilirsiniz (üye olup bu başlık altında bildiklerinizi, işittiklerinizi, sorularınızı geçebilirsiniz). İlgili çalışmada adınızı mutlak anacağım.

(http://resimag.com/p1/30a5ec4bcf2.jpeg)

(http://resimag.com/p1/ded30679fc4.jpeg)
(Önüne, günümüzde bizde de bilinen, ancak epeyi az kullanılan ve Türkçe olmayan bâz (baz) sözünü ekleyin; baş maddeyi geçmedim o yüzden görünmüyor, ''bâz-ı haşîn''; bu ''baz'' Farsçadır ve bizim toğan/ (STM'nin aracı da bu addan, ancak Oğuzca'da ünlü sonrası bu g'nin yumuşaması gerektiğini bilmediklerinden yazımdan hareketle ''togan'' demişler, oysa özellikle Türk ürü(ng) başı* gibi ürü(ng) başlarda her dâim ''bilgi yükü'' kavramı ile ifâde edilen sözlerin bilgi yoğunluğu vardır; bu bir tür zihnî ön bilgidir ve kimi sözlerin, yazıda bire bir nasıl okunmaları gerektiği gösterilmese de (örneğin yardımcı imler ya da doğruca üsük/harf ile) nice okunmaları gerektiğini sizi bildirir. Günümüzde Arab asıllı ürü(ng) baş ile yazılı metinlerin okunmasında bu yüzden epeyi sıkıntı yaşanıyordur.) doğan dediğimiz alıcı kuştur.)

*Yad kişinin alphabet ve sâir dediğine bizim dilimizde ürü(ng) baş denir. ürü(ng) sözü ür (tohum, bk. üremek, üretmek, yâni çoğaltmak demektir) ile ö(ng) (renk demektir, renk/reng yine Farsça) sözlerinden oluşur; ''tohum/ana renk''. Ak renk için saygı, ululama, ulu tutma sözdür. Yazı ile kişi akardığı ve akarttığı (ak-ar-mak, günümüzde daha çok soyut değil, somut olan akarmak, yâni ağarmaktan bilindiktir, soyut anlamı ise ''kültürlenmektir'', 100.000 gönderisinde bu yüzden ''akarın'' dedim) için kısaca yazıya, yazı dizgesine ''ak baş'' demiş dedelerimiz. Bu gibi hususları bilmek her Türk üzerine millî bir vazifedir. Kültür olmadan kimlik olmaz. Çölde Dor ile 100.000'de bunlara dâir çok bilgi var. Alınız. Aldırınız ve veya armağan ediniz. Bu ulus ancak millî bir halk hareket(liğ)i ile kalkınabilir. Gerisi boş, ve gerisine (sıyâset ve sâir) bel bağlamak yalnızca hayalperestliktir ve bizi yok oluşa götürecektir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 22 Ocak 2019, Salı - 00:06
Dîvân'dan.

(http://resimag.com/p1/9dc04c775d1.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ocak 2019, Çarşamba - 21:10
Yüreklerimiz Uygur.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ocak 2019, Çarşamba - 21:18
Bu arada; Ozan Heyit'ten de hiçbir haber alamıyoruz. Çünkü Tabgaç, onu da alı koydu. Belki de şu an kendisi uçmaktadır; ve bunu dâhi, bilmiyoruz.

*

https://www.facebook.com/omer.kul.7/posts/10213634814801006

(http://resimag.com/p1/1b90cfe840c.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ocak 2019, Çarşamba - 22:52
Burhân'dan. Tam bir hâzîne, gerçek. İran Türkçesi'nden "Türkistan" dediği Asya (Çağatay) Türkçesine değin dâhi ınanılmaz pek çok şey anıyor. Bilgisi çok geniş ve çevre karındaşlara görmez kalmamış. Taradıkça göze açıkça ilişiyor. Bizim ağzı ise Türkî ya da Türkçe ifâdeleriyle anıyor. Çok şey anıp, ayrıntılı bilgi verdiği için (ör. emli şifâlı bitkilerin kullanışı gibi) söz kitabı sözlükten çok bir ansiklopedi. Seni rahmetle, ulu sevinç ve minnetle anıyorum beyim. Uçmakda şâd olasın.

Diç: Odun etmek sözünü bizimkiler -hâlâ- kullanır. Odunu yakabilmek için uygun hâle getirmek, anlamına. Etmek denmesinin nedeni etmek sözünün öz anlamı nedeniyledir. ''Uygun hâle getirmek, düzmek, düzetmek, işlek hâle getirmek, düzene sokmak, teşkîlâtlı kılmak'' ve gibi.

(http://resimag.com/p1/3ea78295ba6.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Ocak 2019, Çarşamba - 23:32
Elin oğlu niçin warhead demiştir bilmem, ancak buna tahrip başlığı ya da akla yatan benzer söz demek akla çok daha yatkın. Nitekim ilgili başlık bunun için var. Tahrip etmek, durdurmak, yok etmek için. Yoksa, değil o başlık, tüm yapı (füze, vs.) savaş için, savaşabilmek, düşmana karşı koyabilmek için; bir unsuru (örneğin yürütücü, gezdirici muharreki) olmadı mı diğerinin anlamı yok. Yâni, savaşmak, zarar vermek filan da yok. Akletmeden doğruca devşirme sûretiyle çevrilir, ithâl edilirse, olacak olan budur. Harp dediğimiz şey, savaştır; biz de savaşı, koca bir olguyu anlatır. Salt savaşta, muharebe yerinde bir düşman unsuru ya da unsurlarını tahrip etmek için görev gören bir nesneyi bu biçimde adlandırmak çok mantıksız. Biraz da anlayışla ilgili; nasıl bakıldığına bağlı. Yine de daha doğrusu böylesidir.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Ocak 2019, Cuma - 18:39
Bana imeceyi anımsattı. Yakın târihe dek, diri ulu bir tümen (halk) erdemi idi. Yok olmaya yüz tutmuş durumdadır. Bilgi Kaşgarlı'dan. Dilimizde l ile söz başlamaz; ancak bunun yad köklü bir söz olabilmesiyle birlikte, baştakı ünlü düşmüş bir sözümüz de olabilir. Bunun gibi sözler var. Örneğim ısıtma -> sıtma. ısıcak -> sıcak.

(http://resimag.com/p1/f5c846844f5.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Şubat 2019, Cumartesi - 16:15
Demin haberlerde gördüm. Aselsan'ın Alkar sınamaları bitirilmiş. Anlamı için ''bitirir, yok eder, bitirici, yok edici'' demişler.

Bilge Kağan şöyle der: ''iğidmiş kağanı(ng)ın sabın almatın yir sayu bardığ, koop anta alkıntığ arıltığ ...'', BK, Kuzey, 7. dize.

Seni beslemiş, doyurmuş, gözetmiş kağanının savını (sab = saw/sav; ata sözü, deyiş, mesel, mesaj, öğüt, ibretli söz, vs. gibi anlama gelir) almadan teğme yere vardın, (orada) kop/tümden alkındın, arıldın (yâni, bittin, tükendin; arıldın (temizlendin, arındın, yok oldun, ortadan kalktın)) ...

Bilgi: ğ geniz n yâni (ng) ile nöbetleşir; aynı biçimde Bilge Kağan birçok yerde ğ'li biçimi kullanırken, aynı sözün, bu biçim az geçer olmakla birlikte, geniz n'li biçimini de kullanır. Dolayısıyla bardığ dediği bardı(ng)'dır, günümüz ağzımızla bardın=vardın (gittin); alkıntığ = alkıntı(ng), yâni alkındın (tükendin, yok oldun, bittin). Geçen de dediğim gibi günümüzde de böyledir; ya(ng)ız, Aksaray; yağız, aynı.

Günümüzde eğitmek dediğimiz de bu iğidmek/iğitmek = beslemek, yetiştirmek sözünden olsa gerek.

Yine tükenmek eylem adından tükel diye bir söz de vardır; barça (varca) sözü gibi; tümü, hep(i)si, tamamı anlamlarında. teğme sözü de aynı. Birileri bunların ''tamamını (Arapça)'' bıraktı, abuk subuk, gereksiz yere ucûbe yat sözleri aldı.

Diç: Yaklaşık iki, iki buçuk yedi sonra yine olağanca buradayım.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Şubat 2019, Çarşamba - 17:02
Sonunda.

(http://resimag.com/p1/666f2bd4d7c.jpeg)

(http://resimag.com/p1/b9b351a9363.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Şubat 2019, Cuma - 16:47
Karşımızda herkesin bildiği, yat kişiye de geçen "yada" var. Sözlük Shaw'ın. 19. yüzyıl Kaşgar-Yarkend sözlüğüdür. İçinde madde başlarından artık olarak çok değerli açıklamalar da var. y sesinin ç, c'ye döndüğü bildik dönüşmedir. Ancak, benim daha çok Kıpçakça özellik bildiğim, Kaşgarlı'nın da öyle imlediği d->z (bkz. adak -> azak, 'ayak') dönüşmesi biraz ilginç. Uygurca için benim bilgimce pek olağan değil. Ancak, yine aynı sözlükte, Kaşgarlı'nın ırmak, üğüz anlamına verdiği tadgun sözü tazgun biçiminde. Shaw, Arap üsüklü yazımlar yanında Latinli de verdiği için, okumada yanlışlık da ihtimâl dışı. Dolayısıyla çaza taş, bildik yada taş.

(http://resimag.com/p1/239009307e9.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Şubat 2019, Salı - 22:24
biriye çogay yış tögültün yazı konayın tiser, törük bodun ölsikig.

anta ańıg kişi ança boşgurur ermiş:

ırak erser yablak agı birür yaguk erser edgü agı birür tip ança boşgurur ermiş.

bilig bilmez kişi ol sabıg alıp yagru barıp üküş kişi öltüg.

ol yergerü barsar törük bodun, ölteçi sen.

ötüken yer olurup arkış tirkiş ısar neŋ buŋug yok.

ötüken yış olursar beŋgü il tuta olurtaçı sen.

törük bodun, tokurgak sen.

açsık toksık ömez sen.

antagıŋın üçün igidmiş kaganıŋın sabın almatın yir sayu bardıg.

kop anta alkıntıg arıltıg.

anta kalmışı yir sayu kop toru ölü yorıyur ertig.

Güneyde Çoğay taygası (ve) Töğültün ovasına yerleşeyim dersen, Türk halkı öleceksin.

Orada kötü kişiler şöyle öğretir imiş:

Çin bir halk uzak ise kötü kumaş verir, yakın ise iyi kumaş verir, diye akıl verir imiş.

Câhil kişi bu söze aldanıp, (Çin'e) yakına varıp çok kişi öldünüz.

O yer(ler)e gidersen Türk halkı öleceksin.

Ötüken yerinde oturup kervan salarsan hiç sıkıntın olmaz.

Ötüken taygasında oturursan ebedî devlet sâhibi olarak oturursun.

Türk halkı sen tok gözlüsün.

Açlığı tokluğu düşünmezsin.

Böyle olduğun için (seni) doyuran kağanının sözlerini almadan (dinlemeden) her yere vardın.

Oralarda hep mahvoldun, tükendin.

Oralarda (sağ) kalmış olanlar her yere bite öle yürüyor idin(iz).

Bilge Kağan Bengi Taşı, Kuzey Yüzü, 5.-7. dizeler arasından.

Levent Kaya Usta, Bilge Yazıtlar, Kitap Otağı Yayınevi, 1. Basım, s.65.

Çekim öz belgeliğimizde bulunan Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi Albümü çalışmasından alınmıştır.

(http://resimag.com/p1/d18932cb440.jpeg)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Şubat 2019, Pazartesi - 21:55
oza kelmiş süsin köl tigin agıtıp toŋra bir oguş alpagu on erig tuŋa tigin yugınta egirip ölürtümiz.

Sür'atle gelmiş ordularını Köl Tiğin dağıtarak,Tongralardan bir öğür* yiğit on eri Tunga Tiğin'in yasında kuşatarak öldürdük.

Burada adı geçen ''tuŋa tiğin'' Kapgan Kağan'ın kendinden sonra tahta geçmesi beklenen oğludur. Ama daha babası hayattayken bir savaşta öldürülünce sırası kendisi kadar yetenekli olmadığı anlaşılan kardeşi Inal'a kalır. Çok yaygın olarak bilinen ''Alp Er Tuŋa'' şiirinin aslında bu tiğin için söylenmiş bir ağıt olduğunu düşünüyorum, ama gördüğümüze göre sonradan bu kahramanlık şiiri Şehnâme'de Afrasiyab olarak anılan kahramanla karıştırılmış.

Levent Kaya Usta, Bilge Yazıtlar, Kitap Otağı Yayınevi, 1. Basım, s. 54-55.

*Çalışmada anlanması için grup, yâni group sözü kullanılmıştır bu yerde. Ben burada, daha ileri öğretme ve özsindirmek amaçlı burada bu yöndemce davrandım.

Çekim Köli Çor'un bengi taşını gösterir. Prof. Dr. Osman Mert Hoca'nın Köli Çor Yazıtı ve Anıt Mezar Kompleksi adlı öz belgeliğimde bulunan çalışmasından aldım. Bilinmeyen bengi taşlarımızı göstermek amaçla kullandım.

(http://resimag.com/p1/74704c08857.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Şubat 2019, Çarşamba - 01:06
Bu https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/pb.104679653222884.-2207520000.1551218739./785765825114260/?type=3&theater gönderi altında yoğun bir bilgi fırtınası oldu. Okumanız hepinizin kuşkusuz yararına olacaktır. Birazcık da şaşırmaya hazır olabilirsiniz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Uygur - 04 Mart 2019, Pazartesi - 00:18

Yalnız yır değil sözü de yüreğe işliyor.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mart 2019, Pazartesi - 00:38

Yalnız yır değil sözü de yüreğe işliyor.

Adı gibi destan olmuş. Şaheser yaratmışlar.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mart 2019, Pazartesi - 01:27
Gözel Ozanım. Bu elin adı Hoy'dur.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 04 Mart 2019, Pazartesi - 01:32
Biz de Destan çokta anlatacak adam çok yok maalesef.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mart 2019, Pazartesi - 01:39
Biz de Destan çokta anlatacak adam çok yok maalesef.

Ne acı ki... Oysa kağ/kay, bin yılları aşan yüce bir gelenek. Gırtlaktan söyleme denen bu kağdır (günümüz Altaycasında kay) ve domuk (destan) anlatma geleneğinin bir parçası, bir yöntemidir. Köroğlu gibi günümüz ozanların bunu uzun süre kağlayabilmeleri, daha doğrusu böyle olması, buradan ileri. Yine Kırgızlarda Manasçılık, aynı görenek. Eles Tadykın; Altay'dır, onun da ağda (YouTube) olan bir bağatur üzerine kağı bir saatı aşkın. Bizde belli ki sonraları gırtlak işi düşmüş. Ancak kimi yerlerimizde kimi ninelerimizde hâlâ izleri var. Adı aklıma gelmedi şimdi, yukarıda bir yerlerde bir adamdan birkaç gönderi geçtim. Onun üyeliğinde var. Biraz sarışın, gözlüklü bir adam. Kendisi de yırlar. Türk Dünyası başlığında da ondan geçti idim. Bizim toprağı gezip bu yır ve kağ, küğ/ezgi öğreyiğin (culture) izlerini sürüyor. Umarım işinde çok başarılı olur.

Bizim Türkiye Türklüğü'nde artık neredeyse yok olmaya yüz tutmuş durumda "kağ". Şu an kesin yanıtım yok; ancak, bir biçim kurtaracağız inşallah.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mart 2019, Pazartesi - 01:41
Bu.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mart 2019, Pazartesi - 01:44
Bu bengi taş altlığı, çevresinde bulunan tümü değil bir kısım bediz* bir ihtimâle göre Bayan Çor Kağan'ın, Türk Törüsünün (hüküm, devlet) başına Aşına Ozmış Kağan'dan sonra geçen kağanın -dolayısıyla Ötüken Kır Uygur Uğuru- tözüne âit olup bu oruna sonradan taşınmış bir yerdedir. Bengi taşın durumu üzerine ileri bilgi verilmemiş; çalışmadakı bir bilgiye göre bir manastıra taşınmış. Çekimi öz belgeliğimizde bulunan Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi Albümü çalışmasından aldık.

Bu altlığa bakarken "gördüğümüzden" sevinç de duyuyor olsak da, herhâlde hâlden, ve de geçmişe öze duyulanlardan olsa gerek ince ve derin bir üzün (de) duyuyoruz. Kırık, terklenmiş ve de bengi taşı tözünde bulunmayan bir taş parçası olsa da, hattâ belki altlık bile tözünde bulunmuyor olabilir, bizim için baktığımızda herşeyin özetini gördüğümüzden en yüce anlama iyedir.

*bediz sözü, barka yapılan heykel, resim, boyama türünden her türlü işlemeye denir. bark sözü ile ise, türbe/mozole anlatılır. Bu gibi ileri bilgiler bir yörüğ (tefsir) olan Levent Usta'nın Kitap Otağı Yayınevi'nden çıkan Bilge Yazıtlar adlı çalışmasında vardır. Edininiz.

uğur; zaman, dönem, devir, saltanat gibi anlamlara (da) gelir.

töz sözü ise huzur, belgi (işâret, symbol) gibi anlamlara denk düşer. Bu bağlamca, sözümüzde olduğu gibi, bir ulunun katını, yâni "huzur"unu da imler. Günümüzde indinde, katında dışında 'huzurunda' dememiz, bu anlayış/gelenek nedeniyledir. Söz değişmiş, ancak öz değişmemiştir. Tonyukuk Dede'nin anıt alanında iseniz, onun tözünde oluyorsunuzdur. Moğolca ve yerine günümüzde kullandığımız ongun sözünün dilimizdeki karşılığıdır ve muhtemelen "kulağımın tözünde bağırma" dediğimiz sözde gördüğümüz "töz" de bu töz sözüdür. Bildik ongun için kutlu varlık imlenir bu sözle; irbiş (snow leopard; Bumın Kağan uğrunda töz böri değil, irbiştir) gibi [100.000 çalışmasına bakınız]. Kaşgarlı ayrıca el töz neteğ (el töz nite; nitelik sözü bu neteğ/ne teğ = ne asıl, ne gibi birleşik sözden gelir*), yâni 'el (halk, tümen) töz nasıl' gibi bir soruş sözünü aktarır, "el huzur (durumlar) nasıl". Bu söz için "kök, asl (asıl, Arapça)" anlamı doğruca, kök anlam olarak verildiği görülse de, pek yerince düşünce görülmemektedir. Kaşgarlı'nın verdiği "anığ tüpi tözi neteğ" sözünde görülen de yine bu olsa gerek; "onun dibi (soyu) ve ongunu nedir". İkilemeler umumiyetle aynı anlamı imlemezler; kara yağız gibi. Nitekim kara kara, yağız da yağızdır. Ancak, yakınlık olduğundan, böyle yapılıyordur. Dolayısıyla, belki sonraları başka anlamlar da düşünülmüş, bellenmiş olsa da sözün öz anlamı için "kök" çok doğru gözükmemektedir.

*Kimi ağızlarda bu teğ sözü day dey gibi biçimlere girip yaşamayı sürdürür. Bilge Kağan da bengi taşlarında bu sözü kullanır.

(http://resimag.com/p1/12b1379fa2b.jpeg)

https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/789066701450839/?type=3&theater

Bu bilgilendirme yüzünü de fb'nin var ise ize alıp destek olunuz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 04 Mart 2019, Pazartesi - 01:47
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mart 2019, Pazartesi - 02:00

Çok severim bu yırı... çok derin, ve üzünlü. Çok dokunur bana; her bir sözünü anlayamasam da. Rûhu yetiyor.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Mart 2019, Salı - 22:12
Gördüğünüz Uluğ Köli Çor'un, Bilge Kağan ile Köl Tiğin'in koşundaşı olan bir ulunun tözüdür. Ne acı ki barkından günümüze birkaç kırık, artıktan ayrık bir neme geriye kalmamıştır. Görülen bedizler vardır. Bengi taşı ep eyi on artık asırdır bozulmuş olsa da kendinden ve ettiklerinden bilgi edinebiliyoruz. 80 yaşına değmiş, pek çok savaş vermiş ve birinde yağısına inandığı değer ve devlet uğruna başına saldırıp düşmüştür. Bengi taşda dendiği gibi dirliği boyunca edgü be(ng)i körmiş, yâni iyi huzur-mutluluk => iyi günler görmüştür. Hem söz hem de diğer bengi taşlarda geçmemesi nedeniyle iyi dikkat çeken bir söz olarak bu bengi taşda, "hatırlanan bilgi" anlamına ödük sözü geçmektedir. Zaman anlamına gelen öd sözüyle ilgili olmalıdır.

Günümüzde antilop dense de, bu kutlu bengi taştan dilimizde bu diriye yeğer dendiğini öğreniyoruz. Bu canlıya böken de denir.

Ulu babamızı Türk Törüsü ve dolayısıyla adı ve öğreyiği yoluna yaptıkları adına içten duygularla anıyoruz. Gökte mutlu olasın.

Çekimleri öz belgeliğimizde bulunan Prof. Dr. Osman Mert Hoca'nın Köli Çor Yazıtı ve Anıt Mezar Kompleksi adlı çalışmasından aldık. Ağda olmamaları muhtemeldir. Üleşebilirsiniz. Böylece yayılıp bilinmesine katkı sağlamış olursunuz.

koşundaş, silâh arkadaşı demektir. İlgili söz için Tarama Sözlüğü'ne bakabilirsiniz.

https://www.facebook.com/leventkayausta/posts/790122141345295

(http://resimag.com/p1/1088cd51bce.jpeg)

(http://resimag.com/p1/47ca5f12f57.jpeg)

(http://resimag.com/p1/27321e27d33.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Mart 2019, Perşembe - 09:22
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 07 Mart 2019, Perşembe - 18:31
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 07 Mart 2019, Perşembe - 18:32
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Mart 2019, Perşembe - 20:25

Hey günler! Hey eski günler! Daha çocuk iken 12 13 14 yaşlarında özümüzde olan itkinin bizi itmesiyle eldeki olanaklar çapında araştırıp ilk denk geldiğimiz, kendimizi duyduğumuz ilk yırlar! Hey güzel anlamlı ilk günler! Yaşa yüce ırkım! Yaşa güzel ulusum! Yaşa, târihim!
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 07 Mart 2019, Perşembe - 22:02
toruk bukalı semiz bukalı ırakda bilser semiz buka toruk buka teyin bilmez ermiş teyin ança sakıntım.

anta kisre teŋri bilig bertük üçün özüm ük kagan kışdım.

Uzaktan semiz boğalarla zayıf boğaları bilmek gerekse, hangisinin semiz ya da zayıf olduğunu bilmez imiş diye öylece düşündüm.

Ondan sonra gökyüzü akıl verdiği için, onu (bizzat) ben kağan yaptım.

Çin yönetiminin geçtiği elli yıl boyunca birçok tiğin ayaklanmış olmasına karşın başarıya ulaşamamıştı. Hattâ adları Çin yazısıyla bize ulaştığı içün gerçek adlarını bilemediğimiz birkaç tiğin, yakalanarak îdam edilmişti. Dolayısıyla Bilge Tonyukuk ilk anda İlteriş'in başarılı olup olamayacağını karar veremediğini ama sonunda buna iknâ olup onu kendisinin kağan yaptığını anlatıyor. Burada geçen "uk2" parçacığının görevi kendinden önceki sözü vurgulamaktır. Yâni Bilge Tonyukuk, İlteriş'i bizzat kendisinin kağan yaptığını söylüyor. Bu çok güçlü ve önemli bir iddiâ. Yazıtın geri kalanında da göreceğimiz gibi Tonyukuk devlete yaptığı hizmetleri anlatırken sözü aslında bir anlamda "Bu devleti ben kurdum, ben yücelttim" demeye getirecek.

Levent​ Usta, Bilge Yazıtlar, Kitap Otağı Yayınevi​, 1. Basım, s. 100-101.

Bilge olan Tonyukuk Dedemizi bu vesileyle içten anıyoruz. Bodunu kılınç ile kılığına, doğası tadusuna uymaz diye Budizim'den koruyup geçit vermeyen de o idi.

Çekimi Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz Usta'nın (Kök)Türk Harfli Yazıtların İzinde adlı öz belgeliğimizde bulunan çalışmasından aldık. Gördüğünüz bir bitiğ bedizdir. Bitiği günümüzde ep eyi aşınmış, yok olmuş durumdadır. Kimi eski kayıtlarda yine az çok bütün hâlı görülebilmektedir. Bitiğ, bedizin kıyısından gitmektedir, çerçeve misâlı.

(http://resimag.com/p1/e042ad16412.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 08 Mart 2019, Cuma - 01:32
toruk bukalı semiz bukalı ırakda bilser semiz buka toruk buka teyin bilmez ermiş teyin ança sakıntım.

anta kisre teŋri bilig bertük üçün özüm ük kagan kışdım.

Uzaktan semiz boğalarla zayıf boğaları bilmek gerekse, hangisinin semiz ya da zayıf olduğunu bilmez imiş diye öylece düşündüm.

Ondan sonra gökyüzü akıl verdiği için, onu (bizzat) ben kağan yaptım.

Çin yönetiminin geçtiği elli yıl boyunca birçok tiğin ayaklanmış olmasına karşın başarıya ulaşamamıştı. Hattâ adları Çin yazısıyla bize ulaştığı içün gerçek adlarını bilemediğimiz birkaç tiğin, yakalanarak îdam edilmişti. Dolayısıyla Bilge Tonyukuk ilk anda İlteriş'in başarılı olup olamayacağını karar veremediğini ama sonunda buna iknâ olup onu kendisinin kağan yaptığını anlatıyor. Burada geçen "uk2" parçacığının görevi kendinden önceki sözü vurgulamaktır. Yâni Bilge Tonyukuk, İlteriş'i bizzat kendisinin kağan yaptığını söylüyor. Bu çok güçlü ve önemli bir iddiâ. Yazıtın geri kalanında da göreceğimiz gibi Tonyukuk devlete yaptığı hizmetleri anlatırken sözü aslında bir anlamda "Bu devleti ben kurdum, ben yücelttim" demeye getirecek.

Levent​ Usta, Bilge Yazıtlar, Kitap Otağı Yayınevi​, 1. Basım, s. 100-101.

Bilge olan Tonyukuk Dedemizi bu vesileyle içten anıyoruz. Bodunu kılınç ile kılığına, doğası tadusuna uymaz diye Budizim'den koruyup geçit vermeyen de o idi.

Çekimi Prof. Dr. Cengiz Alyılmaz Usta'nın (Kök)Türk Harfli Yazıtların İzinde adlı öz belgeliğimizde bulunan çalışmasından aldık. Gördüğünüz bir bitiğ bedizdir. Bitiği günümüzde ep eyi aşınmış, yok olmuş durumdadır. Kimi eski kayıtlarda yine az çok bütün hâlı görülebilmektedir. Bitiğ, bedizin kıyısından gitmektedir, çerçeve misâlı.

(http://resimag.com/p1/e042ad16412.jpeg)

İlgili sözler, birinci taş, batı yüz, 5.-6. dizelerde geçmektedir. Gönderide geçmeyi unutmuşum. Af ola.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 08 Mart 2019, Cuma - 23:53
Birinci Karabalgasun (günümüz Moğolcasıyla Harbalgas) Bengi Taşı başının yarık bir kısmı. Ötüken Kır Uygur uğruna âittir. Çekimleri öz belgeliğimizde bulunan Osman Mert Usta'nın Ötüken Uygur Dönemi Yazıtlarından Tes-Tariat-Şine Us çalışmasından aldık.

balgasun sözündeki bal- kısmı "kent" anlamına gelen balık (bal-ık, bkz. Bay Balık, Ordu Balık, Beş Balık, Toğu Balık gibi kentlerimiz/kent adlarımız, kimisi sonrakı uğurlarda da yaşamış ve balık sözünün yerini kent almıştır, Ordu Kent gibi) sözündeki bal- ile aynı olmalıdır. Yine bal-çık dediğimiz sözde de aynı durum, var olmalıdır. Nitekim Kaşkarlı'nın sözüne göre balık sözü (balk biçimini de verir) aynı anda "balçık, çamur" anlamına da gelir. Barkların (bar-ık* olmalı, bal- ile ilgisi olabilir belki, binâ anlamına gelir, bkz. Levent Kaya Usta'nın Kitap Otağı Yayınevi'den çıkan Bilge Yazıtlar çalışması), yapıların o uğurlarda hangi malzemelerden yapıldığını zihnimize getirir isek bu ilişik ep eyi anlam kazanır.

balgas sözünü ise yine Kaşkarlı Mahmud ulumuzun dîvânında verdiği bıçgas sözü ile karşılaştırabiliriz; ant, sözleşme gibi bir anlama gelir. Bunun bıçmak yâni biçmek eylem sözü ile ilgisi var. Gerçeği, işlerin asıllarını ilgilendiren konularda bizde kesmek (cezâ kesmek demek bu yüzden), yarmak (bkz. yargı, yargıç(ı)) vb. eylem sözleri kullanılır. Bunun, bir işin özüne gerçeğine ulaşmak için olguları "kesip, yarıp" içine aslına ulaşıp olayı anlamak, (ona göre) hüküm vermek gibi bir anlayışımızla ilgili olduğu, belki söylenebilir.

Yine kendisinin verdiği bıçığ sözü de aynı anlam kaplamına girer.

(http://resimag.com/p1/8e069928d5f.jpeg)

(http://resimag.com/p1/7477bc8ba81.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Mart 2019, Pazar - 05:01
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Mart 2019, Pazar - 09:51
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 10 Mart 2019, Pazar - 21:00
Gördüğünüz, özlük yazımızın kağıda da işlendiğinin birçok kanıttan birisi. Bu alanda elimize ulaşmış en yoğun yazma/eser, belki de Irk Bitiğ'dir. Fal Kitabı. Geçmiş Talat Tekin Usta'nın bu konudakı çalışması yol göstericidir.

Altta görülen yazma gerecine, yâni kaleme dilimizde üzük denir. Divit, yazma takımına da bitiğü denir. Klasik Türkçe'de yazmak için kullanılan bitimek eylem adından gelir. bitig diye yazılan, bizim ağza göre bitiğ diyeceğimiz yazıt, yazı, yazılı, mektup vb. anlamlarına kullanılan söz de buradan. Bilge Kağan diktirdiği bengi taşlar için aynı anda bitiğ taş da der.

Özellikle bu konularda Levent Kaya Usta'nın Çölde Dor adlı çalışmasında pek çok yerde bulunamayan çok ve de kültürel kimliğimizin parçası olup bizi beslemesi gereken bilgi vardır. Alıp okuyunuz beyler, hanımlar.

Çekimi, öz belgeliğimizde bulunan Cengiz Alyılmaz Usta'nın İpek Yolu Kavşağının Ölümsüzlük Eserleri çalışmasından aldık.

(http://resimag.com/p1/3b7645890f1.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Mart 2019, Pazartesi - 05:02
yöndermek (yön-der-mek), yön göstermek, yönlendirmek gibi anlamlara gelir. gös-ter-mek* (buradakı gös(-) kısmı, bildiğiniz köz -> göz'den gelir, köz aslî biçimdir) dediğimiz sözün kurumu ile aynı kuruma iyedir. Böylece, (daha) ekonomik olduğu gibi ayrıca uzaktan ya da sâir komuta etmek gibi kavramları da daha rahat karşılar. İlgili başlıkta bu yüzden ''uzaktan komutalı kule'' için yöndermeli kule dedim. Böylece daha doğru ve de güzel söz elde edilmiş oluyor, dile dolayısıyla düşünceye zenginlik de katılmış oluyor.

Dil, böyle bir şeydir. Başkaları dillerini çoktan yitirdikleri ve kendi dillerine dâir bizim aksimize pek bilgi veren malzeme, eser ellerinde bulundurmadıkları için (bkz. İnigilizler gibi) ölü dillerin söz hazînelerine baş vurmak zorunda kalır iken biz Türkler atalarımız nedeniyle bu konuda çok kutlu, tâlihliyiz. Bir şeye gerek duyduğunuzda nasıl açıp bakıyor, araştırıp ediniyor iseniz, düşünceleriniz için de dil gerekli malzeme olup bu gereği karşılamak için sözlüklere açıp bakarsınız. Uluslar, aynı tüm yaşamı boyunca yaşadığı, edindiği nemeler (bilgi, görgü, tecrübe, vs.) ile zenginleşen, biriken bir kişiye benzediği için, baştan sona dek tüm kazançlar ve tecrübeler, sizindir ve onlardan dilediğinizce yararlanıp işinizi görmek hakkınızdır ve aklı selim olan herkesin de işidir. Ve bir zamanlar iyi, değerli olan, iş gören, kısaca yaratılmış yaraştırılmış olan her hangi şey, hiçbir zaman da değerinden yitirmez. 1300 yıllık taş yazıtta geçen ve günümüzde de kullandığımız çöl, çorak, ev bark (eb bark), giyim (kedim), ve daha sayısız söz de bunun birer kanıtıdır. Dolayısıyla birileri bunun aksini iddiâ edecek olursa, biliniz ki beyinsizdir. Mal sizindir ve dilediğinizce kullanma tasarrufu, tapusu, yalnız ve yalnız sizin elinizdedir. Hele ki el âlem her tür malzeme ile işini görür iken Türk'e lâf etmek kimsenin haddine düşmez; Türk'e bile. Kendimize ıg gık etme ''hasletini'' çok fazlaca edindik; biraz başımızı kaldırıp dünyaya bakmak, bir de dönüp bizim kim olduğumuzu görme zamanı çatmıştır.

İlgili fiil ayrıca Mukaddimetü'l Edeb'in Şuster yulmasında (copy, nushat) geçiyor. İncelemek isteyenler Nuri YÜCE'nin TDK'dan çıkan çalışmasını edinebilirler.

*Buna bir diğer sözle körgüzmek de denir, körsetmek de denir; her ikisinde de kör sözü, günümüzde göz dediğimiz, bunun bir önceki biçimi olan köz sözünün babasıdır; tüm z'ler çok erken, arkaik bir r'den gelir. Oğur diye bilinen Türk toplulukları bu yüzden Oğuzlar gibi Oğuz adını taşıyan Türk topluluklarından başkası değildir. Muhtemelen bunlar da Oğuz zaaten. Aynı olgu yine gör-ünmek, gözükmek, görükmek (bu daha çok tümen (''halk'') dili, orta dilde pek işitmedim) gibi sözlerimizde de görülebiliyor; ya da, göz-lem-lenebiliyor. :) gözlem için gözdem de denir. Bu da közdemek/gözdemek yapısında gözlemek anlamına bir sözden gelir; krş. ündemek (seslemek), ya da, yine, gös-te-r-mek (göz-de-r; köz-de-r). közdemek gözlemek iken, közdermek gözlenmiş olanı imlemek, göstermektir. Gördüğünüz gibi tek bir olgu için tonlarca karşılık vardır. Bu saydıklarım dışında bunun için daha çok vardır. Ve bunlar yalnızca kör*/köz sözünden hareketle. Daha başka türlü olanları da var. Yine görmek, bakmak anlamına bir karamak eylem adı vardır; karak da göz yuvarı demektir. kara karak ''gözün renkli kısmı'', ürü(ng) karak ''göz akı, gözün akı'', üüt karak ''göz bebeği''; üüt, delik gibi anlama gelir. kara + kol formülünden oluşan karakol sözündeki 'kara' parçacığının da bu karamak eyleminden geldiğini düşünüyorum.

Benzer biçimde, ayrı köklerden gelen aynı/benzer anlamlı örnekler vermek gerekir ise:

yarcanmak.
üşenmek.
erinmek.
yüksünmek.
ağırlanmak.

Hepsi üşenmek, bir işi ağırlı bulmak ile ilgili. ermeğü de eringen, üşengen kişiyi anlatır.

yelmek. Yel sözü ile ilgili.
yüğürmek. Klasik Türkçe'de koşmak için kullanan.
çapmak.
sekirmek (seğirmek, seyirmek).
kovnuşmak.
kunuşmak.
eşmek (eşkinlemek). Dört nala gitmek.
Ve aklıma gelmeyen daha nicesi. eşkin ya da eşkinçi de ''atlı ulak/haberci'' demektir.

Hepsi ivlice, hızlıca deprenmek, koşmak ile ilgili eylem adları. Oysa günümüzde her ilgili iş için ''koşmak'' deriz. Fenâ azalmışız gerçekten. Bu saydıklarımın kimisi tümen dilinde hâlâ yaşıyor; ancak, ulularımızın dünyadan geçmesi ile birlikte, birçok şey de ölüyor, yitiyor; ölüp yok olacak da. Orta dil sözü ile anlattığım ''merkezî (İstanbul)'' dil ise, artık iyice çöplük olmaya başladı. Uyanık olalım. Birçok söz varlığımız da yazı diline hapsolunmakla birlikte, müdahale etmez isek, onlar da yavaş yavaş düşecek, dolayısıyla da bizler de usul usul azalacağızdır. Sonra oradan buradan devşirilenlere kalınacaktır. İşte bu yüzden, kültür ve medenîyet demek olan dilimize erklenmemiz gerekmektedir. Bunun biricik yolu da, kim ne derse desin, herkese ve herşeye karşın uygulamaktır. Mâlum, korkunun ecele faydası yok.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Mart 2019, Pazartesi - 05:39
Son gönderimi ep eyi besledim. Tekrar göz geçiriniz adaşlar.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Mart 2019, Pazartesi - 19:57
Güzel gönlünüze gelsin.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Mart 2019, Salı - 06:42
FB'da bir büyüğün soruşu üzerine sözlediğim söz. Öncesini ve neden olan gönderimi, buradan https://www.facebook.com/caneryerlik/posts/1200643423434455 okuyunuz.

''Dilimizde bu görevi görecek çok işlevli var. Bir yöntem, tamlama.

noktasal vuruş değil, nokta vuruşu. Ya da, noktalı vuruş.
yörüngesel (ne demekse?) hesaplar değil, yörünge hesapları.

Nitekim, benzer biçimde kalpsal hastalık da değil, kalp hastalığı ya da kalp rahatsızlığı diyoruz.

Benzer biçimde yine, Türkiye'ye gelip Türkçe'yi belli ki en iyi bir biçimde öğrenip ''Söz Kitabı''nı yazan İtalyan Bernardo da Parigi, 1665 yılında Roma'da basmalanan İtalyanca-Türkçe eserinde, günümüzde İngilizce yazımıyla naval yazılan İtalyanca biçim navale için bizim ''donanmalu'', yâni donanma-lı dediğimizi bildirir. naval, ''donanma, deniz gücü (navy; donanma, Bernardo o dönem İtalyancası'nı da navae biçiminde veriyor doğru anımsıyorsam) ile ilgili olan'' gibi bir anlama gelir ve örneğin ''naval'' olan dönerkanatlar (helicopter), olağan karalardan ayrılırlar ve naval diye adlanır, tanımlanır, nitelenirler. Bundan, dilimizde bunun için -lı/-li, -lu/-lü ekinin bunun için de kullanıldığını anlıyoruz. Yine ASELSAN'ın ürettiği Korkut Hava Savunma Kurması'nın da denizci türevi var ve bu da böylece Donanmalı Korkut ya da Korkut Donanmalı (Korkut-D) olur. Ben örneğin bilim''sel'' yerine, yâni scientific için hep 'bilimli' sözünü kullanırım; bilim ile olan, bilim ile ilgili olan, bilimden doğan vs..

Aynı durumu ''yerli'' girdisinde görürüz bu eserin. Hem yerdeş (hemşehirli, hemşeh(e)ri), hem sâbit (sâbit olan, yerde bek durandır), hem ''yer, toprak ile ilgili'', hem bildik yerli (/yerel) hem de başlangıç, kök (yerden çıktığı için) anlamlarına geldiğini bildirir. (Dilin gücü diye, buna denir. Tabi böyle olması için, o ulusun gelişmiş ve akıllı, akledebilen, iyi de benzetmeler kurabilmesi gerekmektedir. Biz yer üstünde pek çok ve de pek çok diğer kimi kadîm uluslardan çok kutlu, tâlihliyiz, ancak kendimize karşı çok umursamazız.)

Yine, bu tüm anlamları karşılamak için uymasa da kimisi için Mukaddimetü'l Edeb'in Şuster yulmasında (copy, nüshâ) geçen kurula sözü (''kuru olarak, kuru biçimde'') örnek olabilir. Bundan da yine, belirli yerler için bu yapının kullanılabileceğini anlıyorum.

Onun dışında, bizim dilimizde de bir -l eki yok değil; gözel (güzel, göz-el, göz ile ilgili, Azerbaycan'da hâlâ gözel denir, kimi soy adlarımızda da Gözel diye geçtiğini gördüm; ya da, arzulamak anlamında küsemek eylem adından geliyor da olabilir belki, küsel diye söz var çünkü, dönüşmüş olma ihtimâli vardır belki) kızıl, yaşıl (yeşil), sökel (hasta demek, sayru sözü gibi, hasta yine Türkçe değil), gibi; bunlar nitelek/sıfat. Ad olarak da var: kural (Kur'ân çevirişi, Karahan dönemi, nüfûz gibi bir anlamla verilmiş, günümüzdeki anlamı nereden nasıl bilmiyorum), söğül (sanırım söğüş sözü gibi kebap anlamına geliyor, tam aklımda değil, bakmam gerek, kebap Türkçe değil), kısıl (canyon (kanyon), Orkun Bengi Taşları'nda geçer), ınal (bir san adı olarak kullanılır, ınanmak/inanmak eylem adından, güvenilecek kişi gibi bir anlamı olsa gerek, sıfat olarak da duruyor), yine en bildiklerden oğul (''evlat, çocuk'' anlamına gelir, Karadeniz'de arıların üremesi, çoğalması için hâlâ 'oğul attı'' denir, ''erkek çocuk'' anlamına gelen söz 'urı'dır, kız ise yine kız, bu söz sonraları anlam daralması yaşamıştır; özgün anlamı nedeniyle de Karamanoğulları, Küpçüoğlu vs. denir, tüm sülâleyi anlatır, oğlan da oğ(u)lan, -n eki çokluk ekidir, ''çocuklar, evlatlar'' demektir esâsen, bu da diğeri gibi aynı süreci görmüş) vs. Daha sayılacak çok var. Bir diğeri siğil. Bir sıfat olarak yine sekül, sanırım atlar için kullanılıyor.

Ancak, bunların tam olarak hangi, ne gibi bir görevi görüp görmediğini, tam olarak nerede nasıl kullanılacağı, ve nerede de nasıl kullanılmayacağı belirlenmeden, bilinmeden, neyi karşılayıp karşılamadığını tam belirlemeden de bir şeyleri bayrak yapamayız.

O yüzden, -sal/-sel'i bir yana, Türkçe böylesi bir ek olduğunu bilsek de, bu konuda da ihtiyatlı olmakta yarar görüyorum. En azından kendi adıma şimdilik.''
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Mart 2019, Salı - 07:20
Bunun https://www.bilgicik.com/yazi/tartisilan-sal-sel-ekleri-uzerine/ üzerine yorumum.

''Doğru değil. Şöyle.

Herşeyden önce, aynı bir sözün yat yabancı köklü olup olmadığını anlamak için ilkin nerede, hangi dilde ve yine o dilde de ne sıklıkta geçtiğine bakmak gerektiği gibi, ekler için de aynısı geçerlidir (-stan (Türk-i-stan gibi) Farsça yurtluk bildiren ek gibi, bunun dilimizdeki karşılığı Türk İli/Eli'dir). Dilimizde, hiçbir biçimde, hiçbir yerde -sal ya da -sel ile kurulmuş bir söz yok. uysal sözünün olduğu doğru, varlığını ben de bir kaynakta gördüm hafızam beni yanıltmıyorsa. Ancak buradakı yapı uy-sal değil, olamaz da çünkü dilde böylesi bir ek yok. Olsa idi, hem tüm klasik ve sonrakı kaynaklarmızda, tüm eserlerimizde, ve de sayısız hadsız olan Türk ağızlarında varlığı saptanırdı. Yok. Yapı, güçlü ihtimal uy-sa-l. Benzer bir söz, okuma doğru ise, Alî Şîr Nevâî'nin bir eserinde kapsal olarak geçiyor (kap-sa-l). Kaşkarlı, kuşatmak, çevirmek anlamında bir kapsamak eylem sözünden söz eder. Bunun -sa- yapısı ile ilgisi var ve örneğin kişinin bir şeyi herhangi bir şey sayması, ya da öyle yapmak istemesi (canı çekmesi) durumlarında kullanılır:

er aşsadı: Erin canı aş çekti.
bağırsamak: Canı bağır (ciğer) çekmek.
ağırsımak ya da ağırsamak: Bir yiyeceğin ağırsıması, kötü olması, ağrık kokması ve yenmez duruma gelmesi.
görsemek (anam kullanır): Görmek istemek, birisini ya da bir şeyi görmeyi istemek, görmeyi canı çekmek. Kaşkarlı bunun aslî biçimini de anar: körsemek; körüğsemek de dendiğini ekler.

uysamak da, büyük ihtimal, uymak/uymayı istemek (bunu sevmek, yâni tüzün, yavaş (yumuşak, hâlim demektir) olmak), ardından gitmek, gibi anlamlardan gelip yukarıda örnekleriyle gösterdiğim -l ekinin getirilmesi sonucu oluşturulmuş bir sıfattır. kapsal sözü ise ad olarak verilip, kapsayan/kaplayan bir nesne, anlamında idi.

Yazıda anılan söz ise doğruca ar-sal diye verilmiş, işin ne yazık ki kolayına kaçılmış (muhtemelen ilgili kişinin çokça dil bilimi çalışmışı yok) ancak bunun da ar-sa-l olması yüksek ihtimal. kumsal sözü için ise kara+kol gibi kum+sal, iki sözün birleşmesi formülü getiriliyor. Bu bana da mantıklı gelir; kumsamak gibi bir söz olmaz.

Bunların dışında, hiçbir yerde, hiçbir biçimde böylesi bir ses yapısı, böylesi bir ek yok. Bu da ancak şu anlama gelir: Öyle bir ek hiçbir zaman kullanılmamış. Olsa idi, örneklerimiz bolca olurdu. Aynı -l örneklerinde olduğu gibi. Dolayısıyla, daha ne olup olmadığını tam çözmeden, yüz binlerce Türkçe söz içerisinde hiçbir somut veri ortada yok iken bu gibi bir iki söz üzerinden çıkarımlar yapmak, yazık ki işin erbabı olunmadığını göstermektir.

Ayrıca Kaşkarlı arsal maddesinde arsal saç: Kızıla çalan saç; demiş. Kumsal anlamını nereden almışlar bilemedim, kitap önümde.

Ek: Bu işi, yoksul gibi sözler ile de karıştırmamak gerekir. Buradakı da aynısı: yok-su-l. yoksu sözü, yok'un, yokluk'un bir tür saygı ifâdesidir. Bizim orta dilde (standart, merkezî dil, İstanbul) geçmese de, Uygurca'da var ve muhtemelen kimi tümen (halk) ağızlarımızda da varlığını sürdürüyordur. Benzer söz kurumunu tuysu (duysu, duygu demek) ya da yansı sözlerinde de görürüz. yoksul sözünde de güçlü ihtimal uysal, kapsal sözlerinde olduğu gibi l getirilip (yukarıdakı örneklerce), yeni söz kurulmuş.''
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 13 Mart 2019, Çarşamba - 00:08
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 13 Mart 2019, Çarşamba - 00:11
Moğol Rock  :)

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Mart 2019, Çarşamba - 01:25
Moğol Rock  :)


Bunların Wolf Totem adlı parçaları gâyet iyi. :)) Yeni çıktılar ortaya.

Hanggai adlı topluluğun ise The Rising Sun adlı parçasını severim.


Bunlar İç Moğol sanırsam. Diğeri Moğolistan kökenli.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Mart 2019, Çarşamba - 02:09
Levent Usta'nın çok büyük anlam taşıyan ve dikkat sunulması gereken bir açıklamasıdır.

Okuduktan sonra yaymayı da ihmal etmeyiniz değerli hanımlar, beyler.

*

“tonyukuk” adı üzerinden İç Asya alanında yapılmış çalışmalara bir yaklaşım

Erken dönem Türk kültürü ile ilgili çok değerli birkaç çalışma var ve bunların kaynak olarak sıkça kullanıldığını görüyoruz. Bu çalışmalar verdikleri somut bilgi açısından kuşkusuz çok yüksek değerde işler. Ama çalışmayı yapanlar çoğu zaman oradaki kültürü tanımayan kişiler oldukları için yaptıkları yorumlarda kendi içinde doğup büyüdükleri kültür ortamının çok etkisinde kalabiliyorlar. Bu da somut varlığı doğru anlasak bile ruhunu kaçırmamıza neden olabiliyor. Bu nedenle bu çalışmaların hemen hepsinin çok ciddi eleştiriye ihtiyacı var.

Burada yakın zamanda karşılaştığım bir örneği ele almak istiyorum. Birçok kişinin bu örneği kullandığını gördüm. Jean Paul Roux (hemen herkes bu adı Jan Pol Ruu diye okuyor ama Jan kadın adıdır; dolayısıyla bu adın doğru okunuşu Jon Pol Ruu biçiminde olmalıdır ve oradaki “n” de aslında genizden çok kayıp biçimde çıkar) kitabında “tonyukuk” adını açıklamış. Bu konuda “Tonyukuk giyiminde yağ artığı olan demektir. O zamanlarda giyimi kirli, pasaklı olmak cömertlik timsali sayıldığı için ona böyle ad vermişler” diyor.

Bilenler bilir; ilk dönem Türkologlar kariyerlerine Sinolog olarak başlamış, Çin’in kuzey komşularını çalışırken Türkolog olmuştur. Roux da belli ki Çince kaynaklar iyi okumuş; çünkü “tonyukuk” adının anlamı dönemin Çin kaynaklarında verilmiştir. Bu verilen anlam doğru olmakla birlikte açıklamasını doğru yapan pek olmadı. Ruslar oradaki “yuk” sözünün aslında yağ anlamında “yak” olması ve dolayısıyla adın aslının “tonyakık” ya da “tonyakuk” olması gerekirken, ünlü uyumundan dolayı “tonyukuk” biçimine dönüşmüş olabileceğini önerdiler. Oysa Türkçede ünlü uyumunun böyle bir etkisi olmaz, çünkü bu haliyle de o ad gayet ünlü uyumlu.

İşin doğrusu nasıl mı? Ad şöyle bir formülden oluşuyor: ton+yuk+uk.

“ton” ad sözü günümüzde Türk ağızlarında çok kullanılan ve donanmak eyleminin kökünde de gördüğümüz “giyim, giyecek” anlamına gelen bir söz. Bu bilgiyi birçok sözcükte bulabileceğiniz gibi günlük konuşmalarınıza bakmanız da yeterli olacaktır.
 
“yuk” ad sözü, aynı zamanda im adı (sıfat) olarak da kullanılabilir, yağlı kalıntı demektir. Kardeşim ve ben küçükken annem bize “tabağınızın yokunu ekmeğinizle sıyırıp yiyin” diye bunu “yok” biçiminde söylerdi. Kaşgarlı Mahmud da Divanının* “yuq” girdisinde “Kâsedeki yemek artığı; bulaşık. Söz uzatımıyla yuq yaq (ya da yaq yuq) biçiminde de kullanılır” der. Bunun altında da bir şeyin bir yere bulaşması anlamında “yuq-” eyleminin örnekleri görülebiliyor. Kaşgarlı’nın Divanı çok önemli bir eser olmasına karşın gereken ilgiyi görmediğini bu örnekten ölçebiliriz. Çözümü çok uzakta aramaya gerek yok.

“-uk” ise, eyleme gelen “-uk” ekiyle benzer bir işlev görmesine karşın, örneklerini “eşik” “törük” gibi az sayıda örnekte gördüğümüz, günümüz Türk ağızlarında kalmamış, ada gelerek yaklaşık “-lı” anlamı veren bir ektir. Evin eşiğinin kapının yanında olduğuna inanıldığı için “eşli, eşi olan” anlamında “eşik” denmiş. Bunun gibi “yukuk” yani yuku olan, yuklu, yağ artığı olan.

Bütün formülü birleştirince karşımıza “giyiminde yağ artığı olan (kişi)” anlamı çıkıyor. yukarıda Çince kaynağın adın anlamını doğru verdiğini söylemiştim, ama tabi Çince kaynak ayrıntılı çözümleme vermemiş. İşte burada Roux’nun yorum yaparken hataya düştüğü yere geliyoruz: Yağlı olmanın ne anlam ifade ettiğine.

Güzel bir örneği size de aktarmak istiyorum: Moğol Ulu Kağanlığı başkenti Harhorin’da “Erdene Zuu=Erdini (Mücevher) Zuu (Buddha inancındaki bir burkan adı)” adında bir manastır kompleksi vardır. Bu kompleks içindeki ana binanın önünde mermer iki ayak üzerine konmuş yine mermer bir levha vardır. Levhaya yakından bakarsanız, zor olsa da “ayet el-kürsî” okunabilir. Aşağı doğru buraya ziyarete gelen Halifelik elçilerinden söz edilir ve en sonda da taşın dikildiği tarih Hicret takvimi ile verilmiştir. Moğollar Arapça bilmez; dolayısıyla bu taşın önemli, kutsal olduğunu anladıkları için (başka biri bunu başka biçimde de yorumlayabilirdi) sonradan üzerine Moğolistan bayrağının uçkurluğuna yakın diliminde gördüğümüz “soyombo” denen şeklin hatlarını kazımışlar. Bu hatlar Arapça yazıdan biraz daha kalın olsa da yalnızca hat olarak geçtiği için ilk konan yazının okunmasına engel olmuyor. Bunun sonucunda bir manastır binası önünde mermer bir levhada okuyamasalar bile kutsal olduğunu anladıkları bir yazı, üzerine bir de soyombo işlendiğini görünce Moğollar taşın üstüne kat kat yağ sürmüşler. Tabi bekledikçe yağ yer yer kararmış da. İşte zaten yazının zor okunma nedeni de üstündeki bu kalın yağ katmanı.
 
Ama böylece kırın kam geleneğinde yaşayan insanlar onu kutsayıp yücelttiklerine inanıyorlar. Çünkü kır insanlarının evren algısında yağ hem baylık, hem de kutsallık simgesi olarak düşünülür. Bu yüzden de değer verdikleri bu tür nesnelere yağ sürerler. İşte bu algıyla gerçek adı Boyla Bağa Tarkan olan kişiye, giyiminde yağ artığı olan yüce(ltilmiş), kutlu kişi anlamında “tonyukuk” adı vermişler. Kısaca konunun “pasaklı olunca cömert sınıfına girme” ile hiçbir ilgisi yok.

Bu lafı çok uzattığım örnek Roux için de, Grousset için de Eliade için de, bu kültüre yabancı hemen herkesin eserleri için de geçerli. Bunu bilmeden bölgeyle ilgili yaptıkları yorumları öylece yaymak, İç Asyayı Akdeniz kültürüne benzetmek, kısaca Helenleştirmek olur. Buna Samileştirme ve Latinleştirmeyi de eklemek gerekir.

Unutmayalım, Tonyukuk çoktan öldü. O ne ve kim idiyse o idi, artık değiştirilemez. Dolayısıyla onu (ve tarihi diğer kişileri) kendimize benzeten kavramlarla yorumlamak yanlış olacaktır.

Mehmet Levent Kaya, 2016.10.06

Yazının kendisine buradan (https://www.facebook.com/notes/m-levent-kaya/tonyukuk-adı-üzerinden-iç-asya-alanında-yapılmış-çalışmalara-bir-yaklaşım/10154209939194900/) ulaşın.

(http://resimag.com/p1/7887cc61a7e.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Uygur - 13 Mart 2019, Çarşamba - 23:20
Çolası/uygun zamanı olan için dinlenilesi / izlenilesi bir video. Kaylama geleneği için güzel bilgiler de içeriyor.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mart 2019, Perşembe - 03:54
Tüzük: government, hükümet, törenin (devlet) düzenlemesi. Tüzmek (düzmek, düzenlemek) eyleminden. Düz, düzlük, düzgün, düzen, tüzüm (system, kurulu, belirli düzenli bir yapı (içinde olan neme)) gibi sözlerimiz bu eylemden gelir. öz tüzüklüğ (tüzüklü) yurt/el/il de, kendi kendini yöneten ülke/devlet demektir (authonomous).

Yordam: Yormak eyleminden; tümen dilinde el yordamı diye bir deyim de vardır. Türkiye Türkçesi'nde görülen yöntem (yöndem Azerbaycan Türkçesinde; kimileri nedense buna uydurma diyor; Türkçe hakkında ne biliyorsunuz ki?) sözü ile aynı kurumdadır. Buna klasik Türkçe'de yör- denir; bu kökten gelen yörüğ de tefsir gibi anlama gelir. yordam sözü böylece (iş görme) biçim(i), iyice düşünülmüş akıl, ayrıntılı(/tafsilatlı; krş. tefsir sözü) düşünülüp belirlenmiş yol -haritası- vs. gibi anlama gelir. erdem sözü de aynı kurumdadır. yöndem sözündeki yön ise hepimize bildiktir. Yine Mukaddimetü'l Edeb'in Şuster yulmasında yönsüz (uygun olmayan, erdem dışı, ahlâk dışı, güzel dışı, geçerlik/âdet dışı), yönlü (tersi), yönçe (yönce; ''uygun biçimde'') gibi sözler var. Yön sözünün böylece yan, taraf, cihet anlamı dışında ''uygunluk'' bildirdiği görülüyor dolayısıyla. Azerbaycan Türkçesi'ndeki yöndem sözünün anlamları da bu sonuncular ile örtüşüyor; bizdeki biraz daha anlam genişlemeli olsa da anlam kaplamına giriyor; dolayısyla taktik gibi anlam da verir. yönlü sözünü yollu (doğru yolda kişi, erdem ile donanmış kişi demek; Bilge Kağan âilesinden bir tiğinin (prense) adı da Yolluğ Tiğin'dir, kutu olan, yolu yönü açık olan demektir diyebiliriz) sözü ile krş.

Keneş, aslen geniz n'li Ke(ng)eş: parliament, meclis; danışılan ve ortaklaşa fikir, yol varılan, yol yordam (ikileme deyim; bu da size bildiktir) bulunan yer. Bu, bizim törü (''devlet'') töresinde, tüzük işinde hep var olagelmiş bir müessesedir; kimse kendi kafasına göre iş yap(a)maz. Buna sonrakı kaynaklarda otralık (oturmak eyleminden? Arapça meclis sözünün de oturmak ile ilgisi var doğru anımsıyorsam, belki buna benzetilerek sonrakı uğurlarda (zaman, çağ, dönem, devir) kurulmuş yeni söz olabilir, Mukaddimetü'l Edeb'de geçer; asıl geleneğimizde keneş denir) ya da kurağ da denir. Bu sonuncusu da daha sonrakı uğur. ke(ng), yâni gen (geniş) sözünden. keneşmek/geneşmek de danışmak, istişâre etmek. Bu müesseseye neden ke(ng)eş dendiği çıkarımlanıyor sanırım, açıklamama gerek yok.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mart 2019, Perşembe - 04:14
Tüzük: government, hükümet. Tüzmek (düzmek, düzenlemek) eyleminden. Düz, düzlük, düzgün, düzen, tüzüm (system, kurulu, belirli düzenli bir yapı (içinde olan neme)) gibi sözlerimiz bu eylemden gelir. öz tüzüklüğ (tüzüklü) yurt/el/il de, kendi kendini yöneten ülke/devlet demektir (authonomous).

Yordam: Yormak eyleminden; tümen dilinde el yordamı diye bir deyim de vardır. Türkiye Türkçesi'nde görülen yöntem (yöndem Azerbaycan Türkçesinde; kimileri nedense buna uydurma diyor; Türkçe hakkında ne biliyorsunuz ki?) sözü ile aynı kurumdadır. Buna klasik Türkçe'de yör- denir; bu kökten gelen yörüğ de tefsir gibi anlama gelir. yordam sözü böylece (iş görme) biçim(i), iyice düşünülmüş akıl, ayrıntılı(/tafsilatlı; krş. tefsir sözü) düşünülüp belirlenmiş yol -haritası- vs. gibi anlama gelir. erdem sözü de aynı kurumdadır. yöndem sözündeki yön ise hepimize bildiktir. Yine Mukaddimetü'l Edeb'in Şuster yulmasında yönsüz (uygun olmayan, erdem dışı, ahlâk dışı, güzel dışı, geçerlik/âdet dışı), yönlü (tersi), yönçe (yönce; ''uygun biçimde'') gibi sözler var. Yön sözünün böylece yan, taraf, cihet anlamı dışında ''uygunluk'' bildirdiği görülüyor dolayısıyla. Azerbaycan Türkçesi'ndeki yöndem sözünün anlamları da bu sonuncular ile örtüşüyor; bizdeki biraz daha anlam genişlemeli olsa da anlam kaplamına giriyor; dolayısyla taktik gibi anlam da verir. yönlü sözünü yollu (doğru yolda kişi, erdem ile donanmış kişi demek; Bilge Kağan âilesinden bir tiğinin (prense) adı da Yolluğ Tiğin'dir, kutu olan, yolu yönü açık olan demektir diyebiliriz) sözü ile krş.

Keneş, aslen geniz n'li Ke(ng)eş: parliament, meclis; danışılan ve ortaklaşa fikir, yol varılan, yol yordam (ikileme deyim; bu da size bildiktir) bulunan yer. Bu, bizim törü (''devlet'') töresinde, tüzük işinde hep var olagelmiş bir müessesedir; kimse kendi kafasına göre iş yap(a)maz. Buna sonrakı kaynaklarda otralık (oturmak eyleminden? Arapça meclis sözünün de oturmak ile ilgisi var doğru anımsıyorsam, belki buna benzetilerek sonrakı uğurlarda (zaman, çağ, dönem, devir) kurulmuş yeni söz olabilir, Mukaddimetü'l Edeb'de geçer; asıl geleneğimizde keneş denir) ya da kurağ da denir. Bu sonuncusu da daha sonrakı uğur. ke(ng), yâni gen (geniş) sözünden. keneşmek/geneşmek de danışmak, istişâre etmek. Bu müesseseye neden ke(ng)eş dendiği çıkarımlanıyor sanırım, açıklamama gerek yok.

Burada saydığım türden söz varlığı, bir dilin, bu yönce de bir ulusun en değerli, en göz bebeği örneğince koruması gerektiği malıdır. Bunları kimseye ve hiçbir şeye yem etmeyin. Özellikle ortalıkta adamım diye dolaşan kimliğimizi tahrip eden, salak sepelek konuşan, bilmeden bilen ama aslen hiçbir şey bilmeyen çok soytarı var; onlardan da sakının, dikkatli olun, yanılmayın, yazmayın (bk. yazık).
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mart 2019, Perşembe - 05:04
bilür kişi (bilir kişi): Mukaddimetü'l Edeb'in Moğolca-Çağatay Türkçe yulması. Bu, Şuster yulmasından (copy, nushat) daha sonrakı bir uğuru kapsar. Bu bildik bir gelenektir; önceki çalışmalardan yararlanıp, onların adından, tüzümünden düzeninden izleyip kendi dönemine uygun iş çıkarmak. (Birçok günümüz Türkiye Oğuz ağızlarında buna hâlâ bilür denir; dudak uyumuna uymasa da.)

akar su (hepimize bildik): Aynı kaynak; elbet başka yerlerde de tonlarca kez geçer.

Aynı biçimde, örneğin, hareketli, yâni mobile olan her hangi bir, her tür somut ya da soyut neme yürür olur. Uçak-savara uçak savar denmesi (savdığı için), roketatar örneği, aynı anlayışçadır. Benzer biçimde, örneğin, soğutan bir şey de, tutalım araç için su, soğutur su olur (Alm. Kühlwasser). Yerli, sâbit değil, hareketli olduğu yâni yürüdüğü için de her hangi bir araç da yürür olur. İlginç biçimde birileri bu toplumu kıt, küt, güdük hâle getirdi.

Çok işimiz var. Oysa ki hiç de zor değil. Üstelik de büyük bir güç; dili iyi bildiğinizi ve her tür işi, kavramı bilginizle aştığınızı düşünün. Başkasına gerek duymadan öz işini görebilmek yüce erdemdir; değil mi. Yoksa aklımız daha çok havalarda 'mobile' olacak. Bunu bir mobile diye söylemiyorum; son zamanlardır istilâcasına tonlarcası var.

Ayrıca günümüzde bilir kişi dememiz de yukarıdakı nedenledir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Shoryuken.M - 14 Mart 2019, Perşembe - 05:25
Çolası/uygun zamanı olan için dinlenilesi / izlenilesi bir video. Kaylama geleneği için güzel bilgiler de içeriyor.


Gerçekten çok güzel bir yayın olmuş. Öz Kültürümüzle ilgili böyle içeriklerin çoğalması dileğiyle.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mart 2019, Perşembe - 06:37
Ahmet Usta çok değerli bilgi vermiş. Kısa sürede çok dolu bilgi var. Seyrediniz dostlar.


Çolası/uygun zamanı olan için dinlenilesi / izlenilesi bir video. Kaylama geleneği için güzel bilgiler de içeriyor.


Gerçekten çok güzel bir yayın olmuş. Öz Kültürümüzle ilgili böyle içeriklerin çoğalması dileğiyle.

İnşallah üstadım.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mart 2019, Perşembe - 10:11
Son konumuzla uyuştuğu için, Levent Usta'nın öz bir sözünü geçiyorum.

*

"Irağu" "takşut"

Dünyanın bütün kültürleri gibi Türklerde de şiir kavramı, ilk başlarda ozanların çalgılarıyla tuttukları ritm ve melodi üzerine söyledikleri sözlerden oluşuyordu. Bu nedenle kabaca “modern” diye adlandırılan tür ortaya çıkıncaya kadar hepsinde yaklaşık benzer biçimde heceye benzer ölçü, uyak benzeri özellikler vardı.

Türkçe “(y)ır” sözü müzik için kullanılan. Buna eşlik için söylenen “koşuk/koşma” “yuğ” “sağu” gibi kavramlar işlenen konuyla ilgilidir ama gerçekte bu üç tür Türklerde şiir kültürünün kökeniyle ilgilidir.

Yazıya işlenen bu nazım ürünleriyle ilk olarak Turpan Uygurları döneminde karşılaşıyoruz. Bu dönemde, Budist kültürün etkisiyle Samgarıt dilinden “şlok” sözünün alındığını görüyoruz. Şlok genellikle dört sıradan oluşur (bu 2, 3, 4lü dizgelere “padak” deniyor), genellikle başta uyaklıdır ve din ya da din dışı konular işleyebilir. Bu şlok yazımı sonradan “şilük”e kadar Türkçeye uyum gösterecek değişimler geçirmiştir.

Yazılı nazım türü için Kaşgarlı Mahmut’un “takşut” dediğini görüyoruz. “ırağu takşut” deyimi genel olarak nazım türünü ifade etmek için kullanılır. Buradaki ırağu sözü “ır+a+gu” formülüyle oluşuyor ve şiir kavramını değil, harmoni, ahenk, insicam gibi şiirin yukarıda da değindiğim melodik yapısını işaret etmek amacıyla söyleniyor. takşut’un yalnız kullanıldığını çok görmedim; kullanıldığında ise şiirden çok nazım türünde yazılmış ürünleri kast ettiğini düşünüyorum.

Mehmet Levent KAYA

Melodi için küğ, günümüz Kazak ağzında küy, ya da ezgi denir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Mart 2019, Cuma - 02:52
''Kamu Türk'ün ortak kültür ve yaşayış nedeniyle ortak bir adla Törük/Türk diye çağrılması nedeniyle devletin de adını ilkin Türk koyan Bumın Kağan ve koşundaşlarının târihî seyir ve gerçekler doğrultusunda, dili ve coğrafyayı bilmesi nedeniyle de gerçekçi bis üslupla anlatan ilk eser: 100.000.

Adın böyle seçilmesine gelince, kır târihinin üç büyük olaylarından ikincisi olan Türk Kağanlığı'nın kuruluşu Bumın Kağan ve yakınları eliyle olduktan için, kağana 100.000 anlamına gelen, sayı adı ''bumın'' adı verilmiştir. Bunun bir alt binliği, hepimize bildik tümen sayı adıdır.

Bu eserde, geleneklerimizle, gerçek Türk kır kültür yaşamı ile ilgili birçok, belki de bu hâliyle hiçbir çalışmada bulamayacağınız pek çok bilgi bulacak, kültürel kimliğiniz pek çok açıdan beslenecektir. Atsız Bey'in romanlarında izlediği bir yöntem olarak yerli yerince Türkçe sözlerin kullanılışı bu eserde de güçlü izlenen bir seçim olduğundan, ayrıca dil bilginiz de artacak ve söz varlığınız genişleyip bu konuda geçmişe güzel bir seyir yapacaksınız.

Altayist ve dil bilimci olan M Levent Kaya Usta (-duvarından ve burada da Hakkında/Biyoğrafi bölmesinden ileri bilgi edinebilirsiniz-) pek çok Türk lehçesi, klasik Türkçe, klasik Moğolca, günümüz Moğolca ve Mançuca bildiği (üç ana Altay dili), bu üç târihten beri aynı kültür ile yaşayışı üleşenlerin dilini çok iyi bilmesi nedeniyle {dil kültürün aynasıdır} şiârınca onları ve bizi çok iyi tanıdığı, medenîyet coğrafyamızda uzun süreler bulunup orada da eğitim görüp ve hem de derin saha bilgileri edindiği için, Türklük Bilgisi alanında yurdumuzun önemli değerlerinden, önemli bilir kişilerindendir. Bu bilgi birikiminin yansımasını 100.000'de bulacağınız gibi yine yeni çıkmış olan ve bir yörüğ (tefsir) çalışması olan ''Bilge Yazıtlar - Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk'un Yazdırdığı Yazıtların Bölgenin Yaşam Biçimi Bağlamında Yörüğü'' çalışması da size ayrı büyük katkılar sağlayacaktır. Nitekim, bu çalışma, alanında topluma erir/açık olan çalışmalar arasında önemli bir özellik ile ayrılıyor: Adından da anlandığı gibi dedelerimizin sözlerini sizlere yalın çevirmekten başka (-yazıtların çevirileri de var-) o sözlerin dönemin/kır kültürünün içinde ne anlama, neye, hangi mantığa, düşünceye, inanışa, ... karşılık geldiğini sizlere veriyor, böylece, Türk kültürünü, bengi taşların yansıttığı ulu Türk öğreyiğini gözlerinizin önüne seriyor. Öz sözle Bilge Yazıtlar çalışması Bilge Kağan, Bilge Tonyukuk ile Köl Tiğin yazıtlarının günümüz Türkçesine bir çevirişi olmakla birlikte onların bir açıklanmasıdır da.

Her iki çalışma toplumumuzun Türklük ve Türk (kültürel) kimliği dâvâsı adına öğrenmesi gerektiği çok hayatî bilgiler içermekle birlikte her ikisinde de yanılmayacağınızı gönül rahatlığı ile têmin ediyoruz. Ayrıca, belki Bumın Kağan adı nedeniyle merâk etti iseniz; diğer sayı adlarımız da, örneğin million ve üstü gibi, yine 100.000 eserinde ihtivâ olunmaktadır.

Kitapları yakınınızdakı/size tanışık kırtasiyeci-kitapçınıza getirtebileceğiniz gibi, ağ üzerinden de (kitapyurdu, idefix gibi) edinebilirsiniz. İkincisi için, doğal olduğu üzre, ilgili yere üye olmanız gerekmektedir.

Bununla birlikte, bu bilgilendirme yüzünün Levent Usta ve çalışmaları hakkında bilgi veren ağda biricik bilgilendirme merkezi olduğunu da anmak ister, burada kimliğimiz hakkında türlü ve de kuşkuya yer yok ki gerçeklere, bulgulara, kaynaklara dayalı bilgi paylaşımı kıldığımızdan ötürü de sizleri çın gönülden bu merkezi ize almaya dâvet ederiz. Bugüne dek geçtiklerimiz bu konuda ölçüdür.

Son olarak, değerli büyüğümüzün yine aynı amaç ve kültür bakımından içerik ile yazılmış Çölde Dor, Ölüne gibi eserleri olmasıyla birlikte yurdumuzun ender Moğolca bilginlerinden olması nedeniyle uz biçimde Moğolca aslından çevirdiği, Kronik Kitap'tan çıkan (2. Basım) Moğolların Gizli Tarihçesi çeviriş çalışması da bulunmaktadır. Sonuncu çalışmada zengin dip açıklamalar olması nedeniyle ortak/kendi dilimiz ve kültürümüze dâir pek çok bilgi bulunmaktadır. Dileyenler, bunları da değerlendirebilir.

Sağ olunuz.''

https://www.facebook.com/leventkayausta/photos/a.106629843027865/795300547494121/?type=3&theater

(http://resimag.com/p1/35cdd080c9b.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Mart 2019, Cuma - 06:42
Kaşkarlı'nın divânından.

(http://resimag.com/p1/1d7e0fb68d8.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Mart 2019, Cuma - 11:38
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Mart 2019, Cuma - 21:51
Kadîm kentlerimize dâir söz edeceğimi evvelden söz eylemiştim.

''Kadîm kentimiz Kara Balgasun, diğer adıyla Ordu Balık, ya da, Han Balık.

Bu, sayısız kale kent, ya da Türkçesi ile korgan balıklardan yalnız biridir. korgan adı size Ordu'dan tanışık gelir. Bilge Kağan, bengi taşında Amgı Korgan diye bir başka kentten söz eder. balık sözü ise geçen de dediğimiz gibi bal-çık sözünde gördüğümüz bal- kökü ile ilgilidir.

ordu sözünün ise -aslî- olarak imlediği bir tür mâlikhâne/ (özel) ikâmet* yeri, oturma yeri olup kağanın orununu (location, mevkii; makam, taht, anlamlarına gelir) gösterir. Ordu Balık adı, bu yüzden verilmiştir ki, bu ad geleneği, sürüp Karahan uğurunda (çağ) da kağanın/xakanın baş kenti olan Kaşkar'da bulunan kağan kentinin adı, Kaşkarlı Mahmud'un divânındakı ifâdesi ile Ordu Kent olmuştur. Ayrıt şu ki, daha doğuda yer alan Türkler "balık" demeyi sürdürür iken daha batıdakı Karahan Türkleri kent demeye başlamıştır. Günümüzde bu kadîm yerimiz, Kaşkar, ise Çin eliyle Türklüğün izlerinin silinmesi adına tahribâta uğramaktadır.

Kağanlık sarayına/kağan (ulu) otağına ise örgin denir. örgimek ise saray/kağan otağı kurmak demektir. Bunu Ötüken Uygur uğurundan kalma, çok değerli ancak ne yazık ki kamu oyunda hiç de bilinmeyen bengi taşlardan biliyoruz. Günümüz Altaycada da saray için aynı ör- kökünden gelen bir söz kullanılmaktadır.

Bu yüzden ordu sözü özel bir oturma yerini, ikâmetgâhı gösterir iken, örgin sözünün doğruca sarayı, kağan otağını anlattığı rahatlıkla söylenebilir.

Temîm ibn Bahr'ın verdiği bilgi doğru ise Han Balık'ın 12 demir kapısı var imiş. Günümüz Han Balık kalıntısında böylesi bir yapıya dâir izler görünmemektedir. Dolayısıyla, kentin bir de böyle on iki demir kapılı bir dış suru da var olup, görünenden daha ulu imiş olabilir. Ona göre, iç (has, kağana özgü) kentin kişi başı kalaba, çarşıları ve türlü esnafı vardır.

Bu, içinde de yine kişi; sart (tüccar), esnaf vs. bulunmakla birlikte, gerçekten de daha çok korgan kenttir ve kimi balıkların adından da anlandığı gibi özlük, yâni kağan ve mâiyetine, yakın çevresine tahsis edilmiş bir kenttir. Nitekim asıl kent/yerleşim yeri, son çekimden anlanacağı gibi koca bir bölgeyi kapsar. Çekimdeki kuranakta (plan) görülen belirgin hatlı çizim/yapı, Han Balık'tır. Arta kalan kamunun, bodunun iç kent/ordu kent/kağan kent dışındakı yerleşim yerleridir. Bu muhteşem ve muazzam görüntüyü o günlerdeki gibi görmek, gerçekten, yüce bir bahtıyarlık olur idi.

Bu hâliyle, bu tek bir kentimizdir ve bunlardan sayısız vardır. Kendine özgü mimarîsiyle daha Hun uğurunda bu tür yapıların olduğunu Çin yıllıkların verdikleri bilgiden biliyoruz.

Çekimleri öz belgeliğimizde bulunan Osman Mert Usta'nın Ötüken Uygur Dönemi Yazıtlardan Tes-Tariat-Şine Us çalışmasından aldık.

Geçmişimiz ve yüce medenîyetimizin bilinmesi adına yayılması için paylaşmak bir sorumluluk olsun.

*Buna dilimizde turmak (durmak) eyleminden turuğlağ denir. Tarla sözü de aynı kurumda olan tarığlağ sözünden büzülmüştür. Bu eylemin ise dağıtmak, ekmek ile ilgisi vardır. Darı dediğimiz söz de bu sözdeki gövde olan tarığ sözünden gelir; umumî olarak tüm tahılı, yerine göre dar anlamda da darı vb. anlama gelir.''

https://www.facebook.com/leventkayausta/posts/795768377447338

(http://resimag.com/p1/ad1df6bd499.jpeg)

(http://resimag.com/p1/d2c6e20197c.jpeg)

(http://resimag.com/p1/b78416a4c39.jpeg)

(http://resimag.com/p1/aa6a4e89e33.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Mart 2019, Cumartesi - 08:47
Türklüğün ıduq, kutlu ulu orta yeri, adı işitilince denince buram buram binlerce yıllık Türk geçmişini târihini duyduran, Ötüken.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Mart 2019, Cumartesi - 09:11
Akla ilk gelen nedir? Elbette, halay vb.

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=2258062361141326&id=2256922824588613
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Uygur - 16 Mart 2019, Cumartesi - 10:33
Akla ilk gelen nedir? Elbette, halay vb.

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=2258062361141326&id=2256922824588613

Evet, hem halay hem de kimi tarikatlardaki zikir işi.
Dönmeli zikirin tarih öğretmenimce şaman geleneğinden geldiğini de işitmiş idim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Mart 2019, Cumartesi - 14:26
Gezici Füze, seyir füzesi: Cruise missile.
Görüş Ötesi: Stand-off.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Mart 2019, Pazar - 01:06
çalış, muharebe gibi anlama gelir. çalışçı da, güvenlik görevlisi, savaşçı anlamına gelir (bkz. İbn-ü Mühenna Sözlüğü). Aynı anda Selçük uğrunda çerinin öncü engimine de çalış denmiştir. Bunun ise dilimizde çokça başka adları da vardır. Osmanlı uğrunda aklıma bütün gelmeyen ö ile başlayan, ılgar (Moğolca dense de ilgerü (ileri) sözü ile ilgisi çok açık; ı'lı biçim olduğundan IlgAr oluyor, yAzIt gibi), yelme, yezekçi gibi sözler. Bu, eylemlik değil ad yapısında olan bir sözdür ve yağıyı yenmek anlamına bir çalmak eylem sözünden gelir.

combat sözü için bir çok çer zaman karşılık arandığını görüyorum. Karşılığı, bu. Ve de çok da güzel karşılık.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Mart 2019, Pazartesi - 01:52
Forum üye adları ile ilgili son duyuru sözlerimden birinde değineceğimi açıklamıştım. O yazı. Kirille verilen yazımlar Moğolca karşılıklar.

Bilgi: şad için -kimi ağza göre belli ki- çad da dendiğini, Orkun Bengi Taşlarından hemen sonra dikilen diğer Ulu Kağanlık Bengi Taşlarından anlıyoruz.

İkinci maddede anılan ''son Türk kağanı''dan kasıt, Türk törüsünü başlayan ve tüm kır obaları için belli ki pek uzun uğurdur ortak niteleyici kültürel ad kullanılan (-420 yıllı bir Pers kaynağında Türk adı geçiyormuş Ahmet T. Usta'ya göre; daha Çin yıllıklarında bile o dönem kayıtlı değildir-) Törük/Türk adını ilkin törü/hüküm adı yapan, bu yüzden bu ad kamu Türk'ü anlatıp kültürel bir ad olsa da devletçe (aynı anda) sıyâsî bir kullanımı (o dönemki sıyâsî erke bağlı olanları özelinde -dar anlamda- anlatması nedeniyle) da bulunması nedeniyle Sir boyu(ndan çıkan), Aşına soyundan/oğuşundan/hânedândan gelenlere bağlı bulunanları anlatması nedeniyle o uğurda da bu doğrultuda -yâni kültürel kullanışı dışında sıyâsî- kullanılıp, sıyâsî bir ayrımı göstermesidir. Bu yüzden yine Türk olan Uygur başı karşısındakını ''Türk kanı'' diye anlatmıştır. Yoksa Aşına oğuşu ve onlara bağlı olan ve de bağlı bulunup bağlılığını kesenlerin ardından gelen diğer ve de eskinin yeni (Uygurlara katılanlar) Türkler de ortak geçmişi özsindiklerini bengi taşlarda gösterdikleri gibi, sonrakı süreç ve asırlarda da Türk adını kullanmışlardır. Bu son bağlamca, Ahsen Batur'un 1200 Yıllık Sürgün adlı çalışmasında ''Türk'' adının atılıp kullanılmadığı savı yanlıştır ve dönemin belgelerini, kayıtlarını ne yazık ki bilmediğini göstermektedir. Oysa Turpan dönemi yazmaları geçelim, ki o dönemin en bildik, ünlü dil bilginlerimizden ve dilimize key ulu katkıları olan Şı(ng)ko Şeli Tutu(ng) ''türk uygur tilinçe'' yazdığını söyler, kos koca, dağ gibi dev adam Kaşkarlı Mahmud o koca, dev gibi şah eseri Divân'da kamu Türk'ten Türk diye söz eder iken özellikle Türk adını kendileri için daha da özel bir anlamda kullanır ve kendilerinin ölçün (standart) Türkçeyi kullandıklarını yazar. Bu, kabak gibi ortada iken bu tür zırvalar, kendisini Selenge Yayınları nedeniyle pek bir takdîr etsem de, nasıl edilir benim bu başımdakı aklım bunu almıyor. Bilesiniz istedim.

Ardından, yâni hepimizin ad babası, Türk adının muhtemelen bunca kamu Türk'e yayılıp da artık silinmez sonsuz, bengi ebedî bir mühür, bir ad olmasını sağlayan, hani diyordu ya Bilge Kağan ''atamızın kazandığı Türk adı sanı yok olmasın diye,'' gerçekten de yok olmadı ve kamu âleme yayıldı, Sir Boyu'nun Kutlu Aşına Soyu'ndan sonra Yağlakar boyundan inen bir oğuş/soy Türk törüsünü/hükmünü (''devlet''; sonuncu söz de bu anlamca kaynaklarda kayıtlıdır*) başlayacak, yönetecektir. Törü aynı törü, bodun aynı bodun, dil aynı dil, yer/coğrafya aynı yer, yaşayış biçimi ve inanç aynı yaşayış biçim ve inançdır. Tek değişen, tüzükdür (hükümet).

*Bunun için Bilge Kağan Bengi Taşında geçen ayuk (ay(t)mak'tan (ey(t)mek diye de Osmanlı uğrunda): söylemek; buyurmak, hükmetmek; kıyın/cezâ kesmek vs., olağan demek/söylemek/sözlemek/konuşmak'tan daha ileri bir türü anlatır) sözüne sonra değinirim. Böyle çok uzatmış olmayım.

Günümüzde pek çok yerde gördüğünüz noyan sözü ise, aslıyla doğru anımsıyorsam noyon, beğ (bey) sözümüzün Moğolca karşılığıdır. Bu konularda toplumda pek çok yanılgılar var. Benzer biçimde ''anda'' da Türkçe değildir; buna bizde adaş ya da Kaşkarlı'nın Oğuzca bildirdiği sağdıç sözleri vardır. Sonuncu söz günümüzde daha çok düğün işine gerilemiş, anlam kullanış alanı daralmıştır. Aynı yanılgılar bizim sözlerimizde de vardır. Her ne denli sonrakı uğur yazmalarında us sözünün akıl gibi anlama kullanıldığını görebiliyor isek de, bu sözün asıl anlattığı anlamı temyîz, doğru ile yanlışı bir birinden ayırt etme yetisidir. ''akıl'' için ukuş denir. ''Uslu dur'' sözünde bunu hâlâ görürüz, her ne denli ''akıllı dur'' da dense. ''Akıllı durmak'' sözünün üzerinde iyice düşünüldüğünde bunun pek bir anlamı olmadığı görülür; nitekim aklın ne olduğu ortadadır. Akıllı olunur/olunabilir, çünkü akıl, her kişi oğlunda var olan bir nemedir. Ancak tüzün (iyi kılıklı, huylu; yine tüzmek eyleminden; tüzünlük sözü de vardır) ve yavaş (hâlim, mülâyim demektir) olmak için, doğru ile yanlışı ayırt edip, doğru tavrı seçip us-lu durmanın anlamı vardır.

Bu açıklamalar pek çoğunuza belki biraz ''kafa karıştırıcı'' gelebilir. Ancak bir dilin en başta gücünü, ''akıl seviyesini'', yetmeliğini yetkinliğini, sonra da güzelliğini bu gibi hususlar belirler ve gösterir. O yüzden ''far fetched'' gözükse de bunlara dikkat etmemiz yararımıza ve daha güçlü, sağlıklı düşünceler, dilimizi ve geçmişimizi doğru anlamak için gereklidir.

*

Soyluluk Adları

(İdi) Kağan "(эзэн) хаан": Bozkır kavimlerinde en yaygın bilinen soyluluk adı bu "kağan." Ama Bilge Kağan'nın yazdırdığı taşlarda "baz kağan", "kırgız kağan", "türgiş kağan" gibi başka kağanlardan da söz ediliyor. Aynı zamanda bu diğer kağanların merkezdeki "idi kağan"a bağlı oldukları da bildiriliyor. Gelenekte "idi" sözünün hükümdar anlamında kullanıldığını görüyoruz.

Kan "хан": Kağan'dan bir küçük soyluluk adı. En son 1911de kurulan Moğol devletinde merkeze doğrudan bağlı dört “аймаг” yani ilin başındaki hükümdarlarına “han (хан)” deniyordu. Ayrıca Tez yazıtında Uygur kağanının, son Türk kağanı Ozmış’tan kağan değil de “ozmış kan” olarak söz etmesi ilginçtir. Demek ki artık kutu geri alınmış, yani siyasi gücünü nerdeyse tümüyle yitirmiş olan birine “kağan” demek istemiyorlardı.

İliğ: Bu sözcük de daha Hun devrinden beri anılan bir unvandır. Altun Yaruk’ta, kitabın kendinden “nom iliği” diye söz edilir. Mehmet Ölmez bu ifadeyi doktora çalışmasında “kitap hükümdarı” olarak anlamlandırmış. Ama "Aç Bars ve Tiğin" çadığında, ülkenin hükümdarından kimi yerde "iliğ beğ" kimi yerde "iliğ kan" diye söz edilmesinden, bu adın bir unvan değil, bir kağana bağlı olmayan, müstakil bir devlet başkanını gösterdiğini düşünüyorum.

Katun "хатан": Buraya kadar değindiğimiz unvan sahiplerinin eşlerine “katun” deniyor. Moğollar kendi erkleriyle hükümranlık yapan kadınlar için “хатан хаан” ifadesini kullanıyorlar. Aynı durumun Türkçe “katun kağan” olması gerekir.

Yabgu: Hun imparatorlarına atfedilen “yabgu” sözcüğü Çince “çan-yü” imlerinden türetilmeye çalışılmıştır. Ben bu “çan-yü” seslerinin “yabgu” sözünün nasıl türetildiğini anlamadım. Zaten yakın dönem Çinli akademisyenler de “çan-yü”nün yanlış okuma olduğunu, doğrusunun dönemin okunuşuna göre “çan-kan” olması gerektiğini açık sesle ifade etmeye başladıklarına göre, yine Çin kaynaklarında “kan” olarak gösterilen “kağan” ifadesiyle karşılaşmış oluruz. Dolayısıyla ben Hun hükümdarlarının unvanının “yabgu” olmayabileceğini düşünüyorum. Yine de yaygın bir kabule göre Hun dönemi hükümdarının kullandığı unvan "yabgu"dur.

Bunun dışında en yakın olarak içinden Selçuklu Hanedanını çıkaran bir Oğuz Yabguluğu biliyoruz. Buradan, bu unvanın kan'dan daha düşük müstakil devlet sahibi hükümdarlarca da kullanıldığını anlayabiliriz. Yalnız Selçuklu sonrası sanki bu unvan unutulmuş, kullanılmamış. Örneğin "melik" unvanı kullanmış Artuklu, Saltuklu gibi devletlerin bu geleneğe göre "yabgu" unvanı kullanması gerekebilirdi.

Türk imparatorluğu döneminde bu unvanla başka bir kullanımda karşılaşıyoruz. Gelenekte devlet doğu ve batı olarak iki yönetim birimine ayrılıyordu. Bunlardan kıdemli olan doğudaki yöneticiye "yabgu" unvanı veriliyordu. Bu göreve hep hanedandan bir tiğin atanıyordu. Bilge Kağan'ın sözlerinden "yabgu"nun Tölis boyunda oturduğunu anlıyoruz.

Tiğin "агь": Elimizdeki bilgiye göre Kağan hanedanından gelen bütün erkeklere “tiğin” denmekte idi. Bazıları bu sözcüğü “tigin”, yabguyu da “yabğu” diye yazma eğilimindedir. Türkçede bir kural olarak ünlüden sonra gelen “g”ler yumuşar. Benzer kuralla önünde ünlü olmayan “g” de yumuşamaz. O Arap dilinde olan bir özelliktir. Ve “g” değil “ğayn” harfi ile ilgilidir. Dolayısıyla da, Talat Tekin'in bence çok doğru biçimde yazdığı gibi bu sözcük “tiğin” okunmalıdır.

Şad: Türk idi kağanlığında batıdaki bölgenin başına atanan yöneticiye “şad” deniyordu. Yine Bilge Kağan'ın sözlerinden "şad"ın Tarduş boyunda oturduğunu anlıyoruz. Bir tiğin yabgu ya da şad görevine atanınca o ilgili görevinin unvanını kullanırdı. Bu unvanlardan biri olmadığına Köl Tiğin bu görevlere hiç atanmamış demektir.

Çor: Bu da yine tiğinlerin üstlendikleri göreve göre aldıkları yüksek bir makam adı.

Konçuy "гүнж": Katun’dan aşağıda saydığımız kimselerin eşlerine, ayrıca en başından beri saydığımız unvan sahiplerinin kızlarına “konçuy” deniyor. Daha sonraki dönemde aynı konum için Altun Yaruk’ta "terim”, Karahanlı zamanında ise “terken” sözcüğüyle de karşılaşıyoruz.

Buyruk "түшмэл": Orhun yazıtlarında geçiş sıklığı yüksek olan adlardan. Bunun, aşağıda Moğolca karşılığında da açıklayacağımız üzere yüksek makamlı amirler için kullanıldığını düşünüyorum. Ayrıca yine yazıtlarda geçen “seŋgün” sözcüğünün “general”e karşılık geldiğini düşünürsek, “buyruk” sözcüğünün bir rütbeden daha çok genel bir “amir” anlamına geldiği sonucuna varabiliriz.

Beğ "ноён": Tiğinden sonraki kalıtsal soyluluk unvanı. Çok yaygındır.

İlteber: Bu da “beğ” düzeyindeki kişilere verilen bir görev adı. Eyalet başındaki yüksek memurların taşıdığı anlaşılıyor.

Tudun: Yine “beğ”lere verilen bir görev adı. İllerde “vali” gibi olmalı. Tabi “ilteber” ve “tudun” maddelerinde değindiğimiz eyalet ve il yapıları bugün anladığımız gibi değil. İstatistikçilerin hesaplarına göre dünya nüfusunun 70 milyon, Türk devletinin de iki buçuk milyon olduğu tahmin edilen bir dönemde eyalet ve vilayetin bugünkü büyüklükte olmayacağını tahmin edebiliriz.

Erkin: Bu da “tudun”dan daha küçük bir memuriyet olarak çıkıyor karşımıza.

İ(i)şi "ноёгтой": Bu listede “beğ” özelliğindeki unvanların kadın karşılıklarına “işi/eşi/iişi” denir. Bugün buna, aşağı yukarı Türkçe konuşulan her yerde “hanım” denmektedir. Orhun yazıtlarında baştaki harfin yazılmamış olması nedeniyle Talat Tekin “eşi” diye okumuştur.

Baskak "дарга": Sanıyorum günümüz dilinde en iyi “müdür” sözcüğüyle eşleştirebileceğimiz sözcük. Bu müdür hem sivil, hem de askeri olabilir. 

Alp "алба" / Bağatur "баатар": Kahraman anlamında unvanlar. Günümüz Moğolcasında "алба" sözü daha çok "resmî (görevli)" anlamında da kullanılıyor. Ayrıca Tonyukuk yazıtındaki örnekte ve günümüz Moğolcasındaki kullanımdan, Alp "алба" sözünün zor anlamında kullanıldığını da görüyoruz.

Mehmet Levent KAYA.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Mart 2019, Pazartesi - 15:05
Çolası/uygun zamanı olan için dinlenilesi / izlenilesi bir video. Kaylama geleneği için güzel bilgiler de içeriyor.


Gerçekten çok güzel bir yayın olmuş. Öz Kültürümüzle ilgili böyle içeriklerin çoğalması dileğiyle.

Bugün bakıp bitirme fırsatı bulabildim. Demem o ki Akdeniz Bey çok aklı başında biri. Daha ilk dakikalarda ilgimden çok bilgi ve keskinliği ile sevgimi çekmeyi başardı. Ne konuştuğunu pek iyi biliyor. Öyle güzel bir çalışma olmuş ki, dil, geçmiş, kültür; hepsi içinde ve emîn olunuz bunun benzerleri çok az. Kesinlikle salık veriyorum. İki saat yirmi dakikada bitecek.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Mart 2019, Pazartesi - 16:30
Yüce zaferimiz dün gibi kutla bengi ebedî bezensin. Daha nice bin tümen yıl dönümlerine erelim.

Bu ak yolda canlarını hiçe sayan yüce ruhlar; hepinize teslim edeceğimiz emânet, bu çağda bizim üstümüze düşeni lâyıkıyla yapmaktır. Kara çıkarmayacağız.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Mart 2019, Pazartesi - 16:46
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Mart 2019, Salı - 05:57
"... bakmaya doyamadığınız mavi göklerin bin bir tonundayım..."

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Mart 2019, Salı - 06:52
inim köl tigin birle sözleşdimiz.

(Küçük erkek) Kardeşim Köl Tiğin ile konuşup anlaştık.

Yazıtta Köl Tiğin adı ilk kez burada geçiyor. İlk sözü "kül" gibi okuyup "ateşin közü" olarak anlamlandırma eğiliminde olanlar var. Kül sözü o dönem Türkçesinde olduğu gibi günümüz Türkçesinde de ateşin kızgın olan közü değil, sönmüş, boz renkli artığı anlamına gelir. O dönemde çiçek anlamında kullanıldığıyla ilgili bir gösterge yok. Diğer yandan Kaşgarlı Mahmud Divânında benzer bir adı "köl irkin" olarak okumak gerektiğini örnekliyor. O dönemde soyluların güç belgisi olarak dağ, deniz, gibi adlar alması bir gelenekti. Benzer biçimde bu tiğine de göl sözünün o dönem seslenimi olan "köl" adı verilmiş.

Köl Tiğin Bengi Taşı, doğu yüz 26. dizede geçen söz. M Levent KAYA Usta, Bilge Yazıtlar - Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk'un Yazdırdığı Yazıtların Bölgenin Yaşam Biçimi Bağlamında Yörüğü, Kitap Otağı Yayınevi, 1. Basım, s. 45.

Çekimi öz belgeliğimizde bulunan Cengiz ALYILMAZ Usta'nın Türk Harfli Yazıtların İzinde çalışmasından aldık.

Adın doğru bilgisinin yayılıp bilinmesi adına üleşmeyi görev bilelim.

Benzer biçimde yine ulu dil bilginimiz Kaşgarlı Mahmud, bilge maddesinde Uygur haanının (bir unvan) adını "Kö(ö)l Bilge Xaan" diye aktardıktan sonra, bu ad/unvan için " "aklı göl gibi" " açıklamasını yapar. Bu da bir diğer önemli, açık ve kesin dayanaktır.

Çin yıllıklarında unvanın ilk parçacığının "k'ueh" (ya da benzer (yazımla)) biçiminde geçmesi de, adın nasıl okunması gerektiğine/dilimizde nasıl okunmuş olduğuna dâir dayanak ve veya gösterge olamaz. Nitekim Çin dilinin "çepreşikliği" en bildik bir gerçeklik olduğu, "Enver" gibi bir adı bile "a-ni-va-er" biçiminde söylediği/yazdığı gibi, bu konularda en baş ölçü (hiç değilse ilkin) bizim kendi geleneğimiz, kendi geleneğimize bakmaktır. Bu bağlamda adın kül değil Köl Tiğin okunması gerektiği, zorlama ve çok derinlere inme gerektirmeyen bir uğraşdır.

(http://resimag.com/p1/5a4ce94a532.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Mart 2019, Salı - 07:55

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Mart 2019, Çarşamba - 07:23
nakl, Arapça, taşıma/aktarma demek. Kaşkarlı divânında kötürmek (götürmek) eyleminden bir kötürgü (götürgü) sözünü anar.

Kimi işlerin vaktı zamanında olmuş olması çok ilginç.

Araba, araba yükü, yüklemek (bk. charge) olguları ile ilgili cargo sözüne değinmeye ise hiç gerek yok.

(http://resimag.com/p1/87fd028dfe5.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Mart 2019, Çarşamba - 10:43
Uzun sürüm.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Mart 2019, Çarşamba - 13:14
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Mart 2019, Perşembe - 15:19
21 Mart ile ilgili gerçekler üzerine tüm gerekli -özet- bilgi.

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=1206454686186662&id=100004664263836&_rdr

Duvarım herkese açık. Girip okuyabilirsiniz.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Mart 2019, Pazar - 09:59
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Mart 2019, Pazartesi - 19:30
yeni sözünün aslı geniz n'li yaɳı'dır ve ''gün'' anlamına (da) gelir. Örneğin bengi taşlarımızda geçen yapıya örnek söz: it yılka yetinç ay on yaɳıka. İt yılı yedinci ay(ın) onuncu gününde.

Dolayısıyla günün gereklerine getirme (işi) için yenilendirme, yenileme gibi sözler uygundur. Sürecin kendisi de zaten bir yeni-lemedir.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Mart 2019, Pazartesi - 20:39
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Mart 2019, Salı - 11:16
En güzel armağan kitapdır. Bu değerli eserin şerefi ve yoldaşlık töresi üze. Sizlerin de ıştahını kabartayım.

(http://resimag.com/p1/c2054133f68.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Mart 2019, Salı - 17:30
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Mart 2019, Cumartesi - 20:27
İmzâmda da bundan beri görülebileceği üzre bilgi akışı bundan böyle yeni bilgileme yüzümüzden sürecektir. Dileyenler beğenip ize alabilirler, desteklerini verebilirler. Bugüne dek olduğu gibi aynı biçimde aynı gönderiler elbet bu başlığa da girilmeye devam edecektir.

https://www.facebook.com/binyiltumengun

''Seçilen Ad Üzerine

Ad, bengi* bildirir. Bengi yazıt ve de sonraki yazmalarımızda geçen sonsuzluk bildiren bir kalıp deyiş. Orkun bengi yazıtlarından hemen sonra dikilen kağanlık bengi yazıtlarında Türk kağanı "bin yıllık tümen** günlük (yani bengi, ebedî) bitiğimi yarattırdım," der. Sonraki dönem el yazmalarında (Turpan) da örneğin her hangi nesne, mal devri için bir tür devir veya vasiyet belgesi anlayabileceğimiz belge yazmalarında, "bu x malına bundan beri falanca bin yıl tümen güne [sonsuza] dek erkli (iye) olsun", türünden sözler vardır. Yine, "bin tümen yıla (dek)" deyişi de bu yazmalarımızda göze çarpar.

Buradan gelip getirip, kimliğimiz ocağımız bengi yaşasın şiâr ve anlayışınca yüzün adını böyle koyup kendimizi böyle tanıtma kararı biçtik.

Kutlu olsun.

*Sonsuzluk; söz hem ad hem sıfat olarak kullanılır. Bilgi için Kaşkarlı'nın divânına bakınız.

**"on bin". On binlik engime (unit) tümen değil, "kol" denir; tümen sayının adıdır. Binliğe "orta", yüzlük engime "yüzlü/-k", onluya da "onluk" denir.

Çekim, ilgili deyişin geçtiği ata taşı göstermek amacıyla öz belgeliğimizde bulunan Osman MERT Usta'nın Ötüken Uygur Dönemi Yazıtlarından Tes-Tariat-Şine Us çalışmasından alınmıştır. Türk Kağanı Bayan Çor'un bengi taşının birinci parçasının deyişin dokuzuncu dizede geçtiği doğu yüzünü gösterir. Taş, sınıktır.''

(http://resimag.com/p1/15fca267641.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Nisan 2019, Pazartesi - 14:01
ERTİ

Dilimizde "olmak" anlamı veren bir er- fiili vardır. Günümüzde buna i- (cevher fiil) diyoruz ve aslî anlamı unutulmuş gibidir, diyebiliriz. Bilge Kağan'dan için bir sözü ulu orta çok veciz söz imişçesine (burada imiş sözünün bu i cevher fiilinden geldiğine dikkat ediniz; birleşik "sözmüşçesine" dememiz gerekecekti) durmamaca dolaştırılır. Kısaca, "ilini (ülke ve üzerinde yaşayan kişi, halk) ve töreni (burada devlet anlamıyladır) kim bozabilir?" sözü. Bu, yanlış ve savsaklanmış bir aktarmadan başkası değildir. Bilge Kağan, "kim artatı udaçı ERTİ", der. Pek iyi, ne demektir bu? artat- bozdur-, mahvet-, ortadan kaldır- gibi anlama gelir; u- kudret eylemidir, yapabilmeyi, muktedir olmayı anlatır; bundan gelen "umak" sözü Arapça köklü kudret sözünün dilimizdeki karşılığıdır. -daçı takısı ise gelecek ve de süreklilik bildiren bir takıdır, yâni, udaçı sözü, kudretçi, yapabilici, gücü yetici gibi çevrilebilir. Bilge Kağan'ın "muktedir olamadık" için dediği söz de "umaduk" sözüdür ki, bu yapıyı günümüzde de koruruz; yapamadık, gidemek; tümen ("halk") dilinde ise bire bir: yapamaduk, gidemedük.

Peki, böylece, ne demek istedi, istiyor Bilge Kağan? Şunu: "... ilini ve devletini kim bozabilir İDİ?" Sözün tümüyle: "Üstte mavi gökyüzü basmasa, altta yağız yer delinmese, ey Türk halkı, senin ilini ve devletini kim bozmaya muktedir (olabilir) İDİ?"

Kısaca, çok kötü şeyler olmuş ve Bilge Kağan, veciz bir söz anmakta değil, kamu boduna, kamu kişiye hesap sormaktadır. O kötü şey ise; vatansızlıkdır, devletin ortadan kalkmış olmasıdır.

https://m.facebook.com/binyiltumengun/photos/a.367966850463602/368626170397670/?type=3&source=48&ref=opera_for_android_speed_dial

(http://resimag.com/p1/d5ac392eaa6.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Nisan 2019, Pazartesi - 21:41
Memleketten sıcak geldi. Bir parça vatan.

(http://resimag.com/p1/5507bd25a18.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Nisan 2019, Perşembe - 17:52
BEŊGÜ TAŞ

Günümüzde "yazıt" dediğimize özde ne dendiğine bakmakta büyük yarar var. Şöyle ki, ulu kağanlık yazıtlarından yola çıkacak olur isek, atamız Bilge Kağan, "beŋgü taş tokıtdım," der. Günümüzde bu söze bengü ya da bengi dememiz gerekecek. Yâni, "sonsuza duracak bir taş(ı) tokturdum* (vurdurdum)". Yine, söz sonradan türetme ise, günümüzde "yazıt" denmesine neden olan bitig/bitiğ de denir: "bu bitiğ bitiğme", "bu bitiği bitiyen"; bitimek, yazmak demektir ve klasik orta ya da klasik geçer dilde fiil için bu söz kullanılır. Yine beŋgü taş sözü ile benzer bitiğ taş dendiğini de öğreniyoruz: barkın bedizin bitiğ taşın biçin yılka...; "türbesini, süslemelerini heykellerini, bitiğ taşını biçin (maymun) yılda...".

Aşına tüzüğü (hükümet) sonrası Türk kağanı da, Bayan Çor, kısaca "bitiğimin belgümin yaratıttım," der: bitiğimi belgimi yarattırdım. Hattâ, Kem bengü taşlarına baktığımızda, kısaca "beŋgüsin tike berti," denildiğini, "bengüsünü diki verdi", de görüyoruz.

Pek iyi, bu bizim için niçin önemlidir? Çok önemlidir. Çünkü, uğurunda (devir) yaratılıp adı var olan bir nemenin öz adını kullanmak, yordam işi, yordama uymak olacağı gibi, hem o uğur, hem de nemenin ihtivâ ettiği anlam ve görkem ile daha güçlü bağ kurmamıza büyük yardımcıdır. Dilimiz, geçmişimize daha yalın götürücüdür, zihinde daha güçlü ve olumlu etki yaratıcıdır.

Bu bağlamda, bengü taşlar uğuru için "bengü taşlar uğuru/devri", bengü taşlara da bengü ya da bengi taş, ya da kısaca yazıt için/yerine bitiğ (taş) demek, daha doğru, hiç değilse çok daha güzel bir davranış olacaktır. Bilmeli ki, bir ulusun bu tür özel kaplama giren söz varlığı, onun öncü sözleridir ve onu, kimliğini, maddî ve manevî varlığını diğerlerinden ayrıca, üst perdeden yansıtır, temsil ederler. Diğerleri kendi sırasınca, benzetmede hatâ yok, toplar iken, bu sözler birer şâhîdir. Bu açıdan bu değerleri, bu yüce sözleri yüce kılan ardındaki anlamları kodlayan bu sözleri dilimize ve hafızâmıza, günümüz kültür ve hafızâ kimliğimize kazandırmakda, hiç bir sakınca ya da âfâkîlik olmaz.

Peki, bu beŋgü taş sözünün, aynı anlam denecek, "anıt" doğrultusunda ve de aslî geniz n'li Türkiye Türkçesi ağızlarında yaşadığını söylesek, bilir misiniz?

*Bakınız: tokmak sözü.

Çekim Bugat ya da Bugut denen bengü taşı gösterir.

https://m.facebook.com/binyiltumengun/photos/a.367966850463602/369982366928717/?type=3

(http://resimag.com/p1/7bc06d6b58e.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Nisan 2019, Cumartesi - 18:11
Güzel ve gerekli gelişme.

http://www.denizcilikdergisi.com/denizcilik-gundem-haberleri/milgemterde-ikinci-asama/
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 08 Nisan 2019, Pazartesi - 21:26
RUNİK Mİ?

Bir önceki yazımızda, yazıtlar dönemine yordama uyarak bengü ya da bengi taşlar dönemi, bengü taşa da yine birce demenin uygun davranış olacağı yönünde söz eylemiştik. Elbet, bu bir tercih, gönül işidir, ve fakat uygulanmasında yüce yarar vardır. Nedenlerine önceki yazımızda değindik.

Bundan başkaca ise, yanlış, yanılgı ve yordam dışı diyeceğimiz ayrı bir uygulama vardır. Şöyle ki, yazımız için "runik" denmektedir ve bu kötü uygulama öz bilim câmiamız içerisinde sürmektedir. Bu sözü açmakta yarar var.

İskandinav yazıtları bulunduğunda, bu yazıtların yazılmış olduğu yazı bilinmediği yâni giz(em)li olduğu için, Online Etymology Dictionary'ye göre Cermen köklü olan bir söze baş vurulmuş ve durumu anlatmak için giz, gizem; sihirli im vb. gibi anlam kaplamına iye "runa, rune" sözü kullanılmış ve bu kullanış zaman içinde yazılmışa oturmuştur. Gün gelip bizim bengi taşlar batılılarca bulunduğunda yazımızın üsükleri (harf) İskandinav yazı dizgesinin üyelerine benzetilip üstelik de bu benzetmeden ötürü bulucularca kendi atalarına âit yazıtlar sanıldığı için öz yazımız için de oradan getirip "runic", üsüklerine de runa, rune denmiştir.

Olayın arkası bu olmakla, öz yazımız bizim yazımız olduğu gibi, diğer deyişle tanımını bizim koymamız gerektiği, en azından kendi kullanış alanımızda öz bir kullanış sürmemiz gerektiği gibi, uzundur da çözülmüş bulunmakta, yâni giz (run) olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Sihir(li im) vb. ise zaten değildir. Hâl bu iken, Türkçeleştirip ya da daha doğru bir deyişle devşirip "runik" demek, çok yersiz ve de yanlış bir uygulamadır. Dışarıdan geleni yeğlemek, (özce) düşünmemek, üretmemek, hazırcılığa alışmak demektir. (Özellikle bir başka pencereren bakıp değinecek olur isek, son zamanlarda dilimizde bu kötü alışkanlık kendini daha da göstermekte, destination sözünden destinasyon, boarding card sözünden bording kart, penetration sözünden penetrasyon gibi sözler karşılığı her bir dünya dilinde bulunan sözler dahi umursamazlarca bünyemize sokulup şuursuzlarca da kullanılıp yaygınlaştırılmaktadır.) Durum bu iken ancak, bir çok akademik çalışmada (bile) bu uygulamanın sürdüğünü, öz devinimin öz düşüncenin olmadığını, yukarıda imlediğimiz gibi görebiliyoruz.

Bu durumu, Türkistan adını unutturmak için -bir çok diğer şeyi unutturmaya çalıştığı gibi- Rus'un "orta asya" kavramını bulup buna karşın benimsememize, devletin adı açıkça Türk olduğu hâlde Rusların kağanların unvanlarından hareketle türettikleri yapma ad "karahan"ı almamıza, Alman Willy Bang'ın olmadığı hâlde ulus, dil ve devlet/yurt adı olarak "göktürk" adını kullanması sonucu bizim de bilim câmiamızın benimsemesine ve yazılmışımıza kendi ellerimizle oturtmamıza benzetebiliriz. Bunlar, maalesef, acı örneklerdir ve ders çıkartılması gerekmektedir.

Olay öyle durumda ki, Alman (buraya dikkat) Türklük bilimcisi Marcel Erdal bu işi anlamış ve ilgili duruma karşı çıkarak, "Başkalarının runik, Orhon, Orhun veya Göktürk yazısı dedikleri, benim burada 'eski Türk yazısı' olarak niteleyeceğim yazı sistemi, Kırgızistan'da, Moğolistan'ın çeşitli yerlerinde, Güney Sibirya'nın Tuva, Hakasya, Altay Cumhuriyeti ve başka bölgelerinde bengü taşlara, kayalara ve bir takım nesnelere kazılmış ve çizilmiş yüzlerce yazıtta ortaya çıkmıştı; Orhon nehri kıyıları bu geniş Türk coğrafyasının önemli fakat çok küçük bir kısmını teşkil etmektedir. Kök Türk 'mavi Türk' terimi tartışma konusudur; ben bu tartışmaya katılmadan, yazının sadece büyük Türk imparatorluğu içinde değil, bunun dışında, öncesinde ve sonrasında da kullanıldığını hatırlatmak istiyorum. Yazıya "runik" demek ise tümüyle yanlıştır: Orta Çağ Cermen kabilelerinin kuzey Almanya'da, Danimarka'da, İsveç'in ve Norveç'in güneyinde ve İngiltere'nin doğusunda abidelere kazıdıkları yazıya Almanlar ve İskandinavyalılar -yazı artık okunamadığından- rune 'gizli işaret' derler. Eski Türk yazıtlarının dili daha belirlenmeden önce, Sibirya sürgünü Finliler ve İsveçliler, Sibirya'da buldukları, ilgilendikleri ve araştırdıkları yazıtların kendi ataları tarafından yazıldığını düşünürler, bu yüzden buradaki işaretler için de aynı terimi kullanırlar." demiştir (Eski Türk Yazısı Yazmaları ve Gramer Özellikleri, Berlin).

Sonuç şudur. Bu gibi tanım işleri hafife alınır değildir. Özellikle de "be(ng)ü taş" örneğinde olduğu gibi bir işin aslı durur iken. Pek iyi, uygunu nedir? Bu durumda yazının niteliği söz konusu olduğu için uygun bir söz gerektir. Bunun için ilk davranmamız gereken yer, kendi kaynaklarımız, kendi yazılmışımızdır (literature). Yazdırıcılar, yazıyı vurdurduklarından ("urturtum" = vurdurdum), dokutduklarından ("tokıtdım" = dokuttum) söz eder. Bildik olduğu üzere de yazı, taşa kazınmakta, oyulmakta, dönemin ağızıyla "urulmakta"/"tokınmakta" yâni vurulmakta/dokunmaktadır (bkz. tokmak). Buradan getirip vurma yazı, oyma yazı gibi bir tanım yapılabilir. Örneğin, "Türk vurma yazılı metinlerde (yâni kasıt bengü taşlar devri ve bengü taşlar metinleridir) x söz tanıklanmıştır.", denebilir. Bununla birlikte, yazımızın kağıda da işlendiğini, unutmamalı. Bu durumda da kısaca "kağıda yazılı Türk üsüklü/harfli metinler," gibi bir betimleme kullanılabilir ya da yakın hattâ aynı döneme girdiği (geçiş dönem denebilir sanıyoruz) için kağıda yazılı olanları (Irk Bitiğ gibi) da taş olanlara katıp tümden kamusuna "Türk yazılı metinler", "Türk üsüklü metinler" denebilir.

Ancak elimizdeki kağıtlı örnekler diğerine bakarak düşük oranda olduğu için genelleme yaparak oyma/vurma yazı demek, yine de bu tür bir kullanışın gerektiği yerde yerinde bir davranış görülebilir. Böylece, ilgili yazımızın nasıl işlendiğini dönemin ağızına uygun olarak, yansıtmış da olur, doğru bir tanım ile ne olduğunu gösterip, yordamca davranmış oluruz.

İşleri ne denli doğru yapar isek, o denli öze ulaşır ve düşünce de söz de mantıklı zemine oturur.

https://www.facebook.com/binyiltumengun/photos/a.367966850463602/371619583431662/?type=3&theater

(http://resimag.com/p1/eb774acada9.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Nisan 2019, Salı - 14:30
Geçen bir adaşımız kendi aramızda güzel bir söz etti: At Avrat Savunma. :D

Bu arkadaşlar da at avrat metal demişler. Bence de öyle. Demire hükmetmiş bodunun milletin elbet metale de hükmetmesi gerekir. Bu enerjiden yoksun kalmak olur mu?

Ancak şunu da demeliyim: hatun çizimi çok kötü. Türk hatunu, kadını öyle giyinmez. Bildiğiniz amazon ya da neydi şu kadının adı, o diziden çıkmışçasına.

Keçe yurt da değil; yurt vatan demek. Keçe ev.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Nisan 2019, Cuma - 19:56
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Nisan 2019, Pazar - 22:21
RUNİK Mİ? (2)

Bir önceki yazımızda öz yazı dizgemize "runik" demenin yanlışlığına değinmiş idik. Okumamışlarımız buradan erişebilir: https://m.facebook.com/binyiltumengun/photos/a.367966850463602/371619583431662/?type=3&source=54&ref=bookmarks

Bu aynı konuyla ilgili ikinci yazımızda, bir diğer ve daha da önemli açıdan olayı, dil bilimci Mehmet Levent KAYA'nın sarf ettiği sözleriyle ele almak istiyoruz.

*

"Târih boyunca dünyanın çeşitli yerlerinde ses özelliğine dayalı çeşitli yazı dizgeleri geliştirilmiştir. Bunlar yazılış kurallarına göre "alfabe, ebced, abugida, kana, ..." olarak adlandırılmıştır. Bozkır dönemi Türkçe yazıtlarda gördüğümüz dizge kısmen abugidaya, kısmen de kanaya benzemekle birlikte ikisi de değildir. Çünkü abugida dizgesinin yazımında bütün harfler "*a" biçiminde açık heceli olarak okunur, "e, i, o, u" sesleriyle okumak için üstlerine ayırıcı imler konur. Kana türünde ise bütün birimler zaten ayrı birer hece olarak kurulmuştur.

Türk yazı dizgesi ise genelde "a" ya da "e" ile okunmakla birlikte aslında söz içinde ünlülerin yazılıp yazılmayacağını belirleyen ikinci kural ise sözün ilk hecesindeki ünlüdür. Türk dilinin en önemli belirleyici özelliklerinden biri ünlü uyumudur. Küçük ünlü uyumu kimi ağızlarda sonradan gelişmişse de büyük ünlü uyumu bütün Türk ağızlarının belirleyici özelliğidir ve klasik Türk yazısı yazım kuralları da bu özelliğe göre belirlenmiştir. Bu yönüyle de abugida dizgelerinden ayrılık gösteriyor. İşte bu çok önemli temel özellik bile bu dizge için kaynak olarak Aramî dizgesini gösterenlere ağır bir meydan okuyor. Çünkü Aramî dizgesinin ebced olduğu çok iyi bilinen bir gerçektir. Aslında bu özelliğiyle bütün ünlüleri yazılan "runik" dizgelerden de ayrılıyor ama kimileri yine de görüntü olarak bu dizgeyi "runik" diye adlandırmayı sürdürüyor."

Mehmet Levent KAYA, Bilge Yazıtlar - Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk'un Yazdırdığı Yazıtların Bölgenin Yaşam Biçimi Bağlamında Yörüğü, Kitap Otağı Yayınevi, 1. Basım, s. 4-5.

Bilgi: yörüğ sözü, açıklama, tefsir gibi anlama gelir.

https://www.facebook.com/binyiltumengun/photos/a.367966850463602/374329866493967/?type=3&theater

(http://resimag.com/p1/17bd341bea0.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Nisan 2019, Perşembe - 17:03
ERTİN ÖKÜN

Bilge Kağan'ın diktiği yazıt taşlar küllî (universal), yâni tüm zamanlarımıza, günde-mize* dolayısıyla da günümüze seslenen sözler öğütlerle doludur. Gerçekten, bengidirler. Bengi içindirler. Sonsuzdur, sonsuzlukturlar. Bunlardan birisi, şu kısacık, ancak anlam dolu "ertin ökün" çağrısıdır.

Günümüzde, bu yazıt taşlardan bilim camiâmız başka, ne yazık ki herkes, ama istisnâsız herkes "işine" geleni görmekte ve onu yazmak, anlatmaktadır. Hattâ kimi kendin bilmez arsızlar da vardır ki, ap açık olmayan sözleri bile uydurmaktalar. Oysa, gerçeğe bağlı kalmak, her kişinin olması gereken vasfı iken, yalnızca iyi olan sözü söylemek ve kötü olana baş yorup ders çıkarmak istememek olabilir bir haslet değildir. Nitekim, bir çok zaman yeri geliyor, iyiden çok kötüye bakmak gerekiyor. Eksi, artıdan daha önemli oluyor. Çünkü giderilmeleri için onları bilmek gerektir.

Bu vesile ile çok kısa bu söz kümesine değinelim.

ert- (ertmek) eylemi geçmek ile ilgilidir. geçmek sözü gibi hem somut hem soyut anlamı vardır. Günümüzde daha çok "irtiş" denen ırmağın adı buradan gelir ve aslı, ulu dil bilginimiz Kaşkarlı'nın divânında girdiği gibi "ertiş"dir. Irmağın adına kısaca "geçiş, geçme işi" anlamına gelen bir söz kullanılmış. Muhtemelen çok işlek, geçilen bir ırmak olduğu için; belki kişi oğlınca, belki de hayvan oğlunca. Bilge Kağan ise bengisinde bu sözü soyut anlamıyla kullanıyor: (Yanılgılarından, yanlışlarından vaz) geç.

ökün- ise, aynı "ert-in" sözünün yapısı gibi, günümüzde örneğin "salın" yâni "kendi kendini sal" dememiz gibi "pişman ol" demektir (ökünmek). Yine Kaşkarlı'nın çok değerli ancak hak ettiği değeri görmeyen divânında geçer. Bu eylemden gelen ökünç sözü (krş. basınç, direnç, dayanç, vb.) ise yat köklü "pişmanlık" sözünün dilimizdeki karşılığıdır.

Buradan, Bilge Kağan Türk halkına şöyle seslemektedir: (Türk halkı, işlediğin yanlışlardan vaz) geç, pişman ol!

Peki neyden, niçin vaz geçecek, neden pişman olacak? Bunu başka bir zaman başka bir yazımızda açabiliriz. Düşündürmek için bu itiş, yeterli olsun. Gerçek şu ki, bu bengiler salt iyi ve parıldayan sözlerle dolu değildir. Acı, kötü, hattâ çok kötü yaşanmışlar, tecrübeler ve alınması gereken ders öğütlerle de doludur. Günümüze bile. Bilge Kağan'ın dediği gibi, bengi olan taşlardır.

*günde sözü, "her gün" anlamına kullanılan bir sözümüzdür.

(http://resimag.com/p1/8e9401b3ba8.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Nisan 2019, Cuma - 00:12
Açıklamayı okuyunuz adaşlar.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Nisan 2019, Cuma - 00:41
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 19 Nisan 2019, Cuma - 15:22
Ahmet Taşağıl Ustamız çok önemli bir konuya değinmiş.

Aydınlattığına şu bilgiyi de anabiliriz:

Ortadan kalkmış bir varlığın adından için, ortadan kalktık yaklaşık 200 yıl sonrası bir bengi taşda "temsilci gönderdiler" diye bilgi de geçemez. Nitekim, Bilge Kağan bengi taşında Avarları Apar diye anıp diğer devletler yanı sıra temsilci gönderdiklerini bildirir. Yine bu bilgi de bize kesinlik sunar. Çünkü, Apar adı, Roma'yı gösteren Purum adının hemen yanı başında geçtiği için aynı anda yönce sıralama da kılınmıştır, verilmiştir. Bu anlayışı bengi taşların benzer yerlerinde de görüyoruz.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Nisan 2019, Cumartesi - 19:21
Köl Tiğin'in bengi taşından, batı yüzünden harika bu ayrıntıyı biliyor muydunuz?

Çekimi öz belgeliğimizde bulunan TİKA'nın Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi Albümü adlı çalışmasından aldık.

(http://resimag.com/p1/3f46f2a8610.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Nisan 2019, Cumartesi - 20:47
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 21 Nisan 2019, Pazar - 14:06
Göz - Gez# - Arpacık.

#Bu söz de okçuluk geleneğinden; gezlemek = amaçlamak** (nişan (Farsça) almak). Parigi, 1665, Roma.

**amaç almak = aynı. amaç = hedef, vurulan yer. amaçlık yer = atıcılık edilen yer.

(http://resimag.com/p1/ff735b13c00.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 23 Nisan 2019, Salı - 15:23
SÜ BAŞI

altun yışda : oluruŋ tedi : sü başı : inel kagan : tarduş şad : barzun tedi :

Altun yış(ın)da oturun (konuşlanın) dedi. Sü Başı olarak İnel Kağan ile Tarduş Şad gitsin dedi.

Bilge Tonyukuk, Birinci Taş, Kuzey, yedinci dize. 732-734 araları.

Bu, "sü başı", yâni kumandan sözünün ilk geçtiği kaynak. Ardından 750 dolaylarında dikilen bir diğer bengi taşda karşımıza çıkar. Tarduş Şad söz edilen, o uğurda şad olan Bilge Kağan'dır. Kendisinin İnel Kağan ile birgelerindeki süye başçılık, sü baş(ı)lık kılması buyruluyor. Buyuran, sözü ilettiren, gönderen idi/ulu kağan olan Kapgan Kağan'dır. Buna belki neden, kendisinden önce uçup giden ağabeyi Tuŋa Tiğin dek yetmeli olmayan İnel Kağan'ın kendisi olabileceği gibi, ki Tonyukuk'un bunu yer sıkıntısı ve vurma güçlüğü olan taşda belirtmesinin bir anlamı olmalı, sü/görevlendirme yapısı, kağanı korumak da olabilir. Sonraları Bilge Kağan ile inisi Köl Tiğin işbu İnel ya da Inal Kağan'a karşı bir darbe gerçekleştirecek ve tüzüğün başına geçeceklerdir.

Tonyukuk'un aktardığı bu gerçeklikten ayrıca Bilge Kağan'ın yetmeliğini de anlayabiliriz.

Altun Yış, Altay Taygasıdır. O uğurda kamu dilde altın için altun denir. Günümüzde doğal ağızlarımızda da yine "altun" denir. Hattâ bir çok son ad da "altunsoy" ve benzeridir.

idi ise günümüzde iye dediğimiz söz. Hükümdâr, sâhip anlamına gelir. Böylece Çingis Kağan'da da gördüğümüz Ulu Kağan ya da İdi Kağan, en ulu kağan, baş kağan, kağanlar kağanı anlamına gelir.

Çekimi Talat Usta'nın Tonyukuk çalışmasından aldık; Simurg Yayınları, Ankara, 1994.

(http://resimag.com/p1/772d7cc4ec5.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Nisan 2019, Cumartesi - 19:59
YÜZ BAŞI / BİN BAŞI VE ÖTESİ

teŋride : bolmış : el etmiş : bilge kanım : içreki : bodunı : altmış : iç buyruk : başı ınançu : baga : tarkan ulug buyruk : tokuz : bolmış bilge : tay seŋün : tay [...] beş yüz : başı külüg oŋı : öz ınançu : beş yüz : başı : ulug öz : ınançu  uruŋu : yüz : başı : ulug uruŋu : tölis begler : oglı : bıŋ baş[ı] tölis külüg eren : tarduş begler : oglı bıŋ b[aşı] : tarduş : k[ülüg eren tarduş] [...] : ışbaras beş bıŋ : er : başı : alp ışbara seŋün yaglakar [.....................................] tokuz yüz : er : başı toykun : ulug : tarkan : bukug : bıŋa [......................]

Gökden* olmuş El Kurmuş Bilge Kanım'ın içkin halkı altmışdır. İç Buyruk Başı: Inançu Bağa Tarkan'dır. Ulu Buyruk Dokuz Olmuş Bilge Tay Sengün'dür. Tay [...] Beşyüz Başı Ünlü Ongı Öz Inançu'dur. (Yine diğer) Beşyüz Başı  Ulu Öz Inançu'dur. Urungu Yüzbaşı Ulu Urungu'dur. Tölis Beylerinin oğulları(ndan) Binbaşı (olanlar). (Yine) Tölis'in ünlü erleri. Tarduş Beylerinin oğulları(ndan) Binbaşı (olanlar). (Yine) Tarduş'un ünlü erleri. Tarduş [...] Işbaralar. Beşbin (Er) Başı Alp Işbara Sengün Yağlakar'dır. [....................................] Dokuzyüz (Er) Başı Toykun Ulu Tarkan Buku(ğ)'dur(?). Bınga [.......................]

El Etmiş Bilge Kağan Bengi Taşı (Tariat), Batı Yüzü, 6.-8. Dizeler. [...] aşınmış yerleri, nokta sayısı ise oranı gösterir. El/İl sözü ülke ve üzerindeki halkı anlatan bir söz olmakla birlikte bu gibi yerlerde daha çok devlet olgusunu/mekanizmasını, yâni kurulan, varlığı bulunan tüzüğü (=hükümet) gösterir. Çünkü herkesin yaşadığı bulunduğu ve ''tuvgan/doğgan elim'' dediği bir yurdu, öz yurdu vardır zaten. İtmek/etmek ise yalnızca yapmağı göstermez; günümüzde odunu yanacak yararlı biçime sokmak işine de bu yüzden ''odun etmek'' denir (halk ağzı). Kısaca bir işe olguya biçim vermek, düzene komak. Devleti anlatan söz ise ''törü'' sözüdür: törük ili törüsi; Türk ili (ve) devleti, yahut, ikileme olmasından ötürü doğruca Türk memleketi (mâlik olunan(/bulunan) yer)/devleti; Türk buyrultusunun geçtiği yer.

Bu yüzün ilk dizesinde ise, teŋride bolmış el etmiş bilge kagan diye, kağanın (görev) sanı El Etmiş Bilge Kağan diye geçer. Mehmet Levent KAYA Ustamızın aktarma yoluyla geçtiği bir bilgiye göre, kağana kan demek olur, ancak kağandan bir basamak altta olan kana kağan denmez. İşbu gerçekliğin çok güzel bir örneğini bu bengi taşın bu yüzünde görebiliyoruz.

Aşına âilesinden gelen sondan bir önceki kağan olan Ozmış Kağana kısa süre sonra El Etmiş Bilge Kağan sanıyla törünün başına geçecek olan bu kağanın bengi taşında bu olayları anlatır iken ondan Ozmış Kan diye söz etmesi de, yine aynı olguyu, kan sanının kağandan küçük olduğu gerçeğini gösterir. Levent Ustanın söylediği gibi belli ki kutu alınmış düşünülen, işleri düz yürütemediği ınanılan, artık istenmeyen, değişmesi gerektiği ınanılan kağana kağan demek istemiyorlardı. Çünkü o sıralarda epey hareketlik dönüyor, çarpışılıyor, kısaca tam bir savaş ve yeni tüzük, yeni düzen kurma ortamında bulunuluyordu. Dolayısıyla mevcut olan kabul edilmiyordu. Yine bu gerçeklik de, hem aynı bengi taş(lar)da ve hattâ kimisinde (Ongi Bengi Taşı gibi) doğruca aynı dizelerde geçmesi nedeniyle kan ya da kaan, sonraları haan sözünün kağan sözünden büzülme olmadığını, ikisinin ayrı olduğunu bir kez daha gösterir. Nitekim Kaşkarlı'da da Ka(a)n ve Xa(a)n yanı sıra Xakan (Hakan) da geçmektedir.

Dokuz sayısı bizde uğurludur; bu yüzden bizde dokuz ayaklı (''başlı'' değil) ak tuğ geleneği vardır ve Kaşkarlı'nın divânında andığı gibi kağanlar, nice yüce olurlarsa olsunlar, dokuzdan art-ık tuğ çıkarmazlar. Günümüzde dokuz doğurmak vb. deyişler de bu ınanış, gelenekle ilgilidir. Buradakı ulu buyrukun görev sanının Tokuz Bolmış yâni Dokuz Olmuş diye başlaması bu gelenekle ilgili olmalıdır. Nitekim san (unvan) ya da kur (rütbe, basamak; yukarıda kullandığımız kuram sözü de bu kur sözü ile ilgilidir) değil, törü kuramında, süde ne tür bir kişi olduğunu, ne tür bir kaplama girdiğini gösterir bir ad olan ''(ulu) buyruk'' sıfatını taşıması, buyruklukda baş yâni en ulu orunda (makam, mevki; yer/location) bulunduğunu anlatır. Bu yüzden, ilgili gelenek, anlayış açısından yine doruk, en yücelik gösterir dokuz sayısı kullanılmış ve böylece yüceltilmek istenmiş olabilir. Bir diğer önemli ayrıntı ise, Ulu Buyruk'un sengün, yâni general olması. Buradan da sözü ettiğimiz ayrımı anlamak mümkün. Böylece, ne olduğunu anlatır ad: Ulu Buyruk. (Görev) San(ı): Tokuz Bolmış Bilge Tay (=Büyük) Sengün. Kuru: Büyük Sengün. Yâni Büyük General. Böyle dendiğine göre, yine kuru da sanda gösterilmiş denebilir. Günümüzdeki kurlarla karşılaması olur mu, bilmiyoruz. Bu sengün kurlarının da daha ayrıntısı, açılması, altı üstü var denebilir. Büyük Sengün ile ayrıca Sengün (bkz. Bilge Kağan Bengi Taşı) denmesinden en azından iki ayrımı, iki basamağı bilmiş oluyoruz.

Bundan şunu çıkarımlıyor, çözümlüyoruz: Çok buyruk vardır ya da olabilir ancak bunların kurları değişkendir. Belli ki, bir urungu da örneğin yüzbaşı iken, ağır ihtimaldır ki ikiyüz başı ya da başka bir kuru da taşıyabilir. Ulu Buyruk, en yüce/baş buyruk ise belli ki en yüksek kuru taşıyandır: Büyük Sengün. Bunu hem buyruk sözünün ''uluğ'' ile, hem de sengün sözünün ise ''tay'' ile nitelenmesinden anlıyoruz. Ayr. bkbz.: https://www.facebook.com/notes/m-levent-kaya/soyluluk-adları/10152910421869900/

kü(ü)lüğ sözü ise ünlü, adlı sanlı, şan şöhretli gibi anlama gelir. Bu san öbekleri içinde de ilgili ileri gelenlerin bildik tanıdık kişiler olmasından ötürü mü yoksa başka nedenden mi kullanıldığı konusu çok açık görünmüyor gibi. Biz yine sözün bildik anlamını geçtik. Kağan, vurdurduğu bengi taşda bu ileri gelenleri öğmek onları anmak göstermek istediğinden, ''adı sanı var'' demek istemiş, böylece de kü(ü)lüğ/kü(ü)lü yâni ünlü demiş olabilir.

uruŋu sözü ise ur- yâni (v)ur- eyleminden getirilip umumiyetle ''savaşçı'' diye gösterilir. Ancak biz bu dizeden bu sözün olağan savaşçıdan çok başka bir tür konumu gösterebileceğini düşünüyoruz. Belki özel bir takım başka görevi üstlendiğinden bunu göstermek için kullanılmış ayrı/özel bir söz olabilir. Ardından yüzbaşı olduğu denmesi de bunu imliyor olabilir. Bu sözü özellikle ileri gelenler için dikilmiş Kem bengi taşlarında geçen adlarda görüyoruz. Bilge Tonyukuk da bizzat kendisinin yağı (düşman; kimi yerde ''savaş'' anlamı da verdiği görülüyor) sözünden gelen kağanın yağıçısı olduğunu bildirir ki, bu da anlam olarak bir tür ''urungu'' gibi söz olmakla birlikte Tonyukuk'un kendisi için bunu üstlenmesi bu sözün, en azından bu ilgili kullanımlarda, özel bir tür savaşçı tanımını imlediği rahatlıkla denebilir.

En son kertede, yüzbaşı, binbaşı değil, benzer biçimde gerek olması üzere beşyüz başı, yediyüz başı, beşbin başı, ikibin başı da diyebileceğimizi, denebileceğini böylece bu kutlu bengi taşdan bilmiş oluyoruz. Aşınmış olan yerlerde ise muhtemel ki benzer kurlar geçmektedir. Bu bilgi askeriyemizin bilgisi dâhilinde mi, ya da başka kaynaklarda da geçiyor mu, bilmiyoruz; nitekim bu bengi taş daha yeni bir buluş sayılır, ancak değil ise, bu savı okuyacaklar arasında süden orun sahibi bulunan ya da erişecek birilerimiz varsa bu konuda bildirme geçebilirler.

*Karşılaştırın Bilge Kağan Bengi Taşı:

teŋri teg teŋride bolmış törük bilge kagan.

Gök gibi gökden olmuş Türk Bilge Kağan.

Ya da(?), aynı bengi taşdan hareket ederek daha derin bir yörüğ (tefsir) ile: Gök(ün kılındığı** ve kılınırken ona gelen/yerleşen öz) doğrultusunda gökden olmuş (=oradan gelen kut sayesinde törünün başına çıkıp kağan olmuş) Türk Bilge Kağan.   

Bilge Kağan Bengi Taşı, Güney Yüzü, Birinci Dize. Bu dize, Bilge Yazıtlar çalışmasında anlatıldığı gösterildiği gibi Türk kağanlarının, Çin'in aksine, gökten aldıkları kut ile törü başına geçip başladıkları/yönettiklerini gösterir çok güzel bir sözdür. Buradakı muhtemel olabilecek yörüğümüzü ise altta olana dayandırıyoruz.

**Karşılaştırın: üze kök teŋri asra yagız yir kılıntukda ekin ara kişi oglı kılınmış.

Üstde mavi gök, astda (altda) yağız yer kılındıkda (yaratıldığında) -bu- ikisinin arasında kişi oğlu kılınmış.

Bilge Kağan Bengi Taşı, Doğu Yüzü, Birinci Dize.

Her ikisi kılındığına göre ve bu ikisinin arasında da kişi oğlu kılındığına göre, bu üçünün Türk inanışına göre bir güççe var edilmiş olması gerekir sonucunu çıkarabiliriz. Türk inanış yoluna göre en üstte de teŋri yâni gök olduğu için, ve en güçlü de en üstde olduğu için, il veren (Bilge Kağan), akıl veren teŋri olduğu için, ''öl'' diyen (Bilge Tonyukuk Bengi Taşı) teŋri olduğu için üçü, dolayısıyla bütünü/evreni var edici gücün (dolayısıyla da iyesi bulunduğu kutun) ora ile, gök ile özdeşleştirilmiş olduğunu söylemek belki mümkündür. Belki de bu gücün -kendine bellediği yorulan- orunu, belli ki, üstde, yukarıda olan gökde bellenmiş. Buradan bakınca böylesi bir düşünce çok uzak olmayabilir. Yine Bilge Yazıtlar çalışmasında bu konularda ve ileri bilgi adına çok mühim ve değerli açıklamalar var.

Uçup gidilen (vefât sonrası özütün/ruhun) yer de yine teŋri, yâni gökdür. Bengi taşlarda öz yandan olan kişiler için uça bardı (''uça/uçup gitti'') denmesi de bununla ilgili olduğu gibi dil bilgini yazarımızın, Kaşkarlı'nın divânında geçen ''uçmak yeri'' sözü için de aynı köken düşüncesi söz konusudur. Günümüzde uçmağ dense de, bu yanlıştır ve sözün aslı uçmak'tır. Belli ki sonraları bu söz teklike düşmüş. Bunda bir etken belki de mastar yapılı sözlerin de ad olarak kullanıldığıdır (bkz. üğmek (Kaşkarlı), yemek, vb.) Bahşayış Lugatı, ya da, Çalıça Sözlüğünde örneğin teklik ''uçmak'' diye geçer. Bu söz kitabı dil özellikleri ve de kimi yazım özellikleri nedeniyle, ör. teŋri sözünün batı ağız biçimi olan taŋrı sözünün aynı klasik dönemdeki gibi tŋri formülüyle yazılması gibi, Selçük dönemine düşünülür. Yine Eski Anadolu Türkçesi döneminde ''mengü (bengi, bengü, sonsuz) uçmak'' gibi bir kullanış da söz konusudur.

Bilge Kağan'dan verdiğimiz bu ilk sözler ise, önemli felsefî bir anlayışı, bir tür dirlik bilgeliğini ve de ona gösterilen saygıyı gösterir denebilir. Çin kağanı kendini göğün oğlu atfederken (krş. Hırıstıyanların İsa'yı oğul görmeleri) Türk kağanının gökten aldığı kutla yönettiğinden buna işaret edilmesi, hem de söze girilmeden önce evrenin ve kişinin kılındığından söz edilmesi, dolayısıyla bir tür düzene atıf yapılması önemli bir düşünce ağırlığını gösterir. Bilgeliğe, bilgi ağırlığına, bilme erdemine ve de hangi öğreti, anlayış, inanıştan olursa olsun ulularına gösterilen saygı da Türk kişisinin bu özünden kılıncından ileri olsa gerek. Kağanların ve Tonyukuk gibi uluların sanına giren ''bilge'' ayaması bile bu bağlamda çok güzel örnektir. Kaşkarlı'nın divânındakı açıklamalarına da bakabilirsiniz. Günümüzde Türk dilinin/dilciliğin bu muazzam baş yapıtını çok uygun tutara edinmek mümkündür.

Çekim, Ali Akar'ın Twitter üyeliğinden alınmıştır. El Etmiş Bilge Kağan'ın üç bengi taşından birini, konumuz olan ve  günümüzde Tariat diye adlandırılanı gösterir. Sanırız ki ancak, bu müzede bulunan alınmışıdır (copy).

(http://resimag.com/p1/a752d1bc8a9.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Nisan 2019, Pazartesi - 21:56
Kutlu olsun!

http://qha.com.tr/haberler/turk-dunyasi-bunu-konusuyor-dede-korkut-un-13-destani-bulundu/26126/
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Nisan 2019, Pazartesi - 22:25
ASİS'in [VMG]sinin adı Salgur üzerine.

http://forum.defenceturk.net/index.php?topic=905.msg6582#msg6582
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 04 Mayıs 2019, Cumartesi - 20:15
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Mayıs 2019, Pazartesi - 07:29
İskit dese de Hun olmalı.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 12 Mayıs 2019, Pazar - 22:11
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Uygur - 13 Mayıs 2019, Pazartesi - 21:35
https://ru.sputnik.kg/society/20170201/1031555027/na-altae-najdena-unikalnaya-runicheskaya-nadpis-vremen-kyrgyzskogo-kaganata.html?fbclid=IwAR3FhpHEHMCCtkeXOoX1Z8OlsGUgHUnt4yDkKyjjUeX_-HGN5bLsi464nWU

Kırgız Kağanlığı döneminden kalma bir yazıt Altay'larda bulundu.

Yaklaşık anlamı şu biçimde verilmiş : "Sonsuz bir kaya üzerine yazıyorum. Bu toprak sahiplerinden sağlık ve uzun ömür için rica ediyorum"

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mayıs 2019, Salı - 16:12
https://ru.sputnik.kg/society/20170201/1031555027/na-altae-najdena-unikalnaya-runicheskaya-nadpis-vremen-kyrgyzskogo-kaganata.html?fbclid=IwAR3FhpHEHMCCtkeXOoX1Z8OlsGUgHUnt4yDkKyjjUeX_-HGN5bLsi464nWU

Kırgız Kağanlığı döneminden kalma bir yazıt Altay'larda bulundu.

Yaklaşık anlamı şu biçimde verilmiş : "Sonsuz bir kaya üzerine yazıyorum. Bu toprak sahiplerinden sağlık ve uzun ömür için rica ediyorum"

Çok değerli bir buluş. Sanırım bir kaya bitiği. Ancak, gördüğümce Ahmet Taşağıl üleşmiş ve güzel biçimde gündem olmuş, yine de çokça yeni bir buluş sayılmaz. Bir süredir biliniyor ve bir başka haber ağında ingilizce haberini okumuş idim.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 14 Mayıs 2019, Salı - 19:31
Sözlerin özlerinde taşıdıkları birden çok anlamları, o dilin ve dolayısıyla sözleyenin düşünce {ve duygu} baylığını* gösterir. Sözünü ettiğimiz söz, keskin sözüdür.

Bernardo da Parigi, 1665, Roma. İtalyanca-Türkçe söz kitabı. Yavuz Kartallıoğlu çalışmasıdır.

*bay, zengin; ıduk (mübarek) ve hem erkek hem kadın için yalın adın ardına eklenen bir saygı çağrı sözü olarak kullanılır. (Biz Türklerde özde kişiyi yalın adla çağırmak hoş görülmez. Günümüzdeki bay/bayan kullanışları ise yanlıştır, galattır.) Günümüzde māmur anlamına kullandığımız bayındır sözü ile karşılaştırın. (Bu söz bir Oğuz boyunun da adıdır.)

(http://resimag.com/p1/cd23fcd9060.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 16 Mayıs 2019, Perşembe - 18:48
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 20 Mayıs 2019, Pazartesi - 00:13
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Mayıs 2019, Cumartesi - 20:47
ERDEM

sekiz türlüğ isiğ öz yöründekin bilmek ukmak erdemiğ eŋsiz ked bilmiş erti.

san sakış erdemiŋe barçaka ötmiş.

sekiz türlüğ erdemiğ bilmiş kergek.

Sekiz türlü sıcak öz (kişi özü, canı, hayatı) yöründekini bilmek akletmek erdemini örneksiz key (çok iyi, fevkalade) bilmiş idi.

Sayı ve sakış/sağış (hesap) erdemine, varcasına (hepsine, kamusuna, tüm, bütün erdemlere) geçmiş (vakıf olmuş).

Sekiz türlü erdemi bilmiş (olmak) gerek(tir).

Bu geçtiğimiz örnek ifadeler, dilimizin yazılı en bay söz varlığı bulunan Turpan yazmalarında geçer. Bunlar üç örnek. Daha açacak olursak bu örnekler, o yazmalardan birisi ve çok kapsamlı bir yazma olan Altun Yaruk Sudur'un bitiğlerinden/"ciltlerinden" birinin içinde geçen o bitiğin bir unsuru olarak Bayağut Oğlı Otaçı Beğ, Bayağut Oğlu Otacı (Hekim) Beğ öyküsünde geçer.

Bu ifadelerden anladığımız, erdem sözünün, bilme, vakıf olma hikmetini de anlattığı karşıladığıdır. Kaşkarlı Mahmud da bu sözü divānında anıp "fazilet, övülecek şey" der. Çok alçak uçtuğu için şa adlı bir kuşa erdemsiz şa da dendiğini de aktarır.

ukmak, akletmek demektir ve bu eylemden gelen ukuş adı da "akıl" anlamına gelir. us sözü ise temyiz demektir.

Yine san sakış erdemi sözünden, biliğ/bilim/ilim kavramını da karşıladığı seziliyor.

Kaşkarlı'nın divānı ardından pek mühim bir söz kitabı olan Mukaddimetü'l Edeb'de de erdem sözü "edeb" sözü ile anılmıştır. Bu sözlük 1200 suları/öncesine tārihlenir ve o uğurlarda edeb sözü edebī bilgileri anlatmak için kullanılır. Bu da bize ayrı güzel bir karşılaştırma örneği sunar. Yine bengi taşlarımızı unutmamak gerektir ve Kem bengi taşlarında alplık, erlik erdemini anlatmak için sıkça "er erdemi" sözü kullanılır.

yöründek sözüne sıkça ilaç, derman, merhem dense de, biz bu karşılıkda çok emin olamadık. Bu sözün yormak, açmak, tefsir etmek, ayırtlı ortaya koymak anlamına gelen yör- eylemiyle ilgisi bulunup yörünmek = tefsir edilmek, ayırtlı ayrıntılı ortaya konmak eşitliğinden yola çıkarak "yöründek" de bu doğrultuda bir anlamı karşılıyor olabilir. Böylece isiğ öz yöründek, sıcak canın/kişi özünün-hayatının-bedenin-organların (temellerini, temel bilgilerini) ayırtlı ortaya konmuş yolu/yörüğü ("tefsiri") demek olabilir. Nitekim öykümüzün kahramanı da tüm tınlıları canlıları iyileştirmek ve bu erdemi öğrenmek isteyen bir kişidir. Bu bağlamda bu karşılığın sığdığı söylenebilir. beden için ise dilimizde den, organ için ise tilgen denir.

Son olarak, batının doğudan (Japonca do'dan örneğin) alıp "çevirdiği" 'arts' kavramını da bu yüzden 'sanat' değil, erdem kavram adı ile anlatmalıyız. Buradan yola çıkarak, savunma "sanatlarına/sporlarına" savunma erdemi, kılıç kullanma erdemine "kılıç erdemi", ok atıcılığına "okçuluk erdemi", vb. demeliyiz. Doğrusu ve geleneğimizdeki karşılığı, yeri olan iş budur. Uzluk(çuluk), sanat (bkz. ve krş. sanayi, sınaī gibi sözlerimiz), meslek işleri ise kılıç, ok, yay, vs. yapımı ile ilgilidir. Bu yüzden de bir işe eli yatkın olana ya da usta olana uz kişi, eli uz(lu) deriz.

Görüntüyü Cengiz Alyılmaz Usta'nın İpek Yolu Kavşağının Ölümsüzlük Eserleri adlı çalışmasından aldık. Türk Uygur ürüŋ başı yukarıdan aşağı, soldan sağa yazılır.

Bin Yıl Tümen Gün Takımı, 2019.05.25, 20:44.

(http://resimag.com/p1/cd44c04b7b8.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Mayıs 2019, Çarşamba - 16:39
kolluk sözünün gördüğüm geçtiği ilk yer. 1665.

(http://resimag.com/p1/2c67a09fd2b.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Mayıs 2019, Perşembe - 06:35
SÖZ VARLIĞI - "donanmalı" ÖRNEĞİNDE

Türk eline gelip Türkçe öğrenen bir İtalyan olan Bernardo da Parigi'nin bu edindiğini döktüğü bir söz kitabı vardır. Bu değerli söz kitabından söz açmıştık. Yıl 1665. Basma yeri Roma'dır. Bu söz kitabında, Yunanca/Helence-Latince köklü İtalyanca "navale", günümüz İngilizcesinde "naval" diye yaşayan söz karşısında Türkçe "donanmalu", günümüz Türkçesiyle (eki söyleme biçimiyle) "donanmalı" sözü vardır. Karşısında dememizin nedeni söz kitabının kendi düzeninde İtalyanca-Türkçe düzende olması.

Böyle olmasının nedeni, 'navy'ye 'donanma' dememizden. İlgili ekin ilgili görevi de vardır. Bu durum, dilde kavramı karşılamış sözleri kullanmak gerektiği gerekliğini ve ilkesini doğurur, gösterir. Nitekim görülmüş bir iş, temeli olan bir iştir ve o işi yinelemeye gerek yoktur. Böylece, kökü olan bir yere (de) bağlanmış oluruz. Dil ve söz varlığı, birikim ve güç demektir. Ayrı olarak, günümüzde karşılık bilinmeyip kullanılmadığı ve hep tırnaklar içinde ' "naval" ' yazıldığından ötürü bu ve gibi  sözler için de yine dermanı bulmaktayız.

Bu bilgiyi, özellikle donanmacılarımızın dikkatine sunuyoruz.

Çalışma Yavuz Kartallıoğlu'nun Söz Kitabı adlı çalışmasıdır.

(http://resimag.com/p1/d934c2c8e45.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 06 Haziran 2019, Perşembe - 01:45
(http://resimag.com/p1/3acb809c4d1.jpeg)

(http://resimag.com/p1/cde75159681.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 08 Haziran 2019, Cumartesi - 16:38
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Haziran 2019, Salı - 02:00
Burada önemli bir konuya değindim. Haberin ilk, gönderinin ikinci yorumu.

http://antiksirlar.com/konular/kazakistanda-3-bin-yillik-goecebe-olmayan-saka-yerlesimi-kesfedildi.3756/
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 25 Haziran 2019, Salı - 16:28
Burada önemli bir konuya değindim. Haberin ilk, gönderinin ikinci yorumu.

http://antiksirlar.com/konular/kazakistanda-3-bin-yillik-goecebe-olmayan-saka-yerlesimi-kesfedildi.3756/

Andığım görüntüleri girmiş bulunuyorum. Bakınız.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Temmuz 2019, Pazartesi - 22:59
Bu Kaşgarlı Mahmud'un divānından, ünlü nāmı diğer Divānu Lugati't Türk. Geçmiş idim.

(http://resimag.com/p1/90499189812.jpeg)

Bu da Tarama Sözlüğü'nün her hangi bir tarihī yazmamızdan ulaştığı bilgi.

(http://resimag.com/p1/39264798669.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 26 Temmuz 2019, Cuma - 19:57
"Yelken mezhepli"

Dilimizden hoş bir esinti. Türkçe işini çok güzel görüyor. Tedavüle sokulacak bir ifade. Günümüzde bu tür yeyni baş ve soysuzlar için kullanılan ilintili ifadeler de aynı ifade kaplamı ile ilintili. Mütercim Āsım Efendi'nin 18. yüz yılda yaraştırdığı Farsça-Türkçe söz kitabından. Kitabın aslı Farsça söz kitabıdır. Kendisi bunu Farsça-Türkçe eyleyip zenginlemiş (ek bilgi ve açıklamalar) ve dilimizin karşılıklarını (bu yüzden Farsça-Türkçe; Arapça karşılıkları da anar) eklemiş, böylece bize çok ulu bir yadigar bırakmıştır. Ulu anısını kutluluyorum. Ayrıca, hem doğu Türkçesi, hem İran Türkçesi, hem de halk (köy, yöre, taşra, kır) ve de şehir Türkçelerini de çok iyi bildiğini andığı karşılıklardan anlıyoruz. Ufku ve gönlü çok genişmiş. Yüceler yücesi Yaradan rahmetiyle muamele eyleye.

(http://resimag.com/p1/a6ab697ffe8.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Temmuz 2019, Salı - 23:26
Türküler, görgümüzdür. Türküler, tarih boyunca birikimimizdir; sevgimiz, sevdalarımız, hüzün ve acılarımız, ve de hatıralarımızdır, anılarımızdır. Hem geçmişimiz, hem geleceğimizdir. Geleceğin teminatı olan ânımızdır. Kültürümüzün aynası olan dilimizdir. Hazinedir. Türkülerimiz, töremizdir. 'Biz'dir. Onlara ne denli yakın olursak, kendimize onca, o denli yakın oluruz. Aşağıdakı Ali Aksoy parçasını küçüklüğümden beri bilirim. Yeri değişmedi, aksine pekişti. Özünüze kuvvet vere. İyi dinlemeler dilerim. Umarım siz de beğenirsiniz.

Bir milleti millet yapan, erdem ve değerlerinden oluşmuş ve de beslenmiş, beslenen hedefleri, amaçları, ülküleridir. Bizim de ülkü ve töremiz ebediyyen sürüp gidecek. Yüce Allah, kamu Türk'e güç ve feraset vere.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Ağustos 2019, Perşembe - 01:14
En alt yorum. Hepimizi ilgilendiren en baş mesele.

https://antiksirlar.com/konular/kazakistanda-3-bin-yillik-goecebe-olmayan-saka-yerlesimi-kesfedildi.3756/
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 02 Ağustos 2019, Cuma - 01:43
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 03 Ağustos 2019, Cumartesi - 00:24
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Ağustos 2019, Pazartesi - 00:50
Demektir ki, dilimizde ılı denir. Çok hoş.

Āsım Efendi'nin eserinden.

Bu gibi sayısızca sözleri, en azından benim orta dil tabir ettiğim Günde Türkiye Türkçesinde yitirdiğimizden yeri geldi mi ya yad dile, ya da benim gözümde eksiklik ve veya acizlik olmasa da diğer türlü yollara baş vuruyoruz. Oysa her tür olanak, her tür söz, biçim, yapı, formül var. Türkçe adeta tükenmez bir hazine gibi. Bunların yine dile kazandırılması gerekli ve de elzemdir. Buradakı "ılı" sözü okyanusdakı bir damlacıktır.

(http://resimag.com/p1/a1a769ae5fb.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Ağustos 2019, Cuma - 06:04
Bağatur/Bahadır/Baatır/Batır/Batur. Dilimizdeki alp sözü yanında "kahraman" için kullanılan.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 18 Ağustos 2019, Pazar - 21:03
Bütün olay, bu gösterilmişdekidir. Bütün olay, buradakını duymak. Sözüyle, betmesiyle, rengiyle ve de o muazzam belgiyle. Her bir unsur o muazzam bütünü imliyor.

Mehmet Levent Kaya Usta'nın çalışmasıdır.

https://m.facebook.com/photo.php?fbid=10156988263674900&id=746879899&set=a.10153879323914900&source=57

(http://resimag.com/p1/ba3f639f0b4.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 05 Eylül 2019, Perşembe - 18:36
Makale kıvamında konu üzerine uzunca bir sözümüz.

https://www.defenceturk.net/askeri-sozleme-bilgisi-suu
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 15 Eylül 2019, Pazar - 23:32
Bir süredir daha çok özgün yazı yaraştırıp bende olan bilgiyi aktarmaya gayret ediyorum. Bu neden buraya uzundur girdi girmedim. Bu çabam daha sürecek de. Yazılardan sizi buradan haberli etmekle ara sapa önemli gördüklerimi de gireceğim. Bitmek üzere olan yazım Bilge Tonyukuk çağında istihbarat faaliyetleri üzerine. İzde kalınız.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 17 Ekim 2019, Perşembe - 21:51
Türkiye'den değil, Moğolistan'dan yazıyor usta ve oradan daha çok yazacak. Netekim araştırma yolculuğuna uzun bir süre orada devam edecek. Başlık aldayıcı olmakla Moğol'a varışının ardından ilk izlenimlerini anlatıyor. Can alıcı, derken neyi kast ettiğimizi biliyorsunuz, yazılar ise yakında inşallah. İzde kalın, okuyun ve de okutun. Nice okunursa o denli hepimiz adına iyi. Yurdumuzun Eski Türkçe, Türk lehçeleri iyi bilen bir dil bilgini olarak bunun üstüne Altay'ın diğer iki kolu Moğolca ile Mançuca'yı bilen, Japonca Korece dil bilgisi olan bir öğretici ve yeri geldi mi -bizim- kitaplarda bulunmayan bilgileri belletmiş ve belleten bir büyüğümüz daha bilinmeyi çoktan hak ediyor.

Aşağıdakı yorum yerinde yorum girmeği unutmayın. Nice yorum, onca doruk.

http://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1152/80ler-alman-popu-ve-kolonya
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Ekim 2019, Perşembe - 16:54
https://www.samsunsonhaber.com/haber/5116891/haftanin-kitabi-mogollarin-gizli-tarihcesi-

Moğolların ortak geleneğe sahip olması nedeniyle çokça  açıklayıcı dipçelerle zenginleştirilmiş bu çeviri küçük bir ansiklopedi, arşivçik ölçekliğindedir. Kitabı okumuş olanlar fikirlerini yorum bölmesinde belirtmeyi unutmasınlar. Denk geleceklere böylece yön gösterici olur.
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Ekim 2019, Perşembe - 17:20
Levent Usta'nın artıkın düzenli yazıyor olması çok iyi haber.

Bu yazıya kimimiz belki biraz alınabilir. Ancak ben özüm çok sevdim. Bazan biraz acıtmak gerektir. "ülkücü" kavramı üzerinden günümüz Türk Milliyetçiliğinin ezberciliğine, hareketlik göstermesi gerektiği alandaki hareketsizliğine güzel çıkarma yapıyor. Bu durum kendini türkçü, atsızcı, milliyetçi, her nice tanıtıyorsa hepimiz için geçerli. İstisnalar, maalesef, kaideyi bozmuyor. Dokunaklı ve düşündürücü yazı. Dizi olayına da değinmeğe gerek yok. Benim gözümde tüm "Türk" dizilerin hepsi çöplüğe ait. Yine burada da istisnalar maalesef kaideyi bozmuyor. İşin belki tek iyi yanı, dünyada en çok seyredilen dizilerden birisi Türk diziler imiş. Kanada'da kimi kadınlar Türkçe öğrenmeğe başlamış, öz dilinde yeğ anlayabilmek için. Fena değil hani, ama derdi yalnızca fitne fesat, entrika, şiddet ve her tür olumsuz olan yapıtların üzerinden bunun olması da ayrı kötü. Ne diyeyim? Keşke hepiniz yok olsanız. Doğrusu bu işler de öyle havadan değil; ama şimdilik kalsın.

http://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1162/mogolistanda-muhtesem-yuzyil
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Ekim 2019, Pazar - 15:19
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 30 Ekim 2019, Çarşamba - 20:53
Yalma = ton/don. Ana giysinin, Türk giysisinin adı. Don+an-mak dediğimiz eylem de ton sözünden gelir. Günümüzde çokça anlam daralmasına uğramış durumdadır.
Kedüt = özel bir giysiyi anlatır. Ayrıntılı açıklama için Kaşgarlı'nın divaanına bakınız. Bunun için de alınız (fiyatı çok düşük). Kendiniz de bir şeyler yapmalısınız
Kesürgü = deri heybe; dağarcık. Yine Kaşgarlı'da geçer.

http://www.samsunsonhaber.com/yazarlar/1174/turk-is-adamlari-gozluk-yalma-morin-huur-konseri
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 09 Kasım 2019, Cumartesi - 17:34
https://www.memurlar.net/haber/866153/ders-kitabinda-uygur-alfabesi-yerine-israil-alfabesi.html
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Kasım 2019, Pazartesi - 00:23
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 11 Kasım 2019, Pazartesi - 00:25
Araya bilgi olsun: Bana herhangi neden hergangi biçimde ulaşmak isteyen olursa, aşağıkı yolca gitsin.

https://m.facebook.com/caneryerlik
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2019, Çarşamba - 00:30
Bizim toprakların, engin, uçsuz bucaksız kırların parlayan incisi, "almıla"sı, "sakura"sı (kiraz çiçeği). Moğolistan, badem çiçeği (almond). Буйлс мод. Sağda, Moğollara (ve Mançulara) geçip sürdürdüklerinden günümüzde haalaa kullandıkları, ikinci Türk yazısı. Yeryüzünde bundan daha estetik, resmen kendi ruhu olan başka bir yazı yok. Bu yazı çok uzun süre kullanılmıştır ve hepimizin bildiği ama yine hiç kimsenin okumayı akıl etmediği Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'i, bu yazıyla yazılmıştır (bir nüshası). Yukarıdan aşağı yazılır. Fatih'in, hatta Kanuni'nin sarayına dek girmiştir. İşlek kullanım süresi aşağı yukarı 700lerin ortalarından 1400 sularına dektir. Moğollar, Mançular dışında Altay Türkleri gibi Türkler de kullanmıştır ve bir belge 1660 gibi bir taarihi gösterir. 10. yy.'a taarihlenen, yine Altay merkezlerinde daha yenice bir kaya yazması da tanıklanmıştır. Harika bir buluş! Bir yazının devaasa bir coğrafyada nice "lingua franca" olabileceğinin en güzel örneği, en büyük kanıtı. Aaşığım bu yazıya. Yaptığım, çok iyi olmadı ise de, bir tablo da odamda asılı durur. Çiçek de harika! Çiçek her zaman harika!

(http://resimag.com/p1/459525cee69.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2019, Çarşamba - 00:35
Klasik çağdan bir taş döşeme. C. Alyılmaz ustanın İpek Yolu Kavşağının Ölümsüzlük Eserleri adlı çalışmasından.

(http://resimag.com/p1/08f50c81abb.jpeg)
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2019, Çarşamba - 00:48
Türkiye'den birisi. Kişi arayış içinde. Gittikçe özüne yaklaşıyor. Bir kaç yıldır bunu gözdemliyorum. Son aradır da özellikle yır (music) geleneğimize ulaşmak, çabalamak uğraşı var.

Akdeniz Erbaş, Ali Efe, Mert Celal Nişancıgillere de göz atabilirsiniz. Bir de bir Sagucu Tigin geçinen birisi var, şu an ayrık olarak aklıma gelen.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 13 Kasım 2019, Çarşamba - 05:57
Bu ozanın kanalına kesinkes üye olun.

Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 24 Kasım 2019, Pazar - 18:13
İlk bölük tamam. Gerisi yakında. Yaymanız rica olunur.

https://www.defenceturk.net/8-yuzyilda-turk-istihbarat-anlayisi-bilge-tonyukuk-uzerinden-klasik-cagin-turk-istihbarat-anlayis-ve-faaliyetine-bakis-ve-cikarim-1-boluk
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 27 Kasım 2019, Çarşamba - 07:23
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Kasım 2019, Cuma - 11:59
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 29 Kasım 2019, Cuma - 11:59
https://m.facebook.com/photo.php?fbid=10156943790202677&id=621427676&set=a.10150276323462677&source=48&refid=8&_ft_=qid.6764650391043075761%3Amf_story_key.8981027952876159779%3Atop_level_post_id.10156943790987677%3AeligibleForSeeFirstBumping.1%3Acontent_owner_id_new.621427676%3Asrc.22%3Aphoto_id.10156943790202677%3Astory_location.5%3Astory_attachment_style.photo%3Aview_time.1575017903%3Afilter.h_nor&__tn__=EH-R
Başlık: Ynt: Söz, Dil, Millet - Boyunduruktan Kurtulmak İçin Herşeyden Önce Millî Benlik
Gönderen: Caner Çetin - 01 Aralık 2019, Pazar - 20:46
Dizinin ikinci bölüğü. Okumaktan çok/sonra okutmayı önemseyiniz.

https://www.defenceturk.net/askeri-sozleme-bilgisi-2-cerig-cerig